Perforatör Flep Asistan Ders Notu
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Perforatör flep ilk defa 1980'lerde mikrocerrahi tekniklerinin
gelişmesi ve plastik cerrahların deneyim kazanmasıyla ince, teknik olaral
kolay ulaşılabilir ve minimal donör saha morbiditesine sahip flep arayışı
ile gündeme gelmiştir. Böylece teknik şartların iyileşmesi
perforatör
flep konusunun geliştirilmesine neden olmuştur.
Brakial, radyal ve ulnar arterlerin dalları üzerine kurulu flepleri tanımlamak
için 1983’te Asko-Seljevaara “freestyle flap” terimini önermiştir. Bu terim
perforatör fleplerin kafa karıştırıcı anatomisindeki yanlış anlaşılmalar
için özellikle seçilmiştir. Hiçbir perforatörün seyri, dalları ve çevre
dokuyla olan ilişkileri birbirine benzemez. Perforatör damar disseksiyonu
veya
flep elevasyonu
ne ölçüde olursa olsun bu kötü anatomik varyasyon karşısında yapılacak tek
şey perforatörün distalden proksimale disseksiyonudur. Perforatörün seyri
ameliyatın en önemli parçası değil, önemli olan elde olmayan sebeplerden
dolayı yeterli uzunlukta pedikül elde etmek için disseksiyonu uzatırken
hasar vermemektir. Perforatör her zaman bir kaynak arterden gelir. Küçük
veya uygun boyutta free style free flep vücudun herhangi bir yerinden dizayn
edilebilir.
Taylor tarafından yapılan anatomik çalışmalar ilk olarak anjiozom konseptini
ortaya çıkarmıştır. Özel arterler “source arter”ler olarak tanımlanmıştır.
Fasyokutan dokulara kan desteği ana dalların ayrışması ile direkt veya indirekt
olarak sağlanır. Bu dallar direkt kutanöz damarları, septokutanöz damarları
(kaslar içinde transvers seyredip deriye ulaşmak için fasyayı delenler),
muskulokutan damarları ve fasya üzerinde olan birçok damarları içerir.
Plastik cerrahi literatüründe kutanöz/fasyokutan fleplerin anatomik temellerinin
tanımlanmasında kullanılacak olan freestyle free flep ve anjiozom konsepti
perforatör fleplerin başlangıcı olarak görünmektedir.
Konuyla ilgili özellikle Asya ülkelerinden yapılan birkaç yayından sonra
rekonstruksiyon merdiveni, flep tercihi ve işe yarar flepler birçok merkezde
değişmeye başlamıştır. Bu değişimlere, fleplerde tecrübesizlik ve bu tecrübezisliklerle
ilgili yayınların kısa zamanda yayınlanması nedeniyle ihtiyatlı yaklaşılmıştır.
Bu yayınlardaki karmaşık anlatım insanları perforatör fleplerin uygulanmasının
zorluğuna inandırdı, çünkü anatomisi çok karışıktı ve bazı vakalarda perforatör
damarlar yoktu. Aynı zamanda tek perforatör damarla beslenen deri adasının
yaşayabilirliği konusunda da kuşkular vardı.
Fikirbirliğini ve mikrocerrahlar arasında temel nomenklatürü sağlamak için,
Wei perforatör flepleri tanımlamak amacıyla perforatör damarları source
arter olarak tanımlamayı önermiştir, bunlar derindedir ve fasyokutan bölgeye
kan naklini yapan direkt dallardır. Bu tanımlama anatomik bakış açısından
yapılmıştır ki Latince perforatör kelimesi “perforare”den gelmektedir (bir
şeyi delmek). Bu tanımlama klinik açıdan da çok kullanışlıdır, çünkü sirkumfleks
femoral sistemin özellikleri, anterolateral thigh flep perforatör fleplerle
diğer fleplerin farkını göstermek açısından mükemmel modeldir.
Ana pedikül çevre dokuya birçok septokutan ve muskulokutan dal verir; bu
da septokutan damarlar (kaslar arası septumdaki damarlar) ve muskulokutan
perforatorlar (kasın içinden geçen damarlar) üzerine kurulu çeşitli kompozisyonlarda
flep elevasyonuna olanak tanır. Birçok anterolateral thigh flep deneyimleri
sonrasında iki önemli husus dikkati çekmiştir: deri damarları genellikle
lateral sirkumfleks femoral sistemin vastus lateralis arasından gelen inen
dallarıdır ve flep elevasyonu eğer septokutan dal üzerinden yapılırsa daha
kolaydır. Adı geçen perforatör damarlar kas arasından geçerken birçok dal
verir ve bunlar arasında birkaç bağlantı mevcuttur. Bunun aksine dallanma
septokutan damarlarda yaygın değildir. Perforatör damar uzunlukları çeşitlilik
gösterir, bunlar kas içindeki seyri esnasında 10-12 cm’e kadar ulaşabilir.
Septokutan damarlar ise genellikle kısa ve düzdürler, bu yüzden disseksiyonları
kolaydır. Bu farklılıklara rağmen anterolateral thigh flepler hangisi üzerinden
kaldırırsa kaldırılsın klinik olarak çok önem arz etmektedir.
Çin ve Japonya’da ilk perforatör flepler baş boyun rekonstrüksiyonu ve yanık
kontraktürü rekonstrüksiyonunda kullanılmıştır. 1984’te Song serbest uyluk
flebini rapor etmiştir. Flep dizaynı kaynak damarların (source artery) septokutanöz
perforatörleri üzerine yapılmış ve perforatörler retrograd olarak disseke
edilmiştir. 1989’da Koshima rektus abdominis perforatör tabanlı inferior
epigastrik arter deri flebini kasık bölgesinde ada flep olarak ağız tabanı
rekonstrüksiyonunda kullandıklarını rapor etmiştir. 1994’te Allen ve Treece
derin inferior epigastrik perforatör fleple yaptıkları meme rekonstrüksiyonu
serilerini yayınlamışlar. Gluteal arter perforatör flebini ortaya atan Koshima
(1993) bu flebi ilk kez pediküllü olarak sakral yaraların onarımında kullanmıştır.
Daha sonra Allen ve Tucker (1995) gluteal arter perforatör flebi meme rekonstrüksiyonunda
serbest flep olarak kullanmışlar. Angrigiani latissimus dorsi muskulokutan
flebinden kas olmaksızın torakodorsal perforatör tabanlı deri ve subkutan
dokuyu içeren flebi geliştirmiştir.
Perforatör fleplerin kullanılmaya başlanması ile rekonstrüktif mikrocerrahide
gelişme üst düzeye ulaşmıştır. Kasın flebe dahil edilmemesi kas fonksiyonunun
korunmasının yanı sıra pedikülün doku yükünü azalttığı için serbest flep
yaşayabilirliği garanti altına almıştır. Minimal donör saha morbiditesi,
fleplerin çok amaçlı dizayn edilebilmesi ve spesifik defektlere uygun eleve
edilmesi perforatör fleplerin avantajlarıdır. Son 10 yılda kutanöz vaskülarite
ve perforatör anatomi daha iyi anlaşılabilmiştir. Perforatör flepler tipik
olarak derin fasyal perforatör damarların beslediği deri ve derialtı dokusunu
içerir. Potansiyel flep donör alanları çok fazladır. Flep dizayn edilirken
kas, kemik ve yağ dokusu flebe dahil edilebilir (kimerik flep).
PERFORATÖR FLEP TERMİNOLOJİSİ
Son 10 yılda perforatör fleplerin sayısı hızla artmaktadır. Klasifikasyonlar,
perforatör fleplerin nomenklatür eksikliklerinde karışıklık oluşturmaktadır.
Bu da perforatör flep yapan cerrahlar arasında kaçınılmaz yanlış anlaşılmalara
ve perforatör flep karşıtlarının artan şiddetli eleştirilerine sebep olmaktadır.
2001’deki konsensüs toplantısında klasifikasyonun mümkün olduğunca basit
olması kararlaştırıldı. Septal perforatör fleple kas perforator flebi arasındaki
ayırımlar yeniden gözden geçirildi. Bu taslak tanımlamalar
- perforatör flep deri ve/veya derialtı yağ dokusundan oluşur. Flebe kan
desteğini sağlayan damarlar izole perforatörlerdir. Bu perforatörler daha
çok kas olmak üzere derin dokuların arasından ve/veya içinden geçerler
- kas perforatörü üzerindeki deri flebini kanlandırmak için kasın içinden
geçen damardır
- septal perforatör üzerindeki deri flebini kanlandırmak için sadece septumdan
geçer
- kas perforatörü tarafından kan desteği sağlanan flep kas perforatör flebidir
- septal perforatörle kanlanan flep septal perforatör fleptir
- perforatör flep altındaki kasa göre değil besleyici arteri baz alınarak
isimlendirilmelidir. Eğer bir damardan potansiyel olarak birkaç çeşit flep
eleve edilebiliyorsa o zaman her flebin ismi kaldırıldığı bölgeye veya kasa
göre isimlendirilebilir.
şeklinde kabul edildi.
Bu tanımlamalar doğrultusunda perforatör flep sınıflandırılması
I- Direk perforatör, sadece derin fasyayı deler
II- İndirek kas perforatörü, baskın olarak subkutan dokuları besler
III- İndirek kas perforatörü, baskın olarak kası besler, fakat subkutan
dokulara dallar verir
IV- İndirekt perimisyal perforatör, derin fasyayı delmeden önce kas lifleri
arasında perimisyum içinde yol alır
V- İndirekt septal perforatör, derin fasyayı delmeden önce intermuskuler
septum arasından geçerek yol alır.
şeklini aldı.
İlk ayırım daha baskın olarak subkutan dokuyu besleyenler ve daha baskın
olarak kası besleyip deri altı dokulara sekonder dallar veren perfortörler
olarak indirekt kas perforatörleri arasında yapıldı. Kas perforatörlerinin
3. çeşidi indirekt perimisyal perforatördür. Bu, fasyayı delmeden önce kas
lifleri arasında perimisyumda seyir gösterir.
Klasifikasyonu basitleştirmek için bu 3 kas perforatörlerinin altgruplarını
tek grup olarak sınıflandırmak gerekiyor: indirekt kas perforatörü. Perforatörlerin
arasından geçtikleri yapılar, verdikleri dallar ve bunların boyutları farklı
olsa da her 3 alt grubun disseksiyonu birbirine benzerdir.
Bunun aksine, tip 1 (direkt perforatör) ve tip 5 (indirekt septal perforatör)
farklı gruplardır.
Bu da, klasifikasyonu 5 farklı perforatör gruptan 3 gruba indirmiştir:
1. İndirekt kas perforatörleri (perimisiyal perforatörler dahil), fasyayı
delmeden önce kas içinden geçenler,
2. İndirekt septal perforatörler, intermuskuler septumdan geçerek derin
fasyayı delerler
3. Direkt perforatörler, sadece derin fasyayı delerler,
2002deki perforatör konsensusunda modifiye edilmiş tanımlar:
- Perforatör flep deri ve/veya derialtı yağ dokusundan oluşur. Flebe kan
sağlayan damarlar izole perforatörlerdir. Bu perforatörler orijin aldıkları
damardan daha sık kas dokusundan olmak üzere derin dokuların içinden veya
arasından geçerek gelirler.
- Kas veya myokutan perforatör kasın içinden geçerek derin fasyayı delerek
üzerindeki deriye kan desteği sağlayan arterdir.
- Septal veya septokutan perforatör sadece septum arasından geçerek derin
fasyayı delerek deri adasına kan desteği yapan damardır.
- Kas perforatörü ile kanlanması sağlanan deri flebi, kas perforatör flebi
veya muskulokutan perforatör flep olarak adlandırılır.
- Septal perforatör tarafından kan desteği sağlanan deri flebi septal perforatör
veya septokutanöz perforatör flebi olarak adlandırılır.
Perforatör flep perforatör damar baz alınarak yapılabilir; kas perforatör
flebi, septal perforatör flebi gibi. Eğer bir damardan potansiyel multipl
perforatör flepler kaldırılırsa herbir flebin adı anatomik bölgeye veya
kasa göre olacaktır: lateral cirkumflex femoral arter ve ven, buradan tensor
fasya lata perforatör flebi ve anterolateral uyluk flebi orijin alabilir.
PERFORATÖR FLEPLERİN AVANTAJLARI
• Kas fonksiyonu korunur, bunun için motor siniri de korumak gereklidir.
• Minimal donör saha morbiditesine neden olur.
• İyileşme zamanını kısaltır
• Flep farklı genişlik ve kalınlıkta dizayn edilebilir ve estetik açıdan
daha iyi sonuçlar elde edilebilir.
PERFORATÖR FLEPLERİN DEZAVANTAJLARI
• Pedikülün titiz disseksiyonu uzun sürer.
• Perforatör anatomisindeki çap, lokalizasyon farklılıkları disseksiyonu
zorlaştırır.
• Muskulokutan fleplerle kıyaslandığında daha fazla yağ dokusu nekrozu riski
vardır.
Teorik olarak çapı 0.5 mm’den büyük 374 perforatörün beslediği deri bölgesinden
flep planlanabilir.
Çok sık kullanılan perforatör flepler:
• Derin inferior epigastrik perforatör flep (DIEP)
• Anterolateral thight perforatör flep (ALTP)
• Superior gluteal arter perforatör flebi (SGAF)
• Torakodorsal arter perforatör flebi (TAP)
PERFORATÖR FLEP İÇİN POTANSİYEL DONÖR ALAN ÖZELLİKLERİ
• Güvenilir kan desteği olmalıdır
• 0.5 mm’den daha geniş bir veya birkaç perforatör olmalıdır
• Pediküller yeterli uzunlukta olmalıdır
• Flep kaldırıldıktan sonra donör alan primer kapatılabilmelidir.
DERİN İNFERİOR EPİGASTRİK ARTER PERFORATÖR FLEBİ
Bu flep klasik rektus abdominis myokutanöz flebin (TRAM, VRAM) geliştirilmesiyle
oluşturulmuştur. Bir veya iki perforatör üzerinde geleneksel myokutanöz
rektus abdominis serbest flebinin üzerindeki geniş deri adasının mükemmel
şekilde izole edilebileceği ispatlanmıştır. Pedikülü derin inferior epigastrik
arterden orijin alır, kas geçilerek pedikülü serbest olarak disseke edilir.
Kas ayrılır ve farklı motor dallarının fonksyonları intakt kalır. Flebe
herhangi bir kası dahil etmeye gerek yoktur. Perforatörle birlikte flebin
duyusal dalları disseke edilir, alıcı alandaki sensoryal dallar ile anastomoz
edilir ve sensoryal bir flep elde edilir.
FLEP DİSSEKSİYONU
Klasik TRAM flebin deri flebi dış çizgiden işaretlenir. Preoperatif doplerle
perforatörler ve izlediği rota işaretlenir. Disseksiyona lateralden başlanır,
oblik kas fasyası üzerindeki plandan cilt ve subkutis eleve edilir. Alt
sınırda dikkatli bir şekilde superfisiyal epigastrik arter ve ven izole
edilir, kurtarıcı manevralara kısa mesafede izin verir. Rektus kasının kenarında
işaretlenen perforatörleri identifiye edebilmek için disseksiyon dikkatli
yapılmalıdır. Tercih edilen perforatörler fasya üzerinde identifiye edilerek
her iki taraftan longitidunal şekilde fasya insize edilir, küçük gapten
perforatörler çıkarılır. Geniş perforatörlerin alınması tercih edilir. Perforatörler
medialde bulunur ve tendinöz intersectionda ortaya çıkarılır. Eğer birden
fazla perforatör farklı gaplerdeyse fasya insizyonları birleştirilir, fasya
eksizyonu yapılmaz. Kombine perforatörleri kası kesmeden çıkarmak ancak
aynı sıra üzerinde kastan çıkıyorsa mümkündür. Eğer tek tarafta uygun perforatör
identifiye edilemezse karşı tarafta prosedür tekrar edilir.
Flebe 10. ve 11. İnterkostal sinirin saf duyusal dalları dahil edilebilir.
Ana kök kas üzerinde motor dallar ile birleşir, burada sinir serbest olarak
izole edilebilir. Ayrıca epinöral disseksiyon duyusal sinir uzunluğunu 9
cm’ye çıkarabilir.
İzole edilen perforatörler kasa sagital olarak yapışır, farklı muskuler
taraftaki dallar dikkatlice klemplenmelidir. Farklı segmental motor sinir
dalları dikkatlice izole edilmeli veya perforatör pedikül altında bırakılmalıdır.
Bazen bir veya daha fazla motor dal iki perforatör arasından geçebilir,
bu durumda karar verilmelidir, ya tek perforatöre güvenilir ya da motor
dallar kesilir tekrar sütüre edilir. Kasın derin yüzeyinde inferior epigastrik
arterin dissekisyonunu uzatmak gerekebilir. Bununla birlikte, fazla gerilimin
pedikül üzerinde kesilmeye veya intimal yaralanmalara neden olmamasına dikkat
edilmelidir. Yetersiz uzunlukta genellikle rektus kasının lateral kenarı
seviyesinde pedikül ayrılarak uzatılabilir. Diğer prosedürler TRAM flebindeki
gibidir.
ENDİKASYONLARI
• Meme rekonstrüksiyonu
• Gövde
• Kol
• Bacak yumuşak doku defektleri
• Kraniofasiyal kontur deformiteleri
AVANTAJLARI
• Serbest TRAM avantajlarını taşır
• Donör saha morbiditesi daha iyidir
• Rektus abdominis kasının tamamı bırakılır
• Herniler görülmez
• Perforatörlerin disseksiyonu ek pedikül uzunluğu, flep mobilitesinde artış
ve flep pozisyonunda özgürlük sağlar
• Duyusal dallar alıcı alandaki duyusal dallara anastomoz edilebilir, dolayısıyla
otolog meme rekonstrüksiyonunda duyusal onarımı mümkün kılar.
DEZAVANTAJLARI
• Klasik TRAM’a kıyasla perforatör identifikasyonu ve disseksiyonu
daha uzun zaman alır.
• Pedikülün uzun ve geniş olması pedikülün pozisyonu ve rotasyon esnasında
king yapmaması için daha dikkatli olunmalıdır
• Rektus kası etrafındaki vasküler anatomi karışıktır
ANTEROLATERAL UYLUK FLEBİ (ALTPF)
Lateral sirkumfleks femoral arter (LCFA) derin femoral arterin
dalı olup uyluğun büyük bir bölümünün kan desteğini sağlar. 3 ana dalı vardır.
İnen dal, çıkan dal ve transvers dal, bunlar üst-dış, ön ve anterolateral
bölgenin kanlanması septokutan ve muskulokutan dallar aracılığıyla sağlarlar.
