Sanatta Estetik
Sanatta estetik kimi olayların eleştirel çözümlemesi yanında,
sanatsal tasarımın genel yasalarını temellendirmek, sanatsal kavramları
ve kategorileriyle tanımlamak amacı ile, somuttan soyuta devam eden bir
sanatsal serüvenin kuramsal yorumunu kendi alanı içine alır. Sanatta
estetik üzerinde herkesin oybirliğine vardığı bir tanım hiçbir zaman
olmamıştır. Toplum yaşamında, sanatın giderek artan önemi ve rolü, gerçeğin
estetik özümsenme alanının alabildiğine genişleyip yayılması, estetik alanındaki
eğitim gereksinimleri ve dolayısıyla, bütün bu sorunlara dair kuramsal çalışmalar
göz önünde tutulunca, estetik biliminin konusunun önemi ortaya çıkar.
Estetik kelimesini bugünkü anlamda ilk defa kullanan kişi, Alman Filozofu
Alexandre Baumgarten ‘dir. Baumgarten, yazmış olduğu kitaba “Aesthetica”
ismini vermiştir. Estetik bilimi ilk kez eski Yunanistan’da ortaya çıkmışsa
da belli başlı bir bilim dalı olarak devam sürmemiştir. Sokrates, yazılarında
sanatın idealist ve spiritüalist (ruhsal) bir doktrin olduğunu yazmıştır.
Platon da bazı eserlerinde bu meseleyi tekrarlamış ve bir filozofun, bir
hükümet adamının düşüncelerinde ve milletin terbiyesinde güzel’ in alacağı
yeri göstermeye çalışmıştır. Aristo da güzellik nazariyelerini tahlil ederek
sanatın esasını tabiatı taklitte bulmuştur. Fakat tabiattan maksadı tabiatın
özündeki ideal güzelliktir.
Sanat etkinliğinin, çeşitli yollarla dışa vurumlarını çözümlemede ve değerlendirmede,
bilimsel öğreti ölçütlerinin oluşturulmasına estetik, önemli oranda katkıda
bulunur. Buna göre estetiğin konusu üzerine iki farklı görüşü ileri sürenler
vardır. Birinci görüşe göre; Estetiğin bir tek konusu vardır o da, sanatın
evrim yasaları ve sanatsal yaratımın özüdür. İkinci görüşe göre; Estetik
ile genel sanat kuramı birbirinden büsbütün ayrı iki bilimdir. Genel sanat
kuramı, sanattaki evrim yasalarını ve sanatsal yaratının özünü inceler;
buna karşılık Estetik de, sanatta ve gerçeklikte güzel ‘in bilimidir.
Dünyanın estetik özümsemesinin, sanatın sınırlarını aşacağını, sanatta yaratıyı
kapsamına aldığı gibi, gerçeklik karşısında insanın koyduğu estetik tavrın
daha başka yönlerini içereceğini kabul eden görüşler de vardır. Her durumda
sanat, tarih boyunca estetiğin başta gelen konusu olmuştur. Bilimsel öğretide
estetiğin temel ilkelerinin her şeyden önce, sanatta pratiğin genelleştirilmesine
dayanmasının nedeni de budur. Estetiğin asli görevi, modern sanatta kuramsal
yoruma girişmek, ama bunun yanı sıra da modern sanatın üzerinde belli bir
etkide bulunmaktadır.
Toplumsal gelişim ile birlikte, Estetik konusunda da gelişim kendini göstermektedir.
Estetik konusunun tarih içinde değişikliğe uğraması, bilimsel ve felsefi
evrimleşmede genel bir yasadır. Örnek; Tarım kültüründen endüstri kültürüne
geçiş ile, bir “endüstri estetiği”nden de söz edilir olmuştur. Ya da çevre
kirliliği ile gündeme gelen, çevre kirliliğini önleme çalışmaları, yönetim
bağlamında organizasyonlar, estetik çevre bilincini de beraberinde getirmiştir.
Bir sanatçıya, soyut bir çalışmanın kesin tasarım-uygulayım kurallarını
emretmek, kabul edilebilecek bir durum değildir. Estetikten kaynağını alan
eleştiri sanatta tasarım-uygulayımın kuramlarını yorumlar, ama kural emretmez.
Çünkü bir tablonun hangi estetik kurama göre eleştirisini yapabilir, ancak
o tablonun hangi koşullarda, nasıl tasarlanıp-uygulandığını söyleyemez.
Sanatta özgürlük ve özgünlük olduğu zaman, sanata özgürlük ve özgünlük anlamı
yüklenebilir. Zamanın akışı içerisinde, yaşamın hızlı gelişim ve değişim
sürecinde sanatçı bu olguyu hem hızla algılar hem de kendisini bunların
en önünde yer alma konumunda olduğunu hissederek, daha gelecekçi çıkışlar
içinde yer alır. Zamanı, güncelliğin akışını izleyen sanatçı, yaşanan süreci
en etkin paylaşabilen bir konumun gereğini, ilk yerine getirenlerden olmayı
diler. Sanatta yaratı yöntemi, Estetik; sanatın kuramsal yorumu olduğu biçimde
bir ifade yanlış olmaz. Sanatsal kültürün kavranmasıyla ve onun oluşumu
üzerindeki etkisiyle birlikte insanların yaşamında estetik etkinliğin önemi
de artmaktadır.