Maksillofasiyal Travmalar
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
1- ETYOLOJİ , EPİDEMİYOLOJİ
Maksillofasiyal travmanın günümzdeki en sık etkeni trafik kazalarıdır. Bunun
dışında kavgalar, iş kazaları, ateşli silah yaralanmaları, düşmeler ve spor
yaralanmaları sayılabilir.
Tüm vücut yaralanmalarının %75 ‘inde baş-boyun bölgesinde de yaralanma mevcuttur.Maksillofasyal
travma erkeklerde, risk grubuna girdikleri için bayanlara oranla 3 kat fazla
görülmektedir. Görülme sıklığı 16-30 yaş aralığında daha fazladır. Ensık
kırılan kemikler arasında mandibula , burun, zigoma ve maksilla gelmektedir.
Total olarak bakıldığında maksillofasiyal travmalarda mortalite oranı %5,9
olarak göze çarpmaktadır.
2- EMBRİYOLOJİ
Baş boyunun gelişimindeki en tipik özellikler brankial veya faringeal arkuslar
tarafından oluşturulur. Bu arkuslar gelişimin 4 ve 5. haftalarında ortaya
çıkar ve embriyonun karakteristik dış görünümüne büyük ölçüde katkıda bulunurlar.
Başlangıçta bu arkuslar, faringeal veya brankial kleft denilen derin yarıklarla
ayrılmış mezenşimal doku sütunlarından ibarettir. Arkus ve kleftlerin gelişimiyle,
aynı zamanda dışarı doğru çıkıntı yapan bir dizi kesecik halindeki faringeal
poşlar ise, ön barsağın en kranial bölümü olan faringeal barsağın lateral
duvarları boyunca ortaya çıkar. Bu poşlar, çevrelerindeki mezenşimin içine
girer, fakat dış kleftlerle açık bir ilişki kurmazlar.
Faringeal arkuslar sadece boynun oluşumuna katkıda bulunmakla kalmaz aynı
zamanda yüzün oluşumunda da önemli bir rol oynarlar. Dördüncü haftanın sonunda
yüzün merkezi, birinci faringeal arkus çifti tarafından çevrelenmiş stomodeum
tarafından oluşturulur. Embriyo dört buçuk haftalık olduğunda, 5 adet mezenşimal
çıkıntı görünür hale gelir: stomodeumun kaudalindeki mandibuler çıkıntılar
(1.faringeal arkus); stomodeumun lateralindeki maksiller çıkıntılar (1.faringeal
arkusun dorsal parçası); stomodeumun kranialindeki hafifçe bir yükselti
şeklindeki frontonasal çıkıntı. yüzün gelişimi daha sonra nasal çıkıntıların
oluşumuyla tamamlanır.
Her faringeal arkus, dıştan yüzey ektodermi ve içten de endodermal kökenli
epitel ile kaplı mezenşimal bir çekirdek dokudan meydana gelir. Her arkusun
çekirdeği, yüzün iskelet komponentlerine katkıda bulunmak üzere, arkuslara
göç eden önemli sayıda nöral krest hücresini de alır. Arkusların orjinal
mezodermi, yüz ve boynun kas yapısını oluşturur. Böylece her faringeal arkus
kendine ait kas komponenti. İle tanımlanır. Her arkusun kas komponentleri
kendisine ait siniri taşır ve nereye göç ederse etsin kendi kranial sinir
komponentlerini de beraberinde sürükler. Ek olarak her arkusun kendisine
ait bir arterial komponenti de vardır.
Faringeal Arkusların Türevleri ve Bunların İnnervasyonları
Faringeal arkus Sinir Kaslar Iskelet
1 mandibular (Meckel kıkırdağı) arkus N.Trigeminus’un mandibular dalı •
Çiğneme kasları (temporal, masseter, lateral ve medial ptergoid kaslar)
• Mylohyoid kas
• Digastrik kasın ön karnı
• Tensor palatini ve tensor timpani • kuadrat kıkırdak
• inkus
• malleus
• meckel kıkırdağı
• malleusun ön ligamenti
• sfenomandibular ligament
• mandibulanın bir bölümü
2 Hyoid arkus (Reichert kıkırdağı) N.Fasialis • mimik kasları
• Digastrik kasın arka karnı
• Stylohyoid kas
• M.Stapedius • Stapes
• Stiloid çıkıntı
• Stilohyoid ligament
• Hyoid kemik cisminin üst kısmı ve küçük boynuzu
3 N.Glosofaringeus • Stilofaringeal kas • Hyoid kemik cisminin alt bölümü
ve büyük boynuzu
4-6 N.Vagus
• sup.laringeal dal (4.arkusun siniri)
• Rekürrent laringeal dal (6.arkusun siniri) • Krikotroid kas
• M.levator palatina
• Farinks konstrüktörleri
• Larinksin intrinsik kasları • Larinks kıkırdakları
3- ANATOMİ
Yüzün Kan Damarları
Yüz bölgesini a.facialis, a.maxillaris (r.buccalis,r.infraorbitalis) ve
a. temporalis superficialisin r.transversa faciei dalı besler.
A. Facialis: Os hyoideumun üst kenarının hemen üzerinden arteria carotis
externa’dan çıkar. Mediale doğru ilerledikten sonra Masseter kası ile glandula
submandibularis arasından geçer. Corpus mandibulayı üstten kateder. Medial
kantus hizasına kadar yukaıya ve mediale doğru ilerler.
Ramus palatina assendens, tonsillaris, glandularis ve boyunda submentalis
dallarını verir. Yüzde ise r. labialis inferior ve superior, r. nasalis
lateralisi vererek arteria carotis externa ve arteria carotis interna arasında
bağlantı sağlamak için a. ophtalmicanın r. palpebralis ve r.nasalis dorsalisi
ile anastomoz yapan a. angularis olarak sonlanır.
A. Temporalis superficialis: Collum mandibulanın arkasında a. carotis externanın
küçük terminal dalı olarak çıkar ve meatus acusticus externusun anteriorunda
scalpe doğru yükselir. Nervus auriculotemporalis ile komşuluk yapar. Arcus
zygomaticus ve altta ductus parotideus arasında masseter kasını kat ederek
öne geçen a. transversa facie’yi verir. Dalları r. zygomaticoorbitalis,
r. temporalis media, r. auricularis anterior, r. frontalis ve r. parietalistir.
A. Maxillaris: Collum mandibulanın arkasında a. carotis externa’nın geniş
terminal dalı olarak çıkar. Collum mandibulanın derininde seyreder ve fossa
infratemporalise girer. Bu fossada a.auricularis profunda, a.tympanica anterior,
a.meningea media, a.alveolaris inferior, a.buccalis, a.temporalis profunda
dallarını verir. Fossadan a.sphenopalatina şekilnde çıkar ve yüzün beslenmesine
katkıda bulunan a.infraorbitalis dalını verir.
V. Facialis: V. supraorbitalis ve v. supratrochlearis bileşimi ile oluşan
v. angularis olarak başlar. V.angularis, orbital marjin alt yüzeyinde v.
facialis olarak devam eder. A.facialisin dallarına uygun şeklide dallar
verir. V. Retromandibularis ile birleşerek v. facialis communisi oluşturabilir
ya da vena jugularis interna ya doğrudan direne olabilir.
Vena Retromandibularis: V. Maksillaris ve v. temporalis superficialis bileşimi
ile oluşur. V. facialis ile anteriorda birleşerek v. facialis communisi
v. auricularis posterior ile posteriorda birleşip vena jugularis externayı
oluşturur.
YÜZÜN İNERVASYONU:
N. Trigeminalis: Yüzün duysal inervasyonunu sağlar.
-N. ophtalmicus: Üst göz kapağı, burun dorsumunun üzerinde bulunan bölgelerin
derisini innerve eder. Dalları: N.supraorbitalis, n.supratrochlearis, n.infratrochlearis,
n.nasalis externa, n.lacrimalistir.
-N. Maxillaris: Gözlerin altında ve üst dudağın üzerinde kalan yüz bölgesini
inerve eder. Dalları: n. zygomaticofacialis, n.zygomaticotemporalis ve n.infraorbitalistir.
-N. mandibularis: Alt dudağın altında kalan bölgeyi inerve eder. Dalları:
N.auriculotemporalis, n.buccalis, n.mentalistir.
N. Facialis: Foramen stylomastoideumdan geçerek gelir. Glandula parotideanın
posteriorunda belirir. Glandula parotidea içinde yüze dağilan beş adet dal
verir. R. temporalis, r. zygomaticus, r. buccalis, r. mandibularis marginalis,
r. cervicalis. Mimik kaslarını inerve eder ve kulak kasları ile oksipital
kasa r. auricularis posterior dalını gönderir. Ayrıca m.digastricus venter
posterior ve m.stylohyoideumu inerve eder.
Deri dermiste bulunan elastik liflerden dolayı belirli miktarda elastikiyete
sahiptir. Elastik liflerin çoğu spiral şekilde kollajen liflerin etrafında
yer almaktadır. Bu elastikiyet derinin belirli gerilimi korumasını sağlamaktadır.
Yaşlanmış deride elastik dokunun dejenerasyonu derinin gevşemesine ve yüz
çizgilerinin oluşmasına sebebiyet verir. Yüzün gerilim çizgileri, derinin
en az gerilim olan bölgeleridir. Bu çizgilere paralel olan insizyonlar iyileşirken
çok az gerilime maruz kalırlar ve az skar bırakırlar.
4- ACİL ÖNLEMLER
Yüz yaralanması olan bir hasta ile karşılaşıldığında kırıkların ve kesilerin
tedavisine başlamadan önce mutlaka düzeltilmesi gereken acil sorunlar olabilir.
Bunların başında hava yolunun açılması gelir. Hava yolu; ağız içindeki yabancı
cisimler, gıda artıkları, diş kırıkları, protez parçası ya da pıhtının aspire
edilmesi sonucukapanabilir. Bu durumda önce ağız içinin temizlenmesi, yabancı
cisimlerin çıkarılması gerekir. Bazen dil kökü geriye doğru giderek hava
yolunu tıkayabilir. Bu durumda da dil öne doğru tutulup çekilir. Hasta bilinci
kapalı veya koopere değilse dilden kalın bir dikiş geçirilerek dil öne çekilerek
tespit edilir.
İkinci sırada solunumun sağlanmaı gelir. Solunum biraz önce anlatılan yöntemlerle
düzelmediyse oral veya nazal entübasyon yapılır. Bu da yeterli olmazsa son
çare acil trakeostomidir.
Üçüncü sırada kanamanın durdurulması gelir. Baş-boyun bölgesi damardan çok
zengindir. Bu damarlardan oluşabilecek kanamalar hastayı birkaç dakika içinde
ölüme götürecek şiddette olabilir. Bu yüzden hastanın kanaması var ise bir
an önce durdurulmalı, gerekiyorsa intravasküler replasman yapılmalıdır.
5- TANI
a)Anamnez
Bilindiği gibi muayene anamnez ile başlar. Hastanın ne tür bir travma geçirdiği,
olayın nezaman olduğu, bilinç kaybı bolup olmadığı hastaya yada yakınlarına
sorularak araştırılmalıdır.
b)İnspeksiyon
İnspeksiyonda yüzde asimetri olup olmadığı, ödem ve ekimozun bulunup bulunmadığı,
burun kulak ve ağızdan kanamanın olup olmadığı gözlenmelidir. Ağız içi inspeksiyonu
da büyük önem taşır. Ağız içerisinde diş kırığı. Mukoza yırtığı, alveol
arkda seviye farkı olup olmadığı, ağız içerisinde yabancı cisim araştırılmalıdır.
Hastaya istemli çene hareketleri yaptırılarak hareketlerin normal olup olmadığı,
oklüzyon değerlendirilmelidir.
c)Palpasyon
Palpasyonda tüm yüz kemikleri her iki elle simetrik olarak aynı anda incelenmeli
kontur bozukluğu,seviye farkları, krepitasyon değerlendirilmelidir.
Dış kulak yoluna işaret parmakları sokulup parmak pulpası ile kondil hissedildikten
sonra hastaya ağzını açıp kapaması söylenip kondil başı makara hareketleri
değerlendirilmelidir. Kırık var ise o tarafta kondil başı makara hareketleri
alınamaz. Buna Virenque belirtisi denir.
6- RADYOLOJİK İNCELEME
Maksillo-fasiyal cerrahide görüntüleme yöntemleri bu anatomik bölgenin önemi,
içerdiği hayati organları koruyucu özelliği sebebiyle ve bir çeşit kemik
kasa yapısından dolayı ağırlıklı olarak kemik dokunun görüntülenmesine yöneliktir.
1985 yılında ilk olarak Röntgen tarafından tanımlanan X ışını aradan geçen
yüzyılı aşkın sürede tanı amaçlı olarak çok hızlı bir gelişme göstermiştir.
Kabaca X ışınları atomlardan enerji açığa çıkması sonucunda elde edilen
dalga teorisine uyum gösterir davranış eğilimine sahip foton hareketlerinden
oluşmaktadır. Hızları ışık hızına eşittir. Geçtikleri ortamda enerji transferinde
bulunurlar. Maddeyi geçerken abzorbe olduklar gibi saçılmaya da uğrarlar.
X-ışını üreten cihazalarda elektrik enerjisi kullanılarak radyoaktif enerji
döngüsü sağlanır. Anod ve katod arasında oluşturulan yüksek gerilim sonucunda
koparılan elektronlar anodtaki elementte enerji düzey değişikliğine yol
açar ve açığa çıkan enerji x-ışınıdır.
X-ışını penetrasyon ve floresans özellikleri sayesinde tanısal amaçlı olarak
kullanılır. Madde ile karşılaşan X-ışını maddeyi geçerken kısmen abzorbe
olur insan vücudu farklı atom ağırlığındaki ve kalınlıkta ki dokulardan
oluştuğu için absorbsiyon düzeyindeki farklılıklar penetre olan ışın miktarında
değişikliklere yol açabilecektir. X-ışını bazı maddelere çarptığında floresans
özelliği gösterir. Sonuçta açığa çıkan U.V. ışınları ile hassas film yüzeylerinde
radyografik görüntüler elde edilir.
Bu şekilde radyolojik görüntü alınması ve sonuçta elde edilen görüntülerin
iki boyutlu olarak filme alınmasına ve sonuçta elde edilen görüntülerin
iki boyutlu olarak filme geçirilmesine düz radyografiler veya konvansiyonel
radyolojik inceleme adı verilmektedir. Bu yöntemleri hala kullanımda olan
ancak popülaritesi azalma gözlenen bir grup incelemeyi içermektedir.
Direkt grafilerde x-ışını kaynağı ile film arasındaki objenin bütün kalınlığı
tek planda iki boyutlu olarak izlenir. Dolayısıyla organizmanın değişik
düzeylerinde elde edilen görüntüler üst üste düşer buda görüntünün kalitesini
düşürür. Tomografide bu üst üste olma hali ortadan kaldırılarak istenen
vücut kesiti incelenebilir. Bu amaçla incelenmesi istenen düzey merkez alınacak
şekilde tüp ve film kaseti karşıt yönlerde hareket ettirilir. Böylece merkezdeki
görüntü net olarak izlenirken alt ve üst düzeylerde ki görüntüler farklı
yerlere odaklanacakları için netlik kazanamazlar. Sık olarak kullanılan
bu yönteme lineer tomografi adı verilir.
Maksillo-fasiyal cerrahi söz konusu olduğunda akla ilk olarak travmaya çok
açık olan bu bölgede yumuşak doku ve kemik hasarı ile kendini gösteren yüz
kırıkları gelmektedir. Daha sonra sırasıyla yüz bölgesinde maksiller sinüsler,
nazal boşluk, orbita içinden, mandibula kökenli veya yüz kemiklerini saran
kas, bağ dokusu, cilt kökenli benign ve malign tümörler akla gelmektedir.
Ayrıcalıklı bir yapıda olan yüz bölgesinin tek fonksiyonel eklemi olan temporomandibular
eklemin görüntülenmesi de bu başlık altında incelenebilir.
Maksillo-fasiyal cerrahide inceleme yöntemleri tanının desteklenmesi yada
doğru yapılması için önemli bir yardımcıdır. Ancak ağır yaralı veya multiple
travmaya sahip bir vakada özellikli olarak yapılması gereken bir muayene
yöntemi değildir. Bu şekilde gelen bir hastada hayati destek uygulmaları
ve uygun monitörizasyonu takiben hasta başında yapılacak radyolojik incelemeler
uygun klinik yaklaşımla birlikte hekimi doğru teşhise götürecektir.
Radyolojik incelemeler baş ve yüz yaralanması olan bir olguda tanıda çok
gerekli ancak klinik muayenenin önüne geçmemesi gereken bir tanı yöntemidir.
Direkt yüz grafileri, tomografik incelemeler ve bilgisayarlı tomografik
incelemelerin yaygınlık kazanmasından önce en sık başvurulan tanı yöntemleri
iken aksiyal BT incelemeleri bunların yerini almıştır.
Yüz bölgesinin kemik anatomisinin en iyi şekilde değerlendirilebildiği direkt
grafiler Waters, Caldwell, Towne, Submentoverteks ve yan kafa grafileridir.
Ayrıca mandibula antero-posterior, oblik ve özel bir yöntem olan panaromik
grafi ile en iyi şekilde değerlendirilir. Orta ve üst yüz bölgesi BT incelemeleri
ile yeterli düzeyde değerlendirilir. Frontal kemik, sinüsler, orbita ve
yüz orta kısmı aksiyel ve koronal BT kesitlerinde net olarak görüntülenir.
YÜZ KIRIKLARINDA GÖRÜNTÜLEME
Paranazal sinüsler ve etrafındaki kemikler yüz kasları için tutunma bölgeleri
oluşturur, maksiller dişleri destekler, orbita boşluğu, nazal fossa ve ağız
boşluğunu çevrelerler. Değişik kalınlık ve yapıdaki yüz kemikleri bal peteği
şeklinde bir araya gelmiştir ve direkt travma ile karşı karşıya olan bir
bölgede tampon görevi yaparlar. Genellikle yüzeyel yüz kemikleri daha güçlüdür
ve yüzün orta kısmına gelen travmalardan koruma görevi yaparlar. Bal peteği
şeklinde yapılanmış olan yüzün orta üçte birindeki kemikler vertikal yönde
gelişen çiğneme kuvvetlerine karşı direnç noktalarıdır. Dışarıdan yüzün
ortasına doğru uygulanan kuvvetler merkezdeki bu yapıyı bozabilmesine rağmen
sadece bir bölgeyi harap eder ve oranın çökmesine sebep olur.
Fasiyal travmaya sebep olan büyük kazalarda, yüz iskeleti, yüz yumuşak dokusu,
beyin ve dural mesafelerin tam olarak değerlendirilmesi için bilgisayarlı
tomografi tercih edilir. Teşhiste klinisyene en iyi bilgiyi sağlayan aksiyal
ve koronal bilgisayarlı tomografidir. Tek planlı bilgisayarlı tomografi
çalışmaları (aksiyel veya koronal), ortogonal iki planlı inceleme kadar
çok bilgi vermez. Hastanın klinik durumu sebebiyle koronal bilgisayarlı
tomografi kullanılamayacak olursa, aksiyal olarak elde edilen kesitlerden
koronal tomografi çıkarılabilir. Spiral bilgisayarlı tomografi iki boyutlu
tomografilerle kıyaslanınca sağladığı üç boyutlu rekonstrüksiyon nedeniyle
bazen tercih edilebilir. Ancak üç boyutlu görüntülerde bazı ayrıntılar kaçırılabilir.
Üç boyutlu serilerde elde edilen görüntülerde kırık segmentleri ve bunların
birirbirleriyle olan ilişkileri iki boyutlu görüntülere göre daha iyidir.
En son geliştirilen üç boyutlu görüntüleme yöntemlerinde ekran üzerinde
kırık segmentlerinde manipülasyon yapılabildiği için klinisyen tedavi planlaması
veya tedavi sonuçları hakkında bilgi sahibi olabilir. Manyetik rezonans
görüntüleme (MRI) inflamatuar reaksiyonları ve ödem sıvısını kandan ayırt
etmede yardımcı olur. Bu sıklıkla yaralanmadan an az 48 saat sonra sinüs
içindeki kanda artan methemoglobulin miktarına bağlı olarak sağlanır. Ancak
bu ayrım nadiren klinik öneme sahiptir. Direkt olarak kemiği gösteremediğinden
MRI, yüz kırıklarında küçük, unstabil, nondeplase kırıkları göstermeyebilir.
Sonuç olarak BT fasiyal travma hastalarında tercih edilen yöntemdir.
Maksillofasiyal travmalı bir hasta ile karşılaşıldığında hastanın ilk değerlendirmesi
yalnızca maksillofasiyal bölgeye yönelik olmamalı, hasta bütün olarak değerlendirilmelidir.
Başlangıçta hayatı tehdit eden durumlar saptanmalı ve bunların tedavisine
yönelik önlemler alınmalıdır.
Maksillofasiyal travmalı bir hastada hangi radyolojik inceleme yönteminin
isteneceğine klinik muayene bulgularına göre karar verilmelidir. Ancak böyle
bir hasta için Acil Servis’ten çağrıldığımızda şu direkt grafilerin hazırlanmasını
istemeliyiz:
1. posteroanterior kafa grafisi
2. lateral kafa grafisi
3. Water’s grafisi
4. Caldwell grafisi
5. Towne grafisi
6. submentoverteks grafisi
7. lateral ve oblik mandibula grafileri.
Maksillo-fasiyal bölgede en sık kullanılan konvansiyonel görüntüleme yöntemleri
arasında yer alan bazı teknikleri inceleyecek olursak:
Waters Grafisi: Ağzın açık pozisyonda olduğu ve yüz kemiklerinin ön-arka
ve oblik konumda değerlendirildiği orbita, malar bölge ve zigomatik arkın
değerlendirildiği ayrıca maksiller, sfenoid, frontal sinüslerin net olarak
izlendiği bir grafidir. Bu grafi ile maksilla kırıkları, maksiller sinüs,
orbita tabanı, infra orbital rim, zigomatik kemik ve zygomatik ark değerlendirilir.
Nazal kemik, supra orbital rim, maksiller nazal proçes hakkında daha kısıtlı
görüntü vermektedir.
Caldwell Grafisi: Ön-arka projeksiyonda frontal sinüsler, frontal kemik,
anterior etmoidal hücreler ve zigomatiko-frontal sütür hakkında bilgi verir.
Orbita duvarları, maksiller sinüs laetral duvarı, petröz kemik ve mandibula
ramusu yeterli oranda görüntülenir.
Fronto-oksipital Projeksiyon Grafisi: Bu yöntem hastanın prone pozisyonunda
veya oturur vaziyette iken yapılan inceleme şeklidir. Bu yöntemle orbita
ve sfenoid kemik küçük-büyük kanatları, frontal ve ethomoid sinüsler, nazal
septum, sert damak, mandibula ve üst alt diş arkları rahatça görüntülenebilir.
Ters Waters Grafisi: Hastaya prone da pozisyon verilemediği durumlarda mento-oksipital
pozisyon verilerek yüz kemikleri görüntülenir. Bu projeksiyon ile orbita,
maksiller sinüs, zigomatik kemik ve ark kırıkları rahatça görüntülenebilir.
Optik Kanal(Oblik Orbital Pozisyon) Grafisi: Bu pozisyonda optik kanal,
posterior etmoidal ve sfenoidal sinüsler değerlendirilir. Frontal sinüs
lateral duvarı ve orbita tavanının değerlendirilmesi amacıyla kullanılır.
Submentoverteks Grafisi: Kafa tabanının görüntülenmesi amacıyla kullanılır.
Bu grafi aksiyel yönde mandibula projeksiyonunu sağlar., koronoid proçes
ve kondiller rahatça izlenebilir. Mandibular ramus, petröz kemik piramisi,
sfenoid sinüs, posterior etmoid, maksiller sinüsler, kemik septum izlenir.
Semiaksiyel Projeksiyon(Titeringon Pozisyonu): Zigomatik ark, fasiyal kemikler
ve orbita en iyi şekilde görüntülenir.
Latero-anterior Projeksiyon(Fuchs Pozisyonu): Zigomatik arkın görüntülenmesi
ve maksiller sinüs lateral duvarının görüntülenmesinde kullanılır. Bu projeksiyon
zigomatik ark üzerine süperpoze olan görüntülerden kurtularak serbestçe
görüntülenmeyi sağlar. Maksiller sinüs lateral duvarı bu pozisyonda rahatça
izlenir.
Lateral Yüz Grafisi: Bu projeksiyonda yüzün yandan izlenebilen maksiller
ve mandibular yapıları arasındaki ilişki izlenir. Frontal kemik vertikal
yönde ve nazal kırıklar hakkında bilgi verir.
Nazal Grafi: Nazal kemiklerin lateral görüntüsü filme yakın olan bölümde
kemik yapı ve yumuşak doku hakkında bilgi verir. Bu grafilerde nazal kemikler,
nazal spin ve maksilanın frontal proçesi gösterilir. Nazal kemiklerin aksiyel
yöndeki görüntülenmeleri ile yan grafilerde izlenemeyen lateral ve medial
yöne deviasyonlar izlenir.
Supero-inferior Oklüzal Sert Damak Grafileri: Sert damaktaki kırıklarda
supero-inferior projeksiyonlu oklüzal grafiler ile kırık hattı saptanabilir.
KOMPRESYON OLUŞTURAN OSTEOSENTEZ:
Kompresyon Plakları: En çok bilinen iki sistem Luhr ve AO/ASIF plaklarıdır.
Luhr vitalyum alaşımlı, AO/ASIF titanyum alaşımlıdır. Ayrıca Becker ve Machtens
plakları vardır.
Plakların vidalanması sırasında hem vidaların şekillerine hem de plakta
bulunan deliklerin özelliklerine bağlı olarak kırık parçalarının birbirlerine
yaklaşmaları ve belirli bir oranda basınç uygulamaları esasına dayanır.
Plaklar basınçsız osteosentez yönteminde olduğu gibi yerleştirilir. Basınçlı
osteosentez yönteminde vidalama işlemi ayrıcalık gösterir. Proksimal korteks
tarafında, vidanın çapından daha geniş bir delik açılır. Daha sonra vida
sıkıştırılır. Böylece vidanın kıvrımları sadece distal kortekse tutunur.
Vida sıkılırken vidanın başı, distal fragmanı kırık hattına yaklaştırır.
AO/ASIF kompresyon plakları dinamik kompresyon plakları (DCP) ve eksantrik
dinamik kompresyon plakları (EDCP) olarak ikiye ayrılır. DCP’nin özelliği;
kayma prensibine sahip vida delikleri olmasıdır. Vida sıkıştırılırken vertikal
harekete ek olarak horizontal yönde kayma sağlar. Daha sonra yapılan çalışmalar
horizontal kompresyonun yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Bunun üzerine
plağın uzağında da kompresyon oluşturulması düşüncesi ile plaktaki lateral
delikler ortadaki deliklerin yönü ile 45 derecelik bir açı yapacak şekilde
düzenlenmiş ve bu yeni şekliyle plağın, yerleştirildiği bölgenin uzağında
da basınç oluşturduğu çalışmalarda gösterilmiştir (Eksantrik Dinamik Kompresyon
Plağı-EDCP). Luhr'un bu kompresyon plağında ortada basınç oluşturan delikler
ve yanlarda sabitleyici vida delikleri bulunmaktadır. EDCP aksiyal kompresyona
ek olarak hafif yukarı rotasyon etkisi gösterir.
DCP osteogenezi stimüle etmez, sadece kırık segmentleri arasında rijit fiksasyon
ve tam bir temas sağlayarak iyileşmesinin hızlı ve fizyolojik olarak gelişmesini
sağlar. Bikortikal vida yerleştirilerek DCP ile rijit internal fiksasyon
uygulaması, primer kemik iyleşmesini sağlar. Ancak bazı yazarlar monokortikal
vida ile kırık parçaları için yeterli rijit internal fiksasyonun sağlanacağını
öne sürmektedirler. Ewers’e göre 2 mm kalınlığındaki kemik doku, rijit fiksasyonda
vida tespiti için yeterlidir. Champy’e göre ise iyileşme için kompresyona
gerek yoktur, sadece rijidite yeterlidir.
Kompresyon plakları; aşırı deplase kırıklarda, bilateral mandibula kırıklarında,
mandibula angulus kırıklarında, dişsiz veya az dişli mandibula kırıklarında
kullanılırlar. Bunun yanında; doku kaybı olan kırıklarda ve aşırı atrofik
mandibula kırıklarında kullanımı uygun değildir.
Kompresyon Vidaları: Kemiğe vida çapından daha küçük bir delici ile delik
açıldıktan sonra, bu deliğin boyu ölçülür ve uygun boyda vida yerleştirilir.
Böylece vida sıkıldıkça kırık parçalarının birbiri üzerine basınç uygulayarak
yaklaşması sağlanır. Eğer vida kırık hattına dik olarak yerleştirilirse
iyi bir kompresyon sağlanır, ancak fragmanlar birbiri üzerinden kayabilir.
Vida kemiğin uzun aksına dik olarak yerleştirilirse kayma ve yerinden oynamalar
en aza indirilir, ancak iyi bir kompresyon sağlanamaz. En iyi oryantasyon,
her iki yaklaşımın oluşturduğu açının ortasından geçen bir aksa sahip vida
ile sağlanabilir.
RİJİT İNTERNAL FİKSASYON TEKNİĞİ:
Pek çok plak ve vida sistemi olmasına rağmen mekanizma aynıdır. Bunlar;
dokuya uyumu mükemmel, çıkarılması gerekmeyen metallerdir. Çocuklarda kullanıldığında
veya kemik grefti üzerine koyulduğunda ise çıkarılmalıdır. Çocuklarda postoperatif
olarak 4-5. haftalarda çıkarılması önerilir. Çünkü potansiyel büyümeye engel
olunmamış olur. Kemik grefti üzerinde kullanıldığında 3-4. aylarda çıkarılır.
Böylece kemik grefti üzerindeki fonksiyonel stres yeniden sağlanır. Bir
yarada farklı metal sistemleri kullanılmamalıdır. Çünkü farklı metallarin
karşılıklı etkileşmesi sonucu ortaya çıkan galvanik akım, kemikte demineralizasyona
neden olur. Büyük segmentlerin rijit plak ve vida fiksasyonu yapılmadan
önce küçük segmentlerin fiksasyonu paslanmaz çelik tellerle yapılmalıdır.
Eğer aralarında bir temas yoksa bu durum, metaller arasında herhangi bir
elektriki etkileşime sebep olmaz. Bir vakada kullanılan materyalin tipi,
daha sonra çıkarılırken doğru tornavidanın kullanılması açısından önemlidir.
Hangi sistem olursa olsun dril yavaş olarak kullanılmalı ve bol soğutucu
irrigasyon sıvısı ile ıslatılmalıdır. Böylece sürtünmeye bağlı ısının minimalize
edilmesi ve kemik yaşayabilirliğinin maksimalize edilmesi sağlanır. Fonksiyonel
stabiliteyi sağlamak için kompresyon plakları kullanılmıştır. Bu yöntemde
kompresyon plağı, redükte edilmiş olan kırık alan üzerine yerleştirilir
ve bu esnada tam oklüzyon sağlanmaya çalışılır. Plağın hafiçe bükülmesi
ile her iki korteksteki vidalar sıkıldıktan sonra kompresif kuvvetler karşı
taraf kortekse de uygulanır. Deliklerden öncelikli olarak kırığa yakın olan
açılır. Daha sonra deliğin boyu ölçülür. Aynı uzunluktaki vida gevşek olarak
takılır. Plak kendi ekseni etrafında döndürülür. Karşı taraftaki en yakın
vida deliği açılır. Plak tekrar yerine oturtulur. Vidalar karşılıklı olarak
sıkılır. Bu işleme kompresyon tam olarak sağlanıncaya kadar devam edilir.
Daha sonra kırık hattından uzak olan diğer iki delik açılır. Bunlara da
vidalar uygulanır. Eğer kırık parçaları tam olarak redükte olmuş ise her
iki vida ve plağın yerleştirilmesinden önce abartılı hareketlerle ekstra
kompresyondan kaçınılmalıdır. Aksi halde vida etrafında yeni kırıklar oluşabilir.
8-MANDİBULA KIRIKLARI
Yüzün en büyük ve en güçlü kemiği olan mandibula havayolu stabilitesinin
sağlanmasına yardım eder, alt dişler için zemin oluşturur,dil ve komşu kaslara
destek sağlar, çiğnemede önemli rölü vardır ve yüzün alt kısmının şeklini
büyük oranda belirler. Böyle önemli görevleri olan mandibulanın devamlılığının
bozulması fonksiyonel ve estetik kayıplara yol açar ki, bu nedenle rekonstrüksiyonu
gerekmektedir.
Mandibula, yüzde en sık kırılan kemiktir. Mandibula kırığı olan hastalarda
en çok görülen şikayetler; ağrı ve maloklüzyondur. İntraoral ekimoz veya
hematom, basamak belirtisi, diş kayıpları genellikle altta yatan kırığın
iyi birer bulgusudur. Eğer bir kırık inferior alveoler sinir veya mental
sinirde kesilme ya da hasarlanma oluşturursa alt dudak ve çevresinde uyuşukluk
meydana gelir.
Mandibular seri dediğimiz bir grup radyografik tetkik ile mandibulanın farklı
radyolojik açılardan görüntülenmesi, farklı bölgelerin izlenmesini sağlar.
Panaromik mandibula grafisi direkt grafiler içinde en çok bilgi verecek
olan tetkiktir. Koronal ve aksiyel planda çekilmiş BT tüm yüzkırıklarında
olduğu gibi mandibula kırıklarında da altın standarttır.
Mandibula kırıklarını değerlendirirken mandibulayı hareket ettiren çiğneme
kaslarını iyi bilmek gerekir. Bu kaslar çok güçlüdür ve kırığın nereye deplase
olacağını, tedavide hangi kuvvetlere nasıl karşı koyacağımızı belirlerler.
Çiğneme kasları; masseter, medial ve lateral ptergoid, temporal kas ve hyoid
üstü kaslardan geniohyoid, mylohyoid ve digastrik kasın ön karnından oluşur.
Masseter kası; yüzeyel ve derin demetler halinde ramusun dış yüzünde alt
köşeye yapışır. Medial ptergoid kas ile sinerjistik çalışır ve mandibulayı
yukarı ve öne çeker. Masseterin derin lifleri temporal kasın yüzeyel liflerine
karışır. Odontojenik enfeksiyon bu kas liflerini etkilediği zaman kas spazmı
ve trismus meydana gelir. Mandibula kırıklarının tedavisi ve osteotomiişlemleri
sırasında medial ptergoid ve masseter yapışıklıkları bozulabilir ancak kaslara
gelen nörovaskuler yapılar daha yukarıda olduğu için zarar görmezler. Masseter
ve medial ptergoid kaslar mandibulanın şeklinde rol oynarlar. Osteotomi
sırasında kas yapışıklığı ayrılıp yeni şekil verilen vakalarda birkaç ay
sonra kasların yeniden kemiğe yapışmasından sonra başlangıçtaki şekle dönüş
olabilir.(relaps)
Temporal kas; yelpaze şeklindedir. Temporal fossanın üzerini örter. Ön lifleri
aşağıya doğru uzanıp mandibulaya yapışır ve mandibulayı kaldırma hareketi
yapar. Arka lifler daha yatay konumdadır ve mandibulayı geri çekme hareketi
yaparlar. Temporal kas lifleri iki kalın tendon oluştururlar. Bu tendonlardan
bir tanesi prosesus coronoideus’a diğeride trigonum retromolareye yapışır.
Mandibula korpusunun oblig kırıklarında kuvvetli kaslar olan masseter, medial
ptergoid ve temporal kaslar yukarıdaki parçayı üste çekerler ve hyoid üstü
kaslarla zıt şekilde çalışırlar.
Medial ptergoid kas; büyük bir bölümü fossa ptergoideaya ve kısmende prosessus
sfenoidalis ossis palatiniye yapışarak başlayan bu kas, arkaya ve aşağıya
doğru giderek ramus mandibularenin iç yüzündeki tuberositas ptergoidea ve
çevresine, angulus mandibulaya yaygın bir şekilde yapışarak sonlanır. Mandibulayı
yukarı ve öne çeker.
Lateral ptergoid kas; lateral ptergoid laminadan ve skafoid fossadan çıkar.
Yapıştığı yer prosessus kondilaris, eklem kapsülü ve diski olduğu için mandibula
hareketlerinde etkilidir. Mandibulaya açma ve medial ptergoid kas ile birlikte
yan hareketleri yaptırır. Kondil boynunda meydana gelen kırıklarda lateral
ptergoid kas kondili öne ve mediale çekerek mandibuler fossadan tamamen
çıkarır ve infra temporal boşluğa girmesine neden olur.
Hyoid üstü kaslar; hyoid üstü kaslardan geniohyoid, mylohyoid ve digastriğin
ön karnı hyoid kemik ile mandibula arasında bulunurlar ve mandibulayı aşağı
çekerler. Bu işlem sırasında m. stilohyoideus hyoid kemiği sabit tutarak
kasların rahatça mandibulayı aşağıya çekmelerine destek verir. Mandibular
retrognati ve open bite gibi yüz deformitelerinde suprahyoid kas hareketleri
cerrahi rekonstrüksüyonun sonuçlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle
kasların mandibulaya olan yapışıklıkları kaldırılır.
Tedavide temel kurallar; çene ve dişler arasındaki normal fonksiyonel ilişkinin
kazandırılması, kırık hatlarının yeterli ve doğru olarak kaynaması, yüzde
simetrinin sağlanması, enfeksiyonun önlenmesi ve sekellerin azaltılması
esasına dayanır. Temel prensip kırık parçalarının redüksiyonu ve immobilizasyonudur.
Buna yönelik en basit ve en yararlı tedavi en çok tercih edilecek olandır.
Açık kırığı olan hastalarda antibiyoterapi yapılır. İmmobilize hastalarda
oral hijyenin sağlanması çok önemlidir. Pek çok mandibula kırığında sadece
İOBT yapıldığında, kırık stabil olmayabilir. Açık redüksiyon ve internal
fiksasyona gerek duyulur. En iyisi, interosseöz fiksasyon yapılmadan önce
İOBT’nin tamamlanmasıdır. Böylece doğru oklüzyon sağlanabilir.Sıklıkla intraoral
girişimler tercih edilir. İnferior bukkal sulkus insizyonları çoğu mandibula
kırığına ulaşmayı sağlar. Özellikle anterior bölgede mukoza altında çok
yüzeyel seyreden mental sinir varlığına dikkat edilmelidir.
Simfizis, parasimfizis, korpus, angulus fraktürlerinde hem alt hem üst sınıra
rijit internal fiksasyon uygulanır. Parçalı kırık yok ise kompresyon plağı
kullanılabilir. Parçalı kırıklarda, kemik fragmanın eksik olduğu kırıklarda
kompresyon plağı kullanılmamalıdır. Böyle durumlarda kırık hattının yükünü
de taşıdığı için rekonstrüksiyon plakları kullanılır. Posterior korpus ve
angulus parçalı kırıklarında submandibular insizyon ile çalışılabilir. Burada
da subplatizmal olarak seyreden marjinal mandibular sinire dikkat edilmelidir.
Kondil kırıklarında 2 hafta İOBT sonrası erken kontrollü mobilizasyona geçilir.
Subkondil kırıklarının tedavisi halen kesinlik kazanmamıştır. Fakat genel
olarak ;
-Fraktür hattının düzgün olduğu
-Ramusun vertikal boyunun korunduğu
-Kondil dislokasyonunun olmadığı subkondil kırıkları İOBT ile 4-6 hafta
takip edilir.
Subkondil kırıklarında cerrahi endikasyonları;
-Ramus vertikal boyunun kısalması
-Angulasyonun 30 dereceyi aşması
-Kırık uçları arası mesafenin 5 mm ‘yi aşması
-Kondilin laterale veya orta kraniel fossaya deplase olması
-Kondil dislokasyonu
-Mandibulada multıpl fraktür olması
-Maksiller kırığın da eşlik etmesi
Mandibula Dislokasyonu
Kondil başının tuberkulum artikularenin önüne geçtiği durumlarda mandibula
dislokasyonundan bahsedilir. Muayenede açık ısırım hali vardır ve çene ucu
öne doğru kaymıştır. Tedavide başparmak çıkık tarafın alt çene dişleri üzerine
konarak diğer dört parmakla da korpus iyice kavranır. Çiğneme kaslarının
gücünü yenmek için önce aşağı öne, sonra arkaya yukarı doğro itilir.
9-BURUN KIRIKLARI
Burun, yüzün çıkıntılı bir lokalizasyonunda olduğu için, yüz iskeletinde
en çok görülen kemik kırıklarından biridir. Ayrıca düşük dirençli yapısından
dolayı kırığa karşı daha duyarlıdır.Tanıda en yardımcı direk grafi nazal
grafidir. Çoğu nazal fraktürde kapalı redüksiyon uygulanır. Nazoorbito-etmoidal
veya Lefort fraktürleri gibi yeterli redüksiyon ve stabilizasyonun sağlanamayacağı
ciddi kırıklarda açık redüksiyon gerekir.
Kapalı teknikte; düz bir elevatör deprese fragmanların altına yerleştirilir.
Sonra dışa-öne doğru hafifçe kuvvet uygulanarak deprese fraktürlerin redüksiyonu
sağlanır. Öbür el ile dışardan elevasyon derecesi kontrol edilerek fragmanlara
uygun pozisyon verilir.
Septumun muayenesinde redüksiyonun yetersiz olduğu görülürse Asch forseps
yardımıyla septum redükte edilir. Redüksiyonu takiben burna tampon yerleştirilir.
7-10 gün alçı-atel uygulanır.
Submukoperikondrial kanama ve kan birikmesi sonucu septal hematom oluşur.
Kıkırdağın kanlanması perikondrium ile sağlandığı için hematom kıkırdağın
beslenmesini bozarak avasküler nekroza yol açabilir. Tedavi edilmezse ;
septum kalınlaşması, fibröz skar gelişebilir.
10-MAKSİLLA KIRIKLARI
Maksilla ve palatin kemiğin sagittal kırıkları, diğer tip Le Fort ve maksilla
kırıklarından daha az görülmektedir. Bu kırıklar; alveoler yapının yarısının
kalan maksilladan ayrıldığı izole bir alveol kırığı veya orta yüz iskeleti
içerisinde yukarıya doğru uzanan daha komplike bir Le Fort kırığının bir
parçası olarak ortaya çıkabilirler.
Le Fort Kırıkları:
Réne Le Fort 1901 yılında kadavralardaki deneysel çalışmalar sonucunda maksilla
kırıklarında bir klasifikasyon oluşturmuştur. Le Fort, kırık seviyelerini
göstermek için üstte fasiyal kemikler ile kranial kemiklerin ayrıldığı yeri
kriter olarak ele almıştır. Kırık seviyeleri, orta yüz iskeletinde kırığa
predispoze zayıf alanlarda ortaya çıkmaktadır.
Le Fort 1 kırığı (Guerin kırığı); alt maksiller alveolün superior orta yüz
iskeletinden ayrıldığı transvers veya horizontal kırıktır. Kırık hattı maksiller
diş kökleri üzerinde apertura priformisten lamina pterygoideusa kadar uzanır.
Le Fort 2 kırığı; maksillanın pramidal kırığıdır. Burada santral nazomaksiller
segmentin zigomadan ve üst lateral orbital bölgenin orta yüz iskeletinden
ayrılması söz konusudur.
Le Fort 3 kırığı; kranium tam olarak fasiyal kemiklerden ayrılır ve “kraniyofacial
disjunction” ortaya çıkar. Kırık zigomatikofrontal bileşkeden başlayıp lateral,
inferior ve medial orbita duvarlarından geçer ve maksillanın frontal proçesi,
nazal kemikler ve glabellada sonlanır. Le Fort 3 kırığı, karşı taraf Le
Fort 2 kırığı ile birlikte yaygın olarak tek taraflı ortaya çıkar. Bazen
yüksek bir Le Fort 2 veya 3 kırığı maksiller mobilitenin az gösterilebildiği
veya hiç gösterilemediği tek bir parça olarak karşımıza çıkabilir. Bu kırıklar
minimal deplase olurlar ve yalnızca hafif okluzal bozukluk ile kendilerini
gösterirler. Bilateral periorbital ekimoz varlığı değişkendir. CT’de maksiller
ve etmoid sinüsler içinde hava-sıvı seviyeleri görülebilir.
Maksiller kırıklarında klinik bulgular; maksiller mobilite, krepitasyon,
rinore, epistaksis ve maloklüzyondur. Le Fort 2 ve 3 kırıklarında bilateral
periorbital ekimoz mevcut olacaktır. Fasiyal ödem görülür. Le Fort 2 ve
3 kırıklarında serebrospinal sıvı (CSF) fistülü meydana gelme oranı %25-50’dir.
Tedavi edilmemiş vakalarda sıklıkla uzamış ve anterior “open bite” deformitesi
ile birlikte geriye doğru gitmiş orta yüz görülür. Zigomatik, nazal, nazoetmoidal,
orbita tabanı ve medial orbital kırık bulguları olabilir. Bazen, deplase
olmuş, ancak mobil olmayan bir Le Fort kıırğı da olabilir.
MMF, hastanın uygun oklüzyonda orta yüz iskeletinin alt bölümünün projeksiyonunun
düzeltilmesi için temel tedavi prensibidir. MMF yaralanmadan sonra mümkün
olan en kısa zamanda yapılmalıdır. Bu işlem sırasında kırığı daha fazla
deplase etmemek için, fiksasyonu minimal seviyede tutmak gerekir. MMF, sağlam
mandibula sayesinde kırık segmentinin normal pozisyonununa getirilmesini
sağlar. Orta yüz iskeletinin stabilite ve projeksiyonu ise açık redüksiyon
ve rijit internal fiksasyon ile sağlanmalıdır. Eğer uygunsa kemik greftleri
de kullanılabilir. Tüm Le Fort 1 kırıklarında cerrahi yaklaşım olarak bilateral
gingival-bukkal sulkus insizyonu kullanılabilir. Böylece ameliyat edilecek
alan ortaya çıkarılmış olur. Le Fort 2, 3 kırıklarında cerrahi yaklaşım
olarak orta yüz iskeletinin üst bölümünü ortaya çıkaran subsiliyer kas-deri
flebi insizyonu ve bikoronal insizyon kullanılır. Nazomaksiller ve zigomatikomaksiller
segmentler plak ve vida fiksasyonu kullanılarak stabilize edilirler. Eğer
kemik defekti 5 mm’nin üzerinde ise bu uygulamaya kemik grefti de eklenir.
Zigomatikofrontal sütür, orbita tavanı, frontal kemik, frontal sinüs ve
nazoetmoidal bölgenin ortaya çıkarılmasında koronal insizyon kullanılır.
Orbita alt bölümü ve zigoma subsiliyer kas-deri flebi insizyonu ile açığa
çıkarılır. Zigomatik ark ise koronal insizyon yapıldıktan sonra temporal
fasya altından diseksiyon yapılarak açığa çıkarılır.
11)ZİGOMA KIRIKLARI
Zigomatik bölge kırıkları orta yüz bölgesinde ikinci sıklıkta görülmektedir.
Zigoma kırıkları izole yaralanmalar şeklinde veya Le Fort kırıkları gibi
diğer kırıklar ile kombine olabilirler. Zigoma kırıklarının mevcudiyetini
gösteren önemli klinik bulgular vardır. Bunlardan en değerlileri periorbital
ekimoz ve subkonjunktival hemorajidir. Ayrıca; diplopi, göz hareketlerinde
kısıtlılık, enoftalmus, kırık bölgesinde çöküklük, epistaksis, basamak belirtisi,
duyu kaybı, çene hareketlerinde kısıtlılık diğer önemli klinik bulgulardır.
Cerrahi endikasyonlar;
- Yüz kontur bozukluğu
- Enoftalmus, ekzoftalmus, diplopi
- Kas, sinir sıkışması
- Çene hareketlerinde kısıtlılıktır.
Zigoma kırıklarında fraktür hattının eksplorasyonu için bazı insizyonlar
ve yaklaşımlar şunlardır;
1) Anterior Yaklaşım
- Gingivobukkal sulkus insizyonu (Zigomatikomaksiller)
- Subsilier insizyon (İnferior orbital rim)
- Lateral kaş insizyonu (Zigomatikofrontal)
2) Gillies Yaklaşımı
3) Posterior Yaklaşım
- Koronal insizyon
Bir çok zigoma kırığında redüksiyon için subsiliyer ve gingival-bukkal sulkus
insizyonları ile anterior yaklaşım kullanılabilir. Ancak lateral deplasman
veya zigomatik arkın parçalı kırığı görülemeyebilir. Malar eminensin aşırı
derecede deplase olduğu kırıklar ve sfenoidin büyük kanadının parçalandığı
durumlarda zigomatik ark laterale deplase olur ve bütün bu deformitelerde
koronal yaklaşım faydalıdır. Anterior insizyonlar (gingival bukkal sulkus
ve alt göz kapağı kas-deri flebi, bununla birlikte zigomatikofrontal sütürün
gözlenmesi için lateral kantusun ayrılması) ve ek olarak koronal insizyon
ile arkın ve lateral orbitanın görünümü sağlanır.
Zigomatik ark kırıkları genelde mediale deplasedir ve redüksiyon sonrası
genelde stabildir. Bu da tedavide Gillies yöntemiyle redüksiyonu çoğu zaman
yeterli kılmaktadır.
12)ORBİTA KIRIKLARI
Bir orbita tabanı veya orbita duvarı kırığının semptomları; periorbital
ekimoz ve subkonjoktival hemorajidir. Sıklıkla orbita tabanı kırıklarında
infraorbital sinir dağılım bölgesinde hipostezi veya anestezi görülür. Kırığın
uzanımı ve göz kaslarına verdiği hasara bağlı olarak görme fonksiyonu bozukluklarına,
göz hareketlerinde kısıtlılığa ve diplopiye neden olabilir. Eğer kırık orbital
volümde ekspansiyona neden olursa enoftalmus görülebilir (“blow-out” kırığı).
Eğer kırık orbital volümde azalmaya neden oluyorsa bulbus öne doğru deplase
olabilir (“blow-in” kırığı).
Orbita kırıkları aksiyal ve koronal CT kesitleri ile değerlendirilmelidirler.
Cerrahi tedavinin gerekli olup olmadığı orbitadaki volüm değişikliklerine
ve diplopili hastada kırık segmentinin pozisyonunun kas ile olan ilgisine
bağlıdır. Bu nedenle cerrahi tedavi için iki genel endikasyon vardır: Volümün
düzeltilmesi ve sıkışmış orbital dokuların serbestleştirilmesi. Ayrıca diğer
endikasyonlar:
1. Ekstraoküler kas hareketlerinin sınırlanması ile diplopi ortaya çıkması.
2. Kırığın deplase olması sonucu ortaya çıkan enoftalmus veya ekzoftalmusun
2-3 mm’den fazla olması (2-3 mm’nin üzerindeki volüm değişiklikleri, globta
pozisyonel değişikliklere neden olur).
3. Globun vertikal ya da horizontal olarak ortaya çıkan pozisyonel değişiklikleri
estetik açıdan arzu edilmemektedir.
4. Bir orbital kenar kırığı özellikle inferior orbital foramene bası yaptığında,
yüzde duyusal innervasyon kaybının olması
Superior ve inferior orbital fissürlerin lokalizasyonlarının bilinmesi kolay
eksplorasyon yapılmasını sağlar. Optik sinirin de kesin lokalizasyonu akılda
tutulmalıdır. Optik foramen inferior orbital kenarın 40-45 mm posteriorundadır.
Orbita taban kırıklarında eğer inferior orbital kenar sağlam ise defekt,
kemik grefti veya alloplastik materyal ile onarılmalıdır. Günümüzde Medpor
tercih edilen bir materyaldir. Çünkü küçük defektlerde kemik konturunu benzer
olarak sağlamaktadır. Gerek greft gerekse alloplastik materyaller tel veya
vida kullanılarak orbital kenara fikse edilmeli ve orbital kemik stabil
hale getirilmelidir. Eğer internal orbita kırıklarına orbital kenar kırıkları
da eşlik ediyorsa, orbital kırık parçaları başlangıçta teller ile bağlanmalı
ve anatomik pozisyonuna getirildikten sonra plak ve vida fiksasyonu ile
stabil hale getirilmelidir.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ
VARSA GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım