Pediatrik Maksillofasial Travma
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Pediyatrik hasta, çocuk hasta nedir?
Pediyatrik hasta terimi 19 yaş altı hastalar, çocuk hasta terimi ise 13
yaş altı hastalar için kullanılmaktadır. Pediyatrik hasta grubu büyüme ve
gelişimin çeşitli aşamalarına göre sınıflandırılabilir:
a) Yenidoğan: Yaşamın ilk 28 günü
b) Süt çocuğu: Yenidoğan-1 yaş arası
c) Okul öncesi: 2-6 yaş arası
d) Okul çocuğu: 6-11 yaş arası
e) Ergen: 11-19 yaş arası
Çocuklar erişkinlere benzer travmalara maruz kalırlar; ancak çocukluk çağında
maksillofasiyal travma göreceli olarak nadir görülür. Yapılan çalışmalar
tüm fasiyal yaralanmaların sadece %5’inin 12 yaş altında yani çocukluk döneminde
görüldüğünü ve ancak %1’inin 6 yaş altında görüldüğünü saptamıştır. Yılda
300 kraniyomaksillofasiyal kırık vakasının görülebildiği büyük travma merkezlerinde
bile ancak 30 tane çocuk hastayla karşılaşılabilir. Bu hastalar da plastik
ve rekonstrüktif cerrahi, kulak-burun-boğaz hastalıkları, baş ve boyun cerrahisi
ve çene cerrahisi klinikleri tarafından tedavi edilirler. Böylece bir hekimin
yılda görebileceği vaka sayısı 2-3 ile sınırlı kalır. Deneyim azlığına bu
hasta grubunda postoperatif izlemin zorluğu da eklenir. Bu yüzden tedavide
kullanılan metotlar, materyaller ve tekniklerin çok sayıda hastayı içeren
vaka-kontrol kohort çalışmaları ile karşılaştırılması mümkün değildir. Erişkinler
ve çocuklar arasındaki anatomik, fizyolojik ve psikolojik gelişimsel farklılıklar
nedeniyle travma tedavi prensipleri temel olarak aynı olmakla birlikte tedavi
yaklaşımlarının ve tekniklerinin modifikasyonu gerekmektedir.
PEDİYATRİK MAKSİLLOFASİYAL YARALANMALARIN EPİDEMİYOLOJİSİ VE ETİYOLOJİSİ
Günümüzde ABD’de yılda 22 milyon çocuk travmaya maruz kalmaktadır.
Bu rakam pediyatrik yaş grubunun 1/3’ünü temsil etmektedir. Ancak pediyatrik
maksillofasiyal travma ile ilgili istatistiklere bakıldığında karşımıza
büyük farklılıklar çıkmaktadır. Literatürde 16 yaş altı fasiyal kırıkların
insidansı için %1 ile %14.7 arasında değişen rakamlar bildirilmektedir.
Bu, 12 yaş altı için %1.5 ile 8 arasında değişmektedir. Tüm fasiyal kırıkların
sadece %1’i (%0.87-1) 5 yaş altında görülmektedir. Yapılan tüm çalışmalarda
erkek çocuklarda çok daha fazla fasiyal kırık oluştuğu saptamıştır ( %53.7-80).
Pediyatrik popülasyonda kırıkların daha az görülmesini açıklayacak birkaç
neden vardır. Bu nedenler pediyatrik ve erişkin kraniyofasiyal iskelet oranları
arasındaki anatomik farklılıklara dayanır. Çoculardaki kraniyumun fasiyal
iskelete oranının daha fazla olması ve göreceli olarak daha arkada yer alan
fasiyal projeksiyon erişkine oranla çocuk yüzüne daha fazla koruma sağlar.
Diş ve paranazal sinüs gelişimi ve çocuk yüzünde göreceli olarak daha fazla
miktarda bulunan yumuşak doku her iki popülasyon arasındaki farklılığı doğuran
diğer nedenlerdendir. 5 yaş altında kırıkların çok daha az görülmesinin
nedenlerinden biri de bu dönemde çocukların ebeveynlerin sıkı koruması altında
yaşamaları olabilir. Büyüme ile birlikte maksillofasiyal yaralanma sıklık
ve paterni erişkinlere bezerlik göstermeye başlar.
Çocukluk çağındaki ölümler ve ciddi yaralanmaların çoğundan otomobiller
sorumludur. Pediyatrik fasiyal travmanın da çeşitli serilerde bildirilen
en sık nedeni motorlu taşıt kazalarıdır (%5-80). Bunu şiddet (%3.7-61.1),
düşmeler (%7.8-48), bisiklet kazaları (%7.4-48), oyun (%10-42) ve spor kazaları
izlemektedir. Diğer yaralanma nedenleri doğum travmalarından termal yanıklara
kadar geniş bir spektrum gösterir. Köpek ısırıkları ise yalnızca yumuşak
doku yaralanması ile sonuçlanan diğer bir etiyolojik nedendir.
En sık yaralanan bölgeler dentoalveolar ve nazal bölgedir, ancak bu hastaların
çoğu ayaktan tedavi gördükleri için istatistiklerde yer almamaktadır. Bu
nedenle çoğu seride en sık pediyatrik kırığın görüldüğü anatomik bölge mandibuladır
(%15-86.7). Bunu orta yüz bölgesi (maksilla, zigoma, burun) kırıkları (%8-54)
ve üst yüz bölgesi (orbita, frontal kemik) kırıkları (%12-45) takip eder.
Erişkinlerden farklı olarak hastaların %10.4-88’inde eşlik eden bir ya da
daha fazla organ yaralanması mevcuttur: %26-82 nörokraniyum, %4-27 göğüs,
%2-18 karın veya %3-32 ortopedik. Bu nedenle pediyatrik hasta mutlaka sistemik
olarak değerlendirilmeli ve eşlik eden organ yaralanmaları gözden kaçırılmamalıdır.
BÜYÜME VE GELİŞME
Pediyatrik hastayı tedavi ederken göz önünde bulundurulması gereken en önemli
nokta yaralanmanın veya tedavinin büyüme ve gelişim üzerine etkisidir. Yaralanma
ve tedavi hem anatomik hem de psikolojik gelişimi olumsuz yönde etkileyebilir.
Psikolojik Gelişim
Süt çocuğu döneminde hastaneye yatış, travma ve cerrahi çok önemli olan
oturmuş beslenme ve uyuma düzenini bozabilir. Okul öncesi dönemde ayrılma
anksiyetesi ve anneyi kaybetme korkusu stresör rol oynayarak davranışlarda
regresyona yol açabilirler; ayrıca hastaneye yatış, travma ve cerrahi çocuğun
kendini cezalandırılmış hissetmesine neden olabilir. Okul döneminde ise
çocuğun kazandığı yetilere zarar verebilir. Yapılan girişimler anksiyete,
regresyon, depresyon veya agresyona yol açabilir. Ergenlik döneminde ise
travma kurbanı kendini engellenmiş hisseder, otorite ve kuralları sorgulayarak
tedaviye uyumsuzluk gösterebilir.
Anatomik Büyüme, Gelişim ve Fonksiyon
Posttravmatik fasiyal deformite sadece kemik yapının bütünlüğünün bozulması
veya yer değiştirmesine bağlı olarak değil aynı zamanda travmadan kaynaklanan
gelişimdeki hatalar, duraklama veya durmaya da bağlı olabilir. Erişkinlikte
veya geç ergenlikte görülebilen gelişimsel deformiteler genellikle erken
çocukluktaki travmalara bağlıdır. Ebeveynlere mutlaka (hatta yazılı olarak)
yüz kırıkları sonrası yeterli tedaviye rağmen gelişim bozuklukları olabileceği
anlatılmalıdır (özellikle nazomaksiller kompleks ve kondiler bölge kırıklarında).
Yüzün erken dönemde büyümesi hızlıdır. Üç aylıkken yüz erişkin yüzünün yaklaşık
%40’ı kadardır, 2 yaşında %70’e, 5.5 yaşında %80’e ulaşır. Postnatal büyüme
sırasında yüz oranları önemli farklılıklar gösterir. Erişkinle karşılaştırıldığında
doğumda büyük bir kraniyal kısım ve göreceli olarak küçük bir fasiyal komponent
mevcuttur: kraniyo/fasiyal oran doğumda 8/1, 5 yaşında 4/1 ve erişkinde
2/1’dir. Yaşamın ilk yıllarında yüz kemiklerinin boyutuyla kıyaslandığında
kraniyum büyüktür. Kraniyal boyuttta major artış ilk iki yılda olur. Çocuklar
erişkinlerden ayrıca sinüslerinin çok küçük olup, burun ve sinüslerin esasen
tek bir yapı oluşturmasıyla da ayrılırlar.
Yaşamın ilk 6 ayı genel hızlı büyüme ile karakterizedir, bunu 6 ay-4 yaş
arasında daha yavaş bir büyüme dönemi takip eder. 4-7 yaşları arasında yine
hızlı bir büyüme dönemi yer alır ve bunu 9-15 yaşları arasında daha yavaş
bir büyüme dönemi takip eder. 15-19 yaşları arasında başka bir hızlı büyüme
dönemi gözlenir. Baş ve yüz büyüme hızı 3 ile 5 yaşları arasında pik yapar.
Bu dönemden sonra büyüme yavaşca azalır; 13-15 yaşları arasında bir hızlanma
olur ancak 15 yaşından sonra büyüme iyice azalmıştır. Erkeklerde yüz kemikleri
21 yaşına kadar büyümeye devam eder, ancak bu büyüme yüzün farklı bölgelerinde
farklı hızlardadır. Orbita 2 yaşında erişkin boyutuna oldukça yaklaşmıştır
ve 7 yaşında erişkin boyutuna ulaşır. Damak ve maksilla erişkin boyutunun
2/3’üne 6 yaşında ulaşır. Bunlardan farklı olarak nazal kemikler en fazla
büyümeyi ergenlik döneminde gösterirler. Burnun büyümesi 18-25 yaşları arasında
tamamlanır, ancak cerrahi açıdan burnun büyümesi 16 yaşında tamamlanmış
kabul edilebilir, bundan sonra çok minor değişiklikler olur. Kraniyal büyümenin
büyük bölümü 2 yaşında tamamlanır. Doğumdan itibaren kraniyum dörde katlanarak
erişkin boyutuna ulaşırken yüz kemiklerinin erişkin boyutlarına ulaşmaları
için 12’ye katlanmaları gereklidir.
Vücutta en sık kırılan kemik mandibuladır, ayrıca mandibula iki ginglymoartrhrodial
eklemi içerip bunların senkron olarak çalıştığı eşsiz bir yapıdır. Fonksiyonu
sırasında (çiğneme, konuşma ve yutma) hem vertikal hem de torsiyonel kuvvetlere
maruz kalır. Üzerine binen fonksiyonel kuvvetler 0.5 ile 40 kg arasında
değişir, travma sonrası 10 kg’a ulaşır. Mandibulanın ossifikasyonu fötal
hayatın altıncı haftasında inferior nörovasküler dal civarında mental foramende
ve Meckel kıkırdağında başlar. Doğumda her iki yarısı orta hatta kıkırdağa
komşu fibröz doku ile birleştirilmiş diş folliküllerini saran bükülebilir
kanselöz kemik kabuğu şeklindedir. Bir yaşında geçici dişler ortaya çıkmaya
başlar. Ortadaki sütür hattı iki yaşında birleşir ve çene çıkıntısı gelişir;
kondil mandibulanın vertikal yüksekliğine katkıda bulunmaya başlar. Altı
yaş ‘karışık diş dönemi’ olarak adlandırılır. Mandibulanın büyümesi çocukluk
dönemi ve ergenlik boyunca posteriorda depozisyon ve ramusun anteriorunda
rezorbsiyon ile devam eder.
Maksilla aktif fonksiyon sırasında sadece vertikal kuvvetlere maruz kalır,
sadece yutma sırasında çok az miktarda torsiyonel kuvvetler bu kemiğe etki
eder. Maksillanın ossifikasyonu fötal hayatın altıncı haftasında başlar.
Premaksilla altıncı haftada, vomer ve zigoma sekizinci haftada nazal kemikler
ise 12. haftada ossifiye olmaya başlarlar. Mandibulaya benzer şekilde doğumda
maksilla diş foliküllerini çevreleyen kortikal bir kemiktir. Doğumda antrumlar
rudimenterdir. Yaşamın birinci yılında transvers büyüme, ardından vertikal
ve anteroposterior büyümenin büyük kısmı ile sütür büyümesi tamamlanır.
Bundan sonra büyüme depozisyon ve rezorpsiyon ile olur. “Karışık diş dönemi”
olan altı yaşında antrumlar iyi gelişmiştir. Maksilla ve orta yüzün hemen
tamamının boyutu interstisyel ve appozisyonel olarak büyüse de orta ve üst
yüzün büyüme ve gelişimini belirleyen antrumlar, burun ve paranazal sinüslerin
pnömatizasyonudur. Ergenlik sonrası tüm dişler çıktıktan sonra maksiller
sinüsler tam boylarına ulaşırlar. Maksilla solid bir kanselöz kemik kütlesi
olduğu için ergenlik öncesi dönemde pek kırılmaz. Maksilla pnömatizasyon
sonrası zayıflar ve kırılmaya açık hale gelir. Post travmatik gelişim bozuklukları
en çok sütür gelişimini, özellikle de nazovomerin sütürü etkiler. Yaralanmanın
olduğu yaşa ve gelişim evresine göre zayıf bölgeler (örneğin sütür hatları)
kırılma ya da dislokasyon açısından değerlendirilmelidir. Sütürlerden geçen
fraktürlerde anatomik redüksiyon gerekliyse de internal fiksasyon ile stabilizasyon
sütür büyümesini engelleyebilir. Son olarak bölgenin nazal, paranazal sinüs
ya da oral floralar ile kontaminasyonu herhangi bir internal fiksasyon cihazı
yerleştirmeden önce dikkatle düşünülmesi gereken bir sorundur.
Önemli farklılıkları olsa da yüzün üst 1/3’ünün gelişimi mandibula ve orta
yüze benzer ve kırık tedavisinin prensipleri aynıdır. Bu bölgede çiğneme,
fonasyon ve yutma kuvvetlerine rezistans bir sorun yaratmaz. Fötal hayatın
8. haftasında frontal, 9. haftasında sfenoid, 12. haftasında ise etmoid,
lakrimal ve nazal kemiklerde ossifikasyon başlar. Doğumda frontal kemiğin
iki yarısı vardır ve orbitalar geniştir. Frontal sinüsler ya yoktur ya da
rudimenterdir. Etmoid ve sfenoid sinüsler küçüktür, sütürlerde depozisyon,
kayma, apozisyon ve rezorpsiyon ile büyüme olur. İki yaşında kranial sütürlerin
hemen tamamı kapanır ve orbita gelişiminin %85-90’ı tamamlanmıştır. Bu yaştan
sonraki yaralanmalara erişkinlerdeki yaralanmaları gibi yaklaşılabilir.
Altı ila sekiz yaşlarında etmoid sinüsler hızla büyür. Yedi ya da sekiz
yaşında frontal sütür kapanır, frontal sinüs iyi gelişmiştir. Ergenlik sonrası
frontal sinüsler gerçek boyutuna ulaşır, etmoid sinüslerde büyüme atağı
olur ve sfenoid sinüsler gelişmeye başlar. Sekiz yaş öncesi izole orbita
kırığı nadirdir. Bunun sebebi pnömatizasyonun henüz kemiği zayıflatacak
seviyede olmamasıdır. Bu nedenle çocuklarda pnömatizasyon gelişmeden önce
olan üst yüz kırıkları izole frontal kemik, frontobaziler kafatası ya da
frontoorbital kırık şeklindedir. Üst yüz kırığı olan çocuklarda rekonstrüksiyon
sırasında sütürlerdeki hasarlanmalara, implantla stabilizayon sonrası büyümenin
engellenme olasılığına ve sinüs florası ile kontaminasyona karşı dikkatli
olunmalıdır.
ÇOCUKLAR VE ERİŞKİNLER ARASINDAKİ ANATOMİK FARKLAR VE TRAVMA SIRASINDAKİ
ÖNEMLERİ
Çocukların vücut kütleleri erişkinlerden daha küçük olduğundan travma sırasında
birim yüzeye düşen kuvvet genellikle daha fazladır. Çocukların henüz tam
kalsifiye olmamış iskeletleri daha az yağ ve daha çok elastik bağ dokusu
nedeni ile iç organlara yakındır. Bu nedenle sıklıkla görülebilir dış bulgular
olmadan multipl iç organ hasarı gelişir. Çocukların yüzey alanı/vücut hacmi
oranının yüksek oluşu hipoterminin kolay gelişmesine yol açabilir ve kanın
viseral organlar yerine periferik dolaşımda göllenmesine yolaçarak hipotansiyon
tedavisini güçleştirir. Çocukların metabolizma hızı ve kalp debisi daha
yüksektir. Bu durum yüksek oksijen ihtiyacı ile birlikte resusitasyon sırasında
rezervin düşük olmasına neden olabilir.
Çocukların hava yolu daha küçük, oral ve faringeal yumuşak dokuları ise
göreceli olarak daha geniş ve gevşektir. Çocuklarda larinks daha yukarıda
olup trakea daha kısa ve epiglot daha kısa ve dardır. Bütün bunlara bağlı
olarak hava yolu direnci artar, obstrüksiyon kolaylaşır, entübasyon zorlaşır
ve kendini ekstübe etme kolaylaşır. Çocuklarda diyafragma solunuma yardımcı
olur, bu nedenle abdominal ditansiyon ya da artmış intratorasik basınç havalanmayı
azaltabilir.
Pediyatrik atım hacmi erişkininkinden daha azdır, bu nedenle kalp debisini
kalp hızı belirler. Bradikardi gelişimi hipoksi ve hiperkapni ile sonuçlanır.
Minör yaralanmalar bile fizyolojik olarak önemli kan kayıplarına yol açabilir.
Çocuklar serebral fizyoloji ve oksijen ihtiyaçlarındaki farklılık nedeniyle
sekonder beyin hasarına daha yatkındırlar. Beyin kütlesinin vücut kütlesine
oranı daha yüksek olduğundan kraniyuma olan darbelerin daha yüksek enerjili
olmasına neden olur. Çocukların total kan hacmi erişkinlerden daha az olduğundan
skalp laserasyonları, subgaleal ya da epidermal kanamalar hipotansiyona
neden olabilir. Travma sonrası kusma çocuklarda sıktır ve kafa içi basıncı
artmadan da görülebilir. Servikal spinal kordda interspinöz ligamanlar esnektir,
eklemler tam gelişmemiştir, faset eklemler geniştir ve vertebra gövdeleri
öne doğru kama şeklinedir. Bu nedenle radyolojik anormallik olmadan spinal
kord hasarı olma ihtimali vardır.
PEDİYATRİK MAKSİLLOFASİYAL TRAVMA KURBANINA GENEL YAKLAŞIM
Yüz travması olan çocukla karşılaşıldığında, öncelikle ileri travma- yaşam
desteğinin “ABC”si uygulanmalıdır. Yüz kırıklarında tanı klinik inceleme
ile konulur ve görüntüleme yöntemleri ile doğrulanır. Anamnez ve fizik muayene
maksillofasiyal kırık olup olmadığını değerlendirmenin en iyi yoludur. Ancak
eişkinlerle çocuklar arasında en önemli farklardan biri da çocuklarla koorperasyon
kurmanın zorluğudur. Sabırla yapılan tüm ikna edici yaklaşımlara rağmen
ajite çocuğu yatıştırmak mümkün olmazsa fizik muayene sedasyon hatta gerekirse
genel anestezi altında yapılmalıdır. Çocuğa, ebeveynlere veya olayın tanıklarına
travmanın mekanizmasını, yüze gelen kuvveti ve travmanın yönünü açıklayacak
sorular sorulmalıdır. Tanıda yüz oranlarının ve dental oklüzyonun değerlendirilmesi
çok önemlidir.
Gelişmekte olan iskeletteki tam kalsifiye olmamış alanlar, gelişmekte olan
dişler, kıkırdak ve yumuşak dokuların önemi nedeniyle direkt ya da panoramik
röntgenler pek yarar sağlamazlar, ayrıca koorperasyon bozukluğu nedeniyle
de uygun pozisyon sağlamak oldukça güçtür. Panoramik grafi, Towne, bilateral
oblik ve posterior-anterior mandibula grafileri mandibulanın değerlendirilmesi
için kullanılabilir. Orta yüz bölgesi için ise Water’s ve submentovertex
grafileri kullanılabilir. Ancak bilgisayarlı tomografi pediyatrik yüz iskeletini
değerlendirmede seçilmesi gereken yöntem, hatta altın standarttır. 1.5-3
mm kalınlıkta elde edilecek üç yönlü ve üç boyutlu görüntüler ile yüz iskeletindeki
en küçük kırıkları bile teşhiş etmek mümkündür. Panoramik grafinin BT’ye
tek üstün olduğu yer mandibuladır.
FİKSASYON TÜRLERİ
Pediyatrik travma hastasının tedavisini planlarken birkaç noktaya dikkat
edilmelidir:
- Hastanın yaşı (büyüme ve gelişmeyi en iyi şekilde korumak için)
- Yaralanmanın ne kadar komplike olduğu ( deplasman, “comminution” ve ilgili
bölge sayısı)
- Yaralanmadan sonra ne kadar süre geçtiği (ideal olarak tedaviye 4 gün
içinde başlanmalıdır)
- Eşlik eden yaralanmalar (sağlık durumunun anesteziye ve cerrahi süresine
uygunluğu)
- Cerrahi yaklaşım (açık ya da kapalı)
Bu noktalar fiksasyon seçimini etkileyecektir.
Monomandibular Fiksasyon
Ark bar ya da akrilik atel yardımı ile yapılan monomandibüler fiksasyon
sadece çok özel durumlarda (örn. mandibula gövdesi ya da simfisis kırığı
olan dişsiz yenidoğanda) kullanılmalıdır. Bu teknik özellikle hastanın parsiyel
olarak dişsiz olduğu 5-12 yaş arası görülen yaş ağaç ya da minimal deplase
kırıklarda yararlıdır. Bu fiksasyonun dezavantajı anatomik redüksiyonu ve
tam fonksiyonelliği engellemesidir.
Maksillomandibular Fiksasyon
İki yaşında her arkta onar diş mevcuttur ve maksillomandibüler fiksasyon
sağlanabilir. Primer dişlerin küçük olması nedeniyle akrilik destek, sirkummandibular
telleme ya da iskelet süspansiyonu gerekebilir. Ark barı dişlere bağlamak
için ince teller ( 28-30 gauge) önerilir. Nutrisyon ve hava yolunun sağlanması
endişe yaratsa da bu teknikteki esas çekinceler çocuğun toleransı ve tedaviye
uyumu konusunda ortaya çıkmaktadır.
İnternal Fiksasyon
İnternal fikasasyonla periostun osteojenik potansiyeli bozma, ya da skar
yaratma riski mevcuttur. Ne yazık ki kraniyofasiyal cerrahi uygulanan hastalarda
zaten deformiteler veya gelişme bozukluğu olduğundan normal çocuklarda subperiosteal
diseksiyon için bir kontrol grubu yoktur. İnternal fiksasyonun çeşitli avantajları
mevcuttur: Tam anatomik redüksiyon sağlanabilir, hızla normal beslenmeye
geçilebilir, ekstübasyon ya da re-entübasyon sırasında hava yolu açıklığı
önemli bir sorun yaratmaz, tolerans ve uyum daha iyidir. Rezorbabl teknoloji
mevcutsa da bu teknikle özellikle orbita çevresinde belirgin inflamasyon
oluşur. Küçük titanyum plaklarla (1,0-1,3 mm) yarı rijit fiksasyon mevcut
alternatifler içerisinde en uygunudur. Ancak henüz büyüme üzerine etkisi
ve migrasyon potansiyelleri net bilinmemektedir. İmplantlar yerleştirildikten
2-3 hafta sonra çıkartılmalıdır.
Fiksasyon Yapılmadan Takip
Pek çok yazar çocukluk çağında görülen non-deplase ya da yaş ağaç kırıklarında
tek başına takibin yeterli olduğunu öne sürmektedir. 2-4 hafta süre ile
her 2-3 günde bir çok yakın takip ve detaylı muayene gereklidir. Diyet sulu
gıda ya da püre içermelidir. Aile ile yakın iletişim kurulması ve yakın
temas gerektiren sporlarla fazla fiziksel aktivitenin kısıtlanması şarttır.
BÖLGEYE ÖZEL CERRAHİ YAKLAŞIM
Dental ya da Dentoalveolar Yaralanma
Değişik serilere göre mandibular alveolar yaralanmalar pediyatrik fasiyal
yaralanmaların %8.1-50.6’sını, maksiller alveolar yaralanmalar ise %5-65’ini
oluşturur. Bu yaralanmalar diş kırıkları, çıkıklar, avülsiyon ya da alveolar
proçes kırıkları olarak sınıflanabilir. Bu yaralanmaların olabilmesi için
dişler çıkmış olmalıdır, bu nedenle bu tip yarlanmalar yenidoğanda nadir,
8-9 yaşlarında sıktır. En sık maksiller santral kesici dişler etkilenir.
Kalıcı dişlerde pulpa etkilenmeden “crown” (taç) kırığı gelişirse bir diş
hekimi tarafından kalıcı düzeltme yapılana kadar geçici bir düzeltme gerekebilir.
Pulpayı etkileyen yaralanmalarda pulpada “capping”, pulpotomi ya da “apeksifikasyon”
uygulanabilir. Düzeltilemeyecek kırık dişler çekilmelidir. İçe gömülen primer
dişlerin tekrar çıkmasına izin verilmelidir. Lüksasyon olan dişler tekrar
yerleştirilmeli ve 2-4 hafta stabilize edilmelidir. Tel, akrilik ya da “arch
bar” ile stabilizasyon uyulanabilir. Avülsyona uğrayan primer dişler geri
yerleştirilmezken kalıcı dişler 2 saat (ideal olarak 30 dk) içinde replante
edilmeli ve 4 hafta süre ile stabilize edilmelidir. Alveolar kırıklar anatomik
olarak redükte edilmeli ve 4 hafta süre ile stabilize edilmelidir.
Mandibular Kondil
Kondil mandibulanın en sık yaralanan kısmıdır (%14.5-60). Pediyatrik yaş
grubunda bu yaralanmalara daha az agresif yaklaşılır. İki yaşından önce
kondillerin rejenerasyon kapasitesinin yüksek olması nedeni ile açık redüksiyon
ve internal fiksasyon nadiren gerekir. Açık redüksiyon, kırık kondil segmentinin
yeri nedeni ile oklüzyon sağlanamıyorsa, segment orta kraniyal fossaya doğru
deplase olduysa ya da yabancı cisim varsa tercih edilmelidir. Açık yaklaşım
kararı alınırsa semirijid fiksasyon yapılmalıdır. İntrakapsüler kırıklarda
izlem düşünülebilir. Yakın takip ve oklüzyonun dikkatle değerlendirilmesinin
yanısıra ankilozu ya da fibröz birleşmeyi önlemek için fizik tedavi uygulanmalıdır.
Yaş ağaç ya da minimal deplase kondil kırıkları haftada iki kez kontrol
ve yumuşak diyetle tedavi edilebilir. Deplase ise 1-2 hafta süre ile maksillomandibular
fiksasyon ya da lastiklerle traksiyon ve sulu ya da yumuşak diyet ile tedavi
edilebilir.
Angulus Mandibula, Gövde, Ramus ve Simfisis Yaralanmaları
Genellikle yaş ağaç ya da minimal deplase kırığı olan 2 yaş altı hastalar
yumuşak diyetle takibe alınır. Diş gelişimini tamamlamamış küçük çocuklarda
gövde ve simfisis kırıklarına monomandibüler fiksasyon uygulanabilir. Gövde,
ramus, angulus ya da simfisis yaralanmalarında 4 hafta süre ile maksillomandibular
fiksasyon etkindir. Monomandibular ya da maksillomandibular fiksasyonda
dişlerin birbilerine ya da cerrahi atele tellenmesi gerekir. Telleme fonksiyonu
kısıtlar, çocuk ya da ebeveynler tarafından kabul edilmeyebilir ayrıca çocukta
psikolojik olarak cezalandırıldığı izlenimi bırakabilir.Semi rijit fiksasyon
uygulanacaksa büyüme ve gelişmeyi engellememesi için 2-3 ay içinde çıkarılmalıdır.
Semi rijid fiksasyon bir miktar harekete ve esnemeye izin verir. Semirijid
fiksasyon için biyoabsorbabl sistemler ya da dış çapı 1.5 mm ya da daha
küçük olan titanyum sistemler kullanılır. Eğer hiçbir hareket ya da esneme
olmuyorsa internal fiksasyonun rijiddir ve genellikle geniş plak ve vidalara
(dış çap 2 mm ya da üstü) gerek duyulur. Stabilite için genellikle her iki
yöntem birarada uygulanır. Kondil kırıkları dışında kalan tüm mandibula
kırıklarına transoral ya da transkütan yaklaşılabilir. Tedavi yaralanmadan
sonraki 4-7 gün içinde başlatılmalıdır.
Maksilla Yaralanmaları
Maksilla pediyatrik yüz yaralanmalarında en az zarar gören kemiktir (%1.2-20).
Düzgün büyüme ve gelişmeyi sağlayabilmek için kırık durumunda kesinlikle
redüksiyon uygulanmalıdır. Nazofrontal ve frontomaksiller sinüsler ile septuma
özellikle dikkat edilmelidir. Maksillada kırık 2 yaş altında hemen hemen
hiç görülmez ve antrumlar pnömatize oldukça kırık sıklığı artar. Tüm maksiller
kırıklara trans-oral olarak yaklaşılabilir. Minimal deplase kırıklarda kapalı
redüksiyon ve 2-3 hafta süre ile maksillomandibular fiksasyon etkindir.
Semirijid internal fiksasyon ile açık redüksiyon tercih edilirse sirkumvestibüler
insizyon yapılmalıdır. Rezorbe olabilen ya da olmayan fiksasyon seçimi klinisyene
bağlıdır. 1.5-2 mm dış çaplı biyoabsorbabl vidalar mevcuttur. Vida yerleştirilirken
gelişmekte olan dişlere zarar vermemeye gayret edilmelidir. Biyoabsorbabl
sistemlerde rezorpsiyon (inflamasyon) ve büyümeyi engelleyecek skar oluşumu
riski vardır. Titanyum kullanılırken özellikle sütür gelişimi üzerine etkileri
ve implantların translokasyonu ihtimali akılda tutulmalıdır. Bu nedenle
sıklıkla 3 ay sonunda plaklar çıkartılır. Plak çıkartılırken eski skar ve
fibröz dokular da çıkartılmalı ve mümkün olan en az skar dokusu gelişecek
şekilde dikkatle primer olarak kapatılmalıdır.
Zigoma Yaralanmaları
Yaş ağaç ya da minimal deplase kırıklar için takip yeterlidir, buna karşın
deplase kırıklara açık yaklaşım gerekir. Intraoral ya da Gillies yaklaşımları
deplase zigomatik ark kırıklarında etkindir. Diğer bir çok zigoma kırığında
transkonjunktival insizyonlar ve lateral kantotomi kullanılabilir.
Nazal Yaralanmalar
Alveolar yaralanmalar dışında burun yaralanmaları çocuklarda en sık görülen
orta yüz yaralanmalarıdır (%1-45). Nazal yaralanmalarda nazal kemikler kadar
kıkırdak dokuya da dikkat edilmelidir. Çocuklarda nazal fraktürler genellikle
ödem nedeniyle maskelenir. Eğer ödem nedeni ile tanı erken konulamamış ise
tanı konur konmaz malunion ile iyileşmekte olan dokuya osteotomi ve sonrasında
intranasal tampon ve eksternal atel ile tedavi uygulanmalıdır. Kapalı yaklaşım
en etkin yöntem olsa da nazal kemikler, lateral nazal kıkırdaklar, kemik
ve kıkırdak septumun anatomik redüksiyonuna özen gösterilmelidir. Pediyatrik
nazal fraktürlerde açık redüksiyon çok nadir olarak gerekir, internal fiksasyon
ise hiç gerekmez. Çocuk burnunun komplian yapısı onu kırıklardan korusa
da kıkırdaklarda ayrılma ya da septal hematom gibi yumuşak doku hasarına
yatkınlık yaratır. Direkt travma sonrası üst lateral kıkırdaklar nazal kemiklerden
ayrılabilir. Açık yaklaşımla direkt reaproksimasyon ve sütürleme ya da intranazal
tampon ile destek uygulanabilecek yöntemlerdir. Deplase kırıklar esneyerek
periostu gerip damar yaralanması ve septal hematom gelişimine neden olabilir.
Septal nekroz ve büyüme bozukluğunu önelemek için bu hematomlar insizyon
ile direne edilmelidir.
Nazo-orbital-etmoidal Yaralanma
Nazo-orbital-etmoidal yaralanmalar çocuklarda tedavi edilmesi teknik olarak
en güç ve büyümekte olan hastada deformite gelişme riski en yüksek yaralanmalardır.
Çok nadir de olsa eğer bu bölgede non-deplase bir kırık varsa takip edilebilir.
Gelişim sürecinde beynin büyümesine engel olmamak için frontoetmoid, frontolakrimal,
frontomaksiller, etmoidomaksiller, nazomaksiller ve septovomerin sütürlerde
büyüme olur. Bu nedenle dikkatli ve doğru anatomik redüksiyon şarttır. Bu
sütürlerde prematür ossifikasyon ya da obliterasyonu orta yüzde dikey ve
anteroposterior yönlerde hipoplaziye yol açar. Bu yaralanmalarda yerleştirilen
plağın çıkartılması ve plak migrasyonunun önlenmesi için ikinci bir bitemporal
insizyon ve flep kaldırılması gerekeceğinden, bunu önlemek için rezorbe
olabilen plak ve vidaların kullanılmalıdır. Büyümekte olan çocukta yeniden
şekillenme (remodelling) nedeniyle titanyum plak ve vidaların intrakranial
migrasyonu olan vakalar bildirilmiştir. Mevcut rezorbe olabilen sistemler
parçalı kırık varlığında çok ince ve küçük parçaları fiske etmek için fazla
büyüktür. Bu durumda 1.0 ya yda 1.3 mm dış çaplı titanyum sistemleri ile
yeterli stabilizasyon sağlanabilir. Cerrahi girişim çok zor olsa da tam
iyileşme sonrası plakların çıkarılması düşünülmelidir. Travmatik telakantus
gelişirse doğru anatomik yerleştirme ve yumuşak dokuların dikkatli incelenmesi
şarttır. Çocuklarda kantopeksi genellikle anormal bir görüntüye neden olur.
Eğer tekrar birleştirilecek yerden emin olunamazsa kantal ligament daha
süperior ve posterior bir pozisyonda birleştirilmelidir. Tedaviye ideal
olarak yaralanmadan sonraki 4 gün içinde başlanmalıdır.
Orbital ve Frontal Kemik Yaralanmaları
Yedi yaşından önce olan internal orbital yaralanmalar sinüslerin çok küçük
ya da rudimenter olması nedeni ile orbita tavanında gelişir ve frontal kemiğe
lineer uzanım gösterirler.Yedi yaşından sonra orbita tavanı, medial ve lateral
duvar, orbita tabanı ve frontal sinüs kırıkları gelişebilir. Nondeplase
ya da minimal deplase kırıklar eğer ekstraoküler kas hareketlerini bozmamışsa
takip edilebilir. Orbita tavanının anterior kranial fossanın tabanı olması
ve lineer kırıkların sıklıkla frontal kemiğe ilerlemesi nedeniyle beyin
cerrahisi konsültasyonu yapılması gerekir. Eğer kemikler deplase ise, ekstraoküler
kas hareketleri etkilenmişse ya da intrakranial yaralanma tedavi gerektiriyorsa
bitemporal flep ile açık yaklaşım gerekir. Nazo-orbital-etmoidal yaralanmalarda
olduğu gibi yerleştirilen plakların çıkartılması için ikinci bir cerrahiyi,
plağın intrakranial migrasyonunu ve büyümede bozulmayı önlemek için rezorbe
olabilen fiksasyon önerilmektedir. “Self drilling” (kendinden delici) vida
kullanımı kraniyuma özgü olup “drilling” ve “tapping” (delme ve vidalama)
aşamalarını elimine eder. Yine de büyümenin engellenmesi ve intrakranial
migrasyon riski vardır. Yedi yaşından sonra büyüme tamamlanmış olduğundan
açık redüksiyon ve anatomik rekonstrüksiyon rahatlıkla yapılabilir. Bu yaş
grubunda orbita tabanı ve lateral duvara ulaşmak için transkonjunktival
insizyon ve lateral kantotomi ekstansiyonu kullanılır. Medial duvar ya da
orbita tavanı için süperior blefaroplasti insizyonu gerekebilir. Bu dönemde
titanyum mikrovida ve plakların büyüme üzerinde etkisi yoktur. Bazı yazarlar
internal orbita rekonstrüksiyonu için alloplast kullanımını önermese de
büyüme tamamlandıktan sonra yalnızca allerji ya da intolerans kullanımlarına
kontrendikasyon oluşturur. Eğer orbita büyümesinin tamamlanmamış olabileceği
kuşkusu varsa rezorbe olabilen mesh ya da filmler rekonstrüksiyonda kullanılabilir.
Orbital ve frontal yaralanmalarda en iyi sonuçlar tedavi 5-7 gün içinde
başlatılırsa alınır.
Yumuşak Doku Yaralanmaları
Pediyatrik yüz yaralanmalarında yumuşak doku yaralanmaları %29-56 oranında
görülür. Tedavi prensipleri erişkinlerle aynıdır ancak çocuklarda iyileşme
daha erken olduğundan tedavi saatler içinde başlatılmalıdır. Debridman sadece
açıkça devital olan dokuya uygulanmalıdır. Kir ve yabancı cisimlerin uzaklaştırılması
için yara dikkatle temizlenmeli ve yıkanmalıdır. Yumuşak dokularda tatuaja
neden olabilecek gömülü yabancı cisimlerin çıkartılması için sert naylon
ya da tel fırçalar, iğne ya da bistüri kullanılması gerekebilir. Kontüzyon
ve ekimozlar sıklıkla semptomatik tedaviden fayda görür. Eğer hematom varda
açık drenaj gerekebilir. Hematom “currant jelly” aşamasındayken insizyonla
kolayca direne olurlar. Dış kulak yolundaki hematomlar direne edilmezse
perikondrium ve subkütan dokuda skar oluşturarak “karnıbahar kulak” deformitesine
yol açabilirler. Laserasyonlarda yara dudakları yeterli ancak konservatif
bir şekilde debride edilmeli, sütürlemede titiz davranılmalıdır. Kıkırdak
içeren yumuşak dokularda kıkırdağı sabitlemek için absorbabl materyal kullanılmalıdır.
Dudakların vermillion sınırı, göz kapakları ve kaşlar gibi özel bölgelerde
anatominin tekrar sağlanmasına özellikle dikkat edilmeli, kaşlar asla tıraş
edilmemelidir. Çocuklarda yumuşak dokular hızlı iyileştiğinden primer sütürleme
gerekir. Erken yaşta yapılan onarımlara ait skarların belirginliği zaman
içinde azalır. Pediyatristler genellikle ebeveynlere onarım öncesi ergenliğe
kadar beklemelerini önermektedir. Bu iyi bir öneri değildir çünkü erken
yaşta onarılan pek çok skar adolesan dönemde ya görülmez ya da hiç belirgin
değildir. Çocukların yumuşak dokusundaki immatür kollajen kozmetik olarak
çok iyi sonuçlar alınmasını sağlasa da hipertrofik skarlar ve keloidler
gelişebilir. Yoğun olarak skar geliştiğinde komşu kemik gelişiminde bozulmaya
yol açacak çene gibi bölgelerde rekonstrüksiyon gerekebilir. Avülsiyon ya
da yanık sonrası yüzde yumuşak doku kaybı olursa deri grefti ile tedavi
başarılıdır. İntraoral laserasyonlar iyileşmeyi hızlandırmak için gevşek
olarak sütürlenmelidir. Dil laserasyonları hematom gelişme riskini azaltmak
için birkaç tabaka halinde sütürlenmelidir. Fasiyal sinir ya da tükrük kanalları
gibi özel oluşumların yaralanmalarında mikrocerrahi onarım gerekebilir.
Majör tükrük bezinin kanalı lasere olursa iki ucu bulunarak birbirine dikilmelidir.
Parotis kanalının yaralanmalarında önce oral açıklıktan bir kateter ilerletilerek
kanalın distal ucu bulunmalı ve laserasyondan çıkartılarak anastamoz için
bir stent gibi kullanılmalıdır. Stent 24 saaat kadar bırakıldıktan sonra
çıkartılmalıdır. Stentin bırakılmasının anastamoz başarısını etkileyip etkilemediği
bilinmemektedir. Duktusun onarımı sonrası üzerindeki yumuşak doku üç tabaka
halinde kapatılmalıdır. Bu sayede fistül ve sialosel oluşumu önlenmiş olur.
Eğer bunlardan biri gelişirse aspirasyonlar ve baskılı pansuman ile tedavi
edilebilir. Nazolakrimal duktus laserasyonu varsa 2-3 hafta süresince dakriokistorinostomi
stenti konulmalıdır (bu süre erişkinlerde 4 aydır). Fasiyal sinir dalları
yara temiz ve laserasyon keskinse primer olarak onarılabilir. Avülsyonlar
ve ateşli silah yaralanmaları gibi daha destrüktif yaralanmalarda genellikle
sinir greftleri ile sekonder onarım uygulanır. Kural olarak eğer fasiyal
sinir yaralanmaları lateral kantustan çizilen vertikal hattın posteriorunda
kalıyorsa cerrahi olarak onarılmalıdır. Bu hattın önünde kalan yaralanmalarda
genellikle tamir gerekmez. Hayvan ısırıklarında antimikrobiyal cilt solüsyonları,
kuduz ve tetanoz profilaksisi ve antibiyotik tedavisi gerektiği şekilde
uygulanmalıdır.
SIK KULLANILAN KRANİYOMAKSİLLOFASİYAL FİKSASYON ARAÇLARININ YAPISI
Kraniyomaksilllofasiyal kırıklar için kulanılan fiksasyon cihazları rezorbabl
ya da nonrezorbabl olarak sınıflandırılırlar. Rezorbe olmayan plak ve vidalar
1890’ların sonundan beri bilinmekteyse de yüz kemiklerinde rutin kullanımları
1960’ların sonu 70’lerin başında popülarite kazanmıştır. Bu paslanmaz çelik
imlplantların kullanımında korozyona bağlı inflamasyon, toksisite hatta
karsinojenite önemli bir endişe konusu olmuştur. Bu nedenle vitallium geliştirilmiştir,
korozyon bu materyalde de gözlenmiştir. Titanyum ve alaşımlarının kullanıma
girmesiyle rezorbe olmayan sistemlerle ilgili bu endişelerin çoğu ortadan
kalkmıştır. Saf titanyum ve alaşımları bilinen metaller içinde korozyona
en dayanıklı olanlardır ve neoplazi gelişimini indükledikleri gösterilmemiştir.
Saf titanyuma karşı anaflaksi ya da hipersensitivite bildirilmemiştir. Titantum
implantlar feröz olmadıkları için manyetik rezonans görüntüleme için bir
kontrendikasyon oluşturmazlar. Bilgisayarlı tomografi sırasında paslanmaz
çelik ya da vitalliumun neden olduğu yüksek dansiteli yansımaya neden olmazlar.
Ayrıca diş implantlarındaki başarısından da bilindiği gibi titanyum bilinen
en biyouyumlu metaldir. İlk bakışta titanyum ve alaşımları kırık kraniyomaksillofasiyal
iskelet için ideal rekonstrüktif materyal gibi görünmektedir; ancak pediyatrik
yaş grubunda büyümeyi engelleyebilecek herhangi bir implant çocuğun gelişiminde
ciddi bir etki yaratacaktır.
Hayvan Deneyleri
Hayvan deneylerinde sütür hatlarına yerleştirilen internal fiksasyon araçlarının
sabitlenen sütürün büyümesini engellediğini ve inhibe olan sütür büyümesi
ile interstisyel büyümenin de bozulduğunu göstermiştir. Dahası kraniyal
ya da fasiyal kemik gövdelerine yerleştirilen implantlar göç ederler. Göç
“migration” terminolojisi aslında yanlış kullanılmaktadır. İmplantlar yerlerinde
kalmaktadır ancak çevreleyen kemik apozisyon, depozisyon ve interstisyel
büyüme ile büyümektedir. Bu duruma “translokasyon” adı verilmektedir. Kırık
iyileşmesi sonrası çıkartılmayan implantların kafatasında subdural olarak
görüldüklerine dair bildiriler mevcuttur. Bu nedenle titanyum plak-vida
sistemleri çocuklar için hiçbir zaman ideal değildir. Bu yüzden biyoabsorbabl
sistemler geliştirilmiştir.
Biyoabsorbabl Sistemler
Absorbabl tanımı implantın fizyolojik veya patolojik olarak kaybını belirtmektedir.
Mevcut sistemler polyesterlerin ko-polimerleridir ve baz olarak gilkolik
asit, laktik asit, siklik laktonlar ve ilişkili materyalleri içeririler.
Homopolimerlerin fiksasyon için ideal olmadığı anlaşıldığından ko-polimerler
geliştirilmiştir. Bu materyalin hem vertikal deforme edici ve torsiyonel
kuvvetlere dayanacak kadar sağlam olması hem de kırık iyileştikten sonra
rezorbe olmaları gerekir. İlk bakışta pediyatrik hastalar için ideal gibi
görünseler de çeşitli çekinceler mevcuttur.
İmplant yerleştirildikten sonra ilk inflamatuar yanıt titanyuma bağlı inflamatuar
yanıt kadar fazladır. İkincisi titanyumdan farklı olarak bu materyal enkapsüle
olur. Bundan sonra degredasyon ile absorbe edilir. Degredasyon ve absorbsiyon
önce hidroliz ile olur. Hidroliz sırasında su molekülleri polimerin kimyasal
bağlarını hidrolize eder. Bundan sonra makrofajlar hidrolize polimeri fagosite
eder, su ve karbondiyoksit oluşur. İlk enkapsülasyonun dışında inflamatuar
yanıt ne kadar fazlaysa skatris o kadar fazladır ve daha fazla fibröz skar
gelişir. Skar dokusu da nonrezorbabl sistemlere benzer şekilde büyüme ve
gelişmeyi önleyebilir. Bazı histolojik örneklerde tüm materyalin metabolize
olmasının bir yıldan fazla sürebileceği görülmüştür. Uzayan inflamasyon
ile daha fazla skar gelişir. Bu teknolojinin Apert ya da Treacher Collins
sendromlarındaki plagiosefali gibi ciddi kraniyofasiyal deformitelerin düzeltilmesi
sonrası stabilizasyonda etkinliği ispatlanmıştır. Henüz normal pediyatrik
hastada biyoabsorbabl teknoloji ile rekonstrüksiyon öncesi ve sonrasını
karşılaştıran vaka-kontrollü kohort çalışmaları yoktur. Bu nedenle skar
gelişimi ve büyümenin önlenmesindeki gerçek farklar da bilinememektedir.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ
VARSA GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım