Deri Kanseri Estetik Plastik Cerrahi Ders Notu
Deri kanseri insanda en sık görülen malignite olup, Amerika
Birleşik Devletlerinde (ABD) yılda 600.000’den fazla yeni vaka saptanmakta
ve yıllık ölüm 2500 ile 5000 arasında değişmektedir. Son yirmi yılda, belkide
ozon tabakasındaki incelmeye bağlı olarak
deri kanseri görülme
sıklığı belirgin olarak artmıştır. Avusturalya’da melanom dışı deri neoplazmlarının
görülme sıklığı 100.000 kişide 650 olarak bildirilmiştir. Son verilere göre
ABD’de malign melanom (MM) görülme sıklığı yaklaşık %80 oranında artmıştır.
Burada her yıl ortalama 30.000 yeni malign melanom olgusu görülmekte olup,
bunların %20’si baş-boyun bölgesinden kaynaklanmaktadır. En sık görülen
histolojik tip “Basal Cell Carsinoma”dır (BCC) ve baş boyun
deri kanserlerinin yaklaşık
%90’ını oluşturmaktadır. İkinci sıklıkta “Squamous Cell Carsinoma” (SCC)
gelir. Cilt kanserleri klasik olarak epidermal, dermal, adneksal ve melanositik
olarak ayrılır. Bunlardan malign melanoma farklı biyolojik davranışa sahiptir
ve diğerlerinden ayrı bir antite olarak anlatılacaktır. Yine dermis ve adneksanın
diğer birçok nadir cilt malignitelerinden spesifik olarak bahsedilmemiştir,
fakat tanısal değerlendirme ve tedavi konusundaki prensipler benzerdir.
RİSK FAKTÖRLERİ
Basal ve SCC’nin risk faktörleri benzerdir. Genellikle 60 yaş (40-70) üstünde
görülmektedirler. Ultraviyoleye maruziyet ile güneşin ciltte yarattığı hasar
temel mekanizma olarak gösterilmiştir. 280-320 nm dalga boyları arasındaki
Ultraviyole B band (UV-B) karsinogenezis için daha risklidir. UV-B güneş
yanığından sorumludur ve normal-aktinik-kanser geçişi progresif süreçte
ve birkaç dekadda olmaktadır.
Açık renk ten ve saç, mavi ve yeşil gözler, uygunsuz güneşlenmek, güneş
yanığına eğilim, multiple ve ciddi güneş yanığı hikayesi ve beyaz Anglosaksonlarda
daha sık görülmektedir.
Baş-boyun bölgesindeki en riskli yer burundur ve bu bölge neoplazmlarının
%20-30’u burundan kaynaklanır. Diğer riskli bölgeler aurikula, yanaklar,
alın, çene ve boyundur.
Yine yaş, meslek ve oturulan coğrafya (ki bu indirek olarak güneşe maruziyeti
arttırabildiği için) diğer risk faktörleri arasındadır. Ultraviyole ışınlara
maruziyet yanında diğer etyolojik faktörler olarak, kronik olarak kimyasal
ajanlara maruziyet (arsenic vs), kronik radyodermatitisli hastalar ve superficial
radyasyon tedavisi, travmaya bağlı gelişen yanıklar, ülserler, skarlar olarak
sayılabilir (Marjolin’in ülseri). İmmunsuprese ve sıklıkla transplant hastalarda,
lenfoma ve lösemilerde; tümörün insidansında ve agresivitesinde artma olur.
Genetik sendromlar örneğin; kseroderma pigmentozum, Gorlin sendromu, familial
displastik nevus sendromu ile erken yaşta ve multiple lezyonlar gelişebilir.
PREMALİGN LEZYONLAR:
Bu gruptaki lezyonlar düşük derecede de olsa malign potansiyel taşımaktadırlar
ve bu nedenle tedavi edilmelidirler. Burada, en sık karşılaşılan aktinik
keratoz, keratoakantoma ve Bowen hastalığı incelenecektir.
Aktinik Keratoz: Diğer adıyla Solar Keratoz, cildin hemen
hemen yalnızca güneş gören alanlarında oluşan ve oldukça sık rastlanan lezyonlardır.
Epidermal kutanöz kansere dönüşüm tahminen %20 civarındadır. Genellikle
1 cm’den küçük çapta ve eritematöz bir yara-kabuk şeklinde görülürler. Klinik
olarak bir inflamasyon gösterilebilirler. Nadiren hiperkeratoz belirebilir
ve ciltte bir boynuz görünümü olabilir. Klinik duruma bağlı olarak eksizyon,
“cryosurgery” veya topikal 5 fluorouracil ile efektif tedavi sağlanabilir.
Keratoakantoma: Daha çok erkeklerde, yaşlılarda ve en sık
burun lateral duvarında görülür. Hızla büyüme hikayesi vardır. Lezyon düzgün
yüzeyli, yuvarlak nodül şeklinde başlayıp, zamanla büyür, merkezi ülsere
olur ve keratinöz materyalle kaplanır, volkana benzer bir görüntü alır.
Görünüm olarak BCC ve histolojik olarak da SCC’den ayrılması güçtür. Ancak
2-6 hafta içinde kendiliğinden gerileme eğilimi vardır. Bu nedenle keratoakantomdan
şüpheleniliyorsa sabredip spontan gerileme beklenebilir. Ancak nasıl seyredeceği
önceden bilinmediğinden dolayı eksizyonunu tavsiye edenler de vardır.
Bowen Hastalığı: SCC’nin preinvaziv formudur. Cildin karsinoma
insitusu ile sinonimdir. Histolojik olarak invazyon olmadan epidermisin
tam kat displazisi görülür. Klinik olarak iyi sınırlı, eritematöz, pullu
veya düzensiz sınırlı bir plak şeklindedir. Lezyonlar genelde güneşe maruz
kalan alanlarda görülür. Ancak hastaların bir kısmında kronik arsenik teması
sözkonusudur ve bunlarda genellikle cildin güneş olmayan alanlarında lezyonlar
görülür. Görünümü superficial BCC’yi andırır ancak ondakine benzer inci
gibi iyi sınırlar yoktur.
BASAL HÜCRELİ CARSİNOMA
Birkaç klinik tipi vardır. Ancak en sık üç formundan bahsedilir. Nodüler
veya nodüloülseratif tip en sık karşılaşılan şeklidir. Klasik olarak ayrı,
deriden kabarık, pembemsi, plak şeklindedir ve üzerinde kapiller ağ bulunur.
Tümörün boyutu büyüdükçe santral bölgesinde ülserasyon gelişir ve tipik
bir görünüm alır (Rodent ülseri). BCC’nin bu varyantı kolayca tanınabilir
ve en iyi prognoza sahiptir. Bu lezyonun bir varyantı kistik BCC’dir Bu
da plak şeklinde iyi sınırlanmıştır ancak daha kistik görünümdedir. Superficial
BCC kabuklu, irregüler sınırlı, skarlı veya atrofik olarak görülürler. Pul
gibi kırmızı leke içerebilir. Bunlar baş-boyunda göreceli olarak nadirdirler
ve daha sık olarak gövde de ve ekstremitelerde görülürler. BCC’nin en tehlikeli
formu morphea tipi sklerozon veya fibrotik BCC’dir. Bu tümör lokal skar
dokusuna veya minimal ülserasyona benzeyebildiğinden uzun süre tanı konamayabilir.
Makuler, beyazımtrak veya sarımtrak plaklardan oluşur. Lezyonun sınırlarını
tayin etmek zor olduğundan tam eksizyon zordur. Zamanla telenjiektazi gelişebilir
ve ülsere olabilir.
BCC’nin daha az rastlanan diğer varyantları pigmente BCC ile otozomal dominant
geçiş özelliği olan ve sıklıka keratozis, bifid kotlar ve pek çok olguda
mental retardasyonla karekterize olan bazal hücreli nevoid sendromdur. BCC’nin
histopatolojisine bakacak olursak karakteristik hücre; büyük, oval veya
uzun nükleuslu ve göreceli küçük sitoplazmalıdır. Bu hücreler epidermisin
bazal hücrelerine benzeyebilirler, fakat neoplastik formlarda intercellüler
köprüler eksiktir. Nükleusun büyüklüğü ve konfigurasyonu uniformdur. Bağ
dokusu tümör kitlesinin etrafında stroma proliferasyonu ile bir yığın oluşturur.
Stroma sıklıkla musinözdür. Tümör adasının stromadan ayrılması diagnostik
görünüme yardımcı olur.
Lever ve Schaumburg-Lever BCC’yi 4 histolojik paterne böldüler. Solid, Keratotik,
Kistik ve Adenoid. Solid paternde hücreler diferansiyasyon göstermez. Bu
tipte tümör kitlesi genellikle değişik büyüklükte ve dermisin içine gömülü
şekildedir. Periferal hücreler nükleusun etrafında bir çit şeklinde görülürler.
BCC kıl yapılarına doğru farklılaşıp keratotik hal alabilirler. Keratotik
tip parakeratotik hücreler ve boynuz kistlerden yapılı undiferansiye hücrelerden
oluşur. Kistik tümör sebasöze doğru farklılaşabilir. Histolojik olarak tümör
lobüllerinin içinde bir veya birkaç kistik yüzey olabilir. BCC’nin adenoid
varyasyonunda ise tümör tubuler veya glandüler formasyon gösterir. Epitelyal
hücrelerin kenarları kordon benzeri bir hal alır. Bunlardan Keratotik BCC
“basosquamous cell carsinoma” - metatypical carsinoma olarak bilinir ve
birçok tartışmaya konu olmuştur. Histolojik olarak basal ve SCC’nin her
ikisi de birarada olması karışıklık yaratmakta, davranış ve prognoz tayinini
zorlaştırmaktadır. Dermatologlar basosquamous tümörün BCC’nin bir varyantı
olduğuna inanırlar ve bu nedenle daha çok keratotik BCC olarak ifade ederler.
Metastaz için sınırlı potansiyel taşımasına rağmen, biyolojik olarak diğer
BCC tiplerinden daha agresif davranış gösterirler.
SQUAMOUS HÜCRELİ CARSİNOMA
Cilt kanserinin ikinci sıklıkta görülen tipidir (%10-15). Kronik (10-20
yıl) güneş ışığına maruz kalma sözkonusudur. Ekvator dolaylarında relatif
olarak insidansı artmaktadır. Erkeklerde daha sık görülür. Risk faktörleri
genel olarak BCC ile ortaktır. Genellikle ciltte eritematöz, ülsere, kabuklu
bir lezyon şeklinde görülür. Tabanı sıklıkla granülerdir, yumuşak, kolay
ufalanabilen ve minimal travmayla kanama eğilimli lezyonlardır. Lezyon kenarları
ciltten yüksek bir endürasyon yapar ve etrafındaki dokularda inflamatuar
yanıt oluşturabilir. Kalıcı ülserasyon alanları, önceki travma yerleri,
yanıklar veya eski skarlar (Marjolin’s ülser) üzerinde tümör gelişebilir.
Bir kronik ülserde neoplastik değişiklik Basal Cell veya SCC ile sonuçlanabilir
ve kötü prognoz ve yüksek mortaliteyle birlikte olabilir. Yüzeyel multifokal
lezyonlar aktinik ciltte doğabilir. Genellikle pullu-kabuklu bir yama eşlik
eder ve bunlar minimal travmayla kanarlar. Tanı ve lezyonun değerlendirilmesi
zor olabilir ve multiple biyopsiler gerekebilir.
SCC nadiren bir nodüler, eksofitik lezyon şeklinde görülebilir. Başlangıçta
kistiktir, giderek büyür ve ülseratif olmaya meğillidir. Bu lezyonlar aniden
ortaya çıkıp büyüme yapabilirler.
SCC analizinde birkaç histopatolojik karakter önem kazanır. Düzensiz kitlede
epidermal hücreler, aşağı doğru prolifere olur ve dermise invaze olur. Tümör
keratinizasyon varlığına bağlı olarak diferansiye olur. Broders klasifikasyonu
kullanılarak tümör 1’den 4’e kadar sınıflandırılabilir. SCC’nin de novo
lezyonlarının davranışları daha agresiftir ve yüksek metastaz potansiyelleri
vardır. En az %8 oranında rejyonel ve uzak metastaz geliştiği bildirilmektedir.
Aktinik lezyonları ise güneşe maruz kalan olanlarda görülür ve daha benign
seyreder ve metastaz oranı düşüktür. SCC’nin genel olarak metastaz potansiyeli
derine invazyonla paralel seyretmektedir. Clark IV-V sınıflamasına uyan
lezyonları (derine penetrasyon göstermişlerdir) %20 oranında rejyonel metastaza
yol açarlar.
SCC’nin histolojik varyantları olarak generic, adenoid, bowenoid, verrucous
ve spindle-pleomorphic tip sayılabilir. Generic tip aktinik değişikle karakterizedir.
Adenoid tipte psödo glandüler düzen vardır. Bu tubuler ve alveoler formasyonlar
diskeratozla ve ardından akantolizis ile sonuçlanır. Bowenoid tipte, Bowen
hastalığının bulgularına ilaveten invazyon delilleri vardır. Spindle-pleomorphic
tipte de küçük diferansiyasyon delilleri vardır. Genellikle Broders grade
IV tümör olarak gözünönde tutulurlar. Mukozal SCC’nin TNM klasifikasyonu
American Joint Commitee on Cancer tarafından cilt kanserlerine adapte edilmiştir.
TÜMÖR DAVRANIŞI
Tümör histolojisi, lokal genişleme veya infiltrasyon, tümör boyutu, anatomik
yeri, eşlik eden risk faktörleri (yaş, genetik sendromlar, radyasyon maruziyeti),
ve önceki tedaviler lezyonun rekürrens ve metastaz riski için önemli faktörlerdir.
BCC daha çok lokalize ve zararsız kalır. Lenfatik yayılım oldukça seyrek
olup %0.1’den daha azdır. Ancak BCC’nin morphea tipi yıkıcı, tahrip edici
davranış sergiler. Lezyon genellikle merkezden uzaklaşarak parmaksı çıkıntılar
tarzında yayılır. Onun davranışı yanıltıcı olabilir ve değerlendirilmesi
ve kontrolü zor olabilir. Yine BCC’de genetik predispozisyon (basal cell-nevoid
sendrome) ve rekürrens kanser varlığında invazyon ve lenfatik yayılım olasılığı
artmaktadır. Yine keratotic (basosquamous) BCC’de kötü prognozla birliktedir.
SCC çevre yumuşak dokuya infiltrasyon yaparak hızla büyüyebilir ve rejyonel
ve uzak metastaz yapabilir. Servikal metastazların görülme sıklığını belirlemek
güç olsada hastalığın seyri sırasında yaklaşık %15-20 oranında servikal
metastaz geliştiği söylenebilir. Adenoid ve Spindle cell varyantlarının
daha sık lenfatik yayılım yaptığı düşünülmektedir. Yine prognozda en önemli
faktörlerden biri anatomik lokalizasyondur. Burun ve kulak üzerindeki lezyonlarda
rekürrens oranı yüksektir. Buradaki embriyolojik füzyon alanlarının tümörün
büyümesi ve yayılması için bir yol olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Rekürrens için en çok göze çarpan alanlar pre ve postaurikuler alanlar,
burun kökü, kolumella ve burun-yanak (avurt) çizgileri-buruşukluklarıdır.
Yine periorbital bölge ve özellikle medial kantus lezyonları kemik ve periost
yolu ile yayılarak rekürrens için büyük risk yaratır.