LCFAnın inen dalı anterolateral bölgeyi kanlandırır. LCFA perforatör flebi
veya daha sık bilinen ismiyle ALTPF (anterolateral uyluk perforatör flebi)
yumuşak doku flebi olarak bilinir. Bu flep LCFAnın inen dalının septokutan
perforatör dallar üzerinden planlanır. Genellikle kas, yumuşak doku, fasya
gibi dokuların veya bunların çeşitli kompozisyonlarının rekonstruksiyonunda
kullanılabilir. Anatomik çalışmalar sonucunda flebin perforatör dallarının
varyasyonlar gösterdiği belirtilmiştir, septokutan ve muskulokutan perforatör
damarların yüzdesi 41 ve 59 olarak bulunmuştur. ALTPFnin basit ve güvenilir
anatomisi, elevasyon kolaylığı, kan dolaşımını bozmadan inceltilebilmesi,
uzun ve geniş pedikül elde edilebilmesi, aynı anda iki ekibin çalışabilmesi,
çeşitli kompozisyonda doku elde edilebilmesi, donör saha morbidite azlığı
gibi nedenlerle kullanımı yaygınlaşmıştır.
Bu flebin dezavantajları, fasyal rekonstruksiyonda renk farklılığı oluşturması,
daha geniş doku kaldırıldığında donör alan rekonstrüksiyonu için STDG gereksinimidir.
ANATOMİSİ
LCFA derin femoral arterden çıkar ve rektus femoris ve sartorius
kaslarının altında lateralden seyreder. Bu noktada arter 3 ana dalını verir:
çıkan, inen ve transvers dal. LCFA’dan ayrıldıktan sonra inen dal vastus
lateralisin medialinden kaudale doğru uzanır, çok nadir de olsa vastus intermediusun
üzerinde seyreder. Yaklaşık %30 oranında bu arter superior anterior iliak
spine ile patellanın dış tarafını birleştiren çizginin ortaları hizasında
2’ye ayırılır: medial ve lateral. Medial dal, rektus femorisin altından
medialde seyrederken, anteromedial uyluk bölgesinin kanlanmasını sağlayan
dallar verir. Lateral dal ise rektus femorisle vastus lateralis arasındaki
septum arasında gider ve vastus lateralisin içinden geçen muskulokutan perforatör
dal ve septokutan dallarını verir.
İNNERVASYONU
Anterolateral uyluk bölgesinin innervasyonu L2-L3 den çıkan kutanöz
sinirlerden sağlanır (lateral kutanöz femoral sinir). Bu sinirler inguinal
ligamentin altından geçer ve fasya latayı delip geçerek anterior ve posterior
dallarını vermeden önce yaklaşık 10 cm fasya latanın altında seyreder.
CERRAHİ TEKNİK
LCFA perforatör flebi güvenli bir şekilde yukarıda superior iliak
krestten aşağıda femurun lateral epikondiline kadar uzatılabilir.
Hasta supin pozisyonda yatırılır. SAIS’tan (superior anterior iliak spine)
patella yan tarafına vertikal olarak çizilir, bu çizgi rektus femorisle
vastus lateralis arasındaki septuma denk gelir. Bu çizginin orta noktasından
3 cm yarıçaplı daire çizilir. Bu alanda birçok kutanöz damara ulaşılabilir.
Daha büyük damarlar genellikle bu dairenin dış alt kadranında bulunabilir.
Doplerle damarlar identifiye edilir. Flep boyutları defekte göre ayarlanır.
Tek bir dominant perforatör üzerinde 35x25 cmlik deri adası kaldırılabilir.
Daha büyük doku kaldırılacaksa başka bir perforatör eklenmesi önerilir.
Disseksiyon subfasyal veya suprafasyal yapılabilir. İnce flep gerekiyorsa
disseksiyon suprafasyal yapılmalıdır, ama subfasyal disseksiyon daha kolaydır
ve damarların identifikasyonunda kolaylık sağlar.
SUPRAFASYAL DİSSEKSİYON
İnsizyon planlanan flebin medialinden başlayarak fasyaya kadar
devam edilir. Disseksiyona fasyanın üzerinden laterale doğru daha önce doplerle
işaretlenmiş perforatörlerin bulunduğu yere kadar devam edilir. Mümkün olursa
kutanöz sinirler korunur ve fasyanın üzerinde donör alanda bırakılır. Deri
adasını besleyen uygun damar bulunduğunda lateralden aynı şekilde plana
sadık kalınarak perforatöre doğru disseksiyona başlanır ve bulunan damar
görülünceye kadar devam edilir. Uygun damar uzunluğu ve boyutu sağlanması
için fasya genellikle perforatörün kaudalinden insize edilir ve damar takip
edilir. Perforatörü korumak için etrafında fasya cuff’ı bırakılabilir. Disseksiyona
kaynak artere ulaşana kadar devam edilir. Spazm olmaması için damara nazik
davranmak gerekir. Spazm olursa lokal xilokainle bu sorun aşılabilir.
SUBFASYAL DİSSEKSİYON
Benzer şekilde medialden insizyon yapılır ve vastus femoris kası
ekspoze edilir, kas epimisyumu kasta bırakılır. Vastus lateralisle rektus
femoris kasları arasındaki septum görülene kadar laterale doğru disseksiyona
devam edilir. Septumu ekspoze etmek için rektus femoris retrakte edilir.
LCFA’nın inen dalı vastus lateralisin medialinde seyreder.
Eğer septokutan perforatör dominant ise bu damar retrograd olarak çevre
dokudan ayırmak için disseke edilir. Perforatör damar uygun uzunluk ve çap
elde edilene kadar LCFAdan orijin aldığı yere kadar disseke edilir.
MYOKUTANÖZ FLEPLER
İntraoral rekonstrüksiyon için myokutanöz flepler çoğu zaman çok
dolgunluk oluşturur, daha çok derin ve geniş defektleri olan zayıf hastalarda
kullanılması uygundur. Kemik rezeksiyonunu takiben rekonstruksiyon plağının
üzerini kapatmak için kas komponenti kullanılanlarda iyi sonuçlar alınır.
Ağzın anterior veya lateral duvarıyla sınırlı defektlerde bu tip flepler
primer endikasyon değildir. Subtotal veya total dil rekonstruksiyonunda
flebin dolgunluğu dilin konturunu oluşturmak için idealdir, çoğu durumda
da tatminkar fonksiyonel sonuçlar elde edilir.
SEPTOKUTANÖZ FLEPLER
Perforatör damar fasyokutan damarsa flebe kas dahil edilmeden kaldırılabilir.
Flebin kalınlığı donör alandaki yağ dokusunun miktarına bağlı olarak değişkenlik
gösterir. Zayıf hastalarda bu flebin elevasyonu hızlıdır ve geniş endikasyon
yelpazesine sahiptir, radyal veya lateral önkol flebine benzer. Oral kavitenin
tamamının defektinin rekonstruksiyonunda tek perforatörden beslenen iki
deri adası planlanır ve aralarında deepitelize alan oluşturulur. Bu tarz
flebe sekonder perforatör eklenmesi flep yerleştirilmesi için özgürlük tanır.
İNCELTİLMİŞ FLEPLER
Flep elevasyonunda yeterli deneyim sağlandıktan sonra primer inceltme
prosedürleri terk edildi. Deri adasına perforatör çevresinde 1.5 cm bırakılarak
ve subdermal vasküler pleksus korunarak defatting işlemi uygulanır. 30-90
dk süren bu ek prosedürle flep kalınlığı 4-5 mm’ kadar inceltilebilir .
Böylece anterolateral uyluk flebi önkol fleblerine güvenilir bir alternatif
oluşturur.
DERMİS-YAĞ FLEBİ
Literatüre bakıldığında bu fleplerin 3 hastada yanak augmentasyonunda
kullanılmış olduğu görülmektedir. Deri adaları tamamen deepitelize edilerek
geri kalan ince dermis tabakası derialtı dokuya tespit edilmiştir. Yağ dokusu
daha derin yerlerde büyük lobüller oluşturur, dermisin altında ise daha
küçük ve sıkıdır. Yağ dokusu transplantasyon sonrası stabil pozisyonda kalır,
ama her 3 vakada da sekonder kontur düzeltilmesi gerekir. Yağ dokusu miktarı
palpasyon ve USG ile saptanabilir.
MYOFASİYAL FLEPLER
Bu flepler çok az sayıdadır ve ilk olarak ağız içinde herhangi
bir yerdeki defektin onarımında ve dil onarımında kullanılmıştır. Bu vakalarda
motor aktivitenin geri kazanılması ve kas kitlesinin korunması için femoral
sinirin motor dalı hipoglossal sinire anastomoze edilmiştir. Buna rağmen
6 flebin 4’ündeki minimal kontraksiyon dil rekonstruksiyonunda fonksiyonel
kayba neden olmadığı görülmüştür. Fibrozis, atrofi ve büzülme diğer tüm
fleplerde özellikle ağız tabanında fonksyonel bozulmaya neden olmuştur.
Bu bulgularla myofasyal flepler oral kontur oluşturmak için bir daha dikkate
alınmamıştır. İntraoral rekonstruksiyon dışında bu flepler kafatası, skalp
alın ve orbita defektlerinin onarımında yardımcı olur. Vasküler pedikül
20 cm kadar uzatılabilir, çünkü flepler perforatör kutanöz fleplerden bağımsız
olarak eleve edilir. Bunun sonucunda, vastus lateralis flebi defekt civarında
anastomoz yapılacak damar bulunamayan hastalar için ilk seçenek haline geldi.
SUPERİOR GLUTEAL ARTER PERFORATÖR FLEBİ (SGAPF)
Geleneksel gluteus maksimus myokutanöz flebi soyundan gelir. Orijini
gluteus maksimus superior veya inferior arter tabanlı olabilir, major dezavantajlarından
dolayı çok popüler değildir. Gluteus maksimus kasının parsiyel rezeksiyonu
sonucu kas fonksiyonlarında azalma meydana gelebilir, uyluk abduksiyon ve
ekstansiyonu kısıtlanabilir. Ayrıca vasküler pedikül kısadır, disseksiyonu
zordur ve hemen yanındaki siyatik sinirin zedelenmesine neden olabilir.
Tek pedikül üzerinde 29x13 cm genişliğinde deri flebi kaldırmak mümkündür.
Pedikül uzunluğu 6-10.5 cm civarındadır. Flep boyutları vaskülaritesinden
çok donör alanın primer kapatılması ölçüleri ile sınırlıdır.
FLEP DİSSEKSİYONU:
Superior gluteal arterin anatomisi göreceli olarak sabittir ve
az sayıda perforatör vardır, fasyayı göreceli olarak dik çaprazlarlar. Preop
doplerle kolayca tespit edilebilirler. Preop pozisyonda superior gluteal
arterin (SGA) suprapiriform foramenden çıktığı yer büyük trokanterin apeksini
posterior iliak spine birleştiren çizginin 1/3 proksimalinde deri üzerinde
işaretlenir. Piriform kasın lokalizasyonu posterior superior iliak spin
ve koksiksle birlikte femurun büyük trokanterinin üst kenarını birleştiren
çizgilerin arasındadır. Ana perforatörler piriform kas üzerindeki alanda
doppler ile lokalize edilebilir. İlk hatta paralel ve SGA çıkış noktasının
laterodistalindedir. Fuziform deri adası perforatörler üzerinde ve bikini
çizgisine paralel çizilir. Meme rekonstrüksiyonu vakasında hasta lateral
dekubit pozisyonda, etkilenmiş kol serbest ve vücudun üst kısmı 60 derece
döndürülmüş olarak iki ekibin donör saha ve alıcı sahaya yaklaşabileceği
pozisyonda olmalıdır.
Flep elevasyonuna lateralden başlanır, gluteus mediusun en lateralinden
yapılır ve gluteus maksimus alınmamalıdır, gluteus medius kas liflerinin
vertikal seyri fark edilebilir. Gluteus maksimusun üst sınırında kas fasyasının
altına uzatılır. Perimisyuma paralel uzanan kas lifleri ve fasya üzerindeki
bağlantılar kesilir. Uygun perforatör identifiye edilir (en lateraldeki
perforatör en uzun pediküllü). SGA’nın submusküler tarafından çıkan dallardan
orijin alan perforatör kas lifleri longitidunal olarak kesilerek açığa çıkartılır.
Farklı taraftaki dallar dikkatlice bağlanır. Disseksiyona 2-3 cm devam edilebilir,
bu noktada pek çok taraf dallarının disseksiyonu oldukça güçtür. Flebin
üst tarafında kas fasyası üzerinde nn cluni superiores identifiye edilebilir
ve flebe uygun çapta dahil edilebilir.
ENDİKASYONLARI
• Meme rekonstrüksiyonu
• Nonplejik hastalarda sakral bası yarası
• Meningomyelosel onarımı
AVANTAJLARI
• Kas fonksyonlarının intakt olması
• Kasın olmaması flep şekillendirilmesinde kolaylık sağlar
• Perforatörün serbestlenmesiyle pedikül uzunluğundaki artış internal iliak
arterden orijin alan SGA pedikülü serbestleme ihtiyacını azaltır.
• Estetik açıdan kabul edilebilir skar bırakır
• Pedikülün uzunluğu kolayca, gerilim olmakasızın doku transpozisyonuna
izin verir
DEZAVANTAJLARI
• Karşı tarafa sekonder düzeltme gerekebilir.
• Disseksiyonu zordur.
TORAKODORSAL ARTER PERFORATÖR FLEBİ (TAPF)
TAPF klasik latissimus dorsi muskulokutanöz flebinin geliştirilmiş
şeklidir. Kasın üzerindeki deri adası tek kas perforatörü tabanlı eleve
edilebilir. Kas fonksiyonu intakttır. Pedikül, geleneksel torakodorsal pedikülü
takip eden subskapular arter ve venden çıkar. Flep bilinen diğer skapular
sistem tabanlı flepler ile kombine edilebilir (içinde latissimus dorsi kas
flebi, serratus anterior osteo-muskulo-kutanöz flep veya skapular/paraskapular
flep), chimaera flep denir. Baş boyun bölgesinin rekonstrüksiyonda free
flep veya pediküllü flep olarak kullanılabilir. İnterkostal sinirlerin lateral
kutanöz dallarının anterior dallarını içerebilir, flebe sensasyon kazandırılabilir.
DİSSEKSİYONU
Hasta lateral dekubit pozisyonunda kol 90 derece abduksiyonda olacak
şekilde operasyona alınır. Lateral toraksta latissimus dorsi kasının torakodorsal
hilusu ön sınırı üzerinde flep dizayn edilir. Burada torakodorsal pedikülün
kutanöz dalları bulunur. Preop doppler ile anterior sınırda identifikasyonu
yapılır. Flebin ön sınırında insizyon yapılır, aksillaya uzatılır.
İnsizyonun alt yarısından kasın fasyası üzerinden yukarıya ve arkaya doğru
disseksiyon yapılır. Sensasyon için interkostal sinirlerin lateral kutanöz
dallarının posterior dalları flebe dahil edilebilir. Bu dallar sıklıkla
deriye girmeden önce perforatörler ile birlikte seyreder. Eğer kutanöz dallar
torakodorsal hilusta yanlışlıkla kesilirse intramuskuler disseksiyonu gereksiz
kılar, ancak pedikül uzunluğu sınırlı kalır.
Perforatörler identifiye edilerek flep ada haline getirilir ve kasın ön
sınırında ön yüzeyde torakodorsal damarlar takip edilir. Torakodorsal arterden
çıkan perforatörler inspeksiyonla görülebilir veya kas kaldırılarak ön yüzeyde
bu damarlar takip edilir. İnterkostal damarlardan çıkan dallar daha distalde
ve dorsaldedir. Perforatörlerin disseksiyonu kas içinde devam ettirilir.
Pedikülde en küçük bir gerilim olmamasına dikkat edilir. Kas longitidunal
olarak split edildikten sonra perforatör kasın içinden geçirilir. Kasın
farklı bölgelerine giden dalları ligate edilir. Kasa giden motor dallara
dikkat edilmelidir. İnterkostal boşlukta lateral kutanöz dalların ön yüzünden
çıkan duyusal sinir dallarına zarar verilmemeye özen gösterilir. Bu sinir
dalları göğüs ön duvarı ve memenin duyusunu sağlar. İntramuskuler disseksiyon
tamamlandıktan sonra pedikül izole edilerek ayrılır. Torakodorsal pedikül
disseke edilirken torakodorsal sinire zarar verilmemelidir.
ENDİKASYONLARI:
• Baş boyun bölgesi
• Omuz bölgesi
• Üst ekstremite
• Göğüs ön duvarı
• Parsiyel meme defektleri rekonstruksiyonu
AVANTAJLARI
• Torakodorsal pedikülün vasküler anatomisi iyi bilinmektedir.
• Pedikül göreceli olarak sabittir ve mikrocerrahi transfer için çapı uygundur.
• Perforatörün disseksiyonu ile eklenmiş pedikülün uzunluğu 12 cm’nin üzerine
çıkar.
• Transfer için seçim perforatörün lokalizasyonuna bağlıdır.
• Myokutanöz flepten daha az dolgun doku oluşturur.
• Kas fonksiyonları korunur.
• Latissimus dorsi veya serratus anterior kasının küçük parçası flebe dahil
edilebilir.
• 1-2 interkostal sinir korunarak sensasyon sağlanabilir.
• Donör alan defekti 12x25 cm kadar primer kapatılabilir
DEZAVANTAJLARI
• Perforatörlerin anatomisi göreceli olarak varyasyonludur, sıklıkla
torakodorsal arterin inen dalından orijin alır. 1-5 perforatör mevcuttur,
çapları kranialden kaudale doğru giderek azalır
• Çapları küçük olduğu için mikroanastomoz aşamasında dikkatli davranılmalıdır
SURAL ARTER PERFORATÖR FLEBİ (SAPF)
Gastroknemius kas-deri flebinin geliştirilmiş şeklidir. Medial
veya lateral sural arterlerin perforatörleri tabanlıdır. Flep genellikle
incedir ve uzun pediküle sahiptir. Rotasyon arkı gastroknemius kas-deri
flebinden daha fazladır. Tibia proksimali ve diz anteriorundaki defektler
için iyi bir seçenektir. Donör alanı sıklıkla primer kapatılabilir. Serbest
transferde de kullanılabilir.
POSTERİOR TİBİAL ARTER PERFORATÖR FLEBİ (PTP)
Posterior tibial arter ve venin tek perforatörü tabanlı fleptir.
Flep geniş (15x5) eleve edilebilir ve distal 1/3 tibia anterior defektlerine
ilerletilebilir. Donör alan deri grefti ile kapatılır. Alt ekstremitenin
distal 1/3ünün defektleri için serbest flep olarak kullanılması güvenlir
bir seçenektir.
LATERAL THIGH PERFORATÖR FLEP (LTP)
Tensor fasya lata muskulokutanöz perforatör damarlar tabanlı eleve
edilir. Ana damarlar lateral femoral sirkumfleks arter ve vendir. Bu flep
trokanterik bası yaralarını kapatmak için rotasyon flebi olarak ve meme
rekonstruksiyonunda serbest flep olarak kullanılabilir. Avantajı, tensor
fasya lata kasını sakrifiye etmemesi ve donör alanda kontur deformitesine
neden olmamasıdır.