Ekstansör Tendon Yaralanmaları
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
El, insanın çevreye uyumunda, çevre ile iletişiminde, becerilerini ortaya
koymasında kısaca kendini ifade edebilmesinde en önemli organlardan biridir.
Aristonun deyimiyle organların organı olan el, hem duyusal hem de motor
fonksiyonları açısından çok zengindir.
El, bireyin çevresiyle iletişiminde önde gelen ilişki yoludur. Vücudun,
travmalara en sık maruz kalan parçasıdır. Günümüzde kazalar, kavgalar, savaşlar,
afetler sonucunda
el yaralanmaları
çok sık olmakta, yetersiz ve bilinçsiz yapılacak tedavilerle, tedavisi mümkün
olmayan sakatlıklar oluşabilmektedir. Eldeki herhangi bir travma ya da hastalık
nedeniyle oluşacak fonksyon kayıplarının tekrar kazandırılması, cerrahın
el kinesiyolojisi hakkında yeterli bilgilere sahip olmasına bağlıdır.
El kinesiyolojisi açısından en başta gelen faktörlerden biri de şüphesiz
tendonlardır. Elin diğer fonksiyonel elemanlarına karşın tendonların daha
yüzeysel yerleşimi bu dokuların total ya da parsiyel kesilerini veya total
kayıplarını ön plana çıkartmaktadır. Elin duyarlı ve ince yakalama, kavrama
fonksyonları el ve parmaklardaki muskülotendinöz oluşumlar aracılığıyla
olmasına karşın; kaba kavrama, destekleme ve yerleştirme hareketlerinde
ön kol ve kol kasları ve buradaki muskülotendinöz oluşumlar öncelik kazanır.
Ele yönelik travmalarda tendon yaralanmaları sıkça oluşmasına karşın, tedavide
başarı aynı oranda olmamaktadır. Tendon devamlılığın sağlanması amacıyla
uzun süredir çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda, ilk pozitif sonuç veren
çalışmalar, 1916 yılında Biesalski ve Mayer, 1918- 1922 yılları arasında
Bunnell tarafından yapılmış ve tendon cerrahisinin temelleri atılmıştır.
İkinci dünya savaşı bitimiyle araştırmalar olanca hızıyla artmış Adamson,
Wilson, Verdan, Miller ve Buck-Gramco (1961-1972) ile tendon cerrahisi altın
zamanını yaşamıştır.
FİZYOLOJİ
Peacock ve Potenza (1965-1977) tarafından yapılan çalışmalar sonucunda tendon
iyileşmesi konusunda önemli adımlar atılmıştır. Buna göre iyileşme, tendonu
oluşturan hücrelerde bütünlüğün bozulması durumunda çevresel dokulardan
olmaktadır. 3-4 gün sonra tip 3 kollajen yapımı olmakta, 5-6 gün içerisinde
jelatinöz granülasyon defekti doldurmaktadır. Yaklaşık 1 hafta sonra ilk
kollajen lifleri gelişmekte ve 3. hafta sonuna doğru kalın bir kollajen
band topluluğu bütünlüğü sağlar hale gelmektedir. Peacock bu bandın, büyük
çekme kuvvetlerinin inceltmesi ve uzatması ile oluştuğunu daha sonra çeşitli
fizyolojik yaklaşımlar sonucunda kayganlık fonksyonunu kazandığını orataya
koymuştur.
Bağ dokusu elemanlarının hakim olduğu tendonlar, kayganlığı sağlayan paratenon
adı verilen daha gevşek bağ dokusu ile çevrilidir. Eldeki ekstansör mekanizma
ekstrasinoviyaldir, bilekte ise sinovial doku ile korunur. Paratenon, visseral
ve parietal kısımlardan oluşmuştur. Bu iki adventisya arasında protein,
glikozaminoglikan ve glikoproteinleri içeren sinoviyal sıvı vardır. Bu sıvı,
hem tendonun difüzyon yoluyla beslenmesini hem de kayganlığını sağlar. Kesi
olduğunda paratenon, tendonların tek tek ayrılmasını engeller. Bu yüzden
ayrılmış ekstansör tendonlar, özgür olarak sadece bileğin dorsumunda ayrılabilirler.
Bu mekanizma sayesinde, birçok tendon hasarı özellikle parmaklarda sadece
atel ile başarıyla tedavi edilebilmektedir.
Tendonların beslenmesi 3 ana kaynaktan olmaktadır:
1. Endotendon içinde bağımsız kollajen demetlerini saran kapiller ağdan,
2. Vinkula tendineumdan,
3. Paratenon mevcut ise tendonun uzun aksına parelel seyreder;
a) Proksimal 1/3 ‘ü musküler damarlardan,
b) Orta 1/3’ü paratenon bağ dokusu içindeki damar yapısından,
c) Distal 1/3’ü osseotendinöz periosteal damarlardan gerçekleşir.
Vinkula, üçgen şeklinde veya ince iplikler halinde bağ dokusu elemanlarından
meydan gelmiş yapılar olup, embriyonel mezotenon artıklarıdır. İki tane
dijital arterden çıkan dallardan dört tane dijital ark meydana gelir. Bu
arklar, proksimal ve orta falanksların boyunlarında ve proksimal kısımlarında
bulunurlar. Bu arklardan dört tane vinkula çıkar. Birinci ve ikinci vinkulalar
süperfisiyal tendonları, üçüncü ve dördüncü vinkulalar derin tendonları
beslerler. Segmental beslenmenin uzunluğu müskülo-tendinöz bileşkeden sonra
2 cm., vinkulalar yolu ile 1-2 cm’dir. Bu arterler tendona dorsal yüzünden
girerler ve korunmalıdırlar. Vinkulalar dorsal yüzde dallanırlar ve genelde
bu dallanmalar diğer vinkular dallanmalarla anastomoz yapmazlar. Bunların
arasından dijital arter kökenli olan tendon vasküler yapıları geçerek epitenon
aracılığıyla tendonun vaskülarizasyonunu sağlar.
El yaralanmalarının tedavisinde başarılı olunması, tendon onarımlarının
doğru ve fonksiyonel bir şekilde yapılabilmesi, komplikasyonların en aza
indirilebilmesi için iyi anatomi bilgisine sahip olmak gerekir.
ANATOMİ
Deri:
El sırtını ve avuç içini örten deri örtüsü arasında büyük farklılıklar vardır.
Elin dorsali ve bilek bölgesi, ince deri tabakası ve minimal subkütanöz
doku ile örtülüdür. Bazı bölgelerde örneğin distal interfalengeal eklem
bölgesinde tendon çok incedir ve çok az bir güç ile rüptür olma şansı vardır.
Beslenme:
A.Brachialis, kubital fossa seviyesinde Ulnar ve Radial arterlere ayrılır.
Ulnar arter, el bileği hizasında medialinde N. Ulnaris ile beraberken palmar
fasya altından ilerler ve os psiformenın radyalinde fleksör retinakulum
üzerinden geçer ve derin ve yüzeyel palmar dallarını verir. Radial arter,
baş parmak ekstansör tendonlarının derininden ilerler ve I. Dorsal interosseos
kasın içindeki bir arktan geçerek avuç içine geçer ve derin dalını verir.
Yüzeyel dalını ise fovea radialis öncesi distal radius düzeyinde verir.
Bu dal, yüzeyel palmar arkı oluşturur. A.ulnaris ve A. Radialis, el ayasında
derin ve yüzeyel palmar arkları oluşturarak birbirleriyle birleşirler. Bu
arterial arklardan dik açıyla çıkan dijital arterler parmakların her iki
yanında ilerleyerek parmak distaline uzanırlar. Elin dorsal arteri, proksimal
olarak dorsal interosseos arterden ve volar interosseos arterin dorsal perforan
dalından çıkar. Bu arterlere, radial ve ulnar arterlerden gelen dallar katılarak
dorsal karpal ark oluşur. Dorsal metakarpal arterler, bu arktan çıkarlar
parmakların yanından distale ilerlerler.
Elin venöz dönüşü ise dorsalden gerçekleşir; buradan başlayan V.Basilica
ve V.Cephalica yüzeyel venöz sistemlerdir.
Sinirler:
Ön kol ve elin sinirleri, Medulla Spinalisin Servikal 5-6-7-8 ve Torakal
1
bölümünden kaynaklanır. Daha sonra Brachial Pleksustan N.Radialis, N.Ulnaris
ve N.Medianus oluşur. Bunlar tüm kol ve ele motor, duyu ve sempatik dallar
verirler.
a) Motor İnnervasyon:
-N.Radialis: Brakial pleksustan ayrıldıktan sonra kol medialinde seyrederken
M. Triceps Brachii’ye motor dal verir. Humerus üzerinde adını taşıyan sulkusta
oblik olarak seyreder. Daha sonra ön kolun tüm ekstansör kaslarının motor
innervasyonunu sağlar. N. Radialisin kesilmesi halinde “Düşük El” oluşacaktır.
Deformitenin ağırlığı, kesinin proksimalde olmasıyla doğru orantılıdır.
-N.Medianus: Brakial pleksustan ayrıldıktan sonra, kolun iç kısmında seyrederek
kubital bölgeye gelir ve kolun 1/3 proksimalinde fleksör kasların innervasyonunu
gerçekleştirir. Daha sonra karpal tünelden geçerken tünel çıkışında tenar
bölge kaslarına giden motor dalını verir. Median sinir kesilerinde, fleksiyon
yapılamaması ve tenar bölge kaslarında gerçekleşen inaktivasyon atrofisi
sonucu “Maymun Eli” deformitesi oluşur. Baş parmak oppozisyon hareketini
gerçekleştiremez.
-N.Ulnaris: Ön kolun ulnar yüzünde seyreder. İnterosseal ve hipotenar kaslara
motor dal verir. Ulnar sinir hasarında, parmakların adduksyon ve abduksyon
hareketi gerçekleşmeyecektir. Buna bağlı, hipotenar bölge kaslarındaki ve
interosseal kaslardaki atrofi sonucu “Pençe El” deformitesi oluşacaktır.
b) Duysal İnnervasyon: Median, ulnar ve radial sinirlerin palmar ve dorsal
bölgede farklı innervasyon bölgeleri vardır. Palmar bölgenin iç kısmı yani
5. parmağın tamamı ve 4. parmağın yarısına rastlayan bölge N.Ulnaris, baş
parmağın IP eklemin altından el bileğine kadar olan, yaklaşık 4 mm’lik şerit
halindeki bölge N.Radialis, palmar bölgenin diğer kısımları ise N.Medianus
tarafından innerve edilir. El sırtında ise ulnar sinirin innervasyonu tıpkı
palmar bölgede olduğu gibidir. Diğer parmakların distal falankslarının dorsal
bölgeleri ise N.Medianus tarafından, bunun dışındaki tüm el dorsumu N.Radialis
tarafından duyulandırılır.
Ekstansör mekanizma birbirinden ayrı ve nörolojik olarak farklı iki sistemden
oluşur.
1. Radial sinirin innerve ettiği ekstrensek ekstansörler,
2. Ulnar ve median sinirin innerve ettiği intrensek ekstansörler.
EKSTRENSEK EKSTANSÖRLER:
Parmakların ekstansiyonu, MP eklemdeki uzun ekstansörler, IP eklemlerdeki
uzun ekstansörler ve intrensek kaslar arasındaki uyuma bağlıdır. Ekstrensek
ekstansörler, önkolda bulunan multipl kas grubunun parmakların ekstansiyonunu
sağlayan tendonlarına verilen addır. Ekstansör pollisis longus, ekstansör
pollisis brevis, extensor indicis ve ekstansör digiti minimi kasları birbirlerinden
bağımsız orijine ve hareket kabiliyetine sahiptir. Ekstansör digitorum ortak
kastan çıkan ve başparmak hariç her parmağın santral ekstansöruna giren
4 adet tendon grubudur. İşaret parmağının ve 5. parmağın bağımsız ekstansiyonunu
sırasıyla , M. Ekstansör İndicis ve M. Ekstansör Digiti Minimi gerçekleştirir.
Herbirinde bağımsız ekstansör tendon bu iki parmağın M.Ekstansör Digitorum’a
ait tendonlarının ulnar tarafında yer alır.
Başparmağın ekstansör yüzeyindeki 3 oblik kasın herbirisi başparmak kemiklerinden
birine yapışır. M.Abduktor Pollisis Longus, I.Metacarpale yapışarak bu kemiğe
radyal abduksyon yaptırır ve sekonder olarak el bileğine radyal deviasyon
yaptırır. M. Ekstansör Pollisis Brevis, proksimal falanksa yapışır; öncelikle,
MP eklem ekstansörü olarak etki ederken diğer eklemlerde M.Abduktor Pollisis
Longus ile birlikte hareket eder. M. Ekstansör Pollisis Longus, distal falanksa
yapışır ve başparmak IP ekleminin primer ekstansörüdür. Sekonder olarak
diğer 2 başparmak eklemine ekstansiyon ve dorsal abduksyon yaptırır.
Ekstansör tendonlar, önkoldan ele geçerken 5’i fibroosseos, 1’i fibröz olmak
üzere radialden ulnar tarafa doğru 6 kanaldan geçerler.
Birinci kompartman; abduktor pollisis longus ve ekstansör pollisis brevisi,
ikinci kompartman; radial bilek ekstansörlerini (EKRL, EKRB), üçüncü kompartman;
ekstansör pollisis longusu, dördüncü kompartman; ekstansör digitorum kommunisi
ve ekstansör indicisi, beşinci kompartman; ekstansör digiti minimi’yi ve
altıncı kompartman ise extensor karpi ulnarisin tendonunu içerir.
El sırtında, MP eklem bölgesinde kommunis tendonları arasında “Juncture
Tendineum” adı verilen intertendinöz fibröz köprüler vardır. Bu mekanizma
sayesinde juncture proximalinde oluşan bir laserasyon ekstansiyon fonksyonunda
inkomplet korunmasını sağlar.
İNTRENSEK EKSTANSÖRLER:
Parmak intrensek sistemi, 7 interosseöz ve 4 lumbrikal kastan oluşur. MP
eklemin aksının volar tarafından, IP eklemin aksının ise dorsal tarafından
geçer.
İnterosseos kas, parmak abduksyonu ve adduksyonu, MP fleksiyonu, IP eklem
ekstansiyonunda görev alır. Lumbrikal kas ise IP ekstansöru ve MP fleksörü
olarak görev alır. Başparmakta ise intrensek muskülotendinöz birimler, başparmak
aksının rotasyonel kotrolünü sağlarlar
Lumbrikal ve interosseos kaslardan köken alan intrensek tendonlar, ekstansör
mekanizmaya, proksimal falanksın proksimalinde katılır ve DIP eklemde distale
doğru devam eder.
PIP seviyesinde ekstrensek tendon, orta falanks dorsaline ve lateral bandlara
tutunur. Lateral bandlar, PIP eklemin iki tarafından distal falanks dorsaline
doğru devam eder. Ekstansör mekanizma, PIP eklem seviyesinde, transvers
retinakülar ligamanlar sayesinde tutulur. Ekstansör tendon, birbirinden
bağımsız iki eklemi santral tendon denen gövdesi ile orta falanksı, lateral
bandlar ile distal falanksı hareket ettirerek sağlar. Santral tendon, PIP
eklemi ekstansiyonunun başlatılmasından, lateral bandlar ise ekstansiyonun
devamından sorumludur. Tam ekstansiyonda, santral tendonlar tamamen gevşektir.
Santral tendon ve lateral bandların uzunluğu PIP ve DIP eklemlerin ekstansiyonunun
beraber olabilmesi için çok önemlidir.
Parmakların fonksiyonu ile ilgili birtakım genel konseptler mevcuttur:
1. Parmağın ekstansiyonu, bilek fleksiyonu ile sinejistiktir. Ekstrensek
ekstansör tendonların etkisi, bilek fleksiyonuyla artar. Bilek fleksörleri,
ekstrensek ekstansör tendonların yokluğunda onların yerine kullanılabilecek
mükemmel donör muskülotendinöz birimlerdir.
2. MP eklemin distaline doğru ekstansör mekanizma, 4 sıkı bağlantının oluştuğu
tek bir tendon ünitesi haline gelir.
3. Ekstansör tendon kompleksi, birbiri üstüne düzenli bir biçimde oturan
kompleks bağlantı sistemlerinden oluşmuştur.
4. Bir eklemdeki ekstansör tendon mekanizmasının gerimi, o eklemin ve yanındaki
eklemin pozisyonuna bağlıdır. Eklem fleksiyonu veya ekstansiyonu ile ekstansör
sistemin dorsovolar lokasyonu değişir. Örneğin PIP eklem fleksiyonunda dorsalden
volare yer değiştiren lateral bandlar distal ekstansör sistem gerimini azaltırlar.
5. Diğer maddelerdeki sebeplerden dolayı bir eklemdeki patoloji diğerini
de etkilemekte ve geç dönem ekstansör mekanizmada sıralı deformitelere sebep
olmaktadır.
6. Ekstansör mekanizmanın, fleksöre oranla tendon uzunluklarındaki değişimlere
toleransı daha azdır. Ekstansör sistemin gücünün azalması ve deformite oluşumu
sadece birkaç milimetrelik yer değiştirmeler ile olabilir.
7. Geç dönem ekstansör mekanizma bozukluğu olduğu zaman mutlaka 3 eklemde
de ekstansör mekanizma fonksyonunun incelenmesi gerekmektedir. Bir eklemdeki
bozukluk ona yakın olan eklemde çok ciddi deformiteler bırakabilir. Örneğin
MP eklem median ve ulnar sinir fonksyon bozukluğunda hiperekstansiyona geçerek,
PIP eklem fleksiyonu ve pençe el deformitesine sebep olabilir.
Ekstansör Tendon Onarımında Dikiş Teknikleri:
Tendon kalınlığının distale göre değişiklik göstermesi, cerrahı farklı tekniklere
yönlendirmiştir. Tendonoplasti sırasında kullanılacak olan dikiş materyalinin
özenle seçilmesi, başta gelen prensiplerden biridir. Bu amaçla çelik teller,
ipek dikiş materyalleri günümüze kadar kullanılırken 1970’lerden sonra kullanıma
giren sentetik dikiş materyalleri tedavi başarısında dönüm noktası olmuştur.
Kliniğimizde, buna uygun olarak prolen veya buna benzer sentetik materyalleri
kullanmaktayız. 1959 yılında Bunnell tarafından ortaya konulmuş olan dikiş
tekniğinden sonra Kessler, Wılhelm, Buck-Gramco gibi çeşitli otörler çeşitli
teknikler geliştirmişlerdir. Kliniğimiz vakalarında modifiye Kessler ve
Bunnell teknikleri kullanılmaktadır. Her iki teknikte de düğüm, tam anastomoz
hattına oturmakta böylece yapışıklıklara rastlanılmamaktadır. Epitenon dikiş
tekniğinde, kor tip dikişler 4/0 Kessler dikiş tekniği ile yapılır. 5/0
dikiş ile üzerine kros şeklinde yama yapılır. Parmaklarda Zon 3 ve zon 5
te, başparmakta ise zon 2 ve zon 3’te etkili bulunmuştur. Distal falanksta
ise deri ve tendonun ortak devamlılığının sağlandığı devamlı dikiş teknikleri
kullanılabilir. Pansuman ve atel tam ekstansiyonu sağlamak için ilaveten
kullanılmalıdır. 10–14 gün sonra dikişler alınabilir. 6 hafta süresince
atele devam edilmelidir.
Ekstansör tendon yaralanmalarında da diğer hastalıklarda olduğu gibi anamnezin
rolü büyüktür. Fizik muayende yaralanmanın şekli ve lokalizasyonu inspeksyonla
ortaya konulup, palpasyon ve aktif hareketler ile tanı kesinleştirilir.
Yaralanma, sinerjist etkili tendonların bulunduğu lokalizasyonda ise o zaman
hasta tendon kesik olmasına rağmen hareketi yapabilmekte, ancak hareket
hem ağrılı gerçekleşebilmekte hem de fazla kuvvet gerekmektedir. Tendon
onarımında asepsi, antisepsi yanında atravmatik yaklaşım önem kazanamaktadır.
Tendon onarımınlarında kesik uçlara yapılcak en büyük travma onları pens
veya penset ile tutmaktır. Operasyon sırasında tendon uçlarının kayganlığının
sağlanması mutlak gerekmekte bu yüzden peroperatif serum fizyolojık ile
yıkama yapılmalıdır.
Genel anlamda tendon yaralanamalarını açık veya kapalı diye sınıflayabiliriz.
Kapalı yaralanmalar, tendon yırtılmaları, parçalı kopmalar ve total rüptürler
şeklinde ayrılabilir. Açık tendon yaralanmalarında ise primer yaklaşım esas
olup tedavi ona göre planlanmalıdır. Açık yaralanmalarda hastanın tedaviye
getiriliş süresinin kısa olması şüphesiz başarı oranını arttırmaktadır.
Tüm el onarımlarında olduğu gibi postoperatif fizyolojik pansuman ve pasif-aktif
hareketler ameliyatın başarısına katkıda bulunacaktır. Erken postoperatif
dönemdeki immobilizasyon atel, bandaj ve çeşitli pansumanlar ile sağlanabilir.
Ekstansör mekanizma, parmağın en distal ucundan proksimal önkol seviyesine
kadar herhangi bir lokalizasyonda zedelenbilir. Tendon onarımında diagnostik
ve terapotik açıdan Kleinart ve Verdan’ın yaptığı bölgelendirme günümüz
tendon cerrahisinde geçerliliğini korumaktadır. Bu evrelendirme distal önkola
kadar sekiz bölgeyi içermesine karşın daha sonra proksimal önkol kaslarını
da içeren 9. zonda bu tabloya eklenmiştir.
ZON PARMAK BAŞPARMAK
I DIP Eklem İP Eklem
II Orta Falanks Proksimal Falanks
III PIP Eklem MP Eklem
IV Proksimal Falanks Metakarp
V MP Eklem Karpometakarpal eklem
VI Metakarp
VII Dorsal Retinakulum
VIII Distal Önkol
IX Proksimal Önkol
SPESİFİK EKSTANSÖR TENDON HASARLANMALARI:
A) ZON I- DIP EKLEM SEVİYESİ:
Bu seviyede lateral bantlar, dorsale doğru birbirlerine karışarak incelirler
ve ortak tendonu oluştururlar. Bu seviyede oluşabilcek bir kesi, DIP ekleminin
40 derece fleksiyon postürü almasına yol açar. Parmağın distal bölgesinde
lateral bandların devamlılığının bozulması, karakteristik fleksiyon deformitesi
olan Mallet Finger, Baseball Finger veya Çekiç Parmak deformitesi ile sonuçlanır.
Bu deformite açık veya kapalı travma ile oluşabilir. Kapalı travmalar daha
sık görülür. Ani olarak parmağın fleksiyona getirilmesi, tendonun rüptürüne
veya avülzyonuna neden olur.
İnsidans oranını göstemek amacıyla , Hollberg ve Lindholm yaptıkları bir
çalışmada 91 erkek, 35 kadın 126 vakayı incelemiştir. Sonuçta, ortalama
erkek yaşının 35.5, kadın yaşının 47.8 olduğu, erkekte en fazla etkilenen
parmakların 4 ve 5 parmak, kadında ise orta parmak olduğunu ortaya koymuştur.
Sınıflandırma:
Tip 1: Kapalı veya künt travmanın neden olduğu küçük avülzyon fraktürünün
eşlik ettiği veya etmediği tendon devamlılığının bozulması.
Tip 2: DIP eklem proksimalinde tendon bütünlüğünün bozulmasına neden olacak
laserasyon
Tip 3: Cilt, subkütan doku ve tendon mekanizmasının bozulmasına yol açacak
derin abrazyon.
Tip 4:
a) Çocukta transepifizal fraktür.
b) Hiperfleksiyona bağlı eklemin %20 ile %50 ‘sinin fraktürü.
c) Hiperekstansiyona bağlı eklemin %50 den fazla fraktürü ve distal falanksın
volar sublüksasyonu.
En sık görülen tipi, Tip 1’dir. Deformitenin derecesi hafif ekstansiyon
kaybından, 75-80 derece çekiç parmak deformitesine kadar değişebilir. Genelde
deformite hızlı bir şekilde oluşsa da bazı durumlarda brkaç günden aya kadar
uzanabilir. DIP ekleminin yakınında oluşabilcek bir tendon laserasyonu da
karakteristik çekiç parmak deformitesine sebep olabilir. Kontaminasyon riski
açısından, laserasyonun eklem üzerinde olup olmaması çok önemlidir. Tip
3’de bahsettiğimiz gibi distal eklem üzerindeki derin abrazyon tarzı yaralanmalar,
eklemi açığa çıkaracak tarzda tendon mekanizmasının üzerindeki bütün yumuşak
doku oluşumlarına zarar verebilir. Bu şekilde olan yaralanmalar basit kapalı
tarz çekiç parmak deformitesinden farklılık gösterir ve aşamalı cerrahi
müdahale gerekebilir. Tip 4 yaralanmalar, Tip 1’den mutlaka ayrılmalıdır.
Buradaki yaklaşım tendon yaralanmasından çok fraktüre yönelik olmalıdır.
a) Kapalı (Tip 1) Çekiç Parmak Yaralanması: Kapalı yaralanmalarda erken
veya geç onarım sonuçlarının karşılaştırılması Garberman tarafaından yapılmıştır.
Erken tedavi ilk 2 haftayı, geç tedavi ise 4 hafta ve üzerini içermektedir.
Hastalar, yaklaşık 7 hafta boyunca atel kullanmışlardır. Sonuçta her 2 grup
açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Amaç tendonun devamlılığının ve fonksyonunun korunmasıdır. Cerrahi olmayan
veya cerrahi teknikler denenebilir. Nonoperatif yaklaşımlar, atel ve alçı
uygulamalarını içerir. Cerrahi yöntemler ise Kishner teli ile fiksasyon,
eksternal tendon sütürasyonu ve tendonun direk tamiridir.
Non-operatif Teknikler:
Alçı uygulaması, kooperasyonun güç olduğu, atel kullanımında zorluk olan
hastalarda kullanılmakta olup; 1937 yılında ilk olarak Smillie tarafından
çekiç parmak deformitesini immobilize etmek amaçlı, DIP hiperekstansiyonda
PIP eklem 60 derece fleksiyonda olacak şekilde yapılmıştır. Daha sonra Watson,
Howie, Williams, Green gibi otörler bu işlemi modifiye etmişlerdir. Bunnell,
bu yöntemde PIP eklem fleksiyonunun lateral bandları 3 mm yaklaştırdığını
ve DIP ekstansiyonunun ekstansör tendon uçlarını sabitlediğini savunmuştur.
1959 yılında Kaplan 3 ekleminde ekstansiyonda olmasının daha fazla relaksasyon
sağlayacağını savunmuş ve önceki görüşlere karşı çıkmıştır. Günümüzde, PIP
eklemin 30-35 derece fleksiyonu, DIP eklemin hiperekstansiyonu görüşü ağır
basmaktadır.
Atel kullanımı, kapalı tip çekiç parmak deformitesinde en önemli tedavi
yöntemidir. İlk olarak 1925 yılında, Lewin PIP ve DIP eklemi tam ekstansiyonda
tutacak şekilde tubüler metal ateli kullanmıştır. Çoğu yazar, atel kullanım
süresinin yaklaşık 6 hafta olması gerektiğine inanmaktadır. Bazı yazarlar,
buna 2 hafta gece ateli eklemektedirler. Atellerin geniş yüzü, genelde volar
tarafa uygulanır, sadece Newmeyer aliminyum ateli dorsal tarafa uygulamıştır.
Brown, 110 hastada bu atelleri kullanmış ve hastaları tedavi etkinliğine
göre 3 gruba ayırmıştır:
a) Tip A: Ekstansiyon kaybı 0 ile 5 derece arasında, yapışıklık yok . Normal
fleksiyon ve ekstansiyon hareketleri.
b) Tip B: Ekstansiyon kaybı 6 ile 15 derece arasında, normal fleksiyon hareketi.
c) Tip C: 15 dereceden fazla ekstansiyon kaybı, yapışıklık mevcut, fleksiyonda
zorlanma.
Bu çalışma sonucunda %72 hastada başarı sağlanmış ve Tip A kategorisine
girmiştir.
Operatif Teknikler:
a) Kishner teli ile fiksasyon: Pratt, 1952 yılında deformitenin düzeltilmesi
ve internal fiksasyonu için K-telini, DIP eklemi geçerek PIP eklemi fleksiyonda
iken proksimal falanksın distaline adapte etmiştir. Bu yöntem ile deformitenin
rijid fiksasyonu ve PIP eklemin fleksiyonu sağlanmaktadır. Watson–Jones,
bu metoda eklem yapışıklığı oluşması ve invazif yöntem olması nedeniyle
karşı çıkmıştır. Cossell ve Strange, 1957 yılında sadece DIP eklemin immobilize
olmasını savunmuştur. Weinberg, 1976 yılında 2 adet K-teli kullanmış, bunları
dorsalden volara, distalden orta parmağa gelecek şekilde adapte etmiştir.Bu
2 tel birbirlerini aralarında 15 ile 20 derece açı olacak şekilde kesmektedirler.
Günümüzde Littler’ın savunduğu şekilde yani K-teli ile onarımın fleksör
kılıfın hasarlanmasına ve ekstansör mekanizmanın fiksasyonuna neden olacağından
uygulanmaması gerektiğine inanılmaktadır.
b) Eksternal tendon sütürasyonu: 1956 yılında Hillman distal falanks kırığına
bağlı çekiç parmak deformitesini tedavi etmek amacıyla pulpadan başlayıp
distal ekleme doğru dorsalden 2/0 ipek ile sütürasyon uygulamıştır. Bu teknik
ciddi skar bıraktığı için rağbet görmemiştir.
c) Direk Onarım: 1930 yılında Mason, kapalı çekiç parmak deformitesini acil
operasyon endikasyonu olarak nitelemiştir. Rosenzweig, operasyonun tendonun
distal uçlarının ince ve dikiş tutma olasılığının az olması dolayısı ile
başarısız olacağını savunmuştur. Stark ve arkadaşları, bunun üzerine yaptığı
araştırma ile kapalı çekiç parmak deformitesinde operasyonun uygun olmadığını
kanıtlamışlardır. Nichols, son olarak direk onarımın sadece 6/0 ipek matress
sütürasyon ile olabileceğini, dikiş uçlarının da tırnağa bağlanması gerektiğini
savunmuştur.
Komplikasyonlar:
Stern ve Kastrup, 123 hastayı erken ve geç komplikasyonlar açısından takip
etmiştir. 84 hastaya atel uygulanmış, komplikasyon oranı %45 tespit edilmiş.
En sık görülen komplikasyonlar; dorsal maserasyon, dorsal ülserasyon, bant
allerjileri gibi deri problemleri olmuş. Dorsal DIP ekleme konan aliminyum
atelin daha sık dorsal ülserasyon ve maserasyona sebep olduğu bu yüzden
tübüler tip atelin uygulanmasının daha etkili olduğunu savunmuştur. Rayan
ve Mullins, 2 hastada immobilizasyon amaçlı atel uygulaması sonrası DIP
eklem üzerinde tam kata deri nekrozuna rastlamışlardır.
Stern ve Kastrup’un bu araştırmasında cerrahi olarak tedavi edilen 45 hastada
%53 oranında komplikasyon görülmüştür. Bu komplikasyonlardan bazıları kalıcı
tırnak deformiteleri, eklem düzensizlikleri, enfeksiyon, Kishner teli çıkarırken
çevre dokuların zedelenmesi, DIP eklem deviasyonu sayılabilir.
Günümüzde Tip 1 Çekiç parmak deformitesi için kabul gören görüş, 6 hafta
boyunca volar atel kullanılmasıdır. Atel kullanamıyacak, iş ortamında sürekli
elini kullanan, doktor, diş hekimi gibi bazı hastalarda 6 hafta boyunca
0,045 inch uzunluğunda Kishner teli parmak ucu hissiyatını bozmadan, oblik
olarak tatbik edilebilir.
B)Açık Tip 2-3 Çekiç Parmak Yaralanması: Çekiç parmak deformitesi ile beraber
distal eklem üzerindeki ekstansör mekanizmanın akut laserasyonları, 4/0
ve 5/0 sentetik dikişler ile devamlı dikiş tekniğiyle onarılabilir. Distal
eklemi tam ekstansiyonda tutacak şekilde atel ile pansuman uygulanmalıdır.
Tendon ve cilt defekti beraber ise cilt onarımı için rekonstrüksyon gerekebilir.
Tendon onarımı , serbest tendon grefti veya ekleme artrodez yapılması ile
düzeltilebilir.
C) Tip 4 Kırıkla Beraber Olan Çekiç Parmak Deformitesi: Çocuklarda genelde
distal falanksta transepifiziyal kırık şeklinde görülür. Ekstansör mekanizma
bazal epifize bağlıdır, kemiğin kapalı redüksyonu deformitenin düzelmesini
sağlayacaktır. Eksternal atel, 3-4 hafta boyunca distal eklemi tam ekstansiyonda
tutacak şekilde uygulanmalıdır.
Eklem yüzünde, 1/3’ten fazla tutulum mevcut ise sekonder artrit ve yapışıklığı
engellemek amacıyla cerrahi tedavi önerilir. Stark ve arkadaşları, 1 veya
2 küçük Kishner teli ile fiksasyon amaçlamışlardır. 3 hafta postoperatif
metal atel kullanmışlardır. 3 haftanın sonunda DIP eklemdeki kırık iyileşmiş
ise atel kullanımı sadece DIP eklemi içerecek şekilde devam etmiştir.
Günümüzde tip 4 çekiç parmak deformitesinin tedavisinde farklı görüşler
mevcuttur. Kemiğin K-teli ile fiksasyonu, ekstansör mekanizmanın bağlantısını
bozabilir. Açık redüksyon distal falanksın volar sublüksasyonu olduğu zaman
kullanılmaktaktadır. Bu vakalarda kesi, zig-zag şeklinde yapılmalıdır. 0,035
inchlik K-teli longitüdinal olarak distal falankstan kırık defektine volar
olarak konulmalı, fraktür yerine manipüle edilmelidir. K-teli, eklemi geçmeli
ve tam ekstansiyonda tutmalıdır. K-teli, 6 hafta boyunca atel ile korunmalıdır.
Çekiç Başparmak hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse, çok nadir görülen
bir durumdur. 6-8 hafta aluminyum dorsal atel uygulanır. Laserasyon ile
beraber ise tip 2-3 çekiç parmak deformitesinde ki gibi cilt ve tendonun
devamlı sütürasyon tekniği ile onarılması gerekir.
B) ZON 2- ORTA FALANKS VE BAŞPARMAK PROKSİMAL FALANKS SEVİYESİ:
Zon 1 hasarlanmaları, daha çok avülzyon ile olmasına karşın Zon 2 hasarları
daha çok laserasyon ve crush injury’e bağlıdır. Zon 1 laserasyonları gibi
tedavi edilebilirler. Tendonun eninin daha geniş olması nedeniyle bu bölge
laserasyonlarında daha çok parsiyel veya inkomplet laserasyonlar ile karşılaşabiliriz.
%50’den daha azını içeren parsiyel laserasyonlarda sadece cildin onarılması
ve uygun egzersizler ile düzelme sağlanabilir. Daha geniş laserasyonlar
ise primer onarım şeklinde sütürasyon ile düzeltilmelidir. Lateral bandların
bu bölgede santral banddan daha geniş olması, santral bölge tendonunun bu
bölgede laterale göre daha ince olmasına sonuçta matress veya Kessler gibi
sütürasyonların uygulanmasını engellemektedir. Sütürasyondan sonra DIP eklem
ekstansiyonda olacak şekilde 6 hafta atelin kullanılması gerekir. PIP fleksiyonu
aktif olarak devam etmektedir.
C) ZON 3 – PIP EKLEM SEVİYESİ:
BOUTONNİERE (Düğme Deliği) DEFORMİTESİ: PIP eklem seviyesinde, ekstansör
tendonun santral bölgesinin hasarı, lateral bandların volar migrasyonuna
sebep olur. Bu da orta falanksın ekstansiyonunun kaybolmasına distal falanksın
ise hiperekstansiyonuna yol açar. Bu lezyon, PIP eklemde akut, şiddetli
fleksiyona bağlı oluşan kapalı künt bir travmaya sekonder oluşabilir. Fraktür
ile beraberliği sıktır. Rheumotoid artrit gibi kronik inflamatuar hastalıklarda
sekonder olarak görülebilir. Sinovit, santal bandda destrüksiyona neden
olur.
Kapalı travmalarda, Boutonniere her zaman karakteristik olmaz. Normalde
travmadan sonra ilk on gün içerisinde oluşmasına karşın kapalı travmalarda
10-21 gün içerisinde de oluşabilir. Ağrılı, sızlayan PIP eklem bu olayı
düşündürmelidir. Aktif parmak hareketleri azalmış, parmak semifleksiyonda
kalmıştır. Boyes erken tanı amaçlı, PIP eklemi tam ekstansiyona getirerek
distal eklemin pasif fleksiyonunu test etmeyi amaçlar. Santral kordun hasarlanması
ve lateral bandların volar migrasyonu distal eklemde fleksiyonun azalmasına
neden olur. Kadavra çalışmasında, Harris-Rutledge ile Mick-Hager ikilileri
santral bandın tek başına hasarlanmasının, Boutonniere deformitesine yol
açmayacağını açıklamıştır.
Zancalli patolojiyi 3 bölümde değerlendirmiştir.
1) PIP eklemde santral band hasarına ve fleksör kasların etkisine bağlı
fleksiyon deformitesi.
2) Santral kord ile lateral bandlar arasındaki transvers retinakular ligaman
ve triangular ligamanların çekmesine bağlı lateral kordun volar migrasyonu.
3) Lateral bandların bu pozisyonunda intrensek kaslar direk distal ekleme
etki ederek hiperekstansiyon oluşturması.
Erken (akut) boutonniere deformitesinin tedavisinde sınıflandırmayı kapalı
veya avülzyon yada ekstansör tendonların açık hasarlanması şeklinde yapmak
lazımdır.
ZON 3 BÖLGESİNDEKİ EKSTANSÖR TENDON LASERASYONLARI:
İlk aşama, enfeksyonun engellemesi olmalıdır. Debridman yapılmalı ve antibiyotik
kullanılmalıdır. Otörler, lateral bandların ve santral bandın primer onarılması
gerektiğine inanmaktadır. Çeşitli dikiş teknikleri ile onarım yapılabilmesine
karşın Snow, ekstansör mekanizmanın bozulabileceğini savunmuş ve santral
banddan retrograde distal tabanlı flep planlamıştır. Donör alanı primer
olarak onarılmıştır.
Arache, santral bandın onarılması için 2 lateral bandı, oblik ve transvers
retinakular ligamandan ayırmıştır. Bandlar 2 cm ayrılmış, orta segmentleri
tekrar yaklaştırılmıştır. Lateral segmentler yerinde bırakılmıştır.
Bu bölgedeki akut laserasyonlar düşük parmağa sebebiyet verir, doğru onarılmadığı
zaman Boutonniere deformitesi oluşabilir. Santral band, bu bölgede 0.5 mm’dir.
Bu ölçüm, fibrokartilaginöz dorsal plate sayesinde ikiye katlanır. Bu seviyede
lateral bandlar santral bandın iki katıdır, bu yüzden santral bandın proksimalinden
daha iyi dikiş tutar. Green’e göre laserasyonun 1 cm proksimalinden başlanıp
modifiye Kesller tekniği ile 4/0 sentetik dikişler ile sütürasyon en etkilisidir.
Dikişler daha sonra lateral bandlardan geçer, Silvershrold şekinde 5/0 sentetik
dikişler ile cross-stich yapılır.
Eğer yeteri kadar distal tendon mevcut değilse o zaman Kessler‘in distal
uçları drill ile açılmış olan yuvalardan geçirilir. PIP ekleme tam ekstansiyon
yaptırılır.
BAŞPARMAK ZON 3 HASARLANLAMALARI:
MP eklem üzerindeki bir seviyede oluşabilecek laserasyon bir veya birden
fazla ekstansör tendonu içerebilir (EPL&EPB). EPB tendonunun izole hasarlanması
ekstansiyonunun bir bölümünün azalamasına yolaçar. Bu bölgenin anatomisi
Bunnell, Klener, Kessler gibi sağlam dikiş tekniklerinin kullanılmasını
olanaklı kılar. Kessler 4/0 ve cross-strich 5/0 emilen dikişler kullanılması
en sık kullanılan yöntemlerdir. Bu bölgede kapalı hasarlanma çok nadir olmakla
birlikte Boutoniere deformitesinde MP eklemin fleksiyonu ve IP eklemin ekstansiyonunu
içerecek tarzda olabilir.
Postoperatif dinamik ekstenyon ateli ( bilek 40 derece ekstansiyon, MP 0
derece IP eklem 0 derece dinamik traksyonda olcak şekilde ) kullanılmalıdır.
Bu şekilde hasta IP eklemi aktif olarak fleksiyona getirebilecektir. Hung
ve arkadaşları, MP eklem fleksiyonunu 3 haftaya kadar başlatmamaktadır.
Sadece EPB hasarı mevcut ise IP eklem serbest bırakılmalı, MP eklem tam
ekstansiyonda tutulmalıdır. Atel uygulamasına 2 hafta süre ile devam edilmelidir.
SWAN-NECK ( KUĞU BOYNU ) DEFORMİTESİ:
DIP eklem üzerindeki ekstansör yapışma yerinin kopması veya zayıflaması
sonucu PIP eklemin hiperekstansiyonu ve DIP eklemin fleksiyonu ile karakterli
bir tablodur.
Birden fazla etiyoloji ile beraberliği olabilir:
1) PIP Ekleme yönelik travma
2) Felç veya serebral palsi gibi spastik durumlar
3) Rheumotoid artrit
4) Hiperekstansiyon ile iyileşmiş orta falanks kırığı
5) Distal eklemde oluşmuş çekiç parmak deformitesi ile beraber PIP eklem
volar plate’te oluşmuş laksite
6) Jeneralize ligamantöz laksite.
Bu patolojiyi anlamak için anatomiyi ve fonksiyonel dinamiyi bilmek şarttır.
Ekstansör tendonun primer insersiyosu, orta falanksın dorsalidir. Bu sebepten
dolayı normal dijital ekstansiyon, PIP eklem volar plate mekanizmasına bağlıdır.
Bu mekanizma, PIP eklemi hiperekstansiyondan korur. Anormal PIP eklem hiperekstansiyonunda,
lateral bandlar dorsal yönde yerdeğiştirmişlerdir. Lateral bandların distal
prolapsı, santral tendonunun PIP eklem seviyesinde lateral bandlara olan
fiksasyonu sebebiyle distal gerimin artmasıyla sonuçlanır. Fleksör digitorum
profundus tendonuda karşı güç oluşturarak deformiteyi arttırır.
Kuğu-boynu deformitesi, konservatif atelleme ve egzersiz programları ile
düzeltilemeyecek birkaç tane ekstansör mekanizma patolojilerinden biridir.
Böyle bir program fikse kontraktürleri düzeltebilir ama volar plate’teki
gevşekliği düzeltemiyeceği için IP eklemlerde dinamaik imbalansın devamına
yola açar.
Operatif Teknikler:
En uygun cerrahi yöntemin belirlenmesinde, etiyolojinin öncelikle incelenmesi
lazımdır.
Örneğin;
1) Deformite, “Çekiç Parmak” deformitesine sekonder ise öncelikle distal
eklem balansının ve çekiç parmağın düzeltilmesi lazımdır. Bunun düzeltilmesi
fazla PIP eklem ekstansör tonusunu azaltacaktır.
2) Hiperekstansiyon ile iyileşmiş orta falanks kırıklarında kırığa yönelik
işlemlerde bulunmak deformiteyi düzeltmek için etkin tedavi yoludur.
3) Spasitite ile beraber ise PIP eklemin artodezi etkili olacaktır.
4) Rheumotoid artritte kuğu-boynu deformitesinden önce tendon imbalansı
ve MP eklemde fleksiyon kontraktürü düzeltilmelidir.
Eğer kuğu-boynu deformitesinin onarımı için PIP eklem volar plate düzeltilmesi
amaçlanıyorsa 2 yöntem öncelikle düşünülmelidir:
1) Oblik retinakular ligaman rekonstrüksyonu
2) PIP eklem seviyesinde yüzeyel tenodez
D) ZON 4-PROKSİMAL FALANKS SEVİYESİ:
Bu bölge laserasyonları genelde parsiyel laserasyon şeklinde görülür.İzole
lateral band hasarlanması, primer onarım ve erken mobilizasyon ile tedavi
edilebilir. Santral tendonun komplet laserasyonları, modifiye Kessler yöntemi
ile başarıyla onarılabilir. Lateral band ile santral tendon arası balansın
bozulmaması amacıyla santral tendonunu kısalmasının engellenmesi gerekir.
BAŞPARMAK ZON 4 HASARLANLAMALARI:
Bu bölge laserasyonları EPB ve EPL tendonları Kessler yöntemi ile onarılabilir.
Postoperatif bakım, Zon 3 bölge laserasyonlarında olduğu şekildedir.
E) ZON 5-MP EKLEM SEVİYESİ:
Genelde insan ısırıklarına bağlı açık yara şeklindedir. Ayrıntılı anamnezin
alınması gerekmektedir. Kontamine yara şeklinde kabul edilmelidir. Gr(+)
bakteriler ( genelde Staphylococ) veya gr (-) ile birlikte kombine enfeksyon
olacak şekilde kültür pozitifliği görülebilir. Yabancı cisim veya kırıkla
birliktelik olup olmadığının gözlenmesi için 2 yönlü el grafilerinin mutlaka
çekilmiş olması gerekmektedir. Yara bölgesi detaylı olarak gözlenmesi amacıyla
distale ve proksimale doğru genişletilmelidir. Yara bölgesi debride edilmeli,
yıkanmalı ve açık bırakılmalıdır. Uygun antibiyotik tedavisine hemen başlanılmalıdır.
Genelde bu bölge laserasyonları, parsiyel laserasyon şeklindedir ve akut
olarak tedavi edilmesine gerek yoktur. Bilek, 40-45 derece ekstansiyonda
MP eklem 15-20 derece fleksiyonda olacak şekilde atellenmelidir. Yaranın
inspeksyonla gözlenmesine ilaveten yarada kültür negatifliği mevcut ise
laserasyonlar 5-7 gün içinde sekonder olarak dikişe edilebilir.
BAŞPARMAK ZON 5 HASARLANLAMALARI:
Bu bölge hasarlanmaları, EPB ve APL tendon laserasyonlarını içerir. Bu yapıların
yanında radial sinirin duyusal dalı ve anatomik snuffbox bölgesinde radial
arterde yaralanabilir. Tendonlar, Modifiye Kessler yöntemi ile onarılabilir.
APL tendonun metakarp inseriyosu yakınında lasere olmuş ise tendon kısaltılmadan
kemiğe tekrar adapte edilmelidir. Başparmağı ekstansiyonda tutacak şekilde
atel uygulanmalıdır.
E) ZON 6-METAKARP KEMİK SEVİYESİ:
Distal lezyonlara oranla daha iyi prognoza sahiptir. Bunun birkaç tane sebebi
vardır.
1) Eklem ile ilişkili bölümünün olmaması,
2) Azalmış tendon yüzey alanı dolayısıyla adezyon oranının düşük olması,
3) Subkutan dokunun fazla olması sebebiyle adezyon oranının düşük olması,
4) Tendon uzunluğunun fazla olması,
5) Kompleks tendon imbalansının az oranda görülmesi.
Ekstansör tendonlar, bu seviyede çok yüzeyeldir, önemsiz görülen bir kesi
sıklıkla tendon laserasyonları ile beraber görülebilir. Sıklıkla N. Radialis
Superficialis ve N. Ulnaris Rami Dorsalis yaralanabilir. Kalın dikiş teknikleri
uygulanması bu bölge travmalarında kolaylıkla sağlanabilir. Operasyonu takiben
3-5 gün içinde atel uygulamasına başlanılabilir. El bileği, 40-45 derece
ekstansiyonda, MP eklem ise 0-15 derece fleksiyonda 3 hafta kadar tutulmalıdır.
F) ZON 7-BİLEK SEVİYESİ:
Ekstansör mekanizmanın bilek bölgesinde hasarlanması genelde retinakulumda
oluşabilecek travmaya bağlıdır. Ekstansörların bu bölgedeki laserasyonları
bu yapıların retinakulum ile adezyonuna yol açar. O yüzden günümüze kadar
otörler retinakulumun eksize edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Buna karşın
Newport ve arkadaşları Zon 6, 7, ve 8’de ekstansör retinakulumun eksize
edilmesinin hiç bir fark oluşturmayacağını ortaya koymuştur. Evans, Hung
yaptıkları çalışmalar ile erken atellemenın önemini açıkça ortaya koymuşlardır.Günümüzde
kabul edilen fikir, dikiş alanı ile retinakulum yakın ise retinakulumun
bir bölümünün eksize edilerek aktif görme alanının ve tendon hareketlerinin
arttırılmasıdır.
Operasyondan sonra bilek, 5 hafta süre ile 40-45 derece ekstansiyonda kalacak
şekilde atellenir. EPL tendon travması mevcut ise Zon 5 başparmak laserasyonlarında
olduğu gibi postoperatif dinamik atel uygulanmalıdır
G) ZON 8-DİSTAL ÖNKOL SEVİYESİ:
Muskülotendinöz bağlantının hasarlanması, laserasyona veya travmatik rüptüre
bağlı oluşur. Laserasyon onarımında tendon uçları dikişleri rahat biçimde
tutarken kas komponenetinin dikişleri tutması iyi değildir. O yüzden bu
gibi durumlarda etkin tedavi tendon transferi veya Takami’nin muskülotendinöz
rüptürlerde tarif ettiği gibi yan-yana dikiş yerleştirilmesi olacaktır.
Postoperatif takip açısından daha önce değinildiği şekilde 4 hafta boyunca
fizyolojik atelleme yapılması, 2 hafta boyunca da gece ateli kullanılması
tendon iyileşmesi açısından etkili bulunmuştur. EPL hasarı varsa başparmak
ekstansiyonda ve abduksyonda olacak şekilde atellenmelidir.
H) ZON 9-PROKSİMAL ÖNKOL SEVİYESİ:
Bilek ve parmak ekstansörleri bununla birlikte 5. parmak proprius tendonu,
dirsekte lateral epikondilden orijin alırken, başparmak ekstansörleri ve
abdüktörleri, dirsek bölgesininin hemen altında önkoldan orijin alır. Bu
bölgede travma bıçak veya bardak gibi kesici penetran etkenlere bağlı oluşur.Fonksiyon
kaybı kas, sinir veya her ikisindeki bir lezyona bağlı oluşabilir.
Turnike ve uygun anestezi altında defekt alan debride edilmeli, hasarın
tam olarak ortaya konması için gerekirse proksimale veya distel doğru kesi
uzatılmalıdır. Sadece kasta laserasyon mevcut ise o zaman kasın polygalactin
tipi dikişler ile onarılması gerekir. Botte ve arkadaşları önkol fleksör
kas laserasyonlarında tendon greftinin tedavi açısından etkili olduğunu
ortaya koymuştur.Bu tekniği yapma endikasyonu iki veya daha fazla kasın
en az yüzde ellisinin laserasyonudur. Palmaris longus veya uzun ayak başparmak
ekstansörleri kullanılabilir. Gerektiği kadar 1 ile 3 arasında greft kullanılabilinir.
Dirsek, 90 derece fleksiyonda olacak şekilde 3 hafta immobilize edilmelidir.
Kısıtlı mobilizasyon, 3 haftada başlarken, normal mobilizasyon 6 haftada
başlanılmalıdır. Sinir hasarı mevcut ise uygun uçlar bulunmalı ve onarılmalıdır.
Penetre edici travmalar siniri genelde kasa girdiği yerde zedelerler. Ameliyat
sırasında genelde sinir hasarını tesbit etmek güçtür. 7-10 gün sonra denerve
olmuş kas ameliyat sırasında süksinilkolin kullanımına bağlı kontrakte olabilir.
Elektrodiagnostik çalışmalar ile operasyondan sonra 3-4 hafta içinde detaylı
araştırmalar yapılabilir. Sekonder olarak sinir onarımını cerrahin tecrübesine
ve bilgisine göre değerlendirilebilir. Postoperatif olarak atel veya alçı
ile bilek 40-45 derece ekstansiyonda MP eklem 15-20 derece fleksiyonda kalacak
şekilde tutulmalıdır. Dirsek, 90 derece fleksiyonda olacak şekilde immobilize
edilmelidir.
Ekstansör Tendon Hasarlanmasına Bağlı Sonuçlar:
Ekstansör tendon cerrahisinden sonra tedavi başarısını değerlendirmek için
Miller tarafından öne sürülen sınıflama şöyledir;
Mükemmel: Tam fleksiyon ve tam ekstansiyon
İyi: 10 derece veya daha az ekstansiyon kaybı, 20 derece veya daha az fleksiyon
kaybı.
Orta: 10 ile 45 derece arasında ekstansiyon kaybı, 20 ile 45 derece arasında
fleksiyon kaybı,
Kötü: 45 derece veya fazla ekstansiyon ve fleksiyon kaybı.
Klasik bilgiye göre ekstansör tendon hasarlanmaları erken tedaviye çok iyi
cevap verirler. Buna rağmen, Newport’un yaptığı retrospektif çalışma ekstansör
tendon onarımının uzun süreli sonuçlarının bu şekilde olmadığını ortaya
koymuştur. Çalışmada, 62 hastanın 101 parmağı üzerinde çalışılmıştır. Buna
göre hasarlanma ile beraber olan parmak yaralanmalarında % 45 oranında iyi-mükemmel
arasında sonuç alınmıştır. Zon 1 ile 4 arasındaki distal hasarlanmaların
sonuçları proksimale göre daha başarısızdır. Fleksiyon kaybı, ekstansiyon
kaybından daha fazladır. Fonsiyonel olarak hastalar, % 95 oranında memnun
kalmışlardır. Kavrama, tutma fonksiyonu açısından %95 oranında başarı sağlanmıştır.