Fleksör Tendon Yaralanmaları
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Biyolojik evrim insana onu diğer canlılardan ayıran iki organ hediye eder;
beyin ve el. Bu iki organın etkileşimi, bir müzik enstrumanının ustalıkla
çalınması veya bir uçağın kullanılması gibi karmaşık işlerin bile üstesinden
gelebilecek bir sistemi oluşturur. Elin birbirinden hiçbir zaman ayrılmayan
en temel iki işlevi beyine duyular yolu ile bilgi sağlamak ve beyinden gelen
komutları yerine getirmektir. Aristonun deyimiyle organların organı olan
el, hem duyusal hem de motor fonksiyonları açısından çok zengindir.
Günümüzde kazalar, kavgalar, savaşlar, afetler sonucunda el yaralanmaları
çok sık olmakta, yetersiz ve bilinçsiz yapılacak tedavilerle, tedavisi mümkün
olmayan sakatlıklar oluşabilmektedir. Eldeki herhangi bir travma ya da hastalık
nedeniyle oluşacak fonksyon kayıplarının tekrar kazandırılması, cerrahın
el kinesiyolojisi hakkında yeterli bilgilere sahip olmasına bağlıdır.
El kinesiyolojisi açısından en başta gelen faktörlerden biri de şüphesiz
tendonlardır. Elin diğer fonksiyonel elemanlarına karşın tendonların daha
yüzeysel yerleşimi bu dokuların total ya da parsiyel kesilerini veya total
kayıplarını ön plana çıkartmaktadır. Elin duyarlı ve ince yakalama, kavrama
fonksyonları el ve parmaklardaki muskülotendinöz oluşumlar aracılığıyla
olmasına karşın; kaba kavrama, destekleme ve yerleştirme hareketlerinde
ön kol ve kol kasları ve buradaki muskülotendinöz oluşumlar öncelik kazanır.
Fleksör
tendon yaralanmalarından
sonra parmak fonksiyonlarının yeniden kazandırılması el cerrahisindeki en
önemli problemlerden biri olmaya hala devam etmektedir. Tendon anatomisinin,
beslenmesinin ve iyileşmesinin daha iyi anlaşılması ile onarım tekniklerinde
başarılı sonuçlar elde etmemizi sağlayan pek çok gelişmeler olmuşsa da,
tekniğin her zaman öğretilemeyen bir kişisel maharet gerektirmesi nedeni
ile fleksör tendon onarımları bilimsel arenada hala bir çekişme konusudur.
Tendon yapışıklığı ve eklem sertliği gibi onarım sonrası başarıyı engelleyen
problemler hala görülmektedir. Nöro-vasküler yapıların da yaralanması durumu
daha da zorlaştırmaktadır. Onarım sonrası iyi sonuçlar alınabilmesi için
el anatomisi çok iyi bilinmeli, onarım atravmatik yapılmalı ve rehabilitasyon
programına özen gösterilmelidir.
FİZYOLOJİ
Peacock ve Potenza (1965-1977) tarafından yapılan çalışmalar sonucunda tendon
iyileşmesi konusunda önemli adımlar atılmıştır. Buna göre iyileşme, tendonu
oluşturan hücrelerde bütünlüğün bozulması durumunda çevresel dokulardan
olmaktadır. 3-4 gün sonra tip 3 kollajen yapımı olmakta, 5-6 gün içerisinde
jelatinöz granülasyon, defekti doldurmaktadır (Kollajen organizasyon fazı).
Yaklaşık 1 hafta sonra ilk kollajen lifleri gelişmekte ve 3. hafta sonuna
doğru kalın bir kollajen band topluluğu bütünlüğü sağlar hale gelmektedir.
Peacock bu bandın, büyük çekme kuvvetlerinin inceltmesi ve uzatması ile
oluştuğunu daha sonra çeşitli fizyolojik yaklaşımlar sonucunda kayganlık
fonksiyonunu kazandığını ortaya koymuştur.
HİSTOLOJİ
Tendonlar, sellüler ve ekstrasellüler elemanlardan oluşur:
SELLÜLER ELEMANLAR:
Tenositler, endotenon hücreleri, epitenon hücrelerinden oluşur.
Tenositler immatür fibroblastlardır ve primer tendon destelerinde bulunurlar.
Genel olarak inaktiftirler ve tendon bakımından sorumludurlar. Tendon yaralanmalarında
intrinsek tendon iyileşmesinde epitenon hücrelerine yardım ederler.
Epitenon hücreleri tendonun en dış yüzeyinde bulunurlar.
EKSTRASELLÜLER ELEMANLAR:
Kollajen, ara madde ve elastin liflerinden oluşur.
Kollajen kuru tendon ağırlığının %70’ini oluşturur. Tenositlerin endoplazmik
retikulumunda sentezlenen tropokollajen daha sonra kollajen molekülüne çevrilir.
Kollajen filamanları, fibrilleri, lifleri ve demetleri oluşturur. Tendon
fasikülleri tip 1 kollajen ve tenositlerin oluşturduğu uzun, dar spiral
şeklindeki demetlerden oluşurlar. Her demet endotenon tarafından çevrelenirken
endotenonların septaları tendonu dıştan saran epitenonu oluşturur.
Ara madde tendon hareketi esnasında fibrilleri kayganlaştıran glikozaminoglikanlardan
oluşur.
Elastin lifleri fasiküler seviyede yastık görevi yapar.
KOMŞU YAPILAR:
Bağ dokusu elemanlarının hakim olduğu tendonlar, kayganlığı sağlayan paratenon
adı verilen daha gevşek bağ dokusu ile çevrilidir. Paratenon, visseral ve
parietal kısımlardan oluşmuştur. Bu iki adventisya arasında protein, glikozaminoglikan
ve glikoproteinleri içeren sinoviyal sıvı vardır. Bu sıvı, hem tendonun
difüzyon yoluyla beslenmesini hem de kayganlığını sağlar. Kesi olduğunda
paratenon, tendonların tek tek ayrılmasını engeller.
Tendonların beslenmesi 3 ana kaynaktan olmaktadır:
1. Endotendon içinde bağımsız kollajen demetlerini saran kapiller ağdan,
2. Vinkula tendineumdan,
3. Paratenon mevcut ise tendonun uzun aksına paralel seyreder;
a) Proksimal 1/3 ‘ü musküler damarlardan,
b) Orta 1/3’ü paratenon bağ dokusu içindeki damar yapısından,
c) Distal 1/3’ü osseotendinöz periosteal damarlardan gerçekleşir.
Vinkula, üçgen şeklinde veya ince iplikler halinde bağ dokusu elemanlarından
meydan gelmiş yapılar olup, embriyonel mezotenon artıklarıdır. İki tane
digital arterden çıkan dallardan dört tane digital ark meydana gelir. Bu
arklar, proksimal ve orta falanksların boyunlarında ve proksimal kısımlarında
bulunurlar. Bu arklardan dört tane vinkula çıkar. Birinci ve ikinci vinkulalar
yüzeyel tendonları, üçüncü ve dördüncü vinkulalar derin tendonları beslerler.
Segmental beslenmenin uzunluğu müskülo-tendinöz bileşkeden sonra 2 cm, vinkulalar
yolu ile 1-2 cm’dir. Bu arterler tendona dorsal yüzünden girerler ve korunmalıdırlar.
Vinkulalar dorsal yüzde dallanırlar ve genelde bu dallanmalar diğer vinkular
dallanmalarla anastomoz yapmazlar. Bunların arasından digital arter kökenli
olan tendon vasküler yapıları geçerek epitenon aracılığıyla tendonun vaskülarizasyonunu
sağlar.
El yaralanmalarının tedavisinde başarılı olunması, tendon onarımlarının
doğru ve fonksiyonel bir şekilde yapılabilmesi, komplikasyonların en aza
indirilebilmesi için iyi anatomi bilgisine sahip olmak gerekir.
EL ANATOMİSİ
Deri:
El sırtını ve avuç içini örten deri örtüsü arasında büyük farklılıklar vardır.
Elin dorsali ve bilek bölgesi, ince deri tabakası ve minimal subkütanöz
doku ile örtülüdür. Palmar fasya longitudinal, oblik ve vertikal düzenli
liflerden oluşan direngen ve fibröz dokulardan oluşur. Transvers lifler,
parmak araları (webspace) ve mid-palmar bölgelerde yoğunlaşmışlardır. Palmar
transvers liflerin oluşturduğu sistem Skoog’un tanımladığı Transvers Palmar
Ligamanı(TPL) oluşturur. TPL, geçen fleksör tendonlar için proksimal makara
(pulley) sistemini oluşturur. Metakarpofalangeal eklem düzeyinde lifler
fleksör tendon kılıfının yanında aşağıya doğru uzanan digital arter ve sinirin
üzerinden veya derininden geçen spiral bantlar şekline dönüşürler. Sıklıkla
nörovasküler demetleri saran bu bantlara Spiral Bantlar adı verilir. (McFarlane)
Beslenme:
A.Brachialis, kubital fossa seviyesinde Ulnar ve Radial arterlere ayrılır.
Ulnar arter, el bileği hizasında medialinde N. Ulnaris ile beraberken palmar
fasya altından ilerler ve os psiformenın radyalinde fleksör retinakulum
üzerinden geçer ve derin ve yüzeyel palmar dallarını verir. Radial arter,
baş parmak ekstansör tendonlarının derininden ilerler ve I. Dorsal interosseos
kasın içindeki bir arktan geçerek avuç içine geçer ve derin dalını verir.
Yüzeyel dalını ise fovea radialis öncesi distal radius düzeyinde verir.
Bu dal, yüzeyel palmar arkı oluşturur. A.ulnaris ve A. radialis, el ayasında
derin ve yüzeyel palmar arkları oluşturarak birbirleriyle birleşirler. Bu
arteryel arklardan dik açıyla çıkan digital arterler parmakların her iki
yanında ilerleyerek parmak distaline uzanırlar. Elin dorsal arteri, proksimal
olarak dorsal interosseos arterden ve volar interosseos arterin dorsal perforan
dalından çıkar. Bu arterlere, radial ve ulnar arterlerden gelen dallar katılarak
dorsal karpal ark oluşur. Dorsal metakarpal arterler, bu arktan çıkarlar
parmakların yanından distale ilerlerler.
Elin venöz dönüşü ise dorsalden gerçekleşir; buradan başlayan V.Basilica
ve V.Cephalica yüzeyel venöz sistemlerdir.
Sinirler:
Ön kol ve elin sinirleri, Medulla Spinalisin Servikal 5-6-7-8 ve Torakal
1 bölümünden kaynaklanır. Daha sonra Brachial Pleksustan N.Radialis, N.Ulnaris
ve N.Medianus oluşur. Bunlar tüm kol ve ele motor, duyu ve sempatik dallar
verirler.
a) Motor İnnervasyon:
- N. Radialis: Brakial pleksustan ayrıldıktan sonra kol medialinde seyrederken
M. Triceps Brachii’ye motor dal verir. Humerus üzerinde adını taşıyan sulkusta
oblik olarak seyreder. Daha sonra ön kolun tüm ekstansör kaslarının motor
innervasyonunu sağlar. N. Radialisin kesilmesi halinde “Düşük El” oluşacaktır.
Deformitenin ağırlığı, kesinin proksimalde olmasıyla doğru orantılıdır.
- N. Medianus: Brakial pleksustan ayrıldıktan sonra, kolun iç kısmında seyrederek
kubital bölgeye gelir ve kolun 1/3 proksimalinde fleksör kasların innervasyonunu
gerçekleştirir. Daha sonra karpal tünelden geçerken tünel çıkışında tenar
bölge kaslarına giden motor dalını verir. Median sinir kesilerinde, fleksiyon
yapılamaması ve tenar bölge kaslarında gerçekleşen inaktivasyon atrofisi
sonucu “Maymun Eli” deformitesi oluşur. Baş parmak oppozisyon hareketini
gerçekleştiremez.
- N. Ulnaris: Ön kolun ulnar yüzünde seyreder. İnterosseal ve hipotenar
kaslara motor dal verir. Ulnar sinir hasarında, parmakların adduksyon ve
abduksyon hareketi gerçekleşmeyecektir. Buna bağlı, hipotenar bölge kaslarındaki
ve interosseal kaslardaki atrofi sonucu “Pençe El” deformitesi oluşacaktır.
b) Duysal İnnervasyon:
Median, ulnar ve radial sinirlerin palmar ve dorsal bölgede farklı innervasyon
bölgeleri vardır. Palmar bölgenin iç kısmı yani 5. parmağın tamamı ve 4.
parmağın yarısına rastlayan bölge N.Ulnaris, baş parmağın IP eklemin altından
el bileğine kadar olan, yaklaşık 4 mm’lik şerit halindeki bölge N.Radialis,
palmar bölgenin diğer kısımları ise N.Medianus tarafından innerve edilir.
El sırtında ise ulnar sinirin innervasyonu tıpkı palmar bölgede olduğu gibidir.
Diğer parmakların distal falankslarının dorsal bölgeleri ise N.Medianus
tarafından, bunun dışındaki tüm el dorsumu N.Radialis tarafından duyulandırılır.
Kaslar:
Ön kolun fleksör kasları süperfisiyal ve derin olmak üzere iki gruba ayrılır.
SÜPERFİSİYAL GRUP:
1.Pronator Teres
2.Fleksör Karpii Radialis
3.Palmaris Longus
4.Fleksör Digitorum Süperfisiyalis
5.Fleksör Karpii Ulnaris
DERiN GRUP:
1.Fleksör Digitorum Profundus
2.Fleksör Pollisis Longus
3.Pronator Quadratus
Parmak fleksörleri:
Fleksör Digitorum Süperfisiyalis,
Fleksör Digitorum Profundus,
Fleksör Pollisis Longus,
Parmağın ekstirinsik fleksörleridir.
Lumbrikaller, parmağın intrinsik fleksörleridir.
Ulnar sinir tarafından innerve edilen 3. - 4. Lumbrikaller ve Fleksör Digitorum
Profundus kasının ulnar kısmı dışıda hepsi Median sinir tarafından innerve
edilir.
Fleksör Digitorum Profundus tendonları medialdeki dört parmağın distal falankslarına
ve Fleksör Pollisis Longus tendonları başparmağın distal falanksına yapışırlarken
Fleksör Digitorum Süperfisiyalis tendonları medialdeki dört parmağın orta
falakslarına yapışırlar.
Fleksör Digitorum Profundus ve Fleksör Pollisis Longus tendonları kendi
parmaklarındaki bütün eklemlere fleksiyon yaptırırlar. Fleksör Digitorum
Süperfisiyalis tendonları D.I.P eklemlere fleksiyon yaptırmazlar.
Orta palmar bölgede derin fleksör tendonların radiyal kısımlarından başlayıp
medialdeki dört parmağın ekstansör mekanizmalarına katılan lumbrikaller
bu parmakların M.C.P Eklemlerini ayrı ayrı fleksiyona getirirken interfalengial
eklemlerini ekstansiyona getirirler.
Fleksör Digitorum Süperfisiyalis kası’nın Humeroulnar kısmı Humerus’un Medial
Epikondilinden, Radial kısmı Radius’un üst yarısının anterior kenarından
başlayıp tendonları ikinci ve beşinci parmakların orta falanks kemiklerine
kadar uzanırlar. Tüm yüzeyel fleksörler, median sinir tarafından innerve
edilir. Medialdeki dört parmağın orta falankslarının fleksiyonunu sağlarken
birinci parmağın da fleksiyonuna yardımcı olur. Her süperfisiyal tendon
ayrı bir kastan köken aldığından parmakların haraketleri birbirinden bağımsızdırlar.
Karpal tünelde işaret ve küçük parmağın yüzeyel fleksörleri orta ve yüzük
parmağının yüzeyel fleksörlerine göre daha derin planda seyrederler.
Fleksör Digitorum Profundus kası ulna’nın antero-medialinden başlayıp tendonları
ikinci ve beşinci parmakların distal falanks kemiklerine kadar uzanır. Ulnar
kenarı Ulnar sinir, radial kenarı Median sinir tarafından innerve edilir.
Başta distal falankslar olmak üzere ikinci ve beşinci parmakların bütün
falankslarını ve eli el bileği seviyesinde fleksiyona getirir. Bütün tendonlar
tek bir kastan köken aldıkları için parmak hareketleri birbirleriyle bağımlıdırlar.
Fleksör Pollisis Longus kası’nın radial kısmı Radius’un anterior kenarından
humeral kısmı Humerus’un medial epikondilinden başlarken tendonu birinci
parmağın distal falanks kemiğine uzanır. Parmakların derin fleksör tendonuna
eşdeğer başparmak IP eklem fleksörüdür. Median Sinir’in Anterior Interosseus
dalı tarafından innerve edilir. Birinci parmağın distal falanksını fleksiyona
getirir.
Ön koldan başlayan bu kaslar ekstrinsik fleksörlerdir. Sayıca dört adet
olan Lumbrikal kaslar elin intrinsek fleksörleridirler. Ekstansör mekanizma
ile derin fleksörler arasında ki ahenkli fonksiyonu yaratırlar. Orta palmar
bölgede derin fleksör tendonların radiyal kısımlarından başlayan bu kaslar
proksimal falanksların kenarları boyunca yol alıp M.C.P eklemleri 30 derecelik
açılarla çaprazlarlar ve dorsumda parmakların ekstansör mekanizmalarına
katılırlar. Birinci ve ikinci lumbrikallar median sinir, üçüncü ve dördüncü
lumbrikaller ulnar sinir tarafından innerve edilirler. Medialdeki dört parmağın
M.C.P Eklemlerini ayrı ayrı fleksiyona getirirken interfalengial eklemleri
ekstansiyona getirirler.
Toplam dokuz tane digital fleksör tendon ve üç tane el bileğine kadar uzanan
fleksör tendon distal ön kolda başlarlar. Cilt-cilt altı dokunun hemen altındadırlar.
Dokuz tane digital fleksör tendon el bileği seviyesinde median sinirle beraber
Karpal Tünel’e girerler. Burada süperfisiyal grup derin gruba göre daha
yüzeyeldir ve bu ilişki süperfisiyal tendonların M.C.P eklemin distalinde
proksimal falanks düzeyinde aralarından profundus tendonlar geçecek şekilde
ikiye ayrılıp tekrar birleşerek “Kamper Kiazması” nı oluşturdukları yere
kadar devam eder. “Kamper Kiazması” P.I.P Eklemlerin volar kısmındadır ve
daha sonra tekrar ikiye ayrılıp orta falanksa bağlanır.
Fleksör pollisis Longus tendonu kendi sinoviyal kılıfı olan Radial Bursa
içinde seyrederken süperfisiyal ve derin tendonlar Ulnar Bursa’da yer alırlar.
Ulnar Bursa ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklarda Metakarp kemiklerin yarısında
kör bir cep olarak son bulurken beşinci parmakta parmağın sinoviyal kılıfı
olarak devam edip distal falanksa kadar uzanır. Radial Bursa, Fleksör Pollisis
Longus kasının tendonunu distal falankstaki insersiyosuna kadar sarar.
İkinci, üçüncü ve dördüncü parmakların sinoviyal kılıfları Metakarpal kemiklerin
distalinden profundus tendonun insersiyosuna kadar uzanırlar. Kılıfın içini
döşeyen sinoviyum sinoviyal sıvı salgılar. Bu sıvı tendon hareketliliği
ve difüzyon yolu ile tendon beslenmesi açısından önemlidir. Bu seviyedeki
tendon onarımlarından sonra tendon hareketliliğini kısıtlayan adezyonlar
görülür.
Fibröz Fleksör Kılıf, M.C.P eklemlerin “Palmar Plate”lerinden başlar. M.C.P’lerin
palmar plateleri dördüncü ve beşinci parmaklarda distal palmar çizginin
altında ve ikinci parmakta proksimal palmar çizginin altında iken üçüncü
parmakta bu ikisinin arasında yer alır.
Pulley (Makara Mekanizması):
Fleksör tendonlar metakarp boynundan geçerken distal falanks proksimaline
dek uzanan bir fibroosseoz tünele (digital kılıf) girerler. Bu tüneli oluşturan
5 anüler, 3 krusiat(çapraz) pulley vardır. Anüler pulleyler mekanik stabiliteyi,
krusiat pulleyler esnekliği sağlar. Tendonun eklem üzerinde bulunduğu yerlerde
fibröz kılıf fleksiyona izin verecek şekilde ince ve esnek, falanksların
üzerinde tendonu alttaki kemik yapıya yaklaştıracak şekilde kalın ve güçlü
olmalıdır. Makara sistemi: Palmar makara (En büyük makaradır, tüm parmak
fleksörleriyle ilgilidir, Transvers Karpal Ligaman adını alır), Baş parmak
makara sistemi (2 tane anüler,1 adet oblik pulley), diğer parmakların makara
sistemi (5 adet anüler, 3 adet çapraz pulley).
Beş tane anüler, üç tane çapraz bağ vardır:
A1:M.C.P Eklemin ‘palmar plate’inden
A2:Proksimal Falanksın proksimalinden
A3:P.I.P Eklemin ‘plate’inden
A4:Orta Falanksın proksimalinden
A5:D.I.P Eklemin ‘plate’inden köken alırlar ve periosteum orijinlidirler.
C1,C2 ve C3 halka bağların arasında yer alırlar.
Baş parmaktaki pulley sistemin yapısı diğerlerine göre değişiktir. Proksimal
halka bağ diğer parmaklardaki A1 halka bağa benzer. M.C.P eklemin palmar
plate’inden köken alır. Baş parmağın diğer majör bağı proksimal falanksın
proksimal ulnar kenarından distal radiyal kenarına doğru uzanan oblik bağdır.
Diğer parmaklardaki A2 ve A4 bağlara benzer ve fleksiyonda en az onlar kadar
önemlidir. A2 distal interfalengeal eklemin palmar ‘plate’nden köken alır.
A1 ve A2 pulleylerin yokluğu fleksiyonda önemli bir kayıp yaratmazlar.
Halka bağlar fleksiyon esnasında tendonu alttaki kemik yapıya yaklaştırırlar
ve kaslar kasıldığında eklemlerdeki fleksiyonunu maksimuma ulaştırırlar.
Bu sayede hem parmağın hem de el bileğinin fleksiyonu için tendonun 9 cm.
hareket etmesi gerekirken el bileği nötral pozisyonda tutulurken sadece
parmağın fleksiyonu için 2,5 cm. hareket yeterli olur.
A2 ve A4 halka bağlar ve başparmakta oblik bağ biyomekanik açıdan en önemli
bağlardır ve kayıpları parmak hareketliliğini kısıtlar, fleksiyon kontraktürlerinin
oluşmasına yol açar. Bu bağlar 500-700 mmHg basınca dayanıklıdırlar ve kırılma
kuvvetleri 40-80 kg‘dır. Halka bağlarla fleksör tendonlar arasındaki basınç
aktif fleksiyon esnasında 75 mmHg’ye kadar çıkar. Bu bağların önemli bir
kısmının kaybı bu basıncı arttırarak rüptürlerine yol açabilir.
Tendon hareketiyle eklem rotasyonun sağlanması için pulley sisteminin sağlamlığı
şarttır. Tendon tamiri esnasında çapraz bağlar ve zorunlu kalınmadıkça A1,A3,A5
halka bağlar dışında hiçbir bağ kesilmemelidir. Çünkü parmaktaki halka bağların
kaybı fleksör, intrinsik ve ekstensör tendonlar arasındaki dengenin kaybolmasına,
fleksiyon hareketinin kısıtlanmasına ve interfalengial eklemlerde kontraktürlere
yol açar. A2 ve A4 halka bağlar o kadar sıkıdırlar ki tamirleri esnasında
sütür materyali bu bağları yırtar.
TANI VE ACİL BAKIM:
Uyumlu hastalarda fleksör tendon yaralanmalarının tanısı kolay olsa da uyumsuz
hastalarda ve çocuklarda tanı koymak zordur.
Geniş bir anamnez ile yaralanmanın nasıl ve ne zaman olduğu, lokalizasyonu,
hastanın mesleği ve hobileri gibi tedavi planını etkileyecek olan bilgiler
ortaya konulur. Yaralanmanın şekli, lokalizasyonu, yaranın durumu ve yaralanan
elin postürü inspeksiyon ile muayene edilir, palpasyon ve aktif hareketler
ile tanı kesinleştirilir. Yaralanma, sinerjist etkili tendonların bulunduğu
lokalizasyonda ise o zaman hasta tendon kesik olmasına rağmen hareketi yapabilmekte,
ancak hareket hem ağrılı gerçekleşebilmekte hem de fazla kuvvet gerekmektedir.
El supinasyonda iken tamamen gevşetilip kaldırıldığında el bileği otuz derecelik
dorsifleksiyona geçer. M.C.P eklemler işaret parmağında kırk derece, orta
parmakta elli derece, yüzük parmağında altmış derece ve küçük parmakta yetmiş
derece olacak şekilde fleksiyondadırlar.
İstirahat halindeki elin bu postürünün sebebi fleksör tendonların tonusudur.
Tendonların durumundaki en ufak değişiklik elin bu postürünü bozar.
Eğer bütün tendonlar el bileği seviyesinde hasara uğrarsa ön kol supinasyonda
iken bütün parmaklar ekstansiyona geçer.
Bir parmağın hem yüzeyel hem de derin tendonları tamamen kesilirse o parmak
diğer parmakların aksine tam ekstansiyona geçer.
Bir parmağın sadece derin tendonunun kesilmesi D.I.P Eklemde fleksiyon kaybına
yol açar. Bu da parmak ucunun diğerlerine göre daha dışarda görülmesine
yol açar. Hiperekstansiyon derin tendon avülsiyonlarında görülür.
Bir parmağın sadece yüzeyel tendonu kesildiğinde postürde bir değişiklik
olmaz. Vinkulum kısa olduğundan parmağın bu tür kesilerinde hiperekstansiyon
görülmez. Bu nedenle yüzeyel ve derin tendonların muayeneleri ayrı ayrı
yapılmalıdır. Cilt kesisinin distalindeki bütün eklemlerin hareketliliği
ayrı ayrı muayene edilmelidir. Parmakların palmar kesilerinde süperfisiyal
tendon yaralanmasından önce mutlaka derin tendon yaralanır. Fakat derin
tendon fonksiyonun yokluğu süperfisiyal tendonun yaralanmadığı anlamına
gelmez.
Bir parmağın orta falanksı ekstansiyonda tutulurken hastanın distal falanksını
fleksiyona getirebilmesi derin tendonun sağlam olduğunu gösterir. Diğer
parmakların ekstansiyonu ile derin tendonun blokajı sağlandığında hastanın
orta falanksını fleksiyona getirebilmesi süperfisiyal tendonun sağlam olduğunu
gösterir.
Süperfisiyal tendonun muayenesi sırasında derin tendon blokajı yapıldığından
işaret parmağı (bu parmağın derin tendonu diğerlerine göre daha bağımsız
olduğu için) dışındaki parmaklarda P.I.P eklem fleksiyona gelirken D.I.P
eklem ekstansiyonda kalır.
Muayene esnasında bazı noktalara dikkat edilmelidir. Eğer tendon parmak
fleksiyonda iken kesilmişse distal parçanın proksimali cilt kesisinden daha
distalde olabilir. Beşinci parmağın yüzeyel tendonunun yokluğu çok yaygındır
ve genellikle bilateraldir. Ayırıcı tanı karşı taraf beşinci parmağın muayenesi
ile yapılır.% 90’ı kesilen bir tendon muayene esnasında parmağa fleksiyon
yaptırabilir ve daha sonra büyük bir olasılıkla yırtılır. Eğer muayene çok
hızlı yapılırsa derin tendonun avülsiyon yaralanmaları gözden kolaylıkla
kaçabilir.
Genelde nöro-vasküler yapıların yaralanmaları da olaya eşlik ettiğinden
distal falanksın his muayenesi de yapılmalıdır. İki digital arterin kesilmesinde
dahi parmak yaşayabilirse de deri fleplerinin yaşayabilirliği tehlikeye
girer, kaçınılmaz parmak iskemisi tendon ve sinir iyileşmesini olumsuz yönde
etkiler ve soğuk entoleransı görülür. Bu gibi durumlarda bir ya da iki digital
arterin onarılmamasının hiçbir özürü olamaz.
Her el yaralanması mutlaka direk grafiler ile değerlendirilmeli ve yaralanmanın
bütün yönleri tesbit edilmelidir. Son yıllarda tendon laserasyonları, rüptürleri,
kılıf zedelenmeleri ve onarım sonrası komplikasyonların tanısında M.R.I
ve U.S.G kullanılmaya başlanmışsa da hikaye ve fizik muayene tanıda cerrahın
en önemli araçlarıdır.
GENEL PRENSİPLER:
1980’de Rotterdam’da yapılan el cerrahisi kongresinde ilk günde yapılan
onarım primer, 2. ve 14. günler arası yapılan onarım gecikmiş primer ve
15. günden sonra yapılan onarım ise sekonder onarım olarak kabul edilmiştir.
Primer onarımın bazı avantajları vardır;
1) Tendonun ilk gerçek uzunluğu korunabilir.
2) Eklem sertliği daha az görülür.
3) Tendonu kullanmama süresi daha kısadır.
4) Sekonder tenolisis gerekirse sonuçları daha iyidir.
Primer onarımın yapılmaması gereken durumlar;
1) Yara ezilmiş, ölü dokular içeriyorsa,
2) Pulley sistemi zarar görmüşse,
3) Hasta uyumsuz ise,
4) Yara ciddi şekilde kontamine ise,
5) Cerrah deneyimli değilse,
6) Hastanın genel durumu kötü ise,
Eğer hastanın ve yaranın durumu ilk 15 gün içerisinde onarıma izin vermemişse,
yaranın iyileşmesi ve dokunun yumuşaması için 2-4 hafta daha beklenir ve
daha sonra sekonder onarım denenir. Kesilen tendon uçlarının ödemi, kas
kontraktürleri ve oluşan skar doku nedeni ile sekonder onarım oldukça güçtür.
Bu nedenle en iyi sonuçlar primer onarımlardan sonra elde edilir.
Kemik kırığı varsa tendon onarımından önce internal fiksasyon sağlanmalıdır.
Nöro-vasküler onarım ise tendon onarımından sonra yapılır.
Onarım özel aletlerin, uygun ışığın, turnike kontrolünün ve mikroskopun
bulunduğu ve asistansın yeterli olduğu ameliyathane şartlarında yapılmalıdır.
Rejiyonel blok anestezisi ve havalı turnike yardımı ile operasyon sahasının
kansız olması sağlanmalıdır. Turnike hastanın normal sistolik basıncının
100 mm Hg basınç üzerinde şişirilir ve ortalama 2.5 saat güvenli bir şekilde
kalabilir. Operasyon uzayacaksa çıkarılır ve 20 dakika beklendikten sonra
tekrar yerleştirilir.
İnsizyon:
İnsizyon yapılırken üç nokta her zaman akılda tutulmalıdır;
1) Bütün yapıların kanlanması mümkün olduğunca korunmalıdır.
2) Oluşacak olan skar fleksiyon kontraktürüne yol açmamalıdır.
3) Tendon kılıfı bütünüyle görülebilmelidir.
Parmağın palmar yüzündeki bütün longitidunal insizyonlar fleksiyon kontraktürüne
yol açar. Bu nedenle 1918’de Bunnel tarafından digital nöro-vasküler yapılara
göre anterior ve posterior olmak üzere ‘midlateral insizyonlar’ geliştirilmiştir.
1977’de Littler fleksiyon esnasında birbiri ile temas eden parmak derisinin
oluşturduğu eklemler üzerindeki elmas şeklindeki bir bölgenin kesilmesinin
fleksiyon kontraktürüne yol açacağını göstermiştir. Bu şekilde elmas şeklindeki
bu bölgelerin dahil edilmediği ‘zig-zag’ insizyonlar geliştirilmiştir. Bunların
en popüler olanı ‘Bruner insizyonu’dur.
Kan akımını olabildiğince korumak için normal arteriyel anatomiye ve önceki
skarlara dikkat edilmelidir. Posterior mid-lateral insizyonla vinkulaların
korunması oldukça güç olduğundan anterior mid-lateral insizyon ve ya ‘zig-zag’
insizyonlar tercih edilmektedir.
Mid-lateral insizyonda daha fazla diseksiyon yapmak gerekir ki bu lateral
bantlar, kollateral ve retinakülar bağlara zarar verme riskini arttırır.
Bu yapıların hasarı eklem sertliğine veya fleksiyon kontraktürlerine yol
açabilir.
İnsizyonun planlanmasında yaralanmanın nasıl olduğu da önemlidir. Eğer laserasyon
sırasında parmaklar fleksiyonda ise tendon kesisi cilt kesinin daha distalinde
bulunur. Bu nedenle insizyon distal ucu bulmak için distale doğru uzatılır.
Eğer mid-lateral insizyon tercih ediliyorsa bu insizyon üç digital palmar
çizgiyi birleştirecek şekilde olmalıdır. Bu insizyon ikinci, üçüncü, dördüncü
parmaklarda ulnar kenarda; beşinci parmakta radial kenarda yapılır. Eğer
bu insizyon distal digital palmar çizgisinin distaline uzatılacaksa insizyon
parmağın ortasına uzatılmalı parmak izlerinin ortasında bitirilmelidir.
Bu sayede digital nöro-vasküler yapının uçlarına zarar verilmemiş olur.
Eğer ‘Bruner’ insizyonu yapılacaksa üçgen şeklindeki fleplerin uçları digital
palmar çizgilerin en fazla 1mm. distalinde olmalıdır. Flep uçlarının açıları
en az 45 derece olmalıdır ve genelde 90 dereceden büyük planlanırlar. Potansiyel
kontraktürlerini önlemek için insizyon digital palmar çizgileri çaprazlamayacak
şekilde planlanır. Eğer gerekirse insizyon palmar bölgeye eğri bir şekilde
uzatılalabilir.
İnsizyonlar planlanırken eski ya da yeni diğer cilt yaraları ve eşlik eden
nöro-vasküler yaralanmalar da göz önüne alınmalıdır. Önceden kalan yara
izleri insizyonlara dahil edilmezse hem skarın çevrelediği cilt dokunun
kanlanması bozulabilir hem de parmaktaki skar doku gereksiz yere artmış
olur.
Fleksör Tendon Onarımında Dikiş Teknikleri:
Tendon kalınlığının distale göre değişiklik göstermesi, cerrahı farklı tekniklere
yönlendirmiştir. Tendonoplasti sırasında kullanılacak olan dikiş materyalinin
özenle seçilmesi, başta gelen prensiplerden biridir. Bu amaçla çelik teller,
ipek dikiş materyalleri günümüze kadar kullanılırken 1970’lerden sonra kullanıma
giren sentetik dikiş materyalleri tedavi başarısında dönüm noktası olmuştur.
Paslanmaz çeliğin gerilim gücünün naylon ve poliesterinkinden daha fazla
olmasına rağmen manüplasyonu oldukça zordur. Hem tendon tamirinde gerilim
gücü en önemli şey değildir. Eğer uygun gerilim uygulanırsa onarım hattında
gerilim olmaz ve tamirin bütünlüğü sütür materyalinden bağımsız olur. Kliniğimizde,
buna uygun olarak prolen veya buna benzer sentetik materyalleri kullanmaktayız.
1959 yılında Bunnell tarafından ortaya konulmuş olan dikiş tekniğinden sonra
Kessler, Wılhelm, Buck-Gramco gibi çeşitli otörler çeşitli teknikler geliştirmişlerdir.
Kliniğimiz vakalarında modifiye Kessler ve Bunnell teknikleri kullanılmaktadır.
Her iki teknikte de düğüm, tam anastomoz hattına oturmakta böylece yapışıklıklara
rastlanılmamaktadır. Distal falanksta ise deri ve tendonun ortak devamlılığının
sağlandığı devamlı dikiş teknikleri kullanılabilir.
Genel anlamda tendon yaralanmalarını açık veya kapalı diye sınıflayabiliriz.
Kapalı yaralanmalar, tendon yırtılmaları, parçalı kopmalar ve total rüptürler
şeklinde ayrılabilir. Açık tendon yaralanmalarında ise primer yaklaşım esas
olup tedavi ona göre planlanmalıdır. Açık yaralanmalarda hastanın tedaviye
getiriliş süresinin kısa olması şüphesiz başarı oranını arttırmaktadır.
Tüm el onarımlarında olduğu gibi postoperatif fizyolojik pansuman ve pasif-aktif
hareketler ameliyatın başarısına katkıda bulunacaktır. Erken postoperatif
dönemdeki immobilizasyon atel, bandaj ve çeşitli pansumanlar ile sağlanabilir.
Onarım:
Tendon onarımında asepsi, antisepsi yanında atravmatik yaklaşım önem kazanmaktadır.
Tendon onarımlarında kesik uçlara yapılacak en büyük travma onları pens
veya penset ile tutmaktır. Operasyon sırasında tendon uçlarının kayganlığının
sağlanması mutlak gerekmekte bu yüzden peroperatif serum fizyolojik ile
yıkama yapılmalıdır. Daha sonra 25 numara iğne ucu ile sütür yerleştirilmesi
sırasında retraksiyonu önlemek için cilde sabitlenir. Tendon uçları daha
sonra tazelenir. Sadece bu işlem esnasında tendon uçları metal aletlerle
tutulabilir. Tendon metal aletlerle sıkılmamalı, ezilmemeli ve gereksiz
cerrahi travmadan kaçınılmalıdır.
Proksimal uç M.C.P eklemleri ve el bileğini fleksiyona getirerek veya ön
kol kaslarına kompresyon uygulayarak operasyon sahasına getirilebilir. Eğer
bu manevralarla başarı sağlanamazsa bir tendon yakalayıcı kullanılabilir.
Bu sırada tendona ve kılıfa zarar vermemeye özen gösterilmelidir. Tendon
yakalayıcı ile de başarı sağlanamazsa tendon palmar bölgeye yapılacak bir
transvers bir insizyon ile bulunur.
Yaralanma tendon kılıfının içerisinde ise A2 ve A4 halka bağlar korunacak
şekilde kılıfa ‘L’ şeklinde bir insizyon yapılarak tendona ulaşılır. Eğer
distal uç operasyon sahasına getirilemiyorsa tamir tendon kılıfına distalde
yapılan bir insizyon ile oluşturulan bir pencereden yapılır.
Tendonlar uzunlamasına liflerden oluştuklarından yerleştirilecek olan basit
sütürler kolayca çıkarlar. Eğer yerleştirilen sütür gerilimi kollajen liflerine
paralel olacak şekilde sağlarsa birleşme özellikle dokunun yumuşadığı ilk
dönemlerde zayıf olur. Sağlam bir onarım sağlamak için tendonun lateralinin
kullanıldığı özel teknikler geliştirilmiştir. Bu teknikler sayesinde sütürün
longitidunal çekim gücü oblik ve transvers kompresyon güçlerine çevrilir.
“Core Sütüre” :
Kolayca yerleştirilebilmelidir.
Düğümlendikten sonra açılmamalıdır.
Tendonlar düzgünce uç-uca gelmelidir.
Uçlar arasında potansiyel boşluk kalmamalıdır.
Tendon beslenmesini en az etkilemelidir.
Erken rehabilitasyona izin verecek kadar güçlü olmalıdır.
1980’lere kadar Bunnel’in klasik ‘Çapraz sütür tekniği’ standart metod idi.
Günümüzde Kessler’in tarif ettiği ‘Grasping tekniği’ nin modifiye edilmiş
şekli oldukça yaygınlık kazanmıştır. Modifiye edilmiş tekniğin orjinalinden
tek farkı düğümün onarım hattının içine yerleştirilmesidir. Bu yöntemler
tendonun beslenmesine daha az zarar verirler.
Savage, Tsuqe, Tajima, Strikland, Becker tarafından tarif edilen tekniklerin
hepsi adezyon oluşumunu azaltırken güçlü bir tamiri hedeflemişlerdir. 1995’te
Mc Carthy ve arkadaşlarının yaptığı bir ankette cevaplandırıcıların % 72’sinin
Kesler’in modifiye edilmiş sütür tekniğini kullandıkları saptanmıştır.
İğne seçimi cerraha bağlıdır. Tendonun beslenmesi dorsal yarıda olduğundan
‘core sütüre’ mümkün olduğunca palmar yarıya yerleştirilir. ‘Core sütüre’
yerleştirilirken iki tendon ucundanda üç geçiş yapılır.
Daha sonra iki tendon ucu arasındaki ilişki değerlendirilir ve aralarında
bir boşluk olmayacağından emin olunduktan sonra sütür materyali diğer tendon
ucundan da geçirilir. Burada sütürün ilmikleri bütün geçişler tamamlanana
kadar sıkılmaz. Daha sonra portegue ve hooklar yardımı ile düğüm sıkılır.
Burada akordiyon deformitesinin oluşmamasına dikkat edilmelidir. İki tendon
arasında olacak şekilde düğüm yerleştirilir. Daha sonra tendon yumuşayacağından
açılmasını önlemek için en az dört defa düğümlenir ve iplerin uçları 2 mm.
kalacak şekilde kesilir.
Onarılan epitenondan intratendinöz liflerin cıkmamasına özen gösterilmelidir.
Eğer epitenonda yırtık varsa ya da intratendinöz liflerin eversiyon riski
varsa Lembert sütürü kullanılabilir. Bu epitenonda başlayıp tendon ucuna
ulaşmadan epitenondan tekrar çıkarılarak yerleştirilen, bu sayede inversiyonun
sağlandığı bir vertikal matress sütürdür. Periferik devamlı sütür tamamlandığında
tendon uçlarında şişkinlik olmamalıdır.
Tendon kılıfının onarımı tartışmalıdır. Geçmişte adezyon formasyonunu önlemek
için onarım çevresindeki kılıf eksize edilirdi. Kılıf tamirinin gerekliliğini
savunanlar kılıfın tendon beslenmesindeki önemini öne sürerkeler. Lunborg,
Lank ve Manske tendon iyileşmesinde sinoviyal sıvı difüzyonunun vinkular
kan akımından daha önemli olduğunu göstermişlerdir. Lister kapalı sinoviyal
ortamın korunması için her zaman kılıfın onarılması gerektiğini savunmuştur.
Ekspoze tendonun üzerinde bir iki gün içerisinde ince bir hücre tabakası
oluşmaktadır. Bu gözlem pulley sisteminde bir hasar yok ise kılıf onarımının
ne kadar gerekli olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Kılıf 6/0 monofilaman naylon sütür ile onarılır. Onarım kılıfın kapatılması
için en az gerilim gereken kenardan başlanan devamlı sütür ile yapılır.
Onarım bittikten sonra tendon kılıfın altında rahatça hareket etmelidir.
Epitenon sütüründen farklı olarak burada forseps kullanılmalıdır. En uygun
olanı mikrocerrahi kuyumcu forsepsidir.
Tendon ve kılıf onarıldıktan sonra parmak fleksiyon ve ekstansiyona getirilerek
tendonun kılıf içindeki hareketliliği gözlenir. Turnike indirilir ve hemostaz
sağlanır. Yara stabil olarak kapatıldıktan sonra el bileği 30-40 derece,
M.C.P Eklem 60-70 derece fleksiyonda, proksimal ve distal interfalengeal
eklemler tam ekstansiyonda olacak şekilde kısa kol ateli uygulanır.
ZONLARA GÖRE FLEKSÖR TENDON ONARIMLARI:
Fleksör tendonların ve kılıfların anatomisine dayanarak çeşitli zonlara
ayrılmıştır. Bu zonlar ilk defa Verdan tarafından tanımlanmış Kleinert tarafından
geliştirilmiştir. Bu zonlar prognoz ile önemli şekilde ilişkilidir.
Zon 1:
F.D.S. tendonunun yapışma yeri distalindeki bölgedir. Sadece F.D.P tendonu
yaralanır. Yaralanma laserasyon veya avülsiyon tarzında olabilir. Sadece
bu tendonun fonksiyonları kaybolsa bile özellikle aktif hastalarda tamir
önerilmektedir.
Laserasyonlar: Vinkulum sağlam kaldığı için proksimal tendon ucu geriye
çekilmemiştir. Onarım esnasında orta falanksın ortasında bulunan A4 pulley
korunmalıdır. D.I.P eklem seviyesinde bulunan çapraz bağlara yapılan insizyonlarla
tendona ulaşılır.
Distal tendon ucu onarım için yeterli ise 4-0 ‘core sütüre’ ve 6-0 epitendinöz
primer sütür ile onarım sağlanır.
Eğer distal tendon ucu ‘core sütüre’ yerleştirmek için yeterli değil ise
Kleinert proksimal ucun ilerletilip distal falanksa tutturulmasını önermiştir.
Proksimal tendon ucuna yerleştirilmiş olan monofilaman sütür materyali ile
distal falanksa ilerletilir. Daha sonra sütür materyali tırnak yatağında
yapılan oblik deliklerden geçirilir ve bir düğme ile tırnak üzerine pull-out
sütür olarak düğümlenir. Bu yöntemde profundus tendonu 1cm’den fazla ilerletilmemelidir.
Aksi taktirde etkilenen parmakta ekstansiyon deformitesi görülür.
Lister alternatif bir yöntem önermiştir. İki adet 20 numara hipodermik iğne
ucu parmağın pulpasından tırnak ucundan 3mm. anteriorda ve aralarında 5
mm. olacak şekilde yerleştirilip distal falanksın palmar yüzeyinden geçerek
tendonun distal ucundan çıkacak şekilde geçirilir. Daha sonra ‘core sütüre’ün
proksimal tendon kısmı yerleştirilip iğnenin ucu kesildikten sonra iplerin
uçları iğnelerin içlerinden geçirilir ve bu şekilde sütür yerleştirilir.
Diğer seçenekler artrodez ve tenodezdir.
Avülsiyonlar: En çok amerikan futbolu oyuncularında görülür ve ‘’Jersy finger’’
olarakta bilinir. Olguların %75’inden daha fazlası ikinci parmakta görülür.
Bu yaralanmalar ilk önce yumuşak doku zedelenmesi tanısı alırlar ve aylar
sonra D.I.P eklemini fleksiyona getiremeyen hasta doktora başvurur. Parmağın
lateral grafilerinde tendona bağlı kemik parçaları görülebilir.
Onarım Robins ve Dobyns tarafından modifiye edilmiş olan Leddy-Packer sınıflandırmasına
göre planlanır.
Tip 1: F.D.P tendonu palmar bölgeye çekilmiştir. Tedavi 7-10 gün içinde
yapılmalıdır.
Tip 2: F.D.P tendonu P.I.P eklem seviyesine çekilmiştir. Vinkular kan akımı
korunmuştur. 3 aylık bir süre içersinde yapılacak olan tedavi başarılıdır.
Tip 3: F.D.P tendonu bir distal falanks kemik parçası ile beraber ayrılmıştır.
A4 pulley tendonun palmar bölgeye çekilmesini önlemiştir. Açık redüksiyon
ve kemik parçasının internal fiksasyonu önerilen tedavi yöntemidir.
Tip 3B: Robins ve Dobyns tarafından 1975 yılında tanımlanmıştır. Bir kemik
parçası distal falankstan tendon ucu da kemik parçasından ayrılmıştır. Tendon
kemik fragmandan ayrılıp daha palmara geçerse Tip3B olur. Kemik parçanın
açık redüksiyonu ve tendon seviyesine göre onarımın planlanması tercih edilen
yöntemdir.
F.D.P. tendonun çekilme seviyesi M.R görüntüleme yöntemi ile belirlenir.
Avülsiyonların tedavisindeki son gelişmeler tendonun falanksla olan ilişkisinin
tekrar sağlanması ile ilişkilidir. Geleneksel yöntemde ‘pull-out sütürü’
distal falankstan yapılan iki adet drill deliğinden çıkarılır ve bir düğme
ile tie-over sağlanır. Bu sütür potansiyel olarak germinal matrikse zarar
verebilir. Bu amaçla çengellerin kullanımı parmağın dorsumundan penetrasyon
ihtiyacını kaldırarak germinal matriksteki potansiyel hasarı önler.
Zon 2 : (No Man’s Land)
Bu alan avuç için distal krizinden PIP eklem düzeyine kadar olan bölgedir.
Süperfisiyal ve derin tendonların ortak sinoviyal kılıf içinde birbirlerine
çok yakın bulundukları Zone 2’ye Bunnel’in ‘’No-Man’s Land’’ demesinin sebebi
bir zamanlar primer onarım sonuçlarının F.D.S ve F.D.P arasında gelişen
skar doku nedeni ile oldukça kötü olmasıdır. Zone 2 tarih boyunca el cerrahlarını
en cok uğraştıran bölge olmuştur. Bunnel bu bölgede primer onarımdan kaçınılmasını
önermiştir. Bunnell’ın önerisi derinin kapatılması ve sonra tendon grefti
kullanılmasıydı. Son yıllarda gelişen atravmatik cerrahi teknik ve erken
kontrollü postoperatif fizik tedavi sayesinde bu bölgede başarılı sonuçlar
alınmaya başlanmıştır.
Zone 1’de olduğu gibi burada da halka bağlar korunmalıdır. A2 halka bağının
distalindeki ve A4 halka bağın proksimalindeki çapraz bağlara yapılan insizyonlarla
genellikle distal tendon ucunun en azından 1 cm.’ lik kısmına ulaşılır.
Proksimal uçta operasyon sahasına getirildikten sonra 25 numara hipodermik
iğne ile cilde tesbit edilir. Kor sütür düğümler onarım sahasının içinde
kalacak şekilde yerleştirilir. Tendon uçlarının toplanmamasına ve arada
boşluk kalmamasına özen gösterilmelidir.
6/0 naylon ile devamlı epitendinöz sütür tamiri sıkılaştırmak ve daha düzgün
bir yüzey oluşturarak yapışıklık oluşumunu azaltmak için yerleştirilir.
Onarılan tendonun hareketliliği pasif olarak kontrol edilir.
Eğer süperfisiyal tendon deküsasyondan sonra zedelenmişse iki kolu da ayrı
ayrı onarılır. Önce süperfisiyal sonra derin tendon onarılmalıdır.
Strikland, Taras ve Lister mümkünse derin ve yüzeyel tendonların ikisinin
de onarılması gerektiğini savunurlar. Fakat bu tendon hareketliliğini önleyecek
ise profundus ile beraber süperfisiyal tendonun sadece bir kolu onarılırken
diğer kolu eksize edilir ya da bütün süperfisiyal tendon vinkulanın proksimaline
kadar eksize edilir. Tang A2 halka bağın hemen altındaki tendon yaralanmalarında
sadece profundus tendonun onarılması gerektiğini, bu sayede adezyonların
ve rüptür şansının daha az olacağını savunur.
Grabbelar ve Hudson çocuklardaki zon 2 tendon yaralanmalarında iki tendonun
da onarılması gerektiğini savunmuşlardır. 38 vakalık serilerinde tenoliz
operasyonuna hiç gerek duymamışlar ve bunu çocuklardaki yapışıklıkların
daha esnek olması ile açıklamışlardır.
Tendon kılıfının tamiri tendon ile kılıfın zedelenmiş olan kısımları arasında
yapışıklık oluşumunu önler. Kılıf onarılmayacak kadar hasar görmüşse bu
kısım tendon hareketliliğini arttırmak için eksize edilir.
Zon 3:
Karpal Tünelin distalinden A1 halka bağın proksimaline kadar uzanan bölgedir.
Primer onarım sonrası prognoz genel olarak iyidir. Çünkü bu bölgedeki tendon
yatağında yapışıklık oluşum riski oldukça azdır. Bu zondaki tendon yaralanmalarına
genellikle nöro-vasküler yaralanmalar da eşlik eder. Bruner insizyonları
ile ilk yara büyütülerek tendonlara ulaşılır. Hem derin hem de yüzeyel tendonlar
onarılmalıdır. Tendon onarımı sonrası tamir sahasının komşuluğundaki palmar
fasya yapışıklıkları önlemek için eksize edilir.
Zon 4:
Karpal Tünelin proksimal ve distal kenarları arasında kalan bölgedir. Medial
ve lateraldeki kemik yapılar ve kuvvetli transvers karpal ligaman nedeni
ile bu bölgede fleksör tendon zedelenmelerine çok az rastlanmaktadır. Fleksör
tendonlar median ve ulnar sinirlere, ulnar artere ve palmar arka komşudurlar.
Bu nedenle genellikle beraber zedelenirler.
Bu bölgede derin ve süperfisiyal tendonların ikisi de onarılmalıdır. Ödemli
ve hemorajik sinoviyumun bir kısmının eksizyonu genellikle gerekebilir.
Transvers karpal ligaman Z-plastiye uygun şekilde açılır, girişim sonunda
mutlaka kapatılmalıdır.
Zon 5:
Karpal Tünelin proksimalindeki volar ön kol bölgesidir. Derin laserasyonlarda
tendonlar, Median ve Ulnar Sinirler, Radiyal ve Ulnar arterler genellikle
beraber zedelenirler.
Bu zonda asıl problem tendon uçlarını eşleştirmektir. Yara ilk açıldığında
cerrah kanlı synoviyumla karşılaşır.
İlk yapılması gereken sinoviyektomi ile distal tendon uçlarını bulmaktır.
Bütün distal tendon uçları bulunduğunda hangilerinin süperfisiyal, hangilerinin
derin tendonlar olduklarına karar verilir. Ortak sinoviyal kılıf ve aralarındaki
ilişkiler nedeni ile özellikle derin tendonlar el bileği seviyesinde muayene
için proksimale doğru çekildiklerinde komşu parmakları da bir miktar fleksiyona
getirirler. Esas parmağın pulpasına iletilen çekim gücü komşu parmaklara
göre daha güçlüdür. Bu sayede tendonun esas parmağı tesbit edilir.
REHABİLİTASYON:
Son yıllarda fleksör tendon cerrahisinde sonuçların iyiye gitmesi fizik
tedavi yöntemlerindeki gelişme ile bağlantılıdır. Günümüzde ameliyat sonrası
immobilizasyon yalnızca küçük çocuklarda ve koopere olamayan hastalarda
uygulanır.
Tendon cerrahisinde amaç kopma ve tendon yatağına yapışma olmadan iyileşmeyi
sağlamaktır. Bu nedenle iyileşme sırasında kontrollü erken hareket uygulanır.
Burada anlatılan rehabilitasyon programları Duran, Houser, Lister, Kleinert
ve Chow’un çalışmalarına dayanılarak geliştirilmiştir. Onarım sonrasında
erken kontrollü hareket fikri adezyonları önlemek için karşılıklı gevşeme
ve yeterli pasif tendon hareketi temeline dayanır. Erken kontrollü hareketin
yarattığı stress sinovyal çevre içerisinde bir intrinsek iyileşme cevabı
başlatır ve yapışıklık oluşumu azalır. Bu sayede gerilim kuvveti daha erken
kazanılır.
Eşlik eden bir yaralanma yok ise bütün fleksör tendonların rehabilitasyonu
benzerdir. Gerekli seçeneklerin kullanılması için iyileşme süreci yakinen
takip edilir.
Kleinert metodunda dorsal koruyucu atel ve elastik bandajlar kullanılarak
aktif ekstansiyon ve pasif fleksiyon sağlanır.
Postoperatif 1-3 haftalar:
Onarımdan bir iki gün sonra el bileği 30-40 derece, M.C.P eklem 50-70 derece
fleksiyonda; I.P eklemler ekstansiyonda olacak şekilde dorsal koruyucu atel
uygulanır. Tırnağa uygulanan elastik band palmar bölgedeki bir makaradan
geçirilip ön kola sabitlenir. Bu parmakta tam bir pasif fleksiyon ve aktif
ekstansiyon sağlar. Dorsal koruyucu atel egzersizler hariç her zaman takılır.
Bir saatte on defa tekrarlanacak şekilde aşağıdaki egzersizler yapılır;
1. Parmaklar pasif olarak fleksiyonda iken aktif bilek fleksiyonu ve ekstansiyonu
2. Duran tarafından tanımlandığı gibi M.C.P eklemler sabit iken I.P eklemlerin
pasif fleksiyonu ve pasif ekstansiyonu
3. Kleinert tarafından tanımlandığı gibi elastik bandların yardımı ile parmağın
pasif fleksiyonu ve aktif ekstansiyonu
Atelde kontraktürleri önlemek için değişiklikler yapılabilir. Hastaya bu
egzersizler yazılı olarak verilir. İki hafta sonra ödem kontrolü ve hafif
skar masajına başlanabilir.
Postoperatif 3-4 haftalar:
Atel el bileğini nötral pozisyona getirecek şekilde değiştirilebilir ve
gerekirse sadece onarılan parmağı ve komşu parmakları içerecek şekilde küçültülebilir.
El bileği ve parmakların ayrı ayrı aktif fleksiyonu ve ekstansiyonuna başlanabilir.
El bileğinin ve parmakların aynı zamanda ekstansiyonlarına veya tam ekstansiyonlarına
izin verilmez. Hasta elastik band ile yaptığı egzersizlere devam eder. Eğer
pulley onarımı yapıldı ise aktif fleksiyon egzersizleri esnasında el ile
veya parmak yüzükleri ile korunmalıdır.
Aktif ve pasif hareketlilik mesafeleri incelenmelidir. Eğer D.I.F eklem
aktif hareketlilik mesafesinin %25’ine sahip ise bu tendonun yavaş iyileştiğini,
zayıf olduğunu ve bu nedenle rüptür riskinin yüksek olduğunu gösterir. Bu
hastalar için program bir iki hafta geciktirilebilir.
Postoperatif 4. hafta :
Dorsal koruyucu atel egzersiz ve hafif günlük aktiviteler için çıkarılabilir.
Parmakların ve bileğin beraber ekstansiyonuna neden olmayacak şekilde hafif
günlük aktiviteler başlanababilir. Parmaklar fleksiyonda iken hafifçe nötral
pozisyona fleksiyonu ve ekstansiyonuna başlanabilir.
Postoperatif 5. Hafta:
Hasta dorsal koruyucu ateli sadece geceleri kullanır. Eklem kontraktürleri
gelişmiş ise düzeltici ateller kullanılabilir. Bilek ve parmakların aktif
olarak beraber fleksiyon ve ekstansiyonlarına başlanabilir. Yazı yazma,
diş fırçalama gibi hafif günlük aktif hareketlere başlanır.
Postoperatif 6 - 8. Haftalar:
Dorsal koruyucu atel artık kullanılmaz. Eğer kontraktürler hala devam ediyor
ise dinamik atele geçilir. Pasif ekstansiyona ve dirence karşı yapılan egzersizlere
başlanır. Ağır dirence karşı yapılan hareketler dışında bütün günlük hareketlere
başlanır.
Postoperatif 8 – 10. Haftalar:
Eğer gerekiyor ise düzeltici atele devam edilir. Sıkıca kavrama ve güçlü
dirence karşı yapılan hareketlere başlanır.
Postoperatif 10 -12. Haftalar:
Hastanın bütün hareketleri yapmasınsa izin verilir. Cerrahi bir girişim
gerektirecek hareket kısıtlılığı yok ise hasta önceki bütün hareketlerini
yapabilecek kapasitededir.
KOMPLİKASYONLAR :
A) Erken Komplikasyonlar:
Enfeksiyon
Rüptür :
Onarım sonrası tendon rüptürü önemli bir komplikasyondur ve tek tedavisi
yeniden onarımdır. Genel olarak tanı kolayca konulabilse de M.R.I ve ultrason
kullanımı tanıda yardımcı olabilir .
Geç Komplikasyonlar:
Eklem Kontraktürü :
Erken kontrollü hareket programlarından sonra görülen en sık geç komplikasyon
eklemlerde fleksiyon kontraktürü gelişmesidir. Bu kontraktürler erkenden
farkedilir ve programda bazı değişiklikler yapılır ise daha fazla ilerlemeden
önlenebilirler.
Tendon yapışıklıkları:
En sık görülen komplikasyondur. Ekstrinsek iyileşmenin bir sonucu olan yapışıklıklar
operasyon sonrası erken kontrollü hareket programları ve dikkatli atravmatik
teknik ile minimuma indirilebilir. Yapışıklık oluşma riski diğer dokulara
olan travmanın artması ile artmaktadır.
Tendon iyileşmesindeki kimyasal mediatörler üzerinde intrinsek iyileşmeyi
arttırarak yapışıklıkları önlemek amacı ile oldukça çalışılmıştır. Bu amaçla
ibuprofen, indomethazin gibi N.S.A.I ilaçlar, steroidler, antihistaminikler,
hidroksiprolin, hyalouranik asit kullanılmıştır.
Yapışıklık oluşumunu mekanik olarak önlemek için silikon, polietilen tüpler
ve hidroksiapatit kılıflar kullanılmıştır.
Bütün rehabilitasyon programına rağmen eğer tendon hareketliliğinde bir
gelişme sağlanamaz ise sekonder tenoliz yapılır. Tenoliz için bütün dokuların
olabildiğince yumuşaması ve skar çevresindeki reaksiyonun minimal olması
beklenmelidir. Parmağın pasif hareketliliği normal veya normale yakın olmalıdır.
Taras üç aylık bir rehabilitasyon programına cevap vermeyen hastalarda operasyondan
en az altı ay sonra tenoliz yapılması gerektiğini savunmuştur.
Pulley Yetmezliği:
Moment kolu arttığı için ekleme tam bir fleksiyon yaptırabilmek için tendonun
normalden daha fazla hareket etmesi gerekir.
Operasyon sonrası dönemde hasta tendonun koptuğunu hissetmemişse veya aktif
fleksiyon hareketi aniden kaybolmamışsa tendon rüptürü ve yapışıklık arasındaki
ayırıcı tanıda M.R.I yardımcı olabilirse de ikisinin de tedavisi operasyon
gerektirdiğinden M.R.I kullanımı tartışmalıdır.