Estetik Plastik Cerrahide Temel Teknikler ve Greftler
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi vücudun herhangi bir alanına sınırlı
kalmayıp, şekil ve fonksiyon düzeltmeye yönelik girişimlerin yapıldığı bir
uzmanlık dalıdır. Kullanılan birçok değişik prosedürlerin ayrıntıları önemli
olmakla beraber, temel teknikler problemlerin çözümünde cerraha yardımcı
olur. İlk objektif değerlendirme doğru tanı koymadır. Kaybedilen doku tipi
ve miktarı iyi saptanıp, düzeltme veya rekonstrüksiyon için plan hazırlanır.
En basitinden kompleks olanına uzanan bir basamak şeklindeki tedavi seçenekleri
aşağıda sıralanmıştır.
Serbest Deri Flebi
Uzak Doku Transferi
Lokal Doku Transferi
Deri Grefti
Primer Onarım
Sekonder İyileşmeye Bırakma
Ancak yine de bu sıralama kural olmayıp, görünümün daha iyi olacağı düşünülerek,
örneğin, greft yapılabilecek bir burun defektine flep çevrilebilir.
Deri Lezyonunun Eksizyonu
Plastik Cerrahiden istenen ve beklenen sonuç, herhangi bir girişim sonrası
kalacak izin en az oranda olmasıdır. En iyi ve kabul edilebilir yara izi
oluşumu birçok faktöre bağımlıdır.
Deri tipi,
lezyonun vücuttaki yeri,
yara dudaklarındaki gerginlik,
yaranın doğrultusu,
kullanılan teknikten etkilenir.
Deriin minimal olarak tahrip edilmesi, atravmatik teknik, nekrotik ve yabancı
cisimlerin debridmanı, gerginliğin en aza indirilmesi ile yara izi en aza
indirilebilir. Yine de yara izi oluşumu en özenli yapılan teknikle bile
önlenememektedir.
İntrensek faktörler: Deriin elastisitesi yaşın ilerleyişi
ile azalmaktadır. Kırışıklıkların ortaya çıkması ile yara izi oluşumunu
artırıcı gerginlik de azalmış olur. Deriin tipinin de yara izi oluşumunda
etkisi vardır. Yağlı veya koyu derilerde yara izi oluşumu daha fazladır.
Bazı anatomik alanlarda çirkin yara izi oluşumu önlenemez. Omuz ve sternal
bölge önemli örneklerdir. Diğer taraftan göz kapağı çoğunlukla iyi bir yara
izi dokusuyla iyileşir. Nütrisyonel durumdan da yara iyileşmesi etkilenir.
Protein dokunun gerginliğini azaltır. Vitamin C eksikliği kollajen sentez
bozukluğuna yol açar. Çinko epitelizasyon ve fibroblast proliferasyonunda
rol oynar. Demir kollajen metabolizmasında yer alır. Anemi yara iyileşmesini
kötü yönde etkiler.
Extrensek faktörler: Vucutda çeşitli doğrultularda deri çizgileri uzanır.
Buralarda gerilim en az miktardadır. İnsizyon bu çizgilere paralel olarak
planlanırsa en az yara izi ile sonuçlanır. Çizgilere dik yapılan insizyon
maksimum kontraksiyon ve yara izi ile iyileşir.
Eksizyon Metodları
Basit Eliptik Eksizyon: En sık olarak kullanılan yöntemdir. Lezyonun tümü
ve minimal sağlam doku içeren bir elips planlanır. Meydana gelecek köpek
kulağı deformitesi elips uzatılarak veya L ve Y şekli oluşturularak giderilebilir.
Wedge Eksizyon: Serbest deri kenarları üzerinde bulunan
lezyonlara uygulanır. 1/3 alt dudak, 1/ 4 üst dudak ve gözkapağında oluşan
eksizyon sonrası defekt primer onarılır. Helix kenarına basit V şeklinde
kesi yapılabilir. Eğer defekt geniş olursa insizyon uzatılarak, deride buruşma
olmadan yara dudakları birleştirilebilir.
Sirküler Eksizyon: Burun veya kulak gibi fazla deri dokusu
bulunmayan alanlardaki lezyonlar sirküler olarak çıkarılır. Defekt greft
veya flep ile onarılır.
Çoklu Eksizyon Tekniği: Geniş lezyonlar için kullanılır.
Doku genişletici yöntemlerle veya seri halde yapılan insizyonlarla derinin
elastisitesinden faydalanarak yeterli deri dokusu oluşturulur. Bu teknik
daha kısa ve daha iyi bir yara izi ile iyileşmeye izin verir.
Deri Defektinin Kapatılması: Birçok değişik yöntem ile
yara dudakları birbirine yaklaştırılarak defekt kapatılabilir. Sütür, stapler,
strip, doku yapıştırıcı kullanılabilir. Defektin derinliğine göre deri altı,
kas tabakası da birbirine yaklaştırılmalıdır. Yağ dokusu için sütür gerekmez.
Ayrıca sütür burada iskemiye yol açıp, enfeksiyon riskini artırabilir. Deride
yapılan sütürler en fazla 5-7 gün sonra alınmalıdır.
Dikiş Teknikleri
GİRİŞ:
Son yıllarda gelişen tekniklere karşın sütür materyalleri yaralı dokuların
karşı karşıya getirilmesi için kulalnılan en önemli materyal özelliğini
korumaktadır. Sütür materyallerinin mekanik özelliklerinin yanısıra konak
ve sütür arasındaki biyolojik ilişki ve doku özellikleri de cerrahın dikiş
materyalleri konusunda doğru seçim yapmasını etkiler. Bu konuda dokuların
normal direnci, sütür materyallerinin direnci ve dokuda direncini kaybetme
hızı, doku ve sütür arasındaki etkileşim bilinmelidir.
TARİHÇE:
Yara kapatılmasında ilk kez dikiş kullanımı antik çağlara kadar gider. M.Ö.
5000-3000 yıllan arasıda yapılmış delikli kemik dikiş iğneleri bulunmuştur.
MÖ. 1600 lerde yazılmış Edvvin Smith papirüsünde ilk kez omuzdaki bir yaranın
tedavisine yönelik bilgilere rastlanmıştır. MS. 30 yıllarında De medicine
adlı eserinde Aerelius Cornelius Celcus ilk kez hemostaz için dikiş kullanımından
bahsetmiştir. Galen in (MS. 150) gladyatörlerin ciddi yaralanmalarında tendon
onarımı konusunda yazıları vardır. Katgüt kullanımından ilk söz eden Galen
in yazılarından katgütün uzun yıllardır kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yüz
yıllar boyunca katgüt terimi otçul hayvanların ve çoğunlukla da koyunların
barsaklanndan elde edilen sütürü tanımlamak için kullanılmıştır. Oysa bu
terim, 'Kitgut' veya 'Kitstring' ten kaynaklanmış gibi gözükmektedir. İbn-i
Sina enfeksiyon varlığında o sıralarda kullanılan dikiş materyallerinin
kolaylıkla yıkıldığını farkederek ilk kez monofiaman dikiş materyali olarak
domuz kılı kullanılmasını önermiştir. Daha sonra 1300 lerde cerrahi bilimlerde
batı izleri görülmeye başlanmıştır. Ambroise Pare (1517-1590) daha eski
cerrahlar tarafından kullanılan yöntemleri tekrar gündeme getirmiş ve hemostaz
için koterizasyon yerine bağlamayı önermiştir. Yara enfeksiyonu ve sepsis
uzun yıllar enbüyük sorun olmaya devam etmiş ve 1867 de 1867 de Joseph Lister
karbolik asitle antiseptik katgüt dikişi geliştirmiş ve katgütün dokudaki
yıkımını önlemek için de kromik tuzlarıyia da kaplamıştır. Steriiizasyon
ise ancak 1930 larda sağlanabilmiştir. Yara enfeksiyonu oranı Teodor Kocher
tarafından ipek dikişin kullanılmaya başlanması ile azalmıştır. 1880 lerde
Halsted de ipek dikiş kullanmaya başlamış ve 1913 de en üstün dikiş materyalinin
ipek olduğu konusunda yayın yapmıştır. Böylece 20 yıllık bir tarışma dönemi
ipeğin üstünlüğü ile sona ermiştir. Son dekadlarda pamuk ve keten daha sonra
sentetik emiiemeyen dikişler kullanıma girmiştir. Ve son olarak günümüzde
sentetik emilebilir dikişler kullanılmaya başlanmıştır. Bu alandaki gelişmeler
sonucu emilebilir 'hemoklipler' üretimine kadar gelinip 'stapling' tekniklerinde
büyük gelişmeler kaydedilmiştir.
NORMAL DOKU VE YARA DİRENCİ
İnsan doku direnci konusundaki deneysel araştırmalar farklı parameterler
kullanılması nedeniyle kısıtlıdır.
Gerilme direnci (tensile strenghtj ;dokunun bir birim alanına düşen direnci
gösterir.
Kopma direnci (breaking strenght) ;her bir ünite genişlik başına düşen stresi
göstrerir. Bu dirençlerin üzerinde daha kalın ve güçlü materyal kullanımın
hiç bir üstünlüğü olmadığı gösterilmiştir. Bildirildiği üzere bakıldığında
cilt ve fascianm en sağlam dokular olduğu, mide ve ince barsaklarm daha
zayıf, mesane ve kolonun en zayıf olduğu gibi aynı organın farklı bölümlerinde
patlama direncinin farklılık gösterebileceği de anlaşılmaktadır. Bu dokularda
yaralanma olduğu zaman dokuların normal dirençlerini ne kadar zamanda kazanacakları
önemli bir noktadır. Yara iyileşmesi 3 fazda incelenmektedir. İlk 5 gün
hazırlık fazı olarak nitelendirilip, bu fazda kaybolan dirençde kayda değer
bir yükselme olmaktadır. Ancak yara dudakları bu fazda yalnızca sütürlenerek
tutturulabilir. 5.-14. günle arasındaki fibroplazi fazı ise, yara direncinde
hızlı bir artışın olduğu fazdır. 14. gün sonrası yara tam iyileşinceye kadar
matürasyon fazı olarak değerlendirilir. Çeşitli araştırmacılar bu 2. ve
3. faz arasında kesin bir ayrım olmadığını ve postop. dönemde 1 yıl içinde
yaranın direnç kazanmasını giderek arttırdığı görülmektedir. Cilt için yapılan
çalışmalarda ratlarda dikilmiş yaralarda 150 gün sonunda kazanılan direncin
yaralanmış cilt direncinin %65 'i kadar olduğu ve 1 yıl sonunda da %80 dirence
kavuştuğu saptanmıştır. Kobayların karın fasia dirençlerinin 9 günlük periodda
%90'a ulaştığı, ancak diğer araştırmacılar ratlarda, tavşanlarda ve köpeklerde
aynı sonucu alamadıklarından bunun kobaylara özel olduğu düşünülmüştür.Yavaş
iyileşen bir doku olarak bilinen fasiaya konulan dikişlerin ameliyat sonrası
en az 2 aylık bir dönemde sütür direncini koruması gerektiği gösterilmiştir.
Bu nedenle fasida evissereasyonu, ayrılmayı engellemek için dikişin hem
cinsi hem de boyutu çok önemlidir.
Gastrointestinal sistemin farklı bölümleri için tam bir fikir birliği olmamasına
karşın 5-6 günlük bir hazırlık fazı olduğu, 10-14. günlerde iyleşmenin en
üst düzeye çıkıp daha sonra azalarak sürdüğü ve hem kolon hem de mide için
normal direnci kazanmanın aylar süren bir dönem olduğu gösteri m iştir.
DİKİŞ MATERYALLERİNİN SINIFLANDIRILMASI
A- Absorbsyon derecesine göre;
1-ABSORBABLE
2-NONABSORBABLE
B-Fizik konfıgürasyon
1-MONOFLAMAN 2-MULTİFLAMAN
C- İmalat şekli
1-BRAIDED (örgülü) 2-TWISTED (bükülü;
Sütür materyali eğer hidrolize edilebiliyorsa, gerilme direnci (tensile
strenght) tama yakın olmak üzere kaybolabiliyorsa, o sütür materyali ABSORBABLE
olarak kabul edilir.
Eğer bir sütür materyali hidrolize edilemiyorsa ve hayatın hangi döneminde
olursa olsun ortadan kalkmıyor ve gerilme direncini biraz kaybetmiş olsa
dahi koruyabiliyorsa, o sütür materyali NONABSORBABLE olarak kabul edilir.
Sütürler fizik konfigürasyona göre de mono-multiflaman sütürlere ayrılırlar.
Muitiflaman materyallerin cerrahi maniplasyon açısından monoflamanlara göre
üstün olduğu savunulmaktadır. Muitiflaman sütürlerden braided ve tvvisted
formlar elde edilebilir. Braided formların tvvisted formlara göre daha dirençli
oldukları düşünülmektedir.
DİKİŞ SEÇİMİ
Bir yara ancak optimal direncine ulaştığında artık dikiş gerekmemektedir.
Bu yüzden deri, fasia ve tendonlar gibi yavaş iyileşen dokularda emilmeyen
dikişler, mide, kolon, mesane gibi hızlı iyileşen dokularda emilebilir dikişler
kullanılmalıdır. Gastrointestinal anastomozlarda sıvılarla karşıkarşıya
kalan dikişlerde gerlim direncini daha geç kaybettiği için sentetik absorbable
dikişlerin kullanılması daha uygundur. Fasia kapatılmasında gerim direnci
uzun süren absorbable sütürlerte beraber ipek, poliester, naylon, polipropilen,
çelik tel gibi gerim direnci yüksek sütürler önerilir, inguinal herni onarımında,
özellikle erişkinlerde güçlü, az reaksiyoner ve kolay maniple edilmeleri
açısından en uygunu poliester materyaldir. Cilt, yavaş iyileşmesine rağmen,
gerginlik fasial ve subkutan dikişler tarafından taşındığından güçlü ve
kalın dikişler gerektirmez. Kozmetik nedenlerle monoflaman, az reaksiyoner
ince nalon veya polipropilen sütürler tercih edilir. Ancak, ipek ve multiflaman
poliesterler de ciltte kullanılmaktadır. Esas olan sütür traktusunun epitelizasyonu
öncesinde ve kontaminasyon enfesiyona dönmeden sütürleri almaktır. Carpendale
ve ark. yaptıkları çalışmada perkutan dikiş traktusunun yara enf. için ana
yol olduğunu göstermişlerdir. Bu yüzden olabildiğince cilt dikişinden kaçınılmalı,
subkutikuler dikiş kullanılmalıdır. Durdey P. ve ark. tarından ratlarda
yapılan bir çalışmada enfekte ve nonenfekte kolon anastomozları üzerinde
sütür materyalleri karşılaştırimış, PDS ve kromik katgütün anlamlı bir şekilde
gerilim direncini kaybettiğini bulmuşlardır.
Basit Dikiş: En yaygın kullanılan tekniktir. İğne deriye
girdikten sonra açı yaparak derin dermise ulaşmayı sağlar. Bu da sütür tabanının
geniş olmasını sağlar. Epidermise giriş mesafesi ile çıkış mesafesi birbirine
eşit olmalıdır. Sütür tabanı yüzeydeki sütür aralığından daha geniş olması
nedeniyle sütür üçgen şeklini alır. Bu sayede yara dudaklarının eversiyonu
sağlanır. Her iki taraftan da sütür aynı derinlikten geçmelidir. Epidermisin
yüzeyinde basamak oluşumu engellenmelidir.
Vertikal Matris: Yara dudaklarının basit sütür ile everte
edilemediği durumlarda uygulanır. Yara izi kötü olduğundan erken alınmalıdır.
Horizontal Matris: El ve ayak gibi kalın deride yara dudaklarındaki
gerginliği azaltmak için kullanılır. Teorik olarak deride iskemiye neden
olur.
Subkütiküler Sütür: Devamlı olarak dermis içinden geçilir.
Superfisyel dermisden iğne horizontal olarak deriye paralel olarak geçer.
Sütürlerin hep aynı derinlikten geçmesine dikkat edilmelidir. Emilebilen
veya emilemeyen materyal kullanılabilir. 1-2 hafta sonra alınır.
Yarıgömülü Horizontal Matris: Bir tarafın dermisi karşı
tarafın epidermisinden geçilir. Böylece bir tarafta iz olması engellenmiş
olur. Özellikle saçlı deride faydalıdır. Saç çizgisine yakın olan kesilerde
sütürün saçlı deri tarafında kalması sağlanarak buradan bağlanır. Yüz derisinin
dermisinden geçilerek yüzde sütürün görünmemesi sağlanmış olur. Ayrıca meme
areolasında da kullanışlıdır. Sütür koyu renkli olan areolanın yüzeyinden,
açık renkli olan meme derisinin dermisinden geçilerek kalacak izin areolaya
saklanması sağlanır.
Devamlı Sütür: Devamlı olarak üstüste yapılır. Skalpte
kullanışlıdır. Aynı zamanda baskıyla hemostaz ve iyi yara kapanması sağlar.
Staple: Uzun insizyonlarda zamandan kazanmak için nadiren
kullanılır. Kötü iz bırakacağından erken alınmalıdır.
Strip: Yara kenarlarını etkili olarak biraraya getirir.
Deri altı uygun olarak yaklaştırıldığında tüm vücut alanlarına uygulanabilir.
Yara dudaklarının inversiyonunu engeller. Buradaki gerim en azdır.
Z-Plasti: Plastik Cerrahide geniş kullanım alanı olan bir
tekniktir. 2 adet üçgen şekilli flep ile karaterizedir. 3 önemli amacı vardır:
Lineer yara izi kontraksiyonunu uzatmak, yara izi hattını kırmak, minimal
gerginlikle yeniden onarım yapmak. Bunlar yapılırsa yara izi tekrarı azaltılır.
Teknik: Klasik Z-plasti deri ve derialtı dokuyu içerir. 60 derece açıyla
üç insizyondan oluşur. Merkezi kenar ile diğerleri flebin ölçülerini belirler.
Tüm insizyonlar aynı uzunlukta olmalıdır. Sonuçta oluşacak merkezi kenar
deri çizgilerine paralel uzanmalıdır. Yara izi hattından yapılan insizyon,
yüz çizgilerine uyan iki insizyonla birleştirilir. Büyük bir Z plastiden
çok, küçük çok sayıda Z plasti tercih edilmelidir. Multibl Z plasti lineer
kontrakte olmuş yara izinde özellikle yüzde başarıyla uygulanır. Deplase
veya hipertrofik yara izlerinin her ikisi de bu yöntemle göze çarpmayacak
hale getirilir.
Z-Plastinin Varyasyonları:
S-Plasti: Özellikle servikal kontraktürlerde endikedir.
Double Opposing: Anatomik özelliği nedeniyle geniş flep
kaldırılamayacak alanlarda önemlidir. Vaskülarizasyonu zayıf olan yanık
gibi kontraktürlerde efektifdir.
4 Flep Z-Plasti: Uzunluktan maksimal kazanç sağlama amacıyla
ve flep transferinde zorlanma olan alanlarda geniş açılarla flep oluşumu
sağlar.
W-Plasti: Üçgen fleplerin üstüste birleşmesiyle oluşturulur.
İlk kez konjenital alt extremitede kontrakte bandın tedavisinde kullanılmıştır.
Yara izi eksize edildikten sonra iki taraflı simetrik W insizyonlar yapılır.
Karşılıklı sütüre edilir. Büzüşmeyi engellemek için flep uçları sivriltilir.
Yara izinin doğrultusuna göre açı değişebilir.
W ve Z plastinin prensibi lineer yara izindeki gerimi küçük kompartmanlara
dağıtmasıdır. Kontraktil yara izini uzatır, yara izi doğrultusunu değiştirir,
deri çizgilerine yaklaştırır. Genelde Z plasti, W plastiye tercih edilir.
Horizontal yara izlerinde, yanak, çene, alt dudakta W plasti tercih edilir.
Yüz çizgisine dik veya dike yakın yara izinde endikedir. Dezavantajları,
gerimi azaltmaktan çok artırır. Çünkü normal doku feda edilmiş olur. Lineer
yara izinde boyu uzatılmak istendiğinde Z plasti her zaman tercih edilmelidir.
DERİ GREFTLERİ
Greft; kelime anlamı yama olup, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahide
oldukça sık kullanılan bir uygulamadır. Vücudun herhangi bir yerinden başka
bir lokalizasyonuna transfer edilen doku; kemik, kıkırdak veya deri olabilir.
Deri grefti cildin epidermis ve dermis tabakalarını içerir. Primer olarak
onarılamayacak defektlerin kapatılmasında değerli bir seçenektir.
Deri greft tipleri
İçerdiği dermisin kalınlığına bağlı olarak iki tipte olabilir. Epidermisle
beraber dermisin bir kısmını içine alan grefte (STSG) kısmi tabaka deri
grefti denir. En yaygın ve kullanışlı olanı budur. Greft kalınlığı değişkendir.
Kadınlarda erkeklerden, çocuklarda erişkinlerden incedir. Ayak tabanı, avuç
içinde en kalın, göz kapakları ve kulak arkasında en incedir. Epidermis
ve dermisin tamamını içeren greft tam tabaka deri grefti (FTSG) olarak isimlendirilir.
Ayrıca deriyle beraber kıkırdak veya kemik içerenlerine ise kompozit greft
adı verilir.
Aynı insandan alınıp uygulanan greft; otogreft, farklı insandan alınan greft
allogreft, farklı türden alınan greft; xenogreft olarak adlandırılır. Uygulanan
greftten en iyi sonucu alabilmek için biyolojisini bilmek gerekir.
Kan gereksinimi: Optimal iyileşme ve en iyi klinik sonuç,
yara yatağında yeterli vaskülarizasyon sağlandığı sürece alınabilir. Bir
deri grefti yerinden alındığında iki gelişme olur:
1,Serum imbibisyonu: Deri grefti kesilince kan damarlarında spazma bağlı
beyazlaşma olur. İyi kanlanan bir yere konduğunda şişer ve ağırlığı artar.
İlk 24 saat içinde serum ile beraber eritrositlerin de geçişiyle pembeleşir.
İnce STSG nin daha az hacmi vardır. Kolayca yaralanıp nekroza gidebilir.
2, Greft vaskülarizasyonu: İnokulasyon olarak bilinen en erken greft damarlanması
ilk 2-3 gün içinde olur. Bunu takiben damarlar büyür ve yara tabanından
greft içine penetre olur. Grefti destekleyen ideal yara iyi damarlanmış
müsküler bir yatak veya infekte olmamış sağlıklı granülasyon dokusudur.
Yoğun sıkar dokusu, infeksiyon, nekrotik eskar dokusu kan damarı büyümesi
ve serum imbibisyonu engeller. Deri greftinin yara üzerinde oynaması greft
içine damar penetrasyonunu ilk haftada engeller. Klinik olarak ise damarlanma
takip edilebilir. Başlangıçta beyaz olan greft, 2-7 gün içinde dolaşım başlayınca
pembe renk alır. Kapiller geri dönüş bu günlerde çok iyi gözlenir. Tersine
kötü vaskülarize olmuş, greft rengini kaybederek nekroza gider.
Greftin yatağına bağlanması: Fibrin depolanması ilk 72
saatte tamamlanır. Bunu takiben fibröz dokunun büyümesi ve greft içine doğru
damarlanmanın olmasıyla greft yaraya sıkıca bağlanmış olur.
Greft ve yara kontraksiyonu: Primer kontraksiyon; greftin
yerinden ayrıldıktan sonra kendi yapısında olan büzüşmedir. FTSG de en fazla
miktarda olur. Dermisdeki elastine bağlı olarak gelişir. Sekonder kontraksiyon
grefte değil yaraya ait bir olaydır. Hareketli dokularla çevrelenmiş açık
yaralar kontraksiyona uğrar. Uzun yıllar kalın greftlerin kontraksiyonu
daha iyi engellediği savunuluyordu. Ancak dermis oranının greftin kendi
kalınlığından daha önemli olduğu saptandı. Bir çalışmada 0,2mmlik alınan
greftlerden FTSGde en az, dermis oranı fazla olan abdomenden alınanda daha
fazla, dermis oranı düşük olan sırttan alınan greftte en fazla kontraksiyon
olmuştur. Yara kontraksiyonu aktif fibroblastların fonksiyonudur. FTSGde
en düşük miktardadır.
Kollagen turnoveri: Greft stabilizasyonu ve organizasyonunda
kollagen önem taşır. FTSGde STSGden fazla üretildiği saptanmıştır. Üretilen
kollajenin myo fibroblast fonksiyonunu engellediğinden yara büzüşmesini
engeller. Kollajen 5 ay sonra yarayı büyütür ve yüksekliğini artırır. Bu
yüzden bazen flep tercih edilmelidir.
Köprüleşme fenomeni: Açığa çıkmış kemik gibi damarlanması
iyi olmayan dokuların üzeri greft tutmaz. Eğer bu türde bir alan küçük ve
etrafında iyi kanlanan dokular varsa, greft çevre dokulardan beslenerek
burayı örtebilir.
Renk değişikliği: Greft zamanla renk değişikliğine uğrar.
Hiperpigmentasyonun nedeni açık değildir. Muhtemelen sirkülasyonun kesilmesiyle
melanoblastlar kaybedilmektedir. Elektron mikroskobunda greftleme sonrası
melanositler incelenmiş, hiperpigmente olanlarda düşük oranda melanosite
rastlanmıştır. Özellikle yüz ve boyun estetik açıdan değer taşıdığından
greftteki renk değişikliği dikkate alınmalıdır. Yüz için supraklavikuler
bölgeden alınan STSG, daha iyi uyum sağlar. Pre veya postaurikuler alınan
FTSG de yüze en çok uyan bölgedir.
Endikasyonları
Yumuşak doku defektlerinin onarımnda birçok seçenek vardır. Primer sütür
ile onarımdan free flebe kadar olan bu diziden en iyi ve uygun olanı seçmek
önemlidir. Greft için primer endikasyon yaranın sütür veya lokal fleple
kapanamayacak kadar geniş olmasıdır. Örneğin STSG parsiyel veya tam tabaka
kayıp olan yanıklarda en çok başvurulan yöntemdir.
Problemler
Greftin kontraksiyonu yarayı küçültüyor gibi görünür. Ancak kontrakte olmuş
greftin kesilmesi yarayı eski boyutlarına ulaştırır. Ayrıca bazı eklem yerlerinde
aktiviteyi kısıtlar. STSG nin kontraksiyonu kalınlığına bağlıdır. Kalın
bir STSG veya FTSG de daha az miktarda görülür. Ancak kalın alınan greftin
de donör alanı daha geç iyileşir bu süre içinde enfekte olma riski yüksektir.
Görünüm açısından daha iyi sonuç veren FTSG nin ise alınacak miktarının
kısıtlı olması dezavantajı vardır.
Diğer bir problem greftin çevre doku rengine uyum sağlamayışıdır. STSG alındığında
önce beyazdır, sonra pembe kırmızı ve pigmentasyonu artar. Özellikle güneş
ışığında rengi koyulaşır. Bardach, hipo veya hiperpigmente olan greftlerin
üzerine dermabrazyon uygulamış ve daha iyi renk uyumu sağlamıştır. Epidermal
yatak bu şekilde uzaklaştırılırak çevre cildde ve greft üzerinde yeni epitelizasyon
uyarılmış, renk uyumu artırılmıştır. Güneşten uzak tutmak hiperpigmentasyonu
engelleyebilir. Hipopigmente alanlar kozmetik yöntemlerle kamufle edilebilir.
Henüz kliniğe geçmeyen uygulama otogen melanosit kültür ekimidir. En iyi
renk uyumunu sağlayabilmek için yara alanına en uygun greft seçilmeli, hasta
güneşten uzak durmalı, cildin rengi kozmetik ürünlerle açılmalıdır. Greft
parçaları arasında sıkar olşumu fazladır. Oluşacak hipertrofik sıkar dokusu
büyük sorun yaratabilir. Yara mümkün olduğunca tek bir greftle örtülmelidir.
Donör Alan Seçimi:
Donör alan seçilirken cildin rengi, kalitesi, yeri dikkate alınmalıdır.
Normal aktivite sırasında görünmeyecek bir yer olmalıdır. Greft seçiminde
en önemli alan baş ve boyundur. Skalpden alınan STSG yüz içi uygundur. Renk
uyumu vardır. Verici sahada sonradan saç çıkar, alıcı sahaya kıl folikülü
taşınmaz. Skalp çabuk iyileşen bir dokudur. Yüzde bıyık, kaş gibi alanlara
skalpden FTSG konabilir. Supraklavikuler bölge, kulakönü ve arkası da seçilebilecek
bölgelerdir. Primer onarılabilir. İnsizyon izi kolayca saklanabilir. Kasık
FTSG alınan bir başka lokalizasyondur.
Alıcı Sahanın Hazırlanması:
Temiz, sağlıklı, vaskülarizasyonu iyi olan defektli alanlarda greft başarıyla
sonuçlanır. Ancak geniş kemik veya kıkırdak üzerinde greft tutmaz. Üzerinde
granülasyon gelişmiş kemikte greft tutabilir. Akut travmalarda nekrotik
dokular debride edilmelidir. Enfekte yaralarda greft yaşayamaz. Yara biyopsisinde
bakteri kolonizasyonu görülen defekte %0,25 asetik asit uygulandığında vaskülaritenin
arttığı yaranın bakteriden temizlendiği görülmüştür.
Greftin Meshlenmesi:
Greftin üzerine yapılan çok sayıda insizyonlar greftin hemen genişlemesine
imkan verir. Meshli bir deri grefti daha geniş alanları örter. Küçük deliklerden
drenajı sağlar. Ancak görünümü estetik değildir. Tersine meshsiz greft görünümü
estetiktir, ancak drenaja izin vermeyişi nedeniyle greft altında sıvı birikimine
ve greftin kaybına neden olabilir.Bu amaçla Tanner Mesher kullanılyor.
Donör Sahanın İyileşmesi:
Parsiyel tabaka yanığa benzer, çok ağrılıdır. Alınan greftin kalınlığına
bağlı olarak değişen sürelerle reepitelize olur. Ortalama 7-10 gündür.
Daha kalın olanlar geç ve sıkarla iyileşir. Enfekte olursa tam tabaka kayıp
olur.
Pansumanında Bardach Neosynephrin uygulamış, 3 gün boyunca sarıp, günde
3 kez 10 dakika kurutmuştur. Kapalı pansuman (yarı geçirgen poliüretran
gibi) ağrıyı önemli ölçüde azaltır. Nemli yaranın kuru yaradan çabuk iyileştiği
kesin olarak gösterilmiştir. Fakat nemli ortamda enfeksiyon gelişimi kolaylaşır.
Eski bir yöntem olan makine ile kurutarak açık pansuman metodu optimal sonuç
vermez.
Greft İmmobilizasyonu:
Revaskülarizasyon süresi boyunca greft yerinde fikse olmalıdır. Bunun için
sütür veya stepler kullanılabilir. Baskılı bandaj, hastanın bu süre içinde
burayı kullanmaması kaymayı önleyebilir. Greft sık sık kontrol edilerek
yara ile arasında birikecek sıvı boşaltılmalıdır. Greft üzeri yapışmayan
bir madde ile kapatılmalıdır. Xeroform tercih edilir. Üzeri delikli bir
naylonla ve hareketini önlemede katkısı olması açısından ıslak pamukla sarılmalıdır.
İlk 72-96 saatte damarlanma oluşur. Yüzde veya hareketli alanlara tie-over
denen yöntemle greft üzerine baskı uygulanır, greftin hareketini önler.
Greft Alma Yöntemleri:
STSG almada kullanılan temel araçlar bıçak, drum tip dermatom, elektrikli
veya air driven dermatomdur. Bunların seçimi cerrahın tecrübesine greft
alınacak sahanın özelliğine göre değişir. Bıçaklar; Tümünde kalınlık
ayarı yapılabilir, sap ve bıçak kısmından oluşur. Greftin kalınlığı sık
sık kontrol edilerek alınmalıdır. Altında kemik veya kıkırdak desteği olan
ekstremite gibi alanlardan, longitudinal doğrultuda kesme hareketiyle greft
alınır. Tecrübesiz ellerde bu bıçaklar tehlikeli olabilir. Drum tip dermatom
bıçağı; Eşit kalınlıkta deri grefti almada en ideal yöntemdir. Metal parçanın
yarısı yüzeyde fikse kalırken, dönen bir bıçak deri greftini yerinden alır.
Elektrikli dermatom; Kısa sürede uzun greftler alınabilir. 8 cm genişliğindedir.
Motoru ve ayak pedalı bulunur. Motorun bozulma ihtimali nedeniyle yedeğini
bulundurmak gerekir. Greftin kalınlık ayarı kesin olarak yapılamaz.
Deri Bankaları:
Yanık merkezlerinde grefte ihtiyaç duyulan geniş yanıklı hastalar için deri
greftleri saklama yöntemidir. Likid nitrojen içinde dondurularak saklanır.
Bu tür hastalara yüzey alanını örtmek amacıyla xenogreftler hazırlanmaktadır.
Gluteraldehitle muamele edilerek kollajen bağları arttırılan greftler canlılığını
kaybeder. Bu şekilde greftin reddi önlenmiş olur. Kadavradan ve amniyotik
membrandan greft hazırlama yöntemleri de bulunmaktadır. Keratinosit kültürü;
DNA teknolojisiyle elde edilen fibroblastlar kollajen üretirler. Otolog
keratinositlerle kombine edildiğinde gerçek otojen bir deri oluşur.
Lokal Deri Flepleri:
Primer kapatılamayan küçük defektlerde kullanılacak diğer bir yöntem lokal
deri flebidir.
Rotasyon deri flebi yarım daire şeklinde, deri ve deri altı dokunun ‘’pivot
point’’ adı verilen nokta etrafında çevrilmesinden oluşur. Defektin üzeri
örtülür. Donör saha primer veya greft ile onarılır. Çok gergin fleplerde
pivot noktadan küçük bir back-cut ile flep tabanı serbestleştirilir. Ancak
bir miktar flebe giden kanı azalttığından çok sık kullanılmamalıdır.
Transpozisyon flep dörtgen şeklinde deri ve deri altından oluşur. Donör
saha greft veya başka bir fleple onarılabilir. Limberg veya Romboid flep
yine deri ve deri altı dokunun, 60 ve 120 derece açı yapan insizyonlarla
defektin üzeri kapatacak şekilde kaldırılmasından oluşur. İlerletme fleplerinin
hepsi direkt olarak deriin rotasyon yapmadan defekt üzerine ilerletilmesinden
oluşur.Tek pediküllü ilerletme flebi dörtgen şekillidir. Oluşan gerim Burrow’un
üçgeni denilen insizyonun yanlardan açılmasıyla azaltılır. Çift pediküllü
olanına en iyi örnek V-Y ilerletme yöntemidir. V şekli insizyon yapıldıktan
sonra Y şeklinde primer kapatılır.
Dikiş Materyalleri:
Yara dudaklarını birarada tutacak sütür materyalinin seçimi oldukça önemlidir.
Özellikle kritik olan ilk hafta içinde yara dudaklarının birbirine temasını
sağlamaya yetecek kuvvette sütür seçilmelidir. İlk 3-4 gün fibrin dokusu
yaranın gerim kuvvetini sağlar. Ancak bu çok zayıf bir kuvvettir. Haftalar
içinde giderek gerim kuvvetinde artış olur. Birçok çeşit sütür materyali
bulunmaktadır. Doğal veya sentetik, absorbabl veya nonabsorbabl, örgülü
veya monofilaman oluşuna göre sınıflandırılır. Absorbasyon süresi, dokuda
oluşturduğu reaksiyon ve sağladığı gerim kuvvetinin özelliklerinin bilinmesi
önemlidir. Katgüt, poliglaktin(Vikril), poliglikolik asid(Dexon),
Poldioxanon(PDS),poliglikonat ve ipek absorbabl niteliktedir. Katgüt; koyun
intestinal submüköz tabakadan oluşur. Orta derecede doku reaksiyonu oluşturur.
60 günde proteolizis ile absorbe olur. Hızla ilk 7-10 günde gerim kuvvetini
kaybeder. Kromizasyon bu süreyi uzatır. Asıl kullanım yeri damar ligasyon,
ağız mukozası gibi hızla iyileşen yerlerde kullanılır. Poliglaktin
ve poliglikolik asid; benzer özelliktedirler. Düşük doku reksiyonuna yol
açar. 90 günde absorbe olur. 1 ayda gerim kuvvetini kaybeder. En iyi kullanım
yeri intradermal sütürdür. Epidermisde yara izia yol açarlar. Bakteriyel
kontaminasyon düşünülen yerlerde kullanılmamalıdır; enfeksiyonu artırır.
Polidioxanon(PDS); sentetik, monofilamandır. 6-9 ay sonra absorbe olur.
1 yıl boyunca gerim kuvvetini korur. Bu yüzden geç iyileşen veya deri üzerinde
gerimin yüksek olduğu insizyonlarda faydalıdır. Nonabsorbabl monofilman(naylon,
polipropilen), örgülü(naylon, poliester) sütürlerdir. Minimal inflamasyona
yol açar. Deri içinde rahatça kayar. Alınması kolaydır. Polipropilenin naylona
göre gerim kuvvetini daha uzun süre korur.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ VARSA
GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım