Altın Oran
Altın oran, doğadaki varlıkların yapılarında bulunan özel
bir orandır.
Altın oran kabaca, büyüğün küçüğe oranıdır.
Bu oran özellikle sanat ve mimaride yüzyıllarca uygulanmıştır. Doğada en
belirgin olarak altın oran insan vücudunda, kabuklu deniz hayvanlarında
ve ağaç dallarında görülmektedir.
Başka bir deyişle altın oran, dikdörtgenin en
estetik görünecek uzunlukta uzun kenarının
kısa kenarına oranıdır. Formül olarak karekök 5 ile 1 toplamının ikiye bölünmesiyle
bulunan rakam 1.618033988749894 (15 hane) dür. Altın oran ifade
edilmesi için kullanılan sembol, PHI yani Φ 'dir.
Altın oran evren ezelden beri var olmasına karşılık tam olarak ne zaman
farkedildiği bilinmemektedir. Mısırlılar Keops piramidi tasarımında hem
pi hem de phi oranını kullanmışlardır. Leonardo Da Vinci yine çalışmalarında
ilahi orandan bahsetmiştir. Rönesans sanatçıları altın oranı tablolarında
kullanmışlardır. Altın oranı göstermek için, Parthenon'un mimarı ve bu oranı
resmen kullandığı bilinen ilk kişi olan Phidias'a ithafen, 1900 lerde Yunan
alfabesindeki
Phi harfini Amerika'lı matematikçi Mark Barr
kullanmıştır. Aynı zamanda Yunan alfabesindekine karşılık gelen F harfi
de, Fibonacci'nin ilk harfidir.
Fibonacci sayıları (0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377,
610, 987, 1597, 2584, 4181, 6765... şeklinde devam eder) ile Altın Oran
arasında enteresan bir ilişki vardır. Dizideki ardışık iki sayının oranı,
sayılar büyüdükçe Altın Oran a yaklaşır.
Mikroorganizmalarda altın oran barındıran üç boyutlu formlar oldukça yaygındır.
Birçok virüs ikosahedron yapısında bir yapıya sahiptir. Bunların en ünlüsü
adeno virüsüdür. Adeno virüsünün protein kılıfı 252 adet protein alt biriminin
düzenli bir biçimde dizilmesi ile oluşmuştur. İkosahedronun köşelerinde
yer alan oniki alt birim ise beşgen prizmalar biçimdedir. Virüslerin altın
oranları bünyesinde barındıran şekillere sahip olduğunu ilk tespit eden
kişi 1950'li yıllarda Londra dan A. Klug ile D. Caspar'dır (J. H. Mogle,
et al., "The Stucture and Function of Viruses", Edward Arnold, London, 1978).
Üzerinde ilk tespit yapılan virüs ise Polyo virüsüdür. Rhino 14 virüsü de
Polyo virüsü ile aynı formu gösterir.
Bilim adamları deniz dibinde yaşayan ve yumuşakça olarak sınıflandırılan
canlıların taşıdıkları kabukların yapısını incelerken bunların formu, iç
ve dış yüzeylerinin yapısı dikkatlerini çekmiştir. Yumuşakçaların pek çoğunun
sahip olduğu kabuk logaritmik spiral şeklinde büyür. Bu canlıların hiçbiri
şüphesiz logaritmik spiral bir yana, en basit matematik işleminden bile
habersizdir. Peki nasıl olup da söz konusu canlılar kendileri için en ideal
büyüme tarzının bu şekilde olduğunu bilebiliyorlar. Bazı bilim adamlarının
"ilkel" olarak kabul ettiği bu canlılar, bu şeklin kendileri için en ideal
form olduğunu nereden bilmektedirler. Böyle bir büyüme şeklinin bir şuur
ya da akıl olmadan gerçekleşmesi imkansızdır. Bu şuur ne yumuşakçalarda
ne de bazı bilim adamlarının iddia ettiği gibi doğanın kendisinde mevcuttur.
Böyle bir şeyi tesadüflerle açıklamaya kalkışmak oldukça zordur.
Kenarlarının oranı altın orana eşit olan bir dikdörtgene
altın dikdörtgen
denir. Uzun kenarı 1,618 birim kısa kenarı 1 birim olan bir dikdörtgen altın
dikdörtgendir. Bu dikdörtgenin kısa kenarının tamamını kenar kabul eden
bir kare ve hemen ardından karenin iki köşesi arasında bir çeyrek çember
çizelim. Kare çizildikten sonra yanda kalan küçük bir kare ve çeyrek çember
çizip bunu asıl dikdörtgenin içinde kalan tüm dikdörtgenler için yapalım.
Bunu yaptığınızda karşınıza bir sarmal çıkacaktır.
İngiliz estetikçi William Charlton insanların sarmalları hoş bulmaları ve
binlerce yıl öncesinden beri kullanmalarını "Sarmallardan hoşlanırız çünkü,
sarmalları görsel olarak kolayca izleyebiliriz." demiştir (William. Charlton,
Aesthetics:An Introduction, Hutchinson University Library, London, 1970).
Deniz bilimcileri tarafından renkli tüyleri nedeniyle Noel ağacı solucanı
olarakisimlendirilen bir deniz solucanı (Spirobranchus Giganteus), adeta
sanat eserini andıran çok işlevli dokunaçları ile bilim çevrelerinde pek
çok soruyu gündeme getirdi. Bu canlının yapısında yer alan bu organlar,
son derece düzgün ve orantılı bir şekle sahiptir. Bu organlara kavisli şekli
veren yayların tümü aynı biçimdedir ve her yayın büyüklüğü ve merkez etrafından
dönerken yapmış olduğu açı sabittir. Bu geometrik düzen, canlının sarmal
şeklindeki dokunaçları için de geçerlidir. Bu dokunaçlar eşit açılı sarmal
yapının dayandığı temel geometriksel kurallara göre şekillendirilmiş olduğundan,
hem canlının hayati fonksiyonlarını yerine getirebilmesini sağlar, hem de
hayvanın bedenine çok etkileyici bir
güzellik ve estetik kazandırır.
Çevremizdeki bitkilere, ağaçlara baktığımızda dalların birçok yaprakla kaplı
olduğunu görürüz. Uzaktan baktığımızda, dalların ve yaprakların gelişigüzel,
dağınık bir şekilde dizilmiş olduklarını düşünebiliriz. Oysa, her ağaçta,
hangi dalın nereden çıkacağı ve yaprakların dal çevresinde dizilişleri,
hatta çiçeklerin simetrik şekilleri dahi belirli sabit kurallar ve belli
ölçülerle belirlenmiştir. Bitkiler ilk yaratıldıkları günden beri bu matematik
kurallarına harfi harfine uyarlar. Yani hiçbir yaprak veya hiçbir çiçek
tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir ağaçta kaç dal olacağı, dalların nereden çıkacağı,
bir dal üzerinde kaç yaprak olacağı ve bu yaprakların hangi düzenlemeyle
yerleşeceği önceden bellidir. Ayrıca her bitkinin kendine özgü dallanma
ve yaprak diziliş kuralları vardır. Bilim adamları bitkileri sadece bu dizilişlerine
göre tanımlayıp sınıflandırabilmektedirler. Bitki türüne göre değişen
bu diziliş şekilleri dairesel veya sarmal yapı şeklindedir. Bu özel dizilişin
en önemli sonuçlarından biri yaprakların bir diğerini gölgelemeyecek şekilde
yerleşmiş olmalarıdır. Botanikte "yaprak diverjansı" olarak tanımlanan bu
oranlara göre bitkilerde yaprakların gövde etrafına dizilişlerindeki düzen
belirli sayılarla belirlenmiştir.
Sanatçılar, bilim adamları ve tasarımcılar, araştırmalarını ya da çalışmalarını
yaparken ya da ürünlerini ortaya koyarlarken orantıları altın oran uyumuna
göre belirlenmiş insan bedenini ölçü olarak alırlar. Leonardo da Vinci ve
Corbusier tasarımlarını yaparken altın oran sayısına göre belirlenmiş insan
vücudunu ölçü almışlardır. Günümüz mimarlarının en önemli başvuru kitaplarından
biri olan Neufert'te de altın orana göre belirlenmiş insan vücudu temel
alınmaktadır.
İnsan vücudunda altın oran için verilebilecek ilk örnek, göbek ile ayak
arasındaki uzaklık bir birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618
e karşılık gelmesidir. Bunun dışında vücudumuzda yer alan diğer bazı altın
oranlar şöyledir: Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası;
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu; Göbek-baş ucu arası mesafe
/ Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe; Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu
arası.
İnsan yüzünde de birçok altın oran vardır ki özellikle bu konu yüz estetiğini
daha çok yakından ilgilendiriyor. Ancak bu oranlandırma, bilim adamları
ve sanatkarların beraberce kabul ettikleri "ideal bir insan yüzü" için geçerlidir.
Yani her insan insan bu oran tam doğru olmayabilir. Örneğin üst çenedeki
ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk
dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar
bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır. Bunların dışında insan
yüzünde yer alan diğer bazı altın oranlar şöyledir: Yüzün boyu / Yüzün genişliği;
Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu; Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların
birleşim yeri arası; Ağız boyu / Burun genişliği; Burun genişliği / Burun
delikleri arası; Göz bebekleri arası / Kaşlar arası. Bu oranlar daha da
arttırılabilir.