Swanson yüzdeki riskli bölgeleri “H” zone şeklinde tanımlamıştır. (Nasolabilal
alan, nasal septum, nasal âla, iç kantus ve alt periorbital alan, preaurikuler
bölge, şakaklar ve bazı skalp lezyonları). Cildin rekürren lezyonları primer
lezyondan çok daha fazla problem yaratır. Başlangıç tedavisinin iyi seçilememesi
ve rezidü bırakılması rekürrense yol açar. Levine ve Bailin 496 vakalık
rekürren BCC serilerinde anlamlı risk faktörlerini identifiye ettiler. Vakaların
%57.6’sında orta yüz bölgesinden ve %13.4’ünde aurikuler ve preaurikuler
alandan kaynaklandığını saptadılar. Jackson ve Adams 33 vakada “horrifying
basal cell carsinoma” tanımladılar. Bu lezyonlar 3 cm’den büyük (18), destruktif
(6), lokal olarak kontrol edilemeyen (5) ve metastatik idi(4). Çalışmadaki
sonuçlara göre bu “horrifying” tümörler genellikle 40 yaşın altında başlar,
iki kere uygun tedaviye rağmen rekürrens görülebilir ve her rekürrens kolay
ve çabuk oluşur ve önceki lezyondan daha büyük olur. Basal ve SCC’lu hastalarda
uzak bölgelere hematojen yolla yayılım oldukça seyrektir.
HASTALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Basal ve SCC’li hastalarda klinik değerlendirme yukarıda belirtilen özellikler
dikkate alınarak yapılmalıdır. Lezyonun lokalizasyonu, görünüşü, büyüklüğü
ile rekürrens için risk faktörlerinin varlığı dikkatle araştırılmalıdır.
Nodal metastazların ilk semptom olarak görülmesi melanom dışında alışılmış
bir şey değildir. Tanıda punch biopsi veya lezyonun tamamının çıkarılması
şeklinde eksizyonel biyopsiler yapılabilir. Görüntüleme yöntemlerinin baş-boyun
bölgesindeki lokal deri kanserleri için kullanılmasına gerek yoktur. Ancak
derin dokulara yayılan tümörlerde, kemik ve yumuşak doku invazyonunu değerlendirmek
için (örneğin maksilla, temporal kemik veya bazen burun) BT ve MRI’den faydalanılabilir.
Rejiyonel veya uzak metastaz riski yüksek olan SCC’li hastalarda metastaza
yönelik araştırmalar yapılmalıdır.
TEDAVİ
Derinin birçok malign neoplazmında cerrahi rezeksiyon en iyi tedavi seçeneğidir.
Ancak histolojik tipe, lezyonun boyutuna, tümörün lokalizasyonuna ve tedaviye
bilinen cevaba göre pek çok teknikler önerilebilir.
Küretaj ve Elektrodiseksiyon:
BCC için elektrodiseksiyonla kombine edilmiş küretaj eksizyon yöntemi sıklıkla
uygulanan bir tedavi şeklidir. Daha çok dermatologlar tarafından uygulanır
ve uygun şekilde yapıldığında deneyimli ellerde kür oranı %92-98 arasındadır.
Bu yaklaşımda tümörün buharlaştırılmasını küretaj takip eder ve dokunun
tam ablasyonu sağlanır. Elektrosurgery’nin avantajları olarak; normal dokunun
maksimum korunması, kolay uygulanır olması ve başarı oranının yüksek olması
sayılabilir. Dezavantajları ise açık yara olması, deprese veya hipertrofik
skar oluşumu ve geç dönem kanamaları sayılabilir. Bu konuda önemli bir tartışma
noktasıda lezyonun histopatolojik incelemesinin yapılamayacak olmasıdır.
Elektrosurgery’nin yalnızca seçilmiş vakalarda uygulanması tavsiye edilmektedir.
Basal cell lezyonlarda çapı 2 cm’den (bazılarına göre 4-5 mm) küçük lezyonlar
tercih edilmelidir. Derine invazyon şüphesi varsa, morphea like, sclerotic
BCC ve rekürren tümörlerde uygulanmamalıdır. Eğer bu yöntem SCC için kullanılacaksa
bu vakalar çok dikkatli seçilmelidir.
Cryosurgery:
BCC için uygulanan, yine yapan hekimin deneyiminin önemli olduğu bir yöntemdir.
En sık kullanılan “cryogen liquid nitrogen”dir. Malign kutanöz dokuların
ölümü için sıcaklığın en azından -30°C (bazılarına göre -50°C) olması gerekir.
Tümör ve etrafındaki dokular dondurularak ablasyonun yeterliliği garantiye
alınır. Therimocouple (ısıyla işleyen sıcaklık pili) tedavi alanının sınırlarına
koyularak etki alanını genişletir. Dokunun erimesine izin verir ve sonra
uygun periyodda eriyen hücreler tekrardan dondurulur. Yüksek kür oranı,
doku koruma kabiliyeti, kartilaj üzerindeki tümörlerde kullanıldığında alttaki
dokularda nekroz yapmaması ve multiple lezyonlu hastalarda kullanılabilmesi
avantajları olarak sayılabilir. Yara bakımı, iyileşme sürecinin uzun olması,
hipopigmentasyon ve kötü skar oluşumu dezavantajlarıdır. Sınırları iyi ayrılabilen
seçilmiş vakalarda kullanılması gerekir. Morphea benzeri lezyonlarda ve
rekürren lezyonlarda tavsiye edilmez. Yine histopatolojik inceleme olanağı
yoktur.
Radyoterapi (RT) :
Bir cm’den küçük çaplı BCC tedavisinde RT ile %95’e yakın başarı elde edilir.
Neoplazinin büyüklüğünün artmasıyla ters orantılı olarak başarı düşer. Kozmetik
sonuçları iyidir, skar oluşmaz. Bu yöntemle yaygın bir tümör tedavi edilebilir
ve cerrahiden kaçan hastalarda uygulanabilir. Dezavantajları içinde tedavinin
uzaması, pahalılığı, etraf dokulara olumsuz etkisi (uzun dönemde kas atrofisi,
pigmentasyon, telenjiektazi ve malign transformasyon) sayılabilir. Eğer
tümör bir kemiği veya kartilajı tutmuşsa radyodermatitis gelişebilir ve
karsinogenezis gecikebilir. Teknolojideki gelişme RT’ye bağlı dezavantajları
giderek azaltmakta ve bu yöntem daha çok tercih edilir olmaktadır. Cerrahiye
ilave olarak veya ileri evrelerde palyasyon amacıylada uygulanmaktadır.
Kemoterapi:
Topical 5 Fluorouracil
Yüksek konsantrasyonda hazırlanmış 5 Fluorourocil (5-FU) lokal kemoterapotik
ajan olarak direk kutanöz neoplazma uygulanır. Topikal kemoterapi uygulaması
için hasta seçiminde primer kriterler tümör tipi ve büyüklüğüdür. Superficial
BCC ve Bowen Hastalığında (insitu SCC) yanıtlar iyidir ve 5 yıllık kür oranı
%80’den fazladır. Noduler veya infiltratif BCC ile invasiv SCC’da uygulaması
kontraendikedir. Çünkü bu tümörlerde invazyon paterni vardır ve topikal
aplikasyon derine penetre olamayacağı için başarı elde edilemez. Topikal
kemoterapide ikinci önemli konu tümör boyutudur. 5 mm’den küçük tümörlerde
en iyi tedavi olarak basit eksizyon ve diğer tedavi yöntemleridir. 5mm-20mm
arasındaki lezyonlarda ise topikal 5 FU ile iyi yanıtlar alınır. 20 mm’den
büyük tümörlerde de topikal kemoterapi uygulanabilir, ancak bunlardaki kür
oranları giderek düşmektedir. Bununla birlikte büyük tümörlerde öncesinde
tümör yükü azaltılmış vakalarda ilave yöntem olarak kullanılabilir.
Alpha-İnterferon: (a-IF)
Primer cilt malignitelerinde alpha interferon kullanımı araştırmaları devam
etmektedir. Pilot çalışmalarda BCC’nin superficial ve nodüler tiplerinde
kullanılmış ve mükemmel yanıtlar görülmüştür. Tedavinin başında düşük doz
(1.5X106IU) intralezyonel a-IF, 3 hafta süreyle, haftada 3 kez uygulanır.
Lokal reaksiyon olarak ağrı ve kalıcı eritem olabilir. En sık yan etki grip
benzeri bir hastalık şeklidir. Üşüme-titreme, ateş, yorgunluk, myalji ve
başağrısıdır ve bunlar “acetaminophen” ile düzelir. Hematolojik yan etki
olarak lökositopeni ve trombositopeni görülür.
CERRAHİ REZEKSİYON:
Genel eğilim çapı 5mm’den büyük lezyonlarda cerrahi eksizyonun uygulanmasıdır.
Başarı oranı %93-95 arasındadır. Lezyonun tam olarak çıkarılmasına ve histopatolojik
incelemeye olanak sağlar. Frozen-section ile sınırlar kontrol edilebilir.
Eğer defekt primer kapatılabiliyorsa kozmetik sonuçlar iyidir. Cerrahi sınırlardan
0.5 cm daha geniş yapılacak rezeksiyon genel olarak yeterlidir.
Mohs Surgery:
Bu teknik 1930’lu yılların ortalarında Dr.Frederick Mohs tarafından tarif
edilmiştir. Bu teknikte “zinc chloride paste” (bir kimyasal fiksatif) tümöre
uygulanır ve fiksasyon sonrası seri eksizyonlar yapılır. Çıkarılan tümörün
histolojik incelemesiyle tümör haritası yapılır ve buna göre rezidü olan
alanlarda reeksizyon yapılır. Böylece tümör kontrollü olarak çakıralırken,
normal dokular maksimum olarak korunur. Kür oranı %96 ile %99 arasındadır.
Tramovitch ve Stegman orijinal tekniği revize ettiler ve Fresh-tissue tekniğini
kullandılar. Fiksasyon dışındaki ilkelere sadık kaldılar. Modern terminolojide
Mohs Chemosurgery ile fixed-tissue technigue ve mohs micrografhic surgery
ile de fresh tissue technigue kastedilmektedir. Endikasyonları olarak yüksek
risk lokalizasyonlu BCC (postaurikuler, orta yüz bölgesi ve göz kapakları
vs.), morphea veya infiltratif tip BCC, rekürren BCC, verruköz karsinom,
dermatofibrosarkoma protuberens, sebaceous carcinoma, extramammary Paget’s
disease, adneksal carcinoma sayılabilir.
CO2 Lazer Eksizyon:
Lazerle eksizyon bazı hastalar için uygun bir tedavi modalitesidir ve standart
eksizyon yerine kullanılabilir. Kardiyak ve diğer medikal durumları nedeniyle
lokal anestezide adrenalin kullanımı sakıncalı hastalarda (özellikle adrenalin
ilavesiz lidokainin etkisinin 15 dakika sürdüğü gözönüne alınırsa) lazer
kullanımı akıllıca olacaktır. Eksizyon birkaç dakikada tamamlanır ve kanama
problem yaratmaz. Yine multiple küçük lezyonların rezeksiyonu ve vaporizasyonu
yapılabilir. 7-8 mm büyüklüğünde lezyonlarda ise kanamasız rezeksiyon sağlanır
ve 10 gün içinde fizyolojik iyileşme tamamlanır ve kozmetik sonuçlar oldukça
iyidir. Bu metod multiple premalign lezyonlarda da etkin olarak kullanılabilir.
İleri evre lezyonların palyasyonunda ve çok yaşlı ve debil hastalar ile
majör sağlık problemi olanlarda hasta konforu ve hemşire bakımının kolaylılığı
açısından idealdir.
CERRAHİ REKONSTRÜKSİYON:
Cilt kanserinin eksizyonu sonrası oluşan defektin tamirinde üç alternatif
vardır. Birincisi defekt primer kapatılır ve rekonstrüksiyon gerektirmez,
ikincisi defektin hemen onarımı, üçüncüsü rekonstrüksiyonun ertelenmesidir.
Rekonstrüksiyon yapılmayan durumlarda daha çok yara ikincil iyileşmeye bırakılmıştır
veya palyasyon veya diğer nedenlerle rekonstrüksiyon gerekmemektedir. Diğer
hastalar rekonstrüksiyona adaydırlar ve en iyi survi bir protezle sağlanabilir.
Cerrahın seçiminde birçok faktör etkili olur. Hastanın genel sağlık durumu,
ortalama beklenen ömür, tümörün lokalizasyonu, yaygınlığı, hastanın sosyal
statüsü (bazı insanlar büyük defektleri bile sorun etmezken bazıları küçük
defektleri sorun yapar) rekonstrüksiyonla ilgili karar vermede etkili olur.
Eğer bir tercih yapılacaksa kosmetikten çok fonksiyonel restorasyona önem
verilmelidir. Nasal alar veya gözle ilgili defektlerin onarımı mümkün olduğunca
erken yapılmalıdır. Rekonstrüksiyon sonrası gelişen kontraktürler can sıkıcı
olabilir.
Flep
rekonstrüksiyonunda etraf dokulara yüksek gerilim yapacağından ikincil doku
defisitleri oluşabilir. Anatomik durumlar cerrahi opsiyon için sınır yaratır.
Örneğin simetri, facial lendmarklar, strüktürler ve uygun lokal veya ilave
etraf dokunun noksanlığı rekonstrüksiyonda sorun oluşturur.
Yine patolojik durumlar rekonstrüksiyonu seçme de önemlidir. Tümörün histolojik
tipiyle ilgili olarak, kalın bir fleple potansiyel bir tümörün gizli kalmasından
ziyade cilt grefti ile kapamak uygun olacaktır. Yine tümör lokalizasyon
olarak riskli bir bölgede ise kalın fleple rekonstrüksiyon uygun olmaz.
SCC daha agresif ve daha infiltratif tir. Yine morphea tip BCC genelde infiltratiftir
ve subdermal yayılımı buzdağına benzer. Bu nedenle ince özenilmiş rekonstrüksiyon
çabası boşunadır ve hatta olumsuz etkidedir. Bu gibi durumlarda yana ikincil
iyileşmeye bırakılır veya rekonstrüksiyon ertelenir yada cilt grefti ile
kapatılır. Alıcı yatak kötü ise kanlanmayı sağlamak için cilt greftinin
konulması ertelenir. Yara alanında 21 günde granülasyon oluşur. 1-2mm’lik
yüzey debride edilir. Takiben kalınlığı 0.45-0.5 mm’lik splitt thickness
skin greft yerleştirilir. İleride rekonstrüksiyon yapılacaksa cilt grefti
alınabilir. Böylece tümör nüksüde bakılma imkanı olur.
BAŞ-BOYUN BÖLGESİ MELANOMLARI
Melanoma yaşamı tehdit edici ve davranışı kendine has olan bir tümördür.
Bu nedenle melanoma ile mücadelede, toplumun eğitimi erken tanı ve tedavi
açısından oldukça önemlidir.
Tanı:
Tanıda en önemli faktör gerçek pigmente lezyonların bilinmesi ve bunların
potansiyel zararlarının farkında olunmasıdır. Bu da iyi bir gözlem ve dikkatli
inspeksiyon gerektirir.
Toplumun melanoma konusunda bilinçlendirilmesi ve sürekli tarzda eğitimi
önem arzetmektedir. Pigmente lezyonların görünüşü ve değişiklikler hakkında
toplum ve hekimler uyanık olmak zorundadır. Eğer hastalar ve hekimler akut
dönemde bu lezyonların farkına varamazlarsa, tanıda aşırı gecikme olacaktır.
Bu gecikmede hastalığın tedavisinde ciddi sıkıntılara yol açacaktır.
Melanoma tipik olarak sarı saçlı, mavi gözlü ve kolayca güneş yanığına meyilli
topluluklarda görülür. Melanoma en sık baş-boyun bölgesinde görülür. Vücudun
%9’unu oluşturan bu bölgede melanoma’nın %15-30’u oluşur. İkinci en sık
bölge ekstremitelerdir. Alın ve yanaktaki melanosit oranı diğer alanlardan
2-3 kat fazladır. Malign melanomadaki bu insidans oranlarındaki artmaya
rağmen 5 yıllık survi oranlarında iyileşme görülmüştür.
Konjenital ve akkiz olarak pek çok sayıda varyatif leke ve nevüs vardır.
Bu lezyonların şekli, boyutu ve renginde değişme, ülserasyon veya kanamanın
gelişmesi, bölgesel şişlik veya metastaz gelişimi gibi konularda şüphe edilirse,
tanısal girişimlere başvurulmalıdır. Eğer bir lezyon hakkında şüphe varsa
biyopsi yapılması gerekir. Lezyonun pozisyonu, karakteri ve büyüklüğü ile
uyumlu olarak kazıma, punch, insizyonel ve eksizyonel biyopsi uygulanabilir.
Patologlar daha çok insizyonel ve eksizyonel biyopsileri tercih ederler.
Melanomanın iki ayrı büyüme fazı vardır. Radial büyüme (İntraepitelyal)
yataydır ve dermoepidermal bileşkeye invazyon olmaz. Vertikal büyümede (İntradermal)
ise invazyon mevcuttur.
Melanomanın 4 genel tipi vardır.
-Superficial yayılan (%65-76)
-Lentigo maligna (%6-10): en iyi prognoza sahiptir.
-Acral lentiginious (%5-7) : prognozu kötüdür, siyahlarda sıktır.
-Nodüler (%10): en invaziv özellikte olanıdır.
Evreleme:
Tanıda en büyük ilerleme 1967’de Clark’s tarafından invazyon seviyesinin
identifikasyonu ve 1970’de Breslow’s tarafından melomanının kalınlığının
ölçülmesi ile olmuştur. Bu kantitatif kriterler daha uygun bir evreleme
ve sınıflandırma sistemi sağlamış, prognoz ve tedavi yaklaşımlarını direk
olarak etkilemiştir. Clark tarafından epitelyumda 5 anatomik seviye identifiye
edilmiştir. Bunların herbiri melanomada farklı klinik davranışa yol açmaktadır.
Baş-boyunun farklı bölgelerinde derinin kalınlığı farklılık göstermektedir
ve buda tedavi yaklaşımında önemli olmaktadır. Seviye I. sadece epidermisi
içerir ve 0,5-0,75mm kalınlığındadır. Seviye II basal hücre tabakasıdır
(0.75mm-1.5mm). Seviye III papiller dermisi tutar (1.5-2mm). Seviye IV içinde
retikuler dermis vardır ve 2-4 mm kalınlığındadır. Seviye V subkutanöz dokuları
içerir ve kalınlığı 4 mm’den fazladır.
Epidermisin bütün melanomları kürabldır. Tümör boyutu ve seviyesinde artma
ile lokal rekürrens, rejyonel metastaz ve sistemik yayılım olasılığındaki
artma paralel olarak seyreder.
Tümörün evrelendirmesinin yapılması klinik yaklaşım açısından oldukça önemlidir
ve klinik bulgular ile oluşacak yanlış veya eksik değerlendirmenin önüne
geçilebilir. Genellikle Evre I yalnızca primer melanoma olarak görülür.
Evre II rejyonel metastaz ve Evre III sistemik yayılım gösterir. Bu kategoriler
tabiki büyüklük, derinlik, lokal rekürrens, bölgesel lenf nodu durumu, kontrlateral
metastaz ve sistemik yayılım durumuna göre alt bölümlerede ayrılabilir.
Tedavi:
Baş-boyun melanomalarının tedavisi primer olarak lezyonun kalınlığı
tarafından tayin edilir. Tümör boyutu, lokalizasyon, etyolojide etkili faktörler,
histolojik tip, ülserasyon, önceki rejyonel cilt metastazı, parotis veya
lateral boyuna yayılım ve sistemik yayılım gibi faktörlerde tedavi stratejisinin
geliştirilmesinde önemlidir. Özetle primer tümörün kalınlığı, sınıflandırma
ve evreleme tedavi planının başlangıç kriterleridir. Tedavinin en önemli
felsefesi hastanın vücudundan melanomanın tümünün uzaklaştırılmasıdır.
Lezyonların tedavisinde cerrahi ön plandadır. Kazıma şeklinde eksizyon ve
küretaj kontraendikedir. Daha önceleri eksizyon sırasında geniş (5 cm) sınırlar
bırakılması söylenirdi. Ancak bu görüş giderek geçerliliğini yitirmiştir
ve özellikle baş-boyun bölgesinde normal dokunun korunmasına özen gösterilmiştir.
Güncel olarak tavsiye edilen tümör kalınlığının esas alınmasıdır.
< 0.5mm > üst limit 1cm (daha az olabilir.)
0.5mm-1mm > uygun sınır 1-2cm
> 1mm > en az 3cm olmalı ve derinde altta kalan fasyayıda içermelidir.
Geleneksel olan Mohs surgery melanoma tedavisinde tavsiye edilmez. Çünkü
bitişik olmayan satellit metastazları atlama riski vardır. Stage I lezyonlar
ki bunlar seviye III’den daha küçük veya 0.5-1.5mm arasındaki lezyonlardır
ve genellikle lokal rezeksiyonla tedavi edilirler. Lezyonun etrafında 1-2cm
cerrahi sınır bırakılmalı ve altta yağ dokusu tabakasına kadar derinleşilmelidir.
Erken dönemdeki ve küçük lezyonlar genellikle primer yaklaştırılarak kapatılabilirler.
Büyük lezyonlar için cilt grefti veya rejyonel flepler kullanılabilir. Stage
I-II melanoma ki bu seviye III-V veya 1.5mm’den kalın lezyonları içerir
ve genellikle 2-3cm’lik cerrahi sınırla lokal rezeke edilebilir. Bu durumda
şüphe olursa elektif parotidektomi veya boyun diseksiyonu yapılabilir. Klinik
evreleme yöntemiyle metastaz saptanmasında kolaylıkla hata yapılabileceğinden
elektif cerrahi önem kazanmaktadır. Stage II-IV melanomalar primer tümör
ve rejyonel metastazların rezeksiyonu ile tedavi edilir. Boyunda Zon II
veya III’te, 1-3cm’lik, 1-2 adet lenf nodu varlığında yapılan bu tedavi
ile kür oranları Stage I’dekine yakındır.
Bir kısım otörler yaygın melanomanın tedavisinde, asemptomatik dönem için,
majör organ sistemlerinin semptomları çıkıncaya kadar beklemeyi tercih ederler.
Bazıları ise hastalığın asemptomatik periyodu boyunca agresif bir şekilde
tedaviye girerler.
Tümör kalınlığı ile direk ilişkide olarak lokal lenf nodu metastazı değişkendir.
Bütün melanoma durumları için lokal metastaz riskleri;
Lezyon < 0.75mm = hemen hemen yok
0.76mm-1.49mm = %25
1.5mm-3.99mm = %57
> 4mm = %62 insidans sözkonusudur.
Baş-boyun melanomalarında pozitif lenf nodu varlığında boyun diseksiyonu
konusu tartışmasızdır. Bununla birlikte elektif lenf nodu diseksiyonu konusu
halen tartışmalıdır. Genel olarak lezyonun kalınlığındaki artmayla birlikte
metastaz riskide artıracağından elektif cerrahi daha çok kullanılmalıdır.
Yine lezyonun lokalizasyonuda bu konuda önemli bir faktördür. Yüz ve anterior
boyun bölgesi, skalp, posterolateral boyun bölgesi ve mandibula üzerindeki
cilt alanlarına kıyasla daha az metastatik potansiyel taşır. Yine ülsere
lezyonların daha agresif tedavi edilmesi gerekir. Palpabl lenf nodu varsa
fasial sinirin korunduğu total parotidektomi yapılması gerekir. Elektif
cerrahide ise süperficial parotidektomi yeterlidir. Lezyonlar orta hatta
yakınsa lymphoscintigraphy ile bilateral metastaz araştırılabilir. Burundaki
lezyonlar nadirdir ve tedaviye yanıtı iyidir. Metastaz riski düşük olduğu
için diseksiyon ertelenebilir. Gözde 1.5mm’den küçük lezyonlarda tarsal
plate eksizyonu gerekir. 1,5mm’den büyük lezyonlarda ise orbital rim eksizyonu
gerekir.
Radyoterapinin metastatik melanomada bazı lokal palyatif etkileri vardır.
Ancak melanoma geleneksel olarak radyorezistan olarak kabul edilir. Çünkü
melanoma hücreleri sublethal radyasyon hasarının onarımı için büyük kapasiteye
sahiptirler.
Adjuvant Kemoterapide pratik gelişmeler efektif ilaçların eksikliği nedeniyle
sınırlıdır. Dacarbazine en etkili ilaçtır ve yanıt oranı %20’dir.
Malign melanomada tümör kontrolünde immün faktörlerin önemli etkisi olduğu
yönünde güçlü deliller vardır ve bu nedenle immunoterapinin kullanımı için
yoğun çabalar vardır. Bu tür çalışmalar deneyseldir ve surviye etkisi tartışmalıdır.
Tümör yükü az olan hastalar; yüksek riskli primer melanoma (Stage I) veya
lokalize metastatik hastalık (Stage II) immunoterapi için en iyi adaydırlar.
Şimdilerde immunoterapi için en ümit verici olan spesifik melanoma aşılarıyla
aktif immunizasyondur. Yine melanomanın kutanöz metastazlarında nonspesifik
ajanların lezyon içine enjeksiyonu veya topikal kullanımı yapılmaktadır.
Örneğin; BCG ve DNCB ve son zamanlarda daha spesifik otolog lemfokin uygulanmaktadır.
Bu tür tedavilerde yanıt oranları yeterli değildir. Ancak sistemik tedaviyle
kombine olarak kullanılabilir.
Melanoma vücutta bütün organlara yayılabilir. Primer baş-boyun tümörlerinin
yayılımı sıklıkla AC, kemik, beyin ve cilde olmaktadır. Hangi organ ne derece
tutulmuşsa ona yönelik semptomatik tedavi uygulanır. Nutrisyonel destek,
RT, KT ve ağrı medikasyonu ile palyasyon sağlanmaya çalışılır. Ölüm süreci
hastalığın yaygınlığına bağlı olarak birkaç yılı bulabileceği gibi anidende
olabilir.
Prognoz:
Melanoma için prognoz tayini zordur ve genellikle önceden kestirilemez.
Prognoz tayininde lezyonun seviyesi ve kalınlık dominant faktörlerdir. Seviye
I (0.5-0.75mm) lezyonların tümünde konservatif lokal rezeksiyonla kür sağlanabilir.
Düşük oranda rejyonel ve sistemik metastaz olasılığı vardır. Kür oranı yaklaşık
olarak %50-60 oranındadır. Seviye 4-5’in (2-4mm arası ve 4mm üzerindeki
lezyonlar) insidansı erken tanı ile dramatik olarak azalmıştır fakat rejyonel
ve sistemik metastaz nedeniyle en öldürücü gruptur. Kür oranı %20-30’lara
düşmektedir.