Burun Rekonstrüksüyonu
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
GİRİŞ
İnsan yüzü, yüzyıllardan beri karşısındakileri ilk görüşte etkileyen ve
önyargılara yol açan özelliğini korumuştur. Burunda çeşitli nedenlerle oluşabilen
defektler uygun şekilde onarılmadığında, kişinin tüm yüz yapısında değişiklik
meydana getirdiği gibi, 21. yüzyıl insanının sosyal yaşamında da yıkıntılara
sebep olabilmektedir.
Burun vücutta en çok göz önünde bulunan, rekonstrüksiyonu en zor ve problemli
olan bölgelerden biridir. İatrojenik olarak deri tümörlerinin eksizyonu
ve travmaya bağlı; burunda çeşitli derecelerde defektler oluşabilir. Bu
defektlerin kapatılabilmesi ve/veya yeniden bir burun çatısı oluşturulabilmesi
içinde birçok rekonstrüksiyon tekniği tanımlanmıştır.
TARİHÇE
Burun rekonstrüksiyonu
tarihçesi plastik cerrahi dallarının tarihçeleri içinde en ilgincidir. Tarihçe
üç devreye ayrılabilir. Birincisi ilk kayıtlara rastlanılan Taş Devri kadar
geriye gider. İkincisi 1450 ile 1860 yılları arasını kapsar. Üçüncüsü ise
son yüzyıllık süredir. M.Ö.2500-600 yıllarında Hindistan ve Mısır’da burun
rekonstrüksiyon yöntemlerinin kullanıldığına dair kayıtlara rastlanmıştır.
İlkel Asya kültürleri arasında burun ucunun ampute edilmesi , yasalara karşı
işlenen suçlarda ve savaş esirlerine uygulanan geleneksel cezalar arasındaydı.
Bu olaydan Susruta Samhita tarafından yazılan ve Hintlilerin kutsal kitabı
sayılan Ayur-Veda adlı eserde bahsedilmektedir. Bu kitapta ayrıca alın derisi
kullanılarak o tarihlerde uygulanan burun rekonstrüksiyonu yöntemi anlatılmıştır.
Burun rekonstrüksiyonu tarihçesi üç temel gelişmeye dayanır.
1. Hindistan metodu ‘ Midline forehead flap ’ Alın Flebi
2. İtalyan metodu ‘ Brachial flap ’ Kol Flebi
3. Fransız ve Alman metodu ‘ Lateral cheek flap ‘ Yanak
flebi
‘Midline forehead flap’ - orta hat alın
flep - tekniği
Hindistan kültüründen kaynaklanır. İtalyanların Hindistan yarımadasını keşfiyle
ve İngilizlerin sonradan burayı işgali ile Hindistan metodu Avrupa’ya gelmiştir.
‘Midline forehead flap’ ilk kez 1974 yılında Mr. Lucas tarafından yayınlanmış
ve Joseph Carpue tarafından popülarize edilmiştir. (1816)
‘Brachial flap’ burun rekonstrüksiyonunda ilk kez 1597 yılında Gaspar Tagliacozzi
tarafından tariflenip kullanılmıştır. Tagliacozzi plastik cerrahi ile ilgili
ünlü eserinde İtalyan yöntemi olarak bilinen üst koldan geciktirmeli burun
flebini anlatmıştır. O yıllarda doğumdan veya kazadan meydana gelen deformitelerin
tanrının iradesi olduğunu savunan kiliseye karşı umutsuzca savaşmıştır.
Ölümünden sonra ruhu lanetlenmiş ve cesedi mezardan çıkarılarak yakılmıştır.
Bugün Bologna Üniversitesinde anısına dikilmiş bir büstü mevcuttur. Tagliacozzi
usulünün günümüz tekniğine ne kadar uyduğunun tesbiti dikkat çekicidir.
19. yüzyıl boyunca Alman ve Fransız cerrahlar Dieffenbach’ın liderliğinde
burun rekonstrüksiyonunda yanak dokusunu değişik şekillerde kullanmışlardır.
EMBRİYOLOJİ
Baş ve boyun gelişimindeki en tipik özellikler brankial ve faringeal arkuslar
tarafından oluşturulur. Bu arkuslar gelişimin 4. ve 5. haftalarında ortaya
çıkar ve embriyonun karakteristik dış görünümüne büyük ölçüde katkıda bulunurlar.
Faringeal arkuslar sadece boynun oluşumuna katkıda bulunmakla kalmaz, aynı
zamanda yüz gelişimine de katılırlar.
Birinci faringeal arkus, maksiller çıkıntı denilen ve öne, göz bölgesinin
altına doğru uzanan bir arka parça ve Meckel kıkırdağını içeren mandibular
çıkıntı denilen bir ön parçadan meydana gelir. Maksiller çıkıntılar stomadeum
lateralinde , mandibular çıkıntılarda stomadeum kaudalinde ayırt edilebilirler.
Beyin veziküllerinin önündeki mezenşimin proliferasyonuyla oluşan frontonazal
çıkıntı, stomadeum üst sınırını oluşturur. Frontonazal çıkıntının her iki
tarafında, ön beynin ventral parçasının indüktif etkisi altında ortaya çıkan
yerel yüzeyel ektodermal kalınlaşmalar ‘Nazal Plakodlar’ olarak adlandırılırlar.
Nazal Plakodlar embriyonel gelişimin 4. haftasında ortaya çıkar. 5. haftada
Nazal Plakodlar invagine olarak nazal çukurları oluşturur. Çukurların dış
kenarındaki çıkıntılara lateral nazal çıkıntı, iç kenarındaki çıkıntılara
medial nazal çıkıntı adı verilir.
Burun 5 adet çıkıntının birleşmesinden meydana gelir.
Frontonazal çıkıntı nazal kemikleri,
Medial nazal çıkıntılar orta hatta birleşerek burun ucunu ve sırtını
Lateral nazal çıkıntılarda burun kanatlarını oluşturur.
ANATOMİ
Cerrah için burun anatomisinin önceden ayrıntılı olarak öğrenilmesi kesin
bir ihtiyaçtır. Rinoplastinin öncülerinden olan Dieffenbach’a göre ‘ Burun
insanın en paradoksal organıdır. Kökleri yukarıda, arkası önde, kanatları
aşağıdadır ve insan onu ait olmadığı yerlere sokmaktan çok hoşlanır’.
Burun, solunum sisteminin en üst, koku yollarının periferik organı olup
kemik ve kıkırdaklardan yapılmış kas ve deri ile örtülüdür. Burun büyüklüğü
ve şekli ırka ve şahsa göre çok değişiktir. Burun şeklinin farklı oluşu
burun kıkırdaklarının sayı ve şekillerindeki farklılık ile glabella derinliğinden
kaynaklanır. Dış görünüş olarak burun; tabanı aşağıda, tepesi yukarıda olan
üç yüzlü bir piramide benzetilebilir. Piramidin geniş ve simetrik olan iki
yüzü burnun yan yüzlerini oluşturur. Önde iki yan yüz birleşerek burun sırtını
(dorsum nasi) şekillendirir. Yan yüzlerin daha çıkıntılı olan alt kısımlarına
burun kanatları veya alae nasi denir. Arka yüz cavitas nasi’nin apertura
piriformis’i ile birleşir. Piramitin en küçük yüzü alt yüz olup aşağıya
bakar. Bu yüzde ortada pars cutanea septi nasi denilen bir bölme ile birbirinden
ayrılmış oval şekilli burun delikleri, nares bulunur. Burun delikleri yanlarda
burun kanatları ile sınırlanmıştır.
Yukarıda dorsum nasinin alınla birleşen kısmına radix nasi ( burun kökü
) denir. Aşağıda dorsum nasi; alt ve yan yüzlerin birleşmesinden meydana
gelen burun ucu, apex nasi ( tip ) ile sonlanır. Radix nasi, dorsum nasi
ve apex nasi’nin biçimi ırka ve şahsa göre değişir.
Gonzales ve Ulloa’nın tarifine göre fasial proporsiyonda burun vertikal
düzlemde yüzü üç eşit parçaya böler. Burunun uzunluğu kulağın uzunluğuna
eşit olup, sagittal planda burunun aksı kulağın aksına paraleldir. Horizontal
düzlemde burun genişliği yüz genişliğinin 1/5’i kadardır. Kolumellanın uzunluğu
filtrumun uzunluğuna eşittir.
Nazolabial açı: Kolumella ile üst dudak derisi arasındaki açıdır. 96-112
derece arasında değişir.
Tip-kolumellar açı: Burun tipi ile kolumella arasındaki açıdır.
Nazofrontal açı: Burun ile alnın birleştiği noktadır. 36-40 derece arasında
değişir. Aynı zamanda nazofasial açı olarak da tanımlanır.
Burun temel olarak üç komponentten oluşur.
1- Yumuşak doku
2- Kıkırdak doku ( alt ve üst lateral kıkırdaklar, septum )
3- Kemik doku ( nazal kemikler, maksiller kemiğin frontal çıkıntısı )
Burun derisi üst lateral kıkırdak ve nazal kemiğe gevşek olarak bağlıyken,
kaudale doğru inildikçe özellikle burun ucunda alt lateral kıkırdak ve lobule
ileri derecede yapışıktır. İçerdiği sebase gland ( yağ bezi ) sayısı ve
cilt altı yağ dokusu kalınlığıda kaudale inildikçe artar. Arteriyel, venöz
ve nöral yapılar yumuşak doku içinde yüzeyel olarak seyretmektedir.
Burun iskeletinin üst bölümünü hareketsiz bir kemik köprü yapar. Bu kemik
kısım ön üstte os nasale, yanlarda maxilla’nın processus frontalis’leri,
altta maxilla’nın processus palatinus’unun ön kenarı ve spina nasalis anterior’dan
oluşur. Bu kemikler burun kıkırdaklarının tutunacağı apertura piriformis
denilen burnun kemik girişini oluştururlar. Burun piramidinin üst bölümünü
oluşturan nazal kemikler quadranguler yapıda olup distale doğru incelirler.
Üstte frontal kemik, lateralde maksiller kemiğin frontal prosesi, kaudalde
ise üst lateral kartilajlar ile komşuluk yapar.
Burun kıkırdakları;
Üst lateral kıkırdaklar trianguler yapıdadır. Üstte nazal kemik, lateralde
maksillanın frontal prosesinin mediali, medialde septum ve inferiorda da
alt lateral kıkırdaklar ile komşudur. Nazal kemiklerin periostu, üst ve
alt lateral kıkırdakların perikondriumu birbirlerine sıkıca yapışıktır.
Alt lateral kıkırdakların sefalik kısmı ile üst lateral kıkırdakların kaudal
kısmı arasındaki sınır ‘ Limen Nasi ‘ olarak bilinir. Bu iki kıkırdak yapı
arasındaki ilişki inspirasyon sırasında burun kanatlarına iskelet desteği
sağlar. Üst lateral kıkırdakların septum ile yaptıkları yaklaşık 10 derecelik
açı nazal valvi oluşturur ve buda respirasyon fonksiyonunun gerçekleştirilmesinde
son derece önemlidir.
Alt lateral kıkırdaklar burun ucu (tip) ve kolumellanın primer iskelet desteğini
oluştururlar. ‘C’ harfi şeklindedir, medial ve lateral kruslardan oluşur.
İki krusun birleştiği bölgeye ‘ dome ‘ adı verilir.
Septal kıkırdak quadranguler yapıda olup, posteriorda vomer, süperoposteriorda
ethmoid kemiğin perpendikuler laminası ile birlikte nazal kaviteyi ikiye
böler. Önde nazal kemiklerden, alt lateral kıkırdaklara kadar uzanır. Septal
kıkırdağın anterosüperior projeksiyonu septal açı olarak bilinir ve yüz
profilinin şekillenmesinde son derece büyük öneme sahiptir. Septal kıkırdağın
serbest olan kısmı kaudal kısmıdır. Burası membranöz septum olarak bilinir
ve bu sayede kolumellaya bağlanır. Membranöz septum; septumun kaudali ile
kolumella arasındaki bölgedir. Lobülün fleksibilitesini sağlar.
Burunda ayrıca 3-4 adet aksesuar kıkırdak yapıda bulunabilir.
Burnun yumuşak kısmının iskeletini yapan bu kıkırdaklar, inspirasyonda burun
duvarlarının içe doğru çökmesine engel olur ve burun deliklerinin açık kalmasını
sağlar. Ayrıca burun ucunun , yumuşak,elastik ve birbirine fibröz bağ dokusu
ile bağlanan kıkırdaklardan yapılmış olması organın dayanıklığı açısından
önemlidir. Sivri olarak öne doğru uzanan burun ucu iskeletinin kemikten
yapılı olması dış etkenlerle kırılma tehlikesini çok arttırırdı.
Burun kasları;
Burun kasları yedinci kafa çifti olan fasial sinirden innervasyon alır.
Kaşların çatılmasını, tiksinti ve kızgınlık mimiklerini sağlarlar. Burun
deliklerinin açılıp kapanmasına katkıda bulunurlar.Bazı insanlarda çok aktif
iken bazı insanlarda çok hareketsiz olabilirler. Bu kaslar Musculus Procerus,
Musculus Depressor Septi ve Musculus Nasalis, Pars Transversus’dan ibarettir.
Musculus Procerus: Nazal kemik ve lateral burun kıkırdaklarını çevreleyen
fasyadan başlar. Alnın alt kısmında her iki kaş arasında sonlanır. Bu kasın
kasılması ile her iki kaşın medial kısmı aşağı çekilir ve burun kökünde
transvers kırışıklıklar meydana gelir.
Musculus Depressor Septi: Bu kas kesici dişlerin üzerinde maksilladan başlayarak
septum ve burun kanatlarında sonlanır. Kasılması ile burun kanatları aşağıya
çekilir.
Musculus Nasalis,Pars Transversus: Burunu bir kemer gibi saran bu kas ile
musculus procerus arasında sıkı bir ilişki vardır. Musculus Procerus kaşların
çatılmasını sağlarken Musculus Nasalis Pars Transversa’sı ise burun deliklerinin
kapatılmasını sağlar. Medial kantustan başlayıp alar rimde ve musculus orbicularis
oriste sonlanan musculus levator labii superior ile musculus nasalis pars
alaris burun deliklerinin genişletilmesini sağlar.
Arteriyal ve Venöz dolaşım;
Burun septumu ve burun kanatları fasiyal arterin son parçası olan Anguler
arterin ramus septi nasi ve ramus lateralis nasi dalları tarafından beslenir.
Oftalmik arterin arteria dorsalis nasi ve maksiller arterin arteria infraorbitalis
dalları burun sırtını ve yan yüzlerini besler. Bölgenin venöz dönüşü oftalmik
ve fasiyal venler tarafından sağlanır. Burun derisindeki sebase gland (yağ
bezi) kanalı tıkanıp enfekte olabilir. Bu enfeksiyonlar, fasiyal ve oftalmik
ven yoluyla kavernöz sinüse ulaşabileceğinden sivilcelerin sıkılmaması ve
burnun, yüzün tehlike üçgeni içinde olduğu unutulmamalıdır.
Burun boşluğuna gelen arter dallarının büyük bir kısmı maksiller arterin
uç dalı olan Arteria Sphenopalatina’dan çıkan dallardır. Bu arterler septumun
arka kısmını, yan duvarları ve burun tabanının büyük bir bölümünü besler.
Sphenopalatin arter epistaxis arteri olarakta bilinir. Sphenopalatin arter;
Fasiyal arterden ayrılan arteria labialis superior dalıyla vestibulum naside
ağızlaşır. Burası burun kanamasına ( epistaxis) en sık rastlanan yerdir.
Septumda Littre (Kisselbach) alanındaki anostomozların kanlanmasını büyük
ölçüde bu damar sağlar.
Sinirsel İnnervasyon;
Burun kaslarını fasiyal sinir, derisini oftalmik sinirin dalları olan nervus
infratrochlearis, nervus nasocilliaris ile maksiller sinirin dalı olan nervus
infraorbitalis innerve eder.
FİZYOLOJİ
Oldukça aktif görevleri olan burunun görevleri şunlardır;
1. Respirasyon
2. Filtrasyon
3. Havayı nemlendirme
4. Havayı ısıtma
5. Havanın temizliği
6. Koku alma
7. Fonasyon
8. Sekonder seks organı olma
BURUN REKONSTRÜKTİF CERRAHİSİNDE PRENSİPLER
Burunda rekonstrüksiyon planı yapıldığı zaman defektin anatomik lokalizasyonu,
boyutu, içerdiği tabakalar göz önüne alınmalıdır.Aynı büyüklükteki defektlerin
rekonstrüksiyonu burnun farklı bölgelerine göre çok değişiklik gösterir.
Defekt çapıda önemli faktörlerden biridir çünkü uygulanacak tekniğin donör
alanı defektin büyüklüğü ile sınırlıdır. Ama rekonstrüksiyonu daha da kompleks
hale getiren en önemli faktör belkide, rekonstrüksiyon gerektiren bölgedeki
doku tabakalarının kaybıdır.
Defektif burun bölgesinin uygun deri örtüsünün seçilmesinde temel esaslar;
1. Renk: Burundaki defekti kapatacak yeni doku renk olarak yüzün diğer kısımları
ile uyumlu olmalıdır.
2. Kalınlık: Burun derisi çok incedir. Çok kalın veya aşırı yağ dokusu içeren
bir deri ile onarım iyi sonuç vermeyecektir.
3. İskelet yapı desteği: Güzel bir şekil ve burun ucu görünümü sağlayacak
kemik ve kıkırdak yapı oluşturulmalıdır.
4. Astar: İnternal yapılardaki defekt de eşzamanlı olarak onarılmalıdır.
Örneğin mukozadaki bir defektin atlanması sonucu oluşacak skar burunda retraksiyon
ve deformitelere neden olacaktır.
5. Defektin hemen çevresindeki dokuların vaskülaritesidir.
Burunda cilt burun ucu ve burun kanatlarında kalın ( yaklaşık 2400 mikron)
ve yağ bezlerinden zengin, nazal dorsum ve yan duvarlarda ( sidewalls) ise
incedir ( yaklaşık 1300 mikron ). Cilt burnun 2/3’lük üst kısmında daha
hareketlidir. Nazal kemikler, dorsal septum ve üst lateral kıkırdaklar burnun
üst 2/3’lük kısmının şeklini oluşturur. Alt lateral kıkırdaklar burun ucunun
( tip ) şeklini meydana getirir.
Millard, Gonzales ve Ulloa‘nin ilk tariflediği ‘yüzde bölgesel estetik üniteler’
i burna adapte ederek burnun ESTETİK ALTÜNİTELERİ kavramını ortaya koymuştur.
Burun 9 estetik altüniteye ayrılabilir;
2 Yan duvar (Sidewalls)
Nazal dorsum
2 Burun kanadı ( Ala)
Burun ucu (Tip)
2 Yumuşak doku üçgeni (soft tissue triangles)
Kolumella
Burun rekonstrüksiyonunda en iyi sonuçlar estetik altünite sınırlarına ve
Langer’in yüz çizgilerine uygun yapılan insizyonlar ile sağlanacaktır. Genel
bir kural olarak doku defekti estetik altünitelerden birinin %50’sinden
büyükse defektin bu altünitenin tamamına genişletilmesi ve ona göre rekonstrüksiyon
yöntemi seçilmesi daha uygundur. Bu uygulamanın flep donör sahasının boyutlarını
etkilemediği saptanmıştır.
Burun rekonstrüksiyonunda hedef ; En iyi estetik görünüm ve normal bir havayolu
akımının sağlanmasıdır. Cerrah sadece defekti onarmayı değil, tüm altüniteyi
yeniden oluşturmayı düşünmelidir.
BURUN REKONSTRÜKSİYONUNDA KULLANILAN YÖNTEMLER
GREFTLER
Tam Kalınlıkta Deri Greftleri (TKDG)
Genel olarak burunun 2/3 üst kısım derisi ince,hareketlidir. Diğer bölümlere
oranla daha az sebase gland (yağ bezi) içermektedir. Bu bölgedeki defektlerin
TKDG ile onarımı daha kabul edilebilir sonuçlar vermektedir. Diğer yandan
burun ucu ve kanatlarındaki deri, göreceli olarak daha kalın ve sebase gland
(yağ bezi) lardan zengindir. TKDG bu bölgelerde daha kötü sonuç vermektedir.
Burun rekonstrüksiyonunda TKDG uygulamasında birçok donör saha belirlenebilir.
Gonzales ve Ulloa vücudun değişik yerlerinde deri kalınlığını ölçmüş ve
burunda kullanılacak TKDG için uygun kalınlıkta deri içeren donör sahaları
belirtmişlerdir.
TKDG için en sık kullanılan donör saha postaurikular bölgedir. Bu bölgeden
4*5 cm’ye kadar TKDG, primer donör saha onarımına izin verecek şekilde alınabilmektedir.
Bu greftler göreceli olarak daha ince, güvenilir ve çabuk vaskülarize olmaktadır.
Daha kalın greftler nazolabial, supraklavikular ve preaurikular bölgeden
alınabilmektedir. Postaurikular ve supraklavikular bölgeler renk uyumu ve
donör saha skarı açısından en iyi kozmetik sonucu sağlamaktadır.
Genel olarak deri greftleri, ilk seçenek olarak kullanılmamaktadır. En iyi
kullanım alanı burnun 2/3 üst kısmındaki yalnız deriyi içeren, daha derin
dokuların, perikondriyum ve periostun intakt olduğu doku defektlerindedir.
Kısmi Kalınlıkta Deri Greftleri (KKDG)
Burunda KKDG uygulamalarının sonuçları, çevre dokulara göre herzaman daha
açık,parlak ve deprese bir yama gibi durur. Zamanla kontraksiyona bağlı
distorsiyon gelişir. Yalnızca nazal protez konulacak bir bölgeye platform
oluşturmak için kullanılır.
Kompozit Greftler
İlk uygulamalar 1902 yılında Köning tarafından yapılmıştır. Buruna benzer
şekilde deri-kıkırdak ilişkisi kulakta mevcuttur. Helikal root, helikal
rim ve concha burun kanadı defektleri için kullanılabilir. Ayrıca kulak
lobülü de kolumella ve membranöz septum defektlerinde kullanılabilir.
Greft uygulanmadan önce alıcı alandaki fibrotik dokular, granülasyon dokusu
ve skar dokusu uzaklaştırılmalıdır. Kullanılacak olan greftin hiçbir bölgesi,
uygulanacak olan bölgedeki vasküler yataktan 0,5 cm’den uzakta olmamalıdır.
Aksi taktirde greftin bütünlüğü bozulur.
Burun kanadı rekonstrüksiyonu için kulaktan alınacak kompozit greftin genişliği
1,5 cm’den uzun olmamalıdır ve greftin merkezi vasküler yataktan 5-8 mm’den
uzakta olmamalıdır. Postoperatif ilk 72 saat boyunca soğuk uygulama yapılması
sekonder revaskülarizasyon gelişene kadar greftin metabolik hızını azalttığı
için faydalı bulunmuştur.
Burun kanadına yerleştirilecek olan kondrokutanöz greftler defekt kenarından
hazırlanan turn-in fleplerle birlikte kullanılabilir. Flep bir kitap sayfası
gibi açıldıktan sonra flebin kutanöz yüzü burun içinde kalır ve alt yüzü
greft için iyi bir vasküler yatak oluşturur.
LOKAL NAZAL FLEPLER
Burunda hazırlanan lokal fleplere, burunun üst 2/3’lük bölgesi hareketliliği
sayesinde büyük avantaj sağlar.
Banner flebi
En basit ve en popüler lokal nazal flep olan Banner flebi ilk olarak Elliot
tarafından tanımlanmıştır.
Defekt kenarından 90 derece açıyla hazırlanan küçük üçgen şeklinde bir fleptir.
Donör alan primer olarak kapatılır. 1,2 cm’ye kadar olan defektlerde kullanılabilir.
Limberg flebi
İlk olarak 1963’te tarif edilmiştir. Küçük tam kalınlıktaki burun defektlerinin
onarımında kullanılan alternatif lokal fleplerdendir. Burun kanadında çekilmelere
neden olabilir.
Bilobe Flep
İlk olarak 1918’de Esser tarafından tanımlanmıştır. 1953 yılında Zitelli
tarafından modifiye edilmiştir. Bilobe flep 90 derecelik bir total rotasyon
arkı ve herbir kol için 45 ila 50 derecelik flep rotasyonunu içeren 2 adet
rotasyon flebinden oluşur. Birinci kol defektin büyüklüğüne eşit, ikinci
kol ise birinci kolun 1/2-1/3 arası büyüklükte tanımlanmıştır. Burun ucu
ve kanatlarındaki kalın ve yağ bezlerinden deride lokal nazal fleplerin
kullanılması burnun üst 2/3’lük kısmına oranla daha zordur. Bu yüzden bilobe
flep burun ucu ve kanatlardaki defektler için çok uygun bir seçenektir.
Burnun üst kısımlarındaki hareketli derinin burun ucu veya kanadına transterini
sağlar. Rotasyon arkını herbir kol için 50 derecenin altında tutmak, dog-ear
oluşumunu primer olarak eksize etmek ve kasaltı planda geniş bir disseksiyon
yapmak başarıyı sağlayan faktörlerdir. Burunda distorsiyona neden olmaz.
Ancak bu avantaj uzun insizyon hattı nedeniyle oluşacak olan skar dokusunun
gölgesinde kalır.
Dorsal nazal flep
1967 yılında Rieger tarafından uygulanmıştır. Dorsal nazal derinin rotasyonu
ve ilerletilmesi işlemidir. Bu flep; intekantal bölgeden, anguler arter
pediküllü olarak tüm burun sırtı derisinin aşağıya doğru rotasyonu sağlanacak
şekilde defektin kontrlateralinden planlanır. Bu flebin rotasyon arkı, glabellada
dog-ear deformitesi oluşumuna neden olur. Nazal dorsum ve nazal lobüldeki
2 cm’lik defektlerin onarımında estetik subünitlerde değişikliğe neden olmadan
kullanılabilen başarılı bir prosedürdür. Burun ucunu aşan ve kolumellaya
uzanan defektlerde distorsiyona neden olabileceği için kullanılmaması önerilmektedir.
Aksiyel nazodorsum flebi
1997 yılında Ali Rıza Erçöçen, Zeki Can, Murat Emiroğlu tarafından kliniğimizde
tanımlanmış ve 2002 yılında Annals of Plastic Surgery’de yayınlanmıştır.
Bu flep subkutan pediküllü bir fleptir ve her iki anguler arterden beslenir.
Burun ucunda kolumellaya uzanmayan 2 cm’lik defektlerin onarımında, estetik
açıdan çok iyi sonuçlar veren, dog-ear oluşturmayan, revizyon gerektirmeyen
kullanışlı bir fleptir.
Bu fleplere ilaveten lokal flepler içinde incelenebilecek, alar retraksiyonlar
için tanımlanmış fleplerde mevcuttur:
Bipediküllü burun kanadı flebi Kazanjian-1948
Z-plasti Denonvilliers-1854
Perialar transpozisyon flebi Joseph-1931
Lateral tabanlı dorsal nazal ilerletme Denecke ve Meyer-1967
YANAKTAN HAZIRLANAN FLEPLER
19. yüzyıl boyunca Alman ve Fransız cerrahlar Dieffenbach’ın liderliğinde
burun rekonstrüksiyonunda yanak dokusunu değişik şekillerde kullanmışlardır.
Bu bölgedeki derinin hareketliliği üç şekilde kullanılabilir;
1- Yanak ilerletme flebi
2- Nazolabial transpozisyon flebi
3- Subkutan pediküllü flepler
Yanaktan hazırlanan fleplerin donör alanda yani yüzde distorsiyona neden
olmadan aktarılabilecekleri defekt alan büyüklüğünün üst sınırı 3 cm’dir.
1- Yanak ilerletme flebi;
Subdermal kanlanmaya sahip olan bu flep burun lateral duvarındaki ufak defektler
için kullanılır. İnsizyon alar kriz boyunca uzatılarak santral ilerleme
sağlanır. Özellikle yaşlı hastalarda cilt laksisitesinin fazla olması nedeni
lateral duvardaki burun defektlerinde çok iyi bir rekonstrüksiyon seçeneğidir.
2- Nazolabial transpozisyon flebi;
Nazolabial dokunun transpozisyonu ilk olarak 1945 yılında Dieffenbach tarafından
ortaya konmuştur. Bu flebin primer endikasyonu nazal lobül defektleridir.
Nazolabial flepler genellikle flebin tabanında bulunan pedikülü olan anguler
arter dalları korunarak yüzeyel subkutanöz planda eleve edilir. Pedikül
inferior veya superior tabanlı olarak hazırlanabilir. Superior pedikülün
çok yönlü hazırlanabilme şansının olması daha çok tercih edilmesine neden
olmaktadır. Flep yanak ile alar lobül arasındaki krizden hazırlanır. Buruna
transfer edildikten sonra flep ucu katlanarak nazal mukoza rekonstrüksiyonu
da sağlanabilir.
3- Subkutan pediküllü flepler;
Paranazal bölge mediali anguler arter ve bunun perforan dalları ile beslenir.
Yanak santral bölgesi ise internal maksiller arterin perforan dalları ve
superfisial arterin transverse fasial dalından beslenir. Bu zengin subkutan
vasküler yapı sayesinde subkutan pediküllü flepler yanakta rahatlıkla hazırlanabilir.
Bu flepler özellikle lateral nazal duvar ve burun kanadı rekonstrüksiyonunda
direk V-Y ilerletme veya ada şeklinde üzerindeki cilt örtüsüyle mobilize
edilerek kullanılabilir.
ALIN FLEPLERİ
Alın flebi klasik olarak Hindistan orijinlidir. Glabelladan saçlı deriye
vertikal olarak uzanan bir fleptir. Saçlı deri çizgisinin glabellaya olan
uzaklığının insanlar arasında farklılık göstermesi nedeniyle çeşitli modifikasyonlar
ortaya çıkmıştır.
Flep genişliği 3 cm veya daha altında olduğu durumlarda donör saha primer
olarak kapatılabilmektedir. Ancak bu genişlik nazal lobülün yarısının rekonstrüksiyonunu
sağlayabilir. Geniş flepler genellikle total burun rekonstrüksiyonu gerektiren
durumlarda tek bir supratroklear arter pediküllü olarak kaldırılır. Flep
elevasyonu sefalik sonlanma bölgesinde subkutanöz olarak başlatılır. Aşağıya
doğru inildikçe subgaleal plana geçilir ve supraorbital rimin 1 cm yukarısında
subperiosteal planda sonlandırılır.
1920’de Gillies tarafından tanımlanıp 1974’de Millard tarafından geliştirilen
‘seagull wing’ (martı kanadı) flebi, çok iyi burun kanadı konturu sağlar
ve donör sahanın primer olarak kapatılabilmesine olanak vermektedir. Çok
büyük donör alan defektleri ise primer olarak onarılabilen bölgeler dışında
sekonder iyileşmeye bırakılır. Hazırlanan alın flebi burun kanatları için
kullanılacaksa ; ince, santral lobül ve burun ucu için kullanılacaksa; tam
kalınlıkta hazırlanmalıdır.
Donör sahanın primer olarak kapatılabilmesi için; Alın derisi tamamen disseke
edilip galea serbestleştirilir. Bilateral alın ilerletme flebi uygulanabilir.
Bilateral temporal rotasyon-ilerletme flebi uygulanabilir.
Alın fleplerinin boyunun uzatılmasında kullanılan yöntemler;
1. Oblik bir pozisyonda flep aksının eğilmesi ( Auvert-1856, Millard-1967)
2. Glabellar pedikül seviyesinde ‘back-cut’ yapılarak rotasyon arkı aşağı
çekilebilir. (McCarthy-1967) Alın flebinin kan akımı supratorklear arter
ve bu arterin anguler arter ile yaptığı kollateral damarlardan gelir. Sadece
bir supratroklear arterden beslenen flep kaldırıldığında ve eğer anguler
arter intakt ise medial kantusa doğru ‘back-cut’ yapılabilir.
3. Dermis ve galea pedikülün kaldırıldığı bölgede oldukça incedir. Pedikül
tamamen disseke edilerek 180 derece rotasyon sağlanabilir.
4. Pedikülün rotasyonuyla oluşacak uzunluk kaybını azaltabilmek için geometrik
insizyonlar yapılabilir.
Ada alın flebi
1963 yılında Converse ve Wood Smith tarafından tanımlanmıştır. Bu yöntemde
pedikülün sekonder olarak kesilmesine gerek kalmaz. Yani tek operasyonda
onarım sağlama avantajı vardır. Flep normal alın flebi gibi kaldırılır.
Defekt alan ile pedikül arası tünelize edilmeli ve tünel altında kalacak
olan flep bölgesi dezepitelize edilmelidir. Venöz konjesyon en önemli problemdir.
Hazırlanan pedikül dikkatle inceltilmelidir. Ayrıca bazı hastalarda radiksteki
kabarıklık nedeniyle sekonder olarak ‘defatting’ uygulanması gerekebilir.
DOKU EKSPANSİYONU
Alında ekspansiyon tekniklerinin kullanımında hedef; büyük burun defektlerinde
onarım için kullanılacak deri miktarının arttırılması ve donör sahanın primer
olarak kapatılmasını sağlamaktır. Ancak ekspande deri kapsülle birlikte
uygulandığında kaba ve sert bir yapı almaktadır.
Deri ekspansiyonu genel görüş olarak cazip olabilir ancak burun rekonstrüksiyonundaki
yeri tartışmalıdır.
Olası problemler;
1. Kapsül çıkarıldığında transfer edilecek olan derinin vasküler desteği
tehlikeye girer.
2. Flebin kompozit greftlerle prefabrikasyonu zorlaşır.
3. Ekspande derinin ilerki dönemde nekadar retrakte olacağı açık değildir
ve bu da sonucu olumsuz yönde etkiler.
Bu yüzden doku transferi öncesi burnun iskelet yapısının muntazam bir şekilde
rekonstrükte edilmiş olması gerekir.
SCALPİNG FLEP
İlk olarak 1942 yılında Converse tarafından tanımlanmıştır. Burnun total
veya totale yakın defektlerinde, alın bölgesinden büyük miktarlarda deri
elde etmek için kullanılan güvenilir bir yöntemdir. Tabanı kontrlateralde
olacak şekilde, süperfisial temporal arterin arkasından geçecek bir koronal
insizyonla eleve edilir. Flebin distal kısmı frontalis kasını içermez, geri
kalan kısım pedikül ile birlikte subgaleal plandan eleve edilir. Açıkta
kalan perikranium geçici olarak KKDG ile greftlenir veya nemli, kurumayan
bir pansuman uygulanarak hastanın durumuna göre açık bırakılabilir. Diğer
fleplerde olduğu gibi ‘Scalping’ flepte de 3-4 hafta beklendikten sonra
pedikül, nakledilen yerden ayrılarak flep orijinal yerine iade edilir. Frontal
derinin kaldırıldığı bölgeye, frontal kas üzerine TKDG uygulanır.
‘Scalping’ flebin iki aşamalı bir girişim olması dezavantajına karşın birçok
avantajı vardır;
1- Kolumellaya kadar uzanan interpolasyon sağlaması,
2- Ameliyat nedbesinin saçlı deri içinde kalması,
3- Tam tabaka deri grefti ile kapatılan donör alanın saç stilinin değiştirilmesiyle
gizlenebilme imkanı,
4- Alın bölgesinin dar olması nedeniyle orta hat alın flebinin uygun olmadığı
hastalarda kullanılabilme imkanı,
5- Tek taraflı flebin yeterli olmadığı olgularda ikinci bir girişimle bilateral
uygulanabilme olanağı olarak sıralanabilir.
TEMPOROMASTOİD FLEP
Süperfisial temporal arterin kullanıldığı yöntemlerin bir varyasyonudur.
Loeb 1962 yılında temporomastoid flebi tanımlamış ve 7 yıl sonra da Washio
bu flebi burun rekonstrüksiyonunda kullanmıştır. Bu flepte, postauriküler
ve mastoid bölgesindeki deri, süperfisial temporal ve postaurikuler pediküllü
olarak transfer edilir. Donör alan greftlenir veya nemli pansumanla açık
bırakılabilir. Pedikül transfer edildikten 3-4 hafta sonra yerine iade edilir.
Tekniğin 2 avantajı vardır;
1. Alındaki skar oluşumunu engelleyerek, insizyonların saçlı deri içerisinde
saklanmasını sağlar,
2. Teknik özellikle alındaki deri esnekliğinin çok az olduğu çocuk, genç
erişkin ve kadınlarda kullanışlıdır.
Dezavantajı ise nazal lobüle, ince ve sebase glanddan fakir deri transfer
etmesidir.
UZAK FLEPLER
Çok nadir olarak burun deformitelerine neden olan travma geçirmiş hastalarda
yüz, alın ve postauriküler bölge cildinin de hasarlandığı ve rekonstrüksiyon
için kullanılamayacağı hastalar olabilir. Uzak flepler böyle durumlarda
gündeme gelir.
İki kategoride incelenir;
1- Standart uzak flepler
2- Serbest doku aktarımları
STANDART UZAK FLEPLER
Tarihsel olarak burun rekonstrüksiyonunda kullanılan flepler incelendiğinde,
donör alan olarak;
Kol Tagliacozzi-1597
Boyun Gillies-1935
Karın Chitrov-1954
Göğüs Song-1973
Omuz Panje-1982
Diğer bölgeler ve myokutanöz flepler Morgan-1984
Bunlardan Tagliacozii’nin ‘Brachial’ flep tekniğinde, transfer sonrası üst
ekstremite pedikül bağlantısı kesilene kadar yaklaşık üç hafta immobilize
edilir. Bu flep normal burun derisine göre daha yumuşak, esnek, ciltaltının
daha ince olduğu, sebase glanddan fakir bir deri sağlar. Orijinal Tagliacozzi
metodunda flep, transferini kolaylaştırmak için distal pediküllü hazırlanırdı.
Ancak sonrasında Mendelson 1979’da direk kutanöz damarlarla beslenen proksimal
pediküllü flebi tariflemiştir ve bu da flep güvenilirliğini arttırmıştır.
SERBEST DOKU AKTARIMLARI
Burun rekonstrüksiyonu için ilk kez doku aktarımları Fujino, Harashina ve
Nakajima tarafından 1976 yılında başlamıştır. Radial önkol, dorsalis pedis,
postauriküler, deltopektoral bölgelerinden serbest doku aktarımları yapılabilmektedir
Radial önkol serbest flebi: İnce, esnek bir deri içermesi ve transferinin
kolaylığı nedeniyle burun rekonstrüksiyonunda serbest doku aktarımlarında
ilk tercihtir. Normal bir Allen testi olan hastalardan genellikle 8-10 cm
uzunluğunda bir pedikül elde edilebilir. Alıcı damarlar ise fasial ve süperior
labial arterlerdir. Flep, kosta grefti ve nostrili oluşturmak için uygulanan
silastik tüplerle prefabrike edilebilir.
Dorsalis pedis serbest flebi: Serbest dorsalis pedis flebine 2. metatarsal
kemikte dahil edilebilir. (Ohmori-1979) Alıcı damarlar fasial ve labial
arterlerdir. Supratrochlear ve süperfisial temporal arterde kullanılabilir
ancak supratrochlear arter çapı dar, süperfisial temporal arter ise uzaktır.
KOLUMELLA REKONSTRÜKSİYONU
İzole defektlerde kolumellanın rekonstrüksiyonu oldukça zordur. Vasküler
yatak yeterli ise deri ve yağ içeren kompozit greftler kulak lobülünden
alınarak şekillendirilip uygulanabilir.
Nazolabial flep (Gillies-Milliard) unilateral veya bilateral, süperior veya
inferior pediküllü olarak hazırlanıp lateral alar duvar veya üst dudaktan
tünelize edilip kolumellaya adapte edilebilir. Flebin tünelize edilip ada
şeklinde kullanılmasını Silva-1942 yılında tanımlamıştır.
Bu bölgenin büyük defektlerinde ise işlem biraz daha zorlaşır. Distal uzatma
sağlanan ‘Scalping’ flep, martı kanadı alın flebi kullanılarak burunda ek
bir skara neden olmadan kolumella rekonstrükte edilebilir. Ancak bu yöntemler
sonrasında genellikle sekonder olarak ‘defatting’ yapmak gerekir.
BURUN MUKOZA REKONSTRÜKSİYONU
Burun rekonstrüsiyonundaki en büyük tartışma konularından biri, burnu oluşturan
üç tabakanın onarımı için en uygun zaman ve sırayı belirlemektir. Eğer mümkünse
burun mukozasının, iskelet yapı ve yumuşak dokunun tek seansta onarımı en
uygun tedavi seçeneğidir. Burun içinde mukozal onarımı yapılmamış bir alan
bırakılırsa, bu bölge kontrakte olur ve bu olayda distorsiyon ile sonuçlanır.
Yeterli hava girişinin sağlanabilmesi için mukoza onarımı mutlaka yapılmalıdır.
‘Turn-in’ flepler
Küçük alar defektler için yara kenarından kaldırılır ve içe doğru katlanarak
nazal tabaka oluşturulur. Ayrıca alar rim oluşturmak için araya konulacak
kıkırdak greftler içinde iyi bir vasküler yatak oluşturulmuş olur.
Eksternal flepler
Lokal fleplerin uçları içe doğru katlanarak nazal tabaka oluşturulur. Alın
flebinin uzatılarak burun iç kısmına doğru katlanması kavramı ilk olarak
Labat tarafından ortaya konmuştur. Aynı şekilde nazolabial flep ucu da ters
çevrilerek burun mukozal tabakasının onarımı sağlanabilmektedir.
Bir başka yöntem de lokal fleplerin alt yüzünün greftlenerek burun mukozasının
oluşturulmasıdır. Bu ikinci bir operasyon gerektirir ancak estetik sonuçları
iyidir.
Septal flep tekniği
Bu flepler güvenilir, çok yönlü ve son derece kullanışlıdır. Bu flep lateral
nazal duvarda üst lateral kıkırdak bölgesi defektleri için kullanışlıdır.
Ama alar rime uzatılması kolay değildir.
Defekt tarafındaki nazal mukoza septumdan ayrılır. Septum diğer taraf mukozası
ile birlikte defekt alan sınırındaki mukozal hat ile birleştirilir. İlk
olarak kaldırılan septal mukoza flebi kapı menteşesi ( door hinge) gibi
yerine iade edilir. Burada önemli olan tip kollapsını önlemek için septumun
dorsal ve kaudalinde destek sağlayacak kıkırdak dokunun bırakılmasıdır.
Böylece tek basamakta burun mukozası ve lateral nazal kartilajinöz destek
sağlanmış olur.
Mukozal ilerletme flebi
Defektin hemen üzerinden bipediküllü kartilaj ve mukozal ilerletme flebi
kaldırılır ve alar rime doğru ilerletilir. Donör alanda septal ‘hinged’
flep ile onarılır.
BURUN İSKELET REKONSTRÜKSİYONU
Burun rekonstrüksiyonunda iskelet yapının onarımı tedavi planının vazgeçilmez
bir parçasıdır. Millard, yumuşak dokunun bir kez kollabe olup skar dokusu
ile sabitleştiğinde,ikinci bir operasyonun hayal kırıklığıyla sonuçlanacağını
belirtmiştir.
İskelet yapının rekonstrüksiyonu, burun ucunun normal projeksiyonu ve normal
bir hava yolunun sağlanması için gereklidir. Bu destek aynı zamanda kontraksiyon
kuvvetlerine karşı konulması açısından önemlidir.
Dışa septal rotasyon
Nazal kemikler ve anterior nazal spine intakt ise septal kıkırdağın öne
ve dışarıya doğru rotasyonu mümkündür. Bunu da ilk defa Gillies ve Millard
tanımlamış ve geliştirmiştir.
L-Strut (Destek)
1920 yılında Gillies tarafından ortaya konmuştur. Burun köküne oturan, dorsum
boyunca ilerleyip keskin bir dönüşle burun ucunu oluşturan L şeklinde bir
kıkırdak veya kemik yapıdan meydana gelir. Genellikle kostalardaki osteokondral
bileşkeden alınan kıkırdak greftleri kullanılır. Rekonstrüksiyonu sağlayacak
yeterli miktarda septum yoksa nazal projeksiyonu sağlamaya yardımcı olur.
Bu yöntem Saddle Nose deformitelerinde de kullanılabilir.
Destek kemik greftleri (Cantilever)
Burun orta hat iskelet desteğinin major rekonstrüksiyonunda destek kemik
greftleri en güvenilir yöntemdir. Bu işlem için kortikal kemik kullanılır.
Donör alan olarak: kosta, iliak kanat, tibia, ulna veya kafa kemikleri kullanılabilir.
Alınan greft burun kökünde nazal kemiğe tel sütürle fikse edilir. İlk uygulamalar
Converse ve Millard tarafından yapılmıştır.
Nostril duvarları kıkırdak greftleri ile desteklenir. Verilecek iskelet
destek yumuşak dokulara karşı bir güç oluşturur. İnspirasyon sırasında yan
duvarların esnekliğini sağlar ve kollabe olmalarını önler. Alar rim retraksiyonunu
engellenir.
SONUÇ
1991 yılında ‘ The Journal of the Faculty of Medicine University of Ankara’
da, 1984-1990 yılları arasında parsiyel ya da total burun defekti nedeniyle
kliniğime başvuran 202 olguda kullanılan onarım yöntemleri yayınlanmıştır.
Bir santimetreden küçük çaptaki defektler primer olarak kapatılmış olup,
daha geniş defektler ise lokal veya uzak flep ya da greft ile onarılmıştır.
Burnun total kayıplarında onarımın 6 ay ile 1 yıl arasında ertelenmesi önerilmektedir.
Bunun sebebi, hem lokal dokuların revaskülarize olarak yumuşaması, hem de
psikolojik yönden hastanın deformitesinin bilincine vararak yapılacak onarımı
daha iyi değerlendirmesini sağlamaktır.
Bu olgular ve uygulanan rekonstrüktif yöntemler içinde nazolabial flep ve
orta hat alın flebi uygulaması en sık başvurulan yöntemler olarak ortaya
çıkmış olup sonuçlar tatminkardır. Ayrıca, az sayıda uygulanmış olmasına
rağmen özellikle geniş çaplı burun defektlerinde kozmetik açıdan en iyi
sonucu veren teknik ‘scalping’ flep olarak gözlemlenmiştir.
Bu verilerin ışığı altında, burun rekonstrüksiyonunda geliştirilen yöntemler
sayesinde gerek hasta, gerek hekim açısından yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir.