Mandibula Rekonstrüksüyonu
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
GİRİŞ
Yüzün en büyük ve en güçlü kemiği olan mandibula havayolu stabilitesinin
sağlanmasına yardım eder, alt dişler için zemin oluşturur,dil ve komşu kaslara
destek sağlar, çiğnemede önemli rölü vardır ve yüzün alt kısmının şeklini
büyük oranda belirler. Böyle önemli görevleri olan mandibulanın devamlılığının
bozulması fonksiyonel ve estetik kayıplara yol açar ki, bu nedenle rekonstrüksiyonu
gerekmektedir.
ANATOMİ
Mandibula, at-nalı şeklinde bir gövde ve bir çift ramusdan meydana
gelmiştir. Gövde ve ramuslar her iki yanda angulus mandibulada birleşirler.
1)Mandibula Gövdesi
A.External Yüz:
Doğumda gövdenin her iki yarımı orta hatta mandibular symphisisde sert,
fibröz doku ile birbirine tutturulmuş haldedir. Kemiklerin füzyonu iki yaş
civarında olur ve birleşme hattı aşağı doğru mental tuberküller olarak genişleyen
zayıf bir çatı ile kendini belli eder. Gövdenin her iki yarımında ikinci
premolar dişlerin inferiorunda mental foramenler bulunur ve bunların içinden
trigeminal sinirin mandibular bölümünün bir uzantısı olan inferior alveolar
sinirin mental dalı geçer.
Gövdenin dış yüzüne şu kaslar tutunur:
1. Buccinator
2. Mentalis
3. Depressor labii inferioris
4. Depressor anguli oris
5. Platysma
B.İnternal Yüz:
Gövde iç yüzündeki mylohyoid kasın insersiosu olan mylohyoid çizgi sublingual
glandın yerleştiği sublingual fossa ile digastrik kasın anterior karnının
yerleştiği digastrik fossayı birbirinden ayırır.
Mylohyoid çizginin anterior ucunun hemen superiorunda genioglossus ve geniohyoid
kasların tutunması için genial tuberküller yer alır.
C.Alveolar Köprü:
Alveolar köprü mandibula gövdesinin üst yüzü boyunca uzanır; her bir tarafta
dişler için sekizer adet kavite içerir.
2)Mandibula Ramusu
A.External Yüz:
Angulus mandibula hizasında gövde keskin bir açıyla yukarı döner ve arkada
üstte boyun ve condyloid process ile sonlanırken; ön tarafta üstte coronoid
process bulunur ve aşağı doğru oblik çizgi ile devam eder. Condyloid process
temporal kemikte artikülasyon için condyle diye adlandırılan yuvarlak yapılı
bir baş içerir. Lateral pterygoid kas ramus boynuna tutunurken , ramus anterior
sınırından yukarı doğru uzanan coronoid processe temporalis kası tutunur.
Ramus üzerindeki çok sayıdaki küçük çıkıntı masseter kasının tutunması içindir.
Condyloid process ile coronoid process arasında mandibular çentik yer alır.
B.İnternal Yüz:
İnternal yüzde bulunan mandibular foramen, mandibular kanala açılır, bu
kanalda trigeminal sinirin inferior alveolar dalı yer alır. Lingula adı
verilen üçgen şekilli çıkıntı mandibular foramenin ön yüzünde bulunur ve
sfenomandibular ligaman için tutunma yeridir. Mylohyoid oluk lingulanın
hemen altından başlar ve mylohyoid çizginin inferioruna doğru uzanır. Bu
yapı içinde inferior alveolar sinirin mylohyoid dalı yer alır. Medial pterygoid
kas ise angulus mandibula hizasında ramusun iç yüzüne yapışır.
3)Mandibulanın Artilukasyonu
Mandibula iki temporal kemikle eklem yapar.
EMBRİYOLOJİ
Mandibula Meckel kıkırdaklarının dış yüzünü çevreleyen mezenşimal
dokunun membranöz ossifikasyonu sonucu oluşur. Meckel kıkırdakları sağda
ve solda birer tane olmak üzere 2 adettir ve birinci faringeal arkusun (mandibular
arkus) kıkırdak parçasını oluşturur. Proksimal veya kranial parçası kulak
kapsülüyle bağlantılıdır; distal parçaları symphisisde mesodermal doku ile
birbirine tutturulmuştur. Ossifikasyon fetal hayatın altıncı haftasında
Meckel kıkırdağının ventral ucunun dış yüzeyini kaplayan membrandan başlar
ve onuncu hafta civarında kesici dişlerin alt ve arkasında yer alan Meckel
kıkırdağı membranöz kemikle dolar.
Doğumda kemik fibröz symphisis ile birleştirilmiş iki parça halindedir ve
burada kemikleşme hayatın ilk bir yılı boyunca da devam eder.
Doğumda mandibular kanal büyüktür ve kemiğin alt sınırına yakın seyreder
ve mental foramen birinci molar süt dişi hizasındadır. Angulus mandibula
175 derecedir ve kondiloid çıkıntı neredeyse gövdeyle aynı hizadadır. Koronoid
çıkıntı göreceli olarak büyüktür ve kondil seviyesi üzerinde yer alır. Doğumdan
sonraki ilk iki yıl içinde kemiğin iki segmenti simfizde aşağıdan yukarı
doru birleşir.
Gelişimle birlikte gövde her yönde ancak en çok yeni üç dişe yer açmak üzere
mental foramenin arkasında büyüme gösterir; çıkacak dişlerin köklerini destekleyebilmek
için derinliği artar. Mandibular kanal mylohyoid çizgi seviyesine çıkar
ve mental foramen erişkindeki yeri olan ikinci premolar diş hizasına gelir.
Angulus mandibula açısı giderek küçülür; dördüncü yaş civarında 140 derece,
erişkinde ise 110-120 derecedir.
Yaşlılıkta ise dişlerin kaybına ve alveolar çıkıntıların absorbsiyonuna
bağlı olarak kemik kütlesi büyük miktarda azalma gösterir, bunun sonucunda
angulus mandibula genişler (140 derece), kondil ise az veya çok miktarda
arkaya doğru eğilir.
MANDİBULA REKONSTRÜKSİYONUNDA HEDEFLER
Mandibula rekonstrüksiyonunda fonksiyonel ve estetik hedefler eşit derecede
göz önünde bulundurulmalıdır. Sadece kemik devamlılığının sağlanması başarılı
bir rekonstrüksiyon için yeterli değildir. Çiğneme, yutkunma, konuşma ve
oral kompetansın korunması rekonstrüksiyonun başarısında yer alan önemli
faktörlerdir. Mandibula rekonstrüksiyonunun spesifik fonksiyonel hedefleri
temporomandibular eklemin ikili hareketinin maksimal açılma sağlanarak korunması
ve oklüzyonun sağlanmasıdır. Çok sayıda dişin eksilmiş olduğu daha ciddi
vakalarda, daha sonradan yapılacak dental rehabilitasyon için normal interark
mesafesinin restorasyonu kritik öneme sahiptir. Estetik hedeflerdeki anahtar
noktalar ise simetrinin sağlanması, alt fasiyal yüksekliğin ve anterior
çene projeksiyonunun korunması ve submandibular yumuşak doku ile boyun defektlerinin
düzeltilmesidir.
MANDİBULA DEFEKTLERİNİN ETYOLOJİSİ
Mandibula defektlerinin çoğu kanser nedeniyle oluşur. Vakaların çoğunda
epidermoid karsinoma etyolojik nedendir. Osteojenik sarkomsa en sık ikinci
neden olmakla beraber, en sık görülem kemik tümörüdür. Diğer tümörler ise
şunlardır:
Mukoepidermoid karsinoma
Adenoid kistik karsinoma
Leiomyosarkoma
Fibröz histiyositoma
Diğerleri
Mandibula defektlerinin az sayıda bir bölümü yaygın benign kistik veya fibrotik
kemik hastalıklarından kaynaklanır.
Ateşli silah yaralanmaları en sık travmatik neden olmakla birlikte, tümörlerle
karşılaştırıldığında sayıları oldukça azdır.
Enfeksiyonlara bağlı segmental kayıplarsa oldukça nadirdir.
REKONSTRÜKSİYON GEREKTİREN MANDİBULA DEFEKTLERİNİN SINIFLANDIRILMASI
Rekonstrüksiyon gerektiren mandibula defektleri bazen sadece segmental kemik
kaybına bağlıdır. Ancak çoğunluğu sıkça komşu intraoral yumuşak dokuyla
birlikte submandibular boyun yumuşak dokusunu da içerir. Bazı kemik defektleri
mukoza yerine eksternal deriyi içerirken; çoğunluğu kemik, mukoza ve deriyi
birlikte içerir.
Mandibula defektlerinin sınıflandırılmasında iki ana şema kullanılmıştır,
bunlardan daha pratik olan Jewer’s sınıflandırması kemik kaybını segmentler
şeklinde belirtir:
C=Santral Segment:İki kanin diş arası
L=Lateral Segmentler
H=Hemimandibula segmentleri
Hemimandibula ve lateral segmentler benzerdir ancak hemimandibula kondili
de içerirken, lateral segmentler içermez.
Rekonstrüksiyon gerektiren bir defekt sıklıkla birden fazla segmentin kombinasyonu
şeklindedir:LC, HC, LCL gibi.
Yumuşak doku kaybına göre sınıflama ise şöyledir:
1) Yumuşak doku kaybı olmayan
2) Deri kaybı olan
3) Mukoza kaybı olan
4) Tam kat kayıp olan.
HASTANIN PREOPERATİF DEĞERLENDİRİLMESİ
Hastanın preoperatif değerlendirilmesinde tütün ve alkol kullanımı, nutrisyonel
durumu, tıbbi geçmişi ve komorbiditeleri, preoperatif dental durumu ve yaşı
göz önünde bulundurulmalıdır.
Tütün ve Alkol:
Oral tümörü veya kazanılmış mandibular defekti olan hastaların çoğu tek
başına veya alkolle beraber tütün kullanmaktadır. Tütün kullanan hastalar
kötü yara iyileşmesi ve kısalmış flep sağ kalımı riskleriyle karşıkarşıyadırlar.
Bunlar nikotinin sempatomimetik etkisi, karbonmonoksidin oksijen-hemoglobin
etkileşimi üzerine olumsuz etkisi, aterosklerozun başlama veya hızlanmasına
yol açma ve kesin olarak kanıtlanmış olan mikrodolaşım ve koagülasyon sistemindeki
olumsuz etkilerinin bir kombinasyonudur.
Yüksek miktarlarda alkol tüketen hastalarda ise yoksunluk ve delirium tremens
gibi perioperatif komplikasyonlar yanında alkole bağlı kötü nutrisyonel
durum da yara iyileşmesinde bozukluğa yol açabilir.
Tütün ve alkol kullanımı tamamen önlenemiyorsa, özellikle operasyondan birkaç
hafta önce tütün kullanımı bıraktırılmalıdır; böylelikle anestezi öncesi
pulmoner fonksiyonlarda iyileşme sağlanabilir.
Nutrisyonel Durum:
Malnutrisyon baş-boyun kanseri olan hastaların %30-50’sini etkileyen mortalite
ve morbiditeyle ilişkili kanser tedavisinde kötü bir prognostik faktördür.
Protein-kalori malnutrisyonu, vitamin ve mineral eksiklikleri, tümörün salgıladığı
IL-1, IL-6, IL-8, TNF-alfa ve IFN-alfa gibi anaroksiye yol açan sitokinlere
bağlı olabileceği gibi oral kavite ve çeneyi etkileyen primer hastalığın
trismusa , çiğneme ve yutma güçlüklerine de yol açmış olmasına bağlı olabilir.
Cerrahi öncesi nutrisyonel durum klinisyen tarafından iyice değerlendirilip,
+ nitrojen balansı sağlanmaya çalışılmalıdır.
Tıbbi Geçmiş ve Komorbiditeler:
Mandibula rekonstrüksiyonu yapılan bir hastada en ciddi postoperatif problemler
kardiyopulmoner orijinlidir. Gr(-) pnomoniler, aritmiler ve myokard enfarktüsü
operasyon sonrası ortaya çıkabilecek hayatı tehdit eden problemlerdir. Bu
bakımdan kırk yaş üstü tüm hastalara pulmoner fonksiyon testleri yaptırılmalı
ve asemptomatik kardiyovasküler hastalık açısından detaylı olarak hastalar
araştırılmalıdır.
Bu hastalarda sıklıkla karşımıza çıkabilecek diğer bir komorbidite ise diabetes
mellitusdur. Hastalık yara iyileşmesinde bozukluklara ve lokal enfeksiyon
oranında %10’lara varan bir artışa yol açabilir. Bazı sistemik tedavilerse
yara iyileşmesini yavaşlatır ve yara gücünü azaltır. Bunlardan en yaygın
kullanılanları antikoagülanlar ve kortikosteroidlerdir. Diğer yara iyileşmesini
bozan ilaçlarsa kemoterapotik ajanlar, kolçisin, yüksek doz salisilat ve
nonsteroid antienflamatuarlardır.
Dental Durum:
Üzerinde diş bulunan mandibula ile kıyaslandığında dişsiz mandibulanın yoğunluğu
ve vertikal yüksekliği çok daha azdır; dişsiz mandibula atrofiye gider,
mental foramen üst tarafa doğru göç eder ve inferior alveolar kanal ve nörovasküler
yapıların yerleri değişir. Bu yüzden güvenli diseksiyon için preoperatif
panoromik grafiler iyice değerlendirilmelidir.
Mandibulanın vasküler kaynağının kalitesi cerrahi sonrası prognozu belirleyen
önemli bir faktördür. Bu vaskülarize kemik fleplerinde daha az önem arzederken
, osseointegre implantlarda çok daha önemlidir. Diş yokluğu, inferior alveolar
arterin olmayışı ile korelesyon gösterir ki böyle hastalarda mandibulanın
major vaskülarizasyonunu subperiostal pleksus sağlar. Bu nedenle dişi olmayan
hastalarda major vasküler kaynağı zedelememek için subperiostal diseksiyon
çok geniş yapılmamalıdır.
Yaş:
Oral defekti olan hastaların çoğu yaşlı ve genel durumu bozuk, büyük rekonstrüktif
prosedürlerden çok fazla yarar görmeyecek hastalardır. Medikal morbiditeler
ve yara yeri komplikasyonları 65 yaş üstü hastalarda iki kat daha fazla
görülmektedir. Yaşlı ve düşkün hastalarda yumuşak doku defektlerinin basitçe,
hacim oluşturacak şekilde rekonstrüksiyonu yeterli olabilmektedir. Ancak
lateral ve posterior mandibular defektler plaklarla tedavi edilmediğinde
mandibular drift ve maloklüzyon ortaya çıkabilirse de bu fonksiyonel defektlerin
çoğu yaşlı hastalarda iyi bir şekilde tolere edilebilmektedir.
PREOPERATİF PLANLAMA
Mandibula rekonstrüksiyonu uygulanacak hastalar için diş hekimliği merkezleriyle
yapılacak konsültasyonlar çok yararlıdır. İntermaksiller fiksasyon, intraoperatif
diş çekimi, çeşitli splintlerin fabrikasyonu ve diğer yardımcı prosedürler
en iyi şekilde konuyla ilgilenen profesyonellerin işbirliği ile gerçekleştirilebilir.
Ayrıca yapılacak konsültasyonlarla postoperatif olarak klasik takma dişler
veya osseointegre implant teknolojisi ile gerçekleştirilecek dental rehabilitasyon
için hastanın durumunun değerlendirilmesi çok önemlidir.
Estetik sonuçların iyileştirilmesi için yapılması gereken iki spesifik preoperatif
çalışma vardır. Bunlardan birincisi birebir oranda ve transverse planda
mandibulayı tüm şekliyle görüntüleyecek bilgisayarlı tomografi veya manyetik
rezonans görüntülemedir. Diğeri ise mandibulanın sagital planda şablonunun
çıkartılmasını sağlayacak lateral sefalogramdır. Elde edilen görüntüler
direkt olarak veya akrilik plastik materyale aktarılarak greft şeklini belirlemek
için kullanılabilir. Böylelikle oluşturulacak şablonlar sayesinde donör
sahada vasküler pedikül intakt bir şekilde greft iskemi süresi minimuma
indirilerek en doğru şekillendirme sağlanır.
Fibula donör sahası kullanılacağı zaman preoperatif anjiografi çekilmesi
bazı durumlarda yararlı olabilir. Bunlardan ilki bir vasküler anomali olarak
dominat peroneal arter bulunan vakalarda fibula flebinin alınmasından sonra
bacağın iskemiye gitme riskidir. Anjiografinin asıl endikasyonu ise periferik
vasküler hastalığın semptomları olan vakalardır; gerçi ciddi vasküler hastalığı
olan olgularda bile fibula ile rekonstrüksiyon başarıyla gerçekleştirilebilmektedir.
REKONSTRÜKSİYON METODLARI
Mandibula rekonstrüksiyonu çeşitli yöntemler kullanılarak yapılabilir:
1) Non-vaskülarize Kemik Greftleri
2) Pediküllü Flepler
3) Metal Plaklar
4) Serbest Flepler
NON-VASKÜLARİZE KEMİK GREFTLERİ
Mandibula rekonstrüksiyonunda kullanılabilecek kemik greftleri otojen, homolog
ve heterolog greftlerdir.
Heterolog (Xenojenik) kemik greftlerinin kullanımında farklı cinsler arasında
kemik transferi olmaktadır. 1950 ve 1960’lı yıllarda popüler olan bu yöntem
fazlasıyla antijenite potansiyali nedeniyle bugün terk edilmiştir.
Homolog (allojenik) kemik greftleri aynı cins içinde bulunan bireylerden
yani farklı insanlardan elde edilmektedir. Genetik olarak benzerlik göstermedikleri
için bu greftlerin de antijen olarak davranma potansiyalleri fazladır. Antijeniteleri
liyofilizasyon denen bir işlemle azaltılabilir. Otojen kemikten farklı olarak
allojenik greft yaşayan hücreleri içermemektedir. Allojenik greftteki hücrelerin
osteoinduktif elemanları içerdikleri ve bu elemanların hastadaki pluripotent
hücreleri osteoprogenitor hücrelere çevirdikleri düşünülmektedir. Günümüzde
bu yöntem de kullanılmamaktadır.
Otojen kemik grefti hastanın kendisinden alınmaktadır. Otogreftler mandibula
rekonstrüksiyonunda non-vasküler greft kullanılacaksa tercih edilecek seçenektir
çünkü immunolojik olarak uyumlu osteoblast hücrelerini ve osteoblastlara
dönüşebilen mezenkimal hücreleri sağlamaktadır. Otojen kemik greftleri üç
şekilde elde edilebilir: Spongioz, kortikal ve kortikospongioz.
Spongioz kemik greftleri medullar kemik ve kemikiliğini içermektedir. Bu
tip greft en fazla sayıda yaşayabilecek durumda transplante edilen hücreleri
içermektedir. Partiküler yapısı ve geniş yüzey alanı nedeniyle spongioz
kemik çok çabuk revaskülarize olabilmekte ve böylelikle bir çok sayıda hücre
yaşayabilmektedir. Spongioz kemik kullanımı, mandibulanın yapısal bütünlüğünün
korunması gerekmeyen küçük kayıplarda iyi sonuçlar vermektedir; kayıp daha
büyük olduğunda ve periost bulunmadığı durumlarda saf spongioz kemik yeterli
sertliği sağlayamamaktadır.
Kortikal kemik greftleri neredeyse aselüler, osteoblast kaynağı olarak fakir
ve çok yavaş vaskülarize olan lamellar kemik parçalarıdır. Kortikospongioz
greftler, hem kortikal kemiği hem de altında bulunan spongioz kısmı birlikte
içerirler; böylelikle sadece yaşayan osteoblastların kaynağı olmaları yanında
kopukluğu giderebilecek yapısal bütünlüğü de sağlamaları en büyük avantajlarıdır.
Ancak kortikal kısmın revaskülarizasyonunun yavaş olması, spongioz kemiğin
sürekliliğini de azaltıp, osteoblastların reperfüze olmadan ölmesine ve
greft kırıklarının meydana gelmesine yol açabilir.
Kazanjian 1952 yılında kemik greftleriyle başarılı mandibula rekonstrüksiyonu
için gerekli koşulları ortaya koymuştur. Bunlar:
1)Kemik grefti uygulanacak yerin sağlıklı bir yumuşak doku ve deri örtüsüne
sahip olması gereklidir
2)Alıcı saha yeterli vasküler desteğe sahip olmalıdır,
3)Komşu kemik dokusu ve greft arasında geniş bir kontakt alanı sağlanmalıdır,
4)Yeterli güçte ve sürede fiksasyon yapılmalıdır.
Hiç yumuşak doku kaybı olmayan veya minimal yumuşak doku kaybı olan, özellikle
benign hastalıklar sonucu oluşan ve alıcı kemik kanlanmasının iyi olduğu
kısa kemik defektlerinin (3 cm’den kısa) rekonstrüksiyonu için non-vasküler
kemik greftleri kullanılabilir.
İliak krest segmenti ve kosta sıklıkla kullanılan donör alanlardır. Bunlardan
başka fibula,skapula, humerus, radius ve metatarsus gibi donör alanlar da
kullanılabilir. Lindeman tarafından 1916 yılında iliak krestten elde edilen
kortikospongioz kemik greftlerinin kullanımı tanıtılmış ve uzun yıllar boyunca
orta büyüklükteki defektlerin onarımı için en tercih edilen yöntem olmuştur.
Ekspoze spongioz kemiğin olmayışı ve revaskülarizasyon hızının yavaşlığı
nedeniyle tam kosta greftlerinin başarısı daha azdır. Bazı geniş defektlerde
vaskülarizasyonu hızlandırmak üzere spongioz yüzleri yumuşak dokuya ekspoze
edilerek kullanılan split kosta greftleriyle oldukça yüksek oranda başarı
elde edilmiştir. Kemik grefti olarak sıklıkla 9. ve 10. kostalar tercih
edilmiştir. 1979 yılında Yormuk ve arkadaşları 2. kosta greftinin kullanımını
tanıtmışlardır.
Kavramsal ve teknik olarak basit olan bu metod uzun dönemde mandibula stabilitesini
sağlayabilse de diğer alternatiflerin kullanımı nedeniyle nadir bir uygulama
haline gelmiştir. Kemik kemiğe tam kontağın sağlanabilmesi için greft,
periostu sıyrılmış komşu kemik fragmanlarının arasına yerleştirilir. Fragmanlar
arası oluşabilecek küçük boşluklara ve birleşim hatlarına spongioz kemik
kırıntıları yerleştirilerek, bunlar daha hızlı revaskülarize olacağı için
bütünleşme hızlandırılabilir. Eğer yeterli fiksasyon sağlanabilirse ve defekt
çok büyük değilse bütünleşme süreci sorunsuz olur. Kemik fiksasyonu en iyi
miniplaklarla sağlanır. Bu yöntem güvenilir, etkili ve güçlüdür. Ayrıca
fiksasyon için preforme rekonstrüksiyon plakları da tercih edilen diğer
bir yöntemdir. Fiksasyon için interosseos tellerin kullanımı gibi diğer
yöntemler özellikle multiple osteotomiler yapılmış kemik grefti üzerindeki
torsiyonel strese yeterli rezistansı gösteremeyebilir. İntermaksiller fiksasyon
yöntemi, fiksasyonun sağlanması için yardımcı yöntem olarak kullanılabilir;
esas rolü lateral greftlerin yerleştirilmesi sırasında oklüzyonun sağlanabilmesidir.
Daha önceleri lateral segmentleri stabilize etmek için kullanılmış olan
eksternel fiksatörlerin günümüzde mandibula rekonstrüksiyonunda yeri yoktur.
PEDİKÜLLÜ FLEPLER
Oral kavitedeki, yumuşak doku eksikliğini kapatmak için kullanılabilecek
kutanöz ve myokütanöz fleplerin başlıcaları şunlardır:
1) Trapezius myokutanöz flebi: Transverse servikal, dorsal skapular damarlarla
beslenir. Scapula ile taşınabilir.
2) Pektoralis Major Myokutanöz Flepi: Torakoakromial arter ve ven ile kanlanır.
Kosta ve sternumu taşımak için kullanılabilir.
3) Latissumus Dorsi Myokutanöz Flebi: Torakodorsal arter ve ven ile kanlanır.
Kostayı taşıyabilir.
4) Sternocleidomastoid Myokutanöz flebi: Klavikulayı taşımada kullanılır.
5) Temporalis Kas Flebi: Derin Temporal arter ve ven ile kanlanır.
6) Deltopektoral Kutanöz Flebi: İnternal mammarian arterin dalları ile beslenir.
Mandibular rekonstrüksiyonda sıklıkla pediküllü flep olarak trapezius ve
pektoralis osteomyokutanöz flepleri kullanılır. Bu donör alanların kullanımlarının
primer nedeni baş bölgesine yakın olmaları böylece vasküler kaynaklarından
kopmadan bölgeye taşınabilmeleridir. Bu bir avantaj olarak ortaya çıkmakla
beraber çeşitli dezavantajları da vardır. Birincisi bu flepler kullanıldığında
uzak bir donör alandan doku alınmasına kıyasla primer yara boyutunun daha
büyük olmasıdır. Bu da rekonstrüksiyon alanındaki potansiyel morbiditeyi
arttırır. Daha önemlisi flep volümünün önemli bir bölümü alıcı sahaya ulaşmak
için kullanılır. Flebin distal bölümü ki esas rekonstrüksiyon için kullanılacak
bölümdür. Sıklıkla marjinal vasküler desteğe sahip olur ve böylelikle iskemik
nekroz riski altındadır. Muhtemelen bu fleplerin kullanımını kısıtlayan
en önemli faktörse, uygun konfigurasyonda yeterli miktarda doku sağlayamamalarıdır.
Pektoralis major kası kullanımıyla (kosta) ve trapezius kası kullanımıyla
(spina scapula) sağlanan kemik miktarı serbest flep alternatiflerine kıyasla
daha kısıtlıdır. Pektoralis anterior mandibula; trapezius lateral mandibula
rekonstrüksiyonu için kullanılabilirlerse de mandibula rekonstrüksiyonunda
primer metod olarak önerilmemektedirler.
METAL PLAKLAR
Prostetik mandibula replasmanı hala kabul edilebilir bir rekonstrüksiyon
yöntemi olmakla birlikte, bugün için sınırlı uygulamaları vardır. 1970’lerde
yapı iskelesi olarak kullanıma giren kemik greft kırıntılarıyla doldurulmuş
dacrondan yapılmış mesh tabakalar, segmental kemik defektlerinin rekonstrüksiyonu
için kullanılmıştır. Ancak uzun dönem izlem, bu metodun inefektif olduğunu
göstermiştir. Plağın dışarı çıkması ve kemik greft bozulması ile ilgili
problemler sıkça ortaya çıkmıştır.
Ortopedik metallerdeki ilerlelemeler sonucu metal rekonstrüksiyon plakları
geliştirilmiştir. Bu plaklar bugün çeşitli tip ve uzunluklarda mevcuttur.
Paslanmaz çelik, vitallium ve titanium mandibula rekonstrüksiyonunda en
çok kullanılan metallerdir. İçlerinde biyolojik olarak en uyumlu olduğu
düşünülen titaniumdur; fakat yeterince elastisiteye sahip olmaması nedeniyle
kırılgan ve şekillendirilmesi zordur. Bu önemli bir faktördür çünkü plakların
kullanımlarındaki en önemli faktörlerden biri adaptasyonlarındaki kolaylıktır.
Bu nedenle vitallium ve paslanmaz çelik daha sıklıkla tercih edilmiş metallerdir.
Metal rekonstrüksiyon plakları kemik donör sahasına gereksinim olmaması,
operasyon süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ancak önemli dezavantajları
da mevcuttur: Dışarı çıkma (exposure), enfeksiyon, plak kırılma riski, dental
rehabilitasyona engel olma ve yeterli hacmi sağlayamayan ince yapı. Diğer
bir önemli dezavantajsa kondili de içeren hemimandibula defektlerinde metal
plak kullanımında görülen fonksiyonel kısıtlamalardır. Doğal yapının yerini
almada metal kondil yetersiz kalmaktadır. Metal kondilin doğal glenoid fossa
içindeki uzun dönem etkileri bilinmemektedir ve kondili de içeren metal
plaka ile sağlanan oklüzyon sıklıkla yetersiz kalmaktadır.
Rekonstrüksiyon plakları yeterli miktarda yumuşak doku kaplamasına gereksinim
göstermektedir. Yumuşak doku flepleriyle desteklenmeyen plaklar ile gerçekleştirilen
rekonstrüksiyon başarısızlığa mahkumdur. Yumuşak doku kaplamasını sağlamak
için sıklıkla pektoralis major myokutanöz flebi kullanılır. Buna rağmen
özellikle flep üzerindeki gerilimin en fazla olduğu anterior rekonstrüksiyonlarda
plakların dışarı çıkması görülebilir.
Yumuşak doku olarak pediküllü fleplerin kullanıldığı her üç rekonstrüksiyondan
biri başarısızlığa uğrar. Yeterli doku sağlayan ve gerilimsiz yerleştirilebilen
free fleplerle sağlanan kaplama en güvenilir olanıdır. İdeal doku karakteristiklerinden
ve uygun yerleşiminden dolayı sıklıkla ön kol donör alanı kullanılır. Bu
yaklaşımın osteokutanöz serbest fleplere tek üstünlüğü uygulamasının hızlı
olmasıdır. Dezavantajı ise iki komponent içermesinden kaynaklanan enfeksiyon,
yabancı cismin dışarı çıkması ve serbest flep başarısızlığıdır. Yumuşak
doku serbest flep ve rekonstrüksiyon plağının kombinasyonu, kötü prognozu
olan yaşlı hastaların lateral defektlerinin onarımı için kullanılmalıdır.
Yaşlı hastalar kısa operasyon süresinden avantaj sağlayacak ve diş defektlerinden
gençlere oranla daha az etkileneceklerdir.
Metal implantların kullanılmasında bir önemli sorun da radyoterapi uygulamaları
üzerine etkileridir. Yapılan çalışmalar plakların giriş kısmında radyasyonda
artışa ve çıkışta veya implantın derin kısmında radyasyonda azalışa neden
olduğunu göstermiştir. Mutlaka radyasyon onkologlarının plağın varlığı hakkında
uyarılmaları gerekmektedir.
SERBEST FLEPLER
Mandibula rekonstrüksiyonunda birçok teknik ve metod denenmiştir. Öncelikle
alloplastik materyaller ve nonvaskülarize kemik greftleri kullanılmış, daha
sonra kemik greftleri yumuşak doku flepleriyle kombine edilmiştir. Mikrocerrahinin
gelişimiyle birlikte vaskülarize kemik transferleri mandibula rekonstrüksiyonunda
bir opsiyon olarak ortaya çıkmıştır. Sonuçta osteokutanöz serbest fleplerin
mandibula rekonstrüksiyonunda en efektif rekonstrüksiyon metodu olduğu görülmüş
ve bu yöntem diğer tüm tekniklerin yerini almıştır. Eğer hasta prosedürü
tolere edebilecekse, osteokütanöz serbest fleplerle onarım mutlaka ilk tercih
olmalıdır, çünkü estetik ve fonksiyonel sonuçlarının diğer tekniklere göre
çok daha üstün olduğu kanıtlanmıştır.
Bu flepler hem yumuşak doku hem de kemik komponent içerdiklerinden dolayı
kompozit doku problemlerinin çözümü için optimal konfigurasyona sahiptirler.
Vaskülarize doku transferinin başarısı çok büyük oranda mikrovasküler anastomozların
bütünlüğü ve devamına bağlıdıır. Neyse ki, kullanılan donör sahaların hepsi
damar çap ve uzunluğu açısından mükemmel pedikül kalitesine sahiptir ve
önceki cerrahi müdahaleler veya radyoterapiye rağmen baş-boyun bölgesinde
mükemmel alıcı damarlar bulmak mümkündür. Sonuçta flep başarı oranları %95
civarındadır.
Flep donör alan seçimi:
Bir mandibula defektinin vaskülarize kemik transferiyle rekonstrüksiyonuna
karar verildikten sonraki en önemli adım donör saha seçimidir. Serbest fleplerle
mandibula rekonstrüksiyonu uygulamalrının ilk dönemlerinden itibaren çok
sayıda kullanılabilecek donör saha tanıtılmıştır. Kosta, metatars ve ilium
ilk geliştirilen fleplerdir.
1971 yılında McKee kosta ile mandibula rekonstrüksiyonu yaparak, mandibular
rekonstrüksiyonda ilk serbest kemik flebini kullanan kişi olmuştur.
1975 yılında Taylor fibular flebi kullanmış, yine Taylor ve arkadaşları
1979 yılında vaskülarize iliak krest kullanımını tanıtmışlardır.
1979 yılı içinde Rosen ve arkadaşları metatarsı kullanmışlardır. 1981 yılındaysa
Teot ve arkadaşları sekonder mandibula rekonstrüksiyonu için skapular flep
kullanımı önermişlerdir.Aynı yıl Yang ve çalışma arkadaşları serbest radial
önkol deri flebini tanıtmışlardır.
Donör saha seçiminde göz önünde bulundurulması gereken bazı önemli kriterler
vardır. Bunlardan en önemli iki tanesi gerekli olan kemiğin kalite ve kantitesi
ile gerekli olan deri-yumuşak dokunun miktarıdır. Gereken kemik ve yumuşak
dokunun kombinasyonu flep seçimini büyük oranda belirleyecektir.
Rezeke edilmiş kemik segmentinin boyu, şekli ve lokalizasyonu değerlendirilmelidir.
Farklı segmental rezeksiyonlar, rekonstrüksiyon için farklı miktar ve kalitede
kemik gerektirir. Örneğin anterior ark rekonstrüksiyonunda arkın şeklinin
sağlanabilmesi için çok sayıda osteotomi gerekir ve dental implantın yerleştirilebilmesi
için kemik yeterince kalın olmalıdır; ayrıca çiğneme stresine dayanabilmesi
için yeterince güçlü olmalıdır. Lateral segment defektleri özellikle de
asendan ramus defektleri dental implantalara gereksinim olmadığından daha
az miktarda kemik gerektirir; ufak segmental defektler içinse osteotomilere
hiç gereksinim duyulmayabilir.
İyi fonksiyonel ve estetik sonuçlar için deri ve yumuşak doku gereksiniminin
ortaya konması, gereken kemik miktarının saptanması kadar önemlidir. Eğer
dil veya ağız tabanının önemli bir bölümü rezeke edilmişse, dilin mobilitesinin
sağlanabilmesi ve oral sulcusun rekonstrüksiyonu için intraoral deri adasıyla
replasman gereklidir. Rezeke edilen eksternal deri ile yanak, çene ve submental
bölgedeki yumuşak doku mutlaka replase edilmelidir.
Flep donör alan seçiminde daha az önemli faktörlerse pedikül uzunluğu, alıcı
damarların durumu, donör saha morbiditesi ve donor saha diseksiyon kolaylığıdır.
Osteokutanöz fleplerin herbiri farlı kemik ve yumuşak doku karakteristiklerine
sahiptir. En iyi sonucu alabilmek ve en doğru donör sahayı seçebilmek için
tüm bu faktörler göz önünde bulundurulmalı ve eğer mümkünse tek bir flep
kullanılmalıdır.
En sık kullanılan osteokutanöz flepler şunlardır:
1) Fibula
2) Radius
3) Scapula
4) İlium
Fibula:
Popliteal bölgenin distal sınırında popliteal arter, anterior tibial arter
ve posterior tibial artere ayrılır. Fibular osteokutanöz serbest flebi posterior
tibial arterin dalı olan peroneal arter ile beslenir. Peroneal arter popliteal
arterden popliteal bifurkasyondan 2-3 cm sonra ayrılır ve fibulanın medialinde
tibialis posterior ve fleksör hallucis longus kasları arasında aşağı doğru
uzanır.
Fibula donör alanı birçok avantaja sahiptir. Fibula 25 cm’e kadar ulaşabilen
uniform, bikortikal kemik sağlar ki bu da çoğu mandibula defektinin rekonstrüksiyonu
için yeterli uzunluktadır. Diğer donör sahalardan farklı olarak periostal
vasküler desteği, segmental tiptedir böylelikle segmentleri devaskülarize
etmeden çok sayıda osteotomi yapılarak uygun şekil sağlanabilir. Vasküler
pedikülü yeterli uzunluktadır (8 cm) ve geniş çaplıdır. Pedikül uzunluğu
flebin proksimal kısmında periost sıyrılarak kolaylıkla arttırılabilir.
Elde edilen kemik dental implantların yerleştirilmesi için çok elverişlidir.
Posterior sınırında bulunan fleksör hallucis longus kası submandibular bölgedeki
komşu yumuşak doku defektlerini doldurmak için idealdir. Hastaların yaklaşık
%91’inde fibulayla birlikte güvenilir deri adası bulunur; ön kol derisinden
kalın ancak scapula derisinden incedir. Büyük miktarlarda deri alınabilir,
ancak donör sahanın deri greftiyle kapatılması gerekebilir. Tüm donör sahalar
içinde fibula donör sahası baş-boyun bölgesine en uzak olanıdır; rekonstrüksiyon
için iki ekibin aynı anda kolaylıkla çalışması mümkündür.
En büyük dezavantajı hastaların %9’unda güvenilir deri vasküler desteğinin
olmayışıdır ve ne yazık ki risk altındaki hastaların saptanmasını sağlayacak
preoperatif bir yöntem yoktur. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında ikinci
bir serbest flep kullanımı gerekebilir bunun için de ön kol deri flebi kullanılabilir.
Diğer bir dezavantajı ise hastanın ambulasyonunun gecikmesidir.
Sonuçta radius veya skapulanın donör olarak tercih edildiği birkaç özel
durum dışında, fibula mandibula rekonstrüksiyonlarının büyük bir kısmında
tercih edilen seçenektir. Özellikle anterior defektler için çok uygundur,
çünkü ağız tabanını rekonstrükte etmek üzere deri adası, üzerinde rotate
edilebilir; fleksör hallucis kası da mandibula anterior arkında oluşan ölü
boşluğu doldurmak ve boyun üst konturunun sağlanması için çok uygundur.
Radius:
Radial önkol osteokutanöz serbest flebi vasküler kaynağını radial arterin
9-17 fasiyal dallarından alır. Radial arter, önkolun lateral intramuskuler
septumu boyunca fleksör carpi radialis ve brakioradialis kasları arasında
uzanır. Radial önkol serbest flebinin alınması, radial arter bütünlüğünde
tam bir bozulmaya yol açar ve el dolaşımı tamamen ulnar arter kalır. Bu
nedenle planlama sırasında mutlaka Allen Testi yapılmalıdır.
Radius diğer donör sahalarla karşılaştırıldığında en iyi deri adasına sahip
olanıdır. Deri adası ince, esnek ve geniştir. Vasküler pedikülü de idealdir,
çünkü alıcı damar problemi olan durumlarda boyun karşı tarafına ulaşılmasını
sağlayabilecek kapasitede uzun ve büyük çaplı damarları vardır.
Bunun yanında diğer seçeneklerle kıyaslandığında kemik kalitesi en kötü
olanıdır. Osteotomilerle kolayca devaskülarize olabilen, pronotor teres
ve brakioradialis kaslarının insersiyoları arasında kısa (8-10 cm), unikortikal
kemik elde edilebilir. Eğer osseointegre implanta ve/veya osteotomilere
ihtiyaç duyulacak uzunlukta kemiğe gereksinim varsa kullanımı uygun değildir.
Ayrıca donör sahada postoperatif fraktürleri önleyebilmek için radius çok
dikkatli olarak ayrılmalıdır. Yumuşak doku içeriği de submandibular boyun
defektlerini doldurabilecek hacimde değildir. Postoperatif donör saha çoğu
zaman greftleme gerektirir.
Sonuçta rekonstrüksiyon gerektiren mandibula defektlerinin az bir grubunda
radius kullanımı endikedir. Bunlar büyük miktarda intraoral uzanım gösteren
assendan ramus veya küçük lateral segment kemik defektleridir. Sahip olduğu
nispeten kılsız deri adası büyük posterior mukozal defektlerin örtülmesi
için kullanılabilir.
Anterior defektlerin çoğu için radius kullanımı kontraendikedir. Çünkü bunlarda
en iyi estetik ve fonksiyonel sonuçların sağlanabilmesi için büyük miktarlarda
yumuşak doku ve kemik hacmi gereklidir. Önkol sahasının en uygun olduğu
durum metal plağın kemik kaplamaya gereksinim olmadan yumuşak doku serbest
flebi olarak kullanımıdır.
Skapula:
Cirkumflex scapular arter, skapulanın arka yüzünü kaplayan deriyi ve skapulanın
lateral sınırındaki periostu besler. Cirkumflex scapular arter aksillar
arterin bir dalıdır ve lateral sınırı triceps kası, inferior sınırı teres
major kası ve superior sınırı teres minor kası tarafından oluşturulan muskuler
üçgen içinde yer alr. Bu üçgeni terketmeden lateral skapular sınıra birkaç
dal ve teres minor kasına 2-3 dal verir. Muskuler üçgenden çıktıktan sonra
ise 14*21 cm boyutlara kadar ulaşabilen skapulayı çevreleyen fasiyokutanöz
alana horizontal ve vertikal dallar verir. Vertikal uzanan (paraskapular)
veya horizontal uzanan (skapular) damarlarla beslenen fleplerin kullanımı
mümkündür. Vasküler pediküller 6-9 cm uzunluğunda ve 2-3 mm çaplıdır. Kullanılabilecek
flep alanı üstte skapular spin, altta inferior açının yaklaşık 3cm üstü,
medialde vertebral kolonun 2 cm mediali ve lateralde posterior aksiller
çizgi ile sınırlandırılmıştır.
Diğer donör sahalarla karşılaştırıldığında skapula en büyük miktarda yumuşak
dokuyu sağlayan donör sahadır. Gerektiğinde latissumus dorsi kasını da içerecek
şekilde 30cm uzunlukta deri adası elde edilebilir. Deri adası radial ön
kolla kıyaslandığında daha kalındır. Skapulanın fibulaya üstünlüğü ise vaskülarize
deri adası ve kemik arasındaki mesafenin çok daha uzun olmasıdır; mesafe
uzun olduğu için deri adası daha haraketlidir ve üç boyutlu şekillendirme
kolaylıkla yapılabilir.
Lateral skapuladan yaklaşık 14 cm uzunluğunda ince bir kemik elde edilebilir.
Kemik segmental vasküler desteğe sahip değildir ancak torakodorsal arterin
uç dalı olan anguler arter kullanılarak iki pediküllü flep hazırlanıp, osteotomiler
yapılabilir.
Skapular flep kullanımının olumsuz bir tarafı, flep sırttan alındığı için
aynı anda iki ekip çalışmasına izin vermemesidir. Hastanın birkaç defa pozisyonunun
değişmesi gerekebilir. Bu nedenle ameliyat süresi uzayabilir. Diğer bir
sorunsa, skapular flep alındıktan sonra oluşabilecek omuzda güçsüzlük ve
omuz haraketlerinde kısıtlanma riskidir.
Skapular serbest flebin mandibula rekonstrüksiyonunda kullanımının en iyi
endikasyonu büyük miktarlarda yumuşak doku kaybı olan, özellikle lateral
segmentlerdeki, orta büyüklükteki kemik defektlerinin onarımıdır.
Çok nadiren gerekmekle birlikte, özellikle radikal boyun diseksiyonundan
sonra ortaya çıkan büyük doku defektlerinin rekonstrüksiyonu için kombine
skapula ve latissumus dorsi flebi kullanılabilir. Skapular fleple mandibular
rekonstrüksiyon sağlanırken latissumus dorsi boyun konturunun restorasyonunu
sağlar ve expoze olmuş damarları korur. Bu sonuçları oldukça iyi olan ancak
uygulaması zor bir tekniktir.
İlium:
İliumu dört vasküler pedikül besler: Superfisiyal cirkumflex iliak arter,
derin cirkumflex iliak arter, gluteal arterin superior derin dalı ve lateral
cirkumflex arterin assendan dalı. İki lateral damar flep transferi için
kullanılabilir. Superfisiyal cirkumflex iliak arter, iliak krest üzerindeki
deriyi besleyen dominant damardır ancak çok farklı anatomik varyasyonları
vardır ve alttaki kemiğe az miktarda vaskülarizasyon sağlar. Bu yüzden osteomyokutanöz
flep için kullanımı uygun değildir. Eksternal iliak arterin lateral kısmından
kaynaklanan derin cirkumflex iliak arter bazlı iliak osteokutanöz flep uygulanması
daha uygundur. Derin cirkumflex iliak arter iliuma hem endosteal hem de
periosteal beslenme sağlarken, kutanöz perforatörlerle üzerindeki deriyi
de besler.
İlium hemimandibular bir defektin yerini alabilecek yüksek miktarda kemik
sağlar, ancak vasküler desteği bozmadan osteotomilerin yapılması çoğu zaman
mümkün olmaz. Bu yüzden anterior segment defektlerinin rekonstrüksiyonu
için şekillendirilmesi ve kullanımı uygun değildir.
Çoğu hastada iliumla birlikte sağlanan deri adasının güvenilir dolaşımı
yoktur. Bununla birlikte, flebin yumuşak doku komponenti fazlasıyla hacimlidir
ve kemik üzerindeki mobilitesi zayıftır. Tüm bunlar flebin yumuşak doku
komponentinin kullanımını zorlaştırır. Bazı yazarlar uygun yumuşak doku
elde etmek için alternatif metod olarak internal oblik kasın bir kısmının
fleple birlikte kullanımını önermektedirler. Bu kas ağız içinde kulanılacağı
zaman bir deri grefti ile kaplanmalıdır.
İliumun donör saha olarak kullanılmasının bir dezavantajı da donör saha
kapatılmasının zor olmasıdır. İlium osteokutanöz serbest flebi alındıktan
sonra hastalarda abdominal lateral duvar hernileri oluşabilir. Donör saha
çok ağrılıdır ve erken mobilizasyonu önleyebilir.
Sonuçta bugün ilium kullanımının endikasyonları çok sınırlıdır. Belki de
en iyi endikasyon mukozal replasman gerektirmeyen kısa lateral veya hemimandibula
defektleridir. Diğer donör sahaların hiçbirinin kullanımın mümkün olmadığı
durumlarda ilium osteokutanöz serbest flebinin kullanımı daha doğru olacaktır.
İkili serbest flep kullanımı:
Eş zamanlı ikili serbest flep kullanımıyla en iyi yumuşak doku ve kemik
kalitesi elde edilebilir. Çoklu flep kullanımı bu açıdan çok uygun bir seçenek
gibi görünse de ikili serbest flebin uygulanmasından kaynaklanan artmış
riskler ve zaman mandibular defektlerin rekonstrüksiyonunda bu yöntemin
kullanımını kısıtlamaktadır.
Çok büyük miktarlarda deri ve kemik dokusu gerektiren, intraoral uzanım
gösteren defektlerde ikili flep kullanılabilir ve bunun için de en iyi seçenek
fibula ve önkol flebinin birlikte kullanımıdır. Fibula deri adası genellikle
eksternal kaplama için kullanılırken, radial önkol flebi intraoral defektin
restorasyonu için kullanılabilir. En iyi estetik ve fonksiyonel sonucun
elde edilebilmesi için ikili flep kullanım kararı alındıysa en iyi yöntem
iki flebi aynı anda kaybetme riskini azaltmak için flep damarlarının ayrı
ayrı damarlara anastomoze edilmesidir.Yine de çoğu durumda tek fleple sıklıkla
da fibula flebiyle yeterli miktarlarda kemik ve yumuşak doku sağlanabilir.
Serbest Flep uygulamasında kullanılan alıcı damarlar:
Kemiğin yerleştirilmesinden sonra mikrovasküler anastomozlar yapılır. Alıcı
damar olarak genellikle fasiyal arter kullanılır. Bundan başka eksternal
carotid arter (end-to-side) ve superior tiroid arter kullanılabilecek iyi
seçeneklerdir. Lingual arter genellikle tercih edilmez çünkü özellikle parsiyel
glossektomi yapılan durumlarda olmak üzere lingual arter kullanımıyla dil
nekrozu oluşabilir.
Eğer kullanım için uygunsa eksternal juguler ven alıcı ven olarak tercih
edilir, çünkü kolaylıkla end-to-end anastomoz yapılabilir. İnternal juguler
vense diğer bir seçenektir, ancak teknik olarak kullanımı daha zordur (yara
dokusunun derininde end-to-side anastomoz yapmak gerekir).
KONDİLER DEFEKTLERİN REKONSTRÜKSİYONU
Mandibula defektleri posterior mandibula ve kondili de içerebilir. Temporomandibular
eklem, üzerinde kondilin tutturulduğu öne-arkaya ve yana doğru haraket edebildiği
kompleks bir eklemdir. Uzun yıllar boyunca rutin tedavi metodlarında rezeksiyon
sonrası kondil ihmal edilmiş ve serbest-sabit olmayan ramusla hasta hayatını
idame ettirmiştir; oluşan fonksiyonel ve estetik sorunlar giderilememiştir.
Kondiler rekonstrüksiyonda hedefler yeterli açıklığın sağlanabilmesi, çiğneme
kaslarının stabilizasyonu sağlanacak şekilde mandibular eklemin ikili fonksiyonunun
korunması ve preoperatif oklüzyonun elde edilebilmesidir.
Kondiler rekonstrüksiyon için birkaç yöntem tarif edilmiştir. Tek taraflı
kondiler defekt kontralateral eklem yeterli stabilizasyonu ve eklem haraketini
sağlıyorsa rekonstrükte edilmeyebilir ancak sonuç genellikle malokluzyondur.
Bir altenatif kemik flebinin arkasına prostetik kondilin eklenmesidir. Ancak
unutulmamalıdır ki kondilin özel bir yapısı vardır ve ebadı bireyler arasında
çok büyük farlılıklar gösterir. Bu yüzden prostetik kondilin doğal kondilin
yerini alması çok zordur; şekil ve boyuttaki farlılıklar fonksiyonel sonuçları
etkileyebilir. Ayrıca metal protezlerin glenoid fossa içindeki uzun dönem
güvenirlilikleri daha net değildir. Ancak protezlerin başarıyla kullanıldığı
ve glenoid fossada harabiyete rastlanılmayan çalışmalar bildirilmiştir.
Diğer bir seçenekse serbest flebinin arkasının kondile benzer biçimde şekillendirimesi
veya serbest flep arkasına şekillendirilmiş kısa bir kosta segmentinin konmasıdır.
Doğru şeklin sağlanabilmesinin oldukça zor olmasına rağmen kabul edilebilir
fonksiyonel sonuçlar alınabilmektedir. FDA spesifik defekte uygun olarak
üretilen total eklem protezinin kullanımına onay vermiştir. Bu cihazlar
temporomandibular eklem rekonstrüksiyonunda kullanılmaktadır. Ancak bu cihazın
kanser rekonstruksiyonunda kullanımını araştıran bir çalışma yoktur.
Kondiler rekonstruksiyon için en efektif metod doğal kondilin ototransplantasyonudur.
Onkolojik olarak bir engel yoksa doğal kondil rekonstrükte edilmiş mandibulaya
retransplante edilip plak ve vidalarla fikse edilebilir ki, kontralateral
eklem intakt ise bu yolla rekonstrüksiyon yapılan hastaların çoğunda temporomandibular
eklem fonksiyonu normale yakın hale dönmüştür. Eğer kondil ototransplante
edilemiyorsa, kemik rekonstrüksiyonun proksimal kısmı kondil gibi şekillendirilip,
araya sokulan ufak fasiya parçasıyla eklem haraketi sağlanabilir.
POSTOPERATİF DÖNEM
Postoperatif dönemde mümkün olduğu kadar erken mobilizasyon önerilir. Fibula
kullanılmış olsa bile postoperatif ilk bir hafta içinde ambulasyon mümkündür.
48 saat içinde nasogastrik ile beslenmeye başlanabilir. Hijyenin sağlanması
için oral kavitenin irrigasyonuna birinci haftadan sonra başlanmalıdır.
Operasyon öncesi trakeostomi yapıldıysa, hastada ek bir cerrahi girişime
ihtiyaç duyulmayacağı kesinlik kazanana kadar 10 günle iki hafta arasında
tutulabilir.
Serbest fleple mandibula rekonstrüksiyonu yapılan vakaların çoğunda kemik
gömülü olduğu ve deri adası oral kavite içinde yer aldığı için doğru olarak
flep monitorizasyonu yapmak mümkün değildir. Flebin vasküler pedilülünün
monitorizasyonu için konvansiyonal doppler kullanılabilir. Boyun damarlarından
uzak bir bölgede mandibula üzerinde net bir arteriyal sinyal alınmalıdır;
nadiren de olsa venoz hum duyulabilir. Eksternal deri adası yoksa yüzeyel
ısı problarının kullanımının bir yararı yoktur. Flep viabilitesi ile ilgili
bir şüphe varsa iğne batırılmasıyla kanamanın olup olmadığının test edilmesi
güvenilir bir metoddur.
Kullanılan donör sahalara yönelik fizik tedavi nadiren gerekir. Takipte
periyodik panoromik grafilerin çekilmesi yeterli olacaktır. Radyonüklid
taramalar veya diğer yöntemlerin kullanımı gerekli değildir. Mandibula rekonstrüksiyonu
yapılmış bir çok hastada postoperatif dönemde radyoterapi uygulamasına gerek
vardır. Mikrovasküler anastomozların varlığı radyoterapinin zamanlamasını
değiştirmez. Tam bir yara iyileşmesi ve düzelme sağlandıktan hemen sonra
radyoterapi uygulanabilir, ki bu süre yaklaşık dört haftadır.
Dental rehabilitasyon sağlanmadan mandibula rekonstrüksiyonu fonksiyonel
olarak tamamlanmış sayılmaz. Eğer hastanın defektin her iki yanında dişi
mevcutsa konvansiyonel diş protezleri uygulanabilir. Ancak rekonstrüksiyon
plağı varsa bunun üzerine protez uygulaması mümkün değildir.
Konvansiyonal yöntemler uygun veya efektif olmadığında osseointegre implantlar
rekonstrüksiyon için kullanılabilecek diğer bir metoddur. Bu implantlar
kemik greft üzerine yerleştirilebilir ve vidalarla tutturulacak dental protez
için destek sağlar. İmplantlar genellikle hastanın tamamen iyileştiğinden
emin olunduktan sonra, altı aydan kısa olmamak üzere yaklaşık bir yıl civarında
yerleştirilirler. Uzun bir dental defekt için üç yada dört implant yeterli
olur.
Radyoterapi almış hastaların greftleri ossseointegre implant yerleştirilmesi
için uygun değildir. İmplant radyasyona maruz kalmış kemiğe integre olmaz,
olursa da stabil kalmaz. Bunun için radyoterapi uygulanacak hastalarda rekonstrüksiyon
sonrası osseointegre implantın hemen yerleştirilmesi önerilmiştir. Radyasyon
öncesi integrasyon sağlanabilir ancak radyasyon sonrası akibetleri kesin
değildir. Hemen yerleştirilen implantların, greft viabilitesini tehdit etme,
doğru yerleşimin sağlanamaması ve prosedürün çok uzaması gibi dezavantajları
da vardır. Bu nedenlerle implantın hemen yerleştirilmesi sıklıkla uygulanan
bir yöntem değildir.
KOMPLİKASYONLAR
Mandibula rekonstrüksiyonunun potansiyal olarak üç grup komplikasyonu vardır:
1) Genel medikal komplikasyonlar,
2) Baş ve boyun yara yerine ait komplikasyonlar,
3) Donör sahaya ait komplikasyonlar,
Pulmoner ve kardiak sorunlar en sık görülen genel medikal komplikasyonlardır.
Baş boyun bölgesinde oluşabilecek komplikasyonlar arasında serbest flep
başarısızlığı en önemlisini oluşturur. Neyse ki sorunlu fleplerin çoğu kurtarılabilir;
total flep kaybı %3 ile %5 arasında değişmektedir. Rekonstrüksiyon plağının
‘exposure’ı ve intraoral yara ‘dehiscence’i (orokütanöz fistüle neden olabilir)
diğer ciddi problemleri oluşturur.
Donör saha komplikasyonları çok sık karşımıza çıkmaz ve çok çok nadiren
ek cerrahi girişime ihtiyaç duyulur. Bunlar: İlium donör sahasında görülen
abdominal duvar hernisi, skapula donör sahasında görülen seroma formasyonu,
radius donör sahasında görülen kırık veya tendonların ortaya çıkması, fibula
donör sahasında görülen gecikmiş deri grefti iyileşmesidir. Bunlara ek olarak
tüm donör sahalarda ve baş boyun bölgesinde selülit oluşabilir.
Mandibula rekonstrüksiyon vakaları çok komplike durumlar olmalarına rağmen,
postoperatif komplikasyonların insidansı ve ciddiyeti oldukça azdır.