Serbest Flep Takibi
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Mikrocerrahi uygulamaların yeni başladığı yıllarda, başarı
oranı % 93.3 tü (1). Daha sonra tekniklerin gelişmesiyle bu yüzde giderek
yükselmiştir. Çeşitli yayınlarda verilen oranlar % 91 ile 99 arasında değişmektedir.
Yapılan ameliyat sonrasında komplikasyona bağlı ikinci ameliyat oranı ise
% 6 ile 25 arasındadır. Ekipte bulunan cerrahların tecrübeleri, başarı oranını
doğrudan etkilemektedir. Ancak diğer bir faktör ise zaman içinde daha güvenilir,
komplikasyon olasılığı daha az olan fleplerin kullanıma girmesidir. Bunlar
arasında radyal önkol flebi ve latissimus dorsi sayılabilir.
Başarı ayrıca, alıcı damarların çapına ve elverişli olmasına da bağlıdır.
Özellikle baş boyun bölgesindeki defektlerde, başarı oranı yüksek olmakta,
alt ekstremitede nispeten daha az olmaktadır. Flep damarlarının diseksiyonu
dışında ayrıca anastomoz hattında damar içi kan akımının yeterli basınçta
ve sürekli olması da önemlidir. Yeni damar tomurcuklarının gelişmesi ve
neovaskülarizasyon süresi kesin olarak tanımlanamakla birlikte, kritik süre
8 gün olarak bildirilmiştir (2).
Serbest flepte kanlanma bozukluğu, primer veya sekonder tromboz sonucu olabilir.
Bu olay ameliyat sırasında veya sonrasında periferal neovaskülarizasyona
kadar olan süre içinde herhangi bir devrede olabilir. Anastomoz sırasında
olabilecek teknik hatalar anastomoz hattında tromboz oluşma ihtimalini arttırır.
Anatomoz hattında endotel dokusunun primer tromboz potansiyeli, en sık sebebi
oluşturur. Arterial tromboz, venöz tromboza göre daha fazla sıklıkla rapor
edilmiştir. Ancak bunun dışında dıştan oluşabilecek bir hematomun baskısı,
damarın açı yaparak katlanması ve lümeninin daralması da diğer sebepler
arasında sayılabilir. Ayrıca, arterde oluşacak tıkanma, geriye doğru yansıyarak
venöz tıkanmaya da neden olabilir. Bu ise sekonder trombozları oluşturur.
Flebin yakından ve kısa aralıklarla takip edildiği olgularda, sekonder tromboz
oluşmadan girişim uygulanırsa, sekonder tromboz önlenebilir. Damar tıkanıklığının
farkedilmesi ve anastomoz hattının revizyonuna kadar geçen kritik iskemi
süresinin domuzlarda hazırlanan deri fleplerinde 7 saat olduğu bildirilmiştir
(3). Dolaşım 8-12 saat süreyle tekrar sağlanamazsa, flebin kurtarılması
imkansız hale gelir. Buna “noreflow” fenomeni adı verilmiştir (4). Sekonder
tromboz oluştuktan sonra dahi, yapılan anastomoz revizyonlarında, “no-reflow”
fenomeni oluşmadıysa flep kurtarılabilmektedir. Bu nedenle serbest fleplerin,
ameliyat sonrası devrede sürekli izlenmesini sağlayan ve kanlanma bozukluğunu
kısa sürede haber verebilen sistemler kullanılmalıdır.
Mikrocerrahi yöntemlerin kullanıma girdiği ilk yıllarda, flep beslenmesinin
takibi, flebin rengi, kapiller dolum ve dermal kanama gibi birtakım klinik
gözleme dayalı metodlarla yapılırdı. Flebin üzerine parmakla basılınca oluşan
beyazlığın, parmak çekildikten sonra kaybolma süresinin uzaması, kapiller
tekrar dolumun yavaşladığını ve arterial yetmezlik olduğunu gösterir. Flep
renginin soluk veya beyaz olması ya da mor olması durumu kanlanma durumunda
bir sorun olduğunu gösteren belirtilerdir. Ancak bu ve benzeri takiplerin
sürekklilik ifade etmemesi, cerrahın bu yöntemleri çok kısa aralıklarla
uygulama imkanı veya zamanının olmaması, ve değerlendirmeler arasında farklar
ortaya çıkması bu metodları tartışılır ve güvenilmez hale sokmuştur. Hatta
bazı flepler örneğin inguinal flep veya latissimus dorsi serbest flebi,
ameliyat sonrası ilk günlerde tipik olarak soluk renk almaktadır. Bu nedenle
değerlendirmeler daha da güçleşmektedir. Daha sonra uygulamaların çeşitlilik
kazanması, bazı fleplerin üzerine deri grefti konması, ya da bazı fleplerin
vücud içinde gömülü olarak kullanılması, serbest fleplerin ameliyat sonrası
takibi için daha güvenilir yöntemlerin aranmasına yol açtı. Vaskülarize
kemik fleplerinin, aynı pediküle bağlı bir monitör deri flebi ile takibi
yöntem olarak kullanıldı. Bunlara “buoy” flebi adı verildi (5).
Ancak bazı durumlarda “buoy” flebinin dolaşımı iyi olduğu halde daha riskli
durumda olan kemiğe giden dalın torsiyonu veya hematom ile basısı sonucunda
yalancı pozitif durumlar ortaya çıktı. Bunun üzerine anastomoz hattına ince
bir silikon tüple kamera yerleştirildi. Katsaros ve arkadaşları ise, yaptıkları
serbest jejenum transferini monitörize etmek için , ufak bir jejenum segmentini
deri dışına aldılar (6).
Daha sonra birçok değişik yöntem kullanıldı ancak en uygun metod konusunda
kesin bir konsensus sağlanamadı. Güvenilir sonuç verenler arasında, elektromanyetik
flovmetre, flebe gelen kan akımını kesin olarak ölçebilmekte ancak metodun
klinik olarak rutin uygulamaya sokulmasında büyük zorluklarla karşılaşılmıştır
(7). Arteriografi, teknisyum 99 radyoizotop kemik skeni, manyetik rezonans,
kripton 85, sodyum 22, ksenon 133 radyoizotop klerensi gibi metodlar süreklilik
özelliğine sahip olmaması, aralıklı olarak uygulanabilmesi nedeniyle kullanışlı
değildir. Bunlar arasında özellikle vaskülarize kemik aktarımlarında ameliyat
sonrası 5-7 günler arasında yapılan teknisyum 99 kemik skeni, güvenilir
ve faydalı sonuçlar vermektedir. Serbest flebin takibinde ideal yöntem,
sürekli bir takip sağlamalıdır. Ayrıca kullanılacak metodun sonuçlarının
bir hemşire veya tecrübesi az olan kişilerce kolaylıkla değerlendirilebilmesi
de önemlidir. Son olarak ta ideal yöntem, hem gözle görülebilen hem de vücut
içine gömülen, dıştan görülemeyen fleplerin de takibine olanak sağlamalıdır.
İNTRAVENÖZ FLORESEİN
Flep uygulaması sırasında intravenöz yolla verilen 10-15 mg/kg floreseinin
ultraviyole ışık altında floresans oluşturması, flep ameliyatı sırasında
uygulana gelen bir işlemdir (8). Bu dozlarda floreseinin deriden temizlenmesi
12-18 saat sürer. Bu şekilde sonraki takipleri bu süre içinde olanaksız
kılar. Bunun yerine florosken cihazı ile gözle görülemeyen floresansın ölçülmesi
düşük doz (1.5 mg/kg) floresein yapılması ile sağlanmıştır. Bu sayede aralıklarla
test tekrarlanabilmektedir (9, 10).
TRANSKÜTANÖZ OKSİJEN BASINCI
Doku içi oksijen basıncının ölçülmesi çok güvenilir bir parametre olarak
kullanılmıştır. İlk defa Achuer ve arkadaşları, doku içine oksijen basıncını
ölçen elektrod yerleştirdiler ve iki serbest flep uygulamasında kanlanma
bozukluğunun erken devrede farkedilmesini sağladılar (11). Oksijen basıncının
20-25 mm cıva basıncının üzerinde olması yeterli perfüzyonu gösterir. Doku
oksijen basıncının aniden 20 nin altına düşmesi ve hastaya % 100 oksijen
verilmesine rağmen (oksijen yanıt testi) düzelmemesi arterial tıkanıklık
olduğunu gösterir. İlk serilerde doku oksijen basıncı transkütanöz yolla
ölçülmüştü. Ancak son zamanlarda geliştirilen oksijen basınç elektrodları,
gömülü fleplerin de takibine imkan sağlamaktadır (12).
DOKU pH’sı
Doku pH’sının ölçülmesi yoluyla yapılan flep takibinin, özellikle deneysel
şartlarda daha güvenilir sonuçlar verdiği bildirilmiştir. Tavşanlarda yapılan
epigastrik fleplerde doku pH’sı ölçüçü, doku oksijen basıncının ölçülmesinden
daha doğru sonnuçlar vermiştir. Yine tavşanlarda hazırlanan kas fleplerinde
arterin tıkanması uygulamasında 1 saat içinde doku pH’sı 0.66 ünite gibi
hızlı bir düşüş gösterirken, venöz tıkanma, 3 saat sonra pH da 0.53 ünite
düşmeye neden olmuştur (13). Warner ve ark., minyatür cam pH elektrodu kullanarak
doku pH’sını takip ettiler (14). Sonuç olarak doku pH’sı, özellikle arterial
tıkanmaların çok daha kısa sürede farkedilmesini sağlamaktadır.
PULS OKSİMETRİ
Puls oksimetri, ışık yayan iki diyottan oluşmaktadır. Bu ışınlar görülebilir
kırmızı (660 nm) ve görülemeyen kırmızı (940 nm) dan oluşur. Bu iki diyottan
gelen ışınları bir fotodiyot alıcı ölçer. Fotopletismografik yöntemle çalışan
bu cihaz, pulsatil akımı tanımlar. Oksihemoglobin ve redükte hemoglobinin
bu ışınları farklı oranlarda emmesi, doku oksijenasyonunun ölçülmesini sağlar.
Arterial kanda oksijen satürasyonu % 94, venöz kanda ise % 70 tir. Puls
oksimetri, sürekli bir takip sağlar. Ayrıca bu cihaz, hastanın derisindeki
pigmentasyonlardan etkilenmez. Örneğin bir parmak replantasyonunda, replante
edilen parmağın tırnağı üzerinden ölçüm yapılabilir. Oksijen satürasyonu
% 95 üzerinde tutulduğunda parmak canlılığını koruyacaktır. Pulsatil akımın
kaybolması, arterial tıkanıklığı, oksijen satürasyonunun % 85 altına inmesi
ise venöz tıkanıklığı gösterir. Cihazın, oksijen satürasyonunun önceden
belirlenen değerin altına düşmesi halinde sesli alarm özelliği de mevcuttur.
Bu özellik, hemşirenin flep dolaşımı ile ilgili bir yorum yapması gereksinimini
de ortadan kaldırmaktadır.
FOTOPLETİSMOGRAFİ
İnfrared diyottan çıkan ışın, flebin 3 mm derinine kadar penetre olur. Daha
sonra ışın yansıyarak fotoelektrik hücreye ulaşır. Dei flebindeki kan hacımlarında
değişmeler, geri yansıyan ışın miktarını etkiler. Bu yöntem birçok serbest
flep uygulamasında denenmiştir. Ancak oluşan yansıma dalgalrının değerlendirilmesi
oldukça fazla güçlükler çıkarmıştır. Dalganın yüksekliğinin azalması, özellikle
ameliyat sırasında damar anastomozunda problem olduğunu göstermiştir. Fotopletismografi,
birçok deri ve kas flebi uygulamasında kullanılmış olup, sürekli bir takip
sağlamaktadır (6).
ISI TAKİBİ
Serbest inguinal fleplerde yüzey ısısının ölçülmesi ilk defa 1976 ‘da Baudet
tarafından yapıldı (15). Özellikle parmak replantasyonlarında kullanılan
bu yöntemde, diğer parmaklara göre 2.5 dereceden fazla fark olması durumunda
ya da ısının 30 derece altına düşmesi dolaşım bozukluğunu gösterir. Acland
ise yaptığı çalışmalar sonucunda, 30-32 derece arasını marjinal, 30 derecenin
altını flep yetmezliği olarak belirledi (3). Yapılan deneysel çalışmalarda,
arterial tıkanıklığın ortalama 3 derece düşmey sebep olduğu, venöz tıkanıklığın
ise 1-2 derecelik düşmelere neden olduğu belirlendi (16). Ancak özellikle
ağız içi onarımlarında kullanılan serbest fleplerde dolaşım bozukluğu durumunda
ısı düşmesi olmadığı saptandı (3). Bu nedenle ısı takibi özellikle baş-boyun
bölgesindeki ve ağız içindeki uygulamalarda sonuç vermemektedir. Ayrıca
kas fleplerinde pedikülün bağlanmasından sonra en az 45 dakika süreyle flep
ısısının değişmediği ortaya kondu (17). May ve ark., geliştirdikleri termokuple
probunu flebin anastomoz hatının yanına yerleştirdiler. İki probtan biri
anastomoz proksimaline, diğeri distaline kondu. Anastomoz hattı tıkandığında,
proksimalde ısı aynı iken distaldekinde ısı düşmesi olduğu belirlendi (18,
19). Distal ve proksimal problar arasında 0.3 derecedn fazla fark olması
anastomoz hattında problem olduğunu gösterdi. Bu yöntemin avantajı, özellikle
gömülü fleplerde sürekli monitörizasyon imkanı sağlamasıdır.
LAZER DOPLER
Helyum Neon lazerışınının uniform dalga boyu, flep yüzeyinden 1.5 mm derinliğe
penetre olabilir. Bu ışının bir kısmı, 1 mm3 doku içinde bulunan kapillerler
içindeki alyuvarlardan geri yansır. Verilen ışın ile geri yansıyan ışın
arasındaki frekans kayması kapiller kan akımı ile doğrudan orantılıdır.
Lazer dopler flovmetre ile iki parametre ölçülebilir: Akım değeri, frekans
farklarının ortalama hızı ile belirlenir. İkinci bir değerlendirme ise,
yansıyan ışının toplam yoğunluğu ölçülerek yapılır. Bu değer ise, 1 mm3
doku içinde bulunan kan miktarını verir. Domuzlarda yapılan latisimus dorsi
kas-deri fleplerinde hem arterial hem de venöz tıkanmalarda ölçümlerin hızla
çok düşük seviyelere indiği görülmüştür (20, 21). Direkt akım hacmi sadece
venöz tıkanmalarda yükselen bir değer verir. Klinik çalışmalarda, 0.40 ünitenin
altında akım değerleri flepte iskemi olduğunu, 0.50 ünitenin altında akım
değerleri ise özellikle replantasyon olgularında anatomoz tıkanıklığını
göstermiştir (22). Yöntemin olumsuz özellikleri de vardır. Öncelikle yöntem,
flebin kan dolaşımı hakkında mutlak sayısal bir değer vermez. İkinci olumsuzluk
ise, ölçümlerin 5 saniyede bir yapılması nedeniyle değerlendirmelerin tecrübesiz
biri tarafından yapılmasının güçlüğüdür. Daha enteresanı, tam kalınlıkta
deri greftlerinden yapılan ölçümlerde pozitif akım değerlerinin alınmasıdır
(23). Dahası, hangi değerin altında arterial veya venöz tıkanıklığın olduğuna
dair kesin bir ortak sonuca varılamamasıdır. Ayrıca reseptör kablosu hastanın
nefes alma verme hareketleri sırasında farklı ölçümler yapabilmektedir.
SONUÇ
Mikrocerrahide son 30 yılda inanılmaz gelişmeler yaşanmasına rağmen, flep
monitörizasyonunda en güvenilir yöntemin ne olduğu belirlenememiştir. Ayaktan
ele parmak aktarımlarında puls oksimetre, güvenilir bir yöntemdir. Ayrıca
serbest deri fleplerinde, kas-deri fleplerinde ve üzerine deri grefti uygulanan
kas fleplerinde klinik gözlemle birlikte 30 dakikada bir yapılan ölçüm güvenilirdir.
Cerrahların tecrübelerinin giderek artması, anastomoz hatasına bağlı kayıpları
giderek azaltmakta ve buna bağlı olarak en iyi monitörizasyon yönteminin
belirlenmesi de daha güçleşmektedir. Hatta bazı merkezlerde ameliyat sonrası
monitörizasyonun gerekli olup olmadığı tartışılır hale gelmiştir. Şurası
da gerçektir ki özellikle gözle görülmeyen bölgelere uygulanan fleplerin
takibi için monitörizasyon her zaman gerekecektir. Yapılan istatistik çalışmalar
da deri fleplerine göre gömülü fleplerde başarısızlık oranınının daha yüksek
olduğunu göstermiştir.
Kaynaklar
1. Shaw WW: Microvascular free flaps: The first decade. Clin Plast Surg
10:3, 1983.
2. Black MJM, Chait L, O’Brien BMC et.al.: How soon may the axial vessels
of a surviving free flap be safely ligated? A study in pigs. Br J Plast
Surg 31:295-299, 1978.
3. Kerrigan CL, Zelt RG, Daniel RK: Secondary critical ischemia time of
experimental skin flaps. Plast Reconstr Surg 74:522-526, 1984.
4. May JW, Chait LA, O’Brien BMC, Hurley JV: The no-reflow phenomenon in
experimental free flaps. Plast Reconstr Surg 61:256-267, 1978.
5. Yoshimura M, Shimamura K, Iwai Y et.al.: Free vascularized fibular transplant.
J Bone Joint Surg [Am] 65:1295-1301, 1983.
6. Katsaros J, Banis JC, Acland RD, Tan E: Monitoring free vascularized
jejenum grafts. Br. J. Plast Surg 38:220-222, 1985.
7. Banis JC, Schwartz KS, Acland RD: Electromagnetic flowmetry-an experimental
method for continuous blood flow measurement using a new island flap model.
Plast Reconstr Surg 66:534-544, 1980.
8. McGraw JB, Myers B, Shanklin KD: The value of fkuorescein in predicting
the viability of arterialized flaps. Plast Reconstr Surg 60:710-719, 1977.
9. Graham BH, Walton RL, Elings VB, Lewis FR: Surface quantification of
injected fluorescein as a predictor of flap viability. Plast Reconstr Surg
71:826-831, 1983.
10. Silverman DG, LaRossa DD, Barlow CH, et.al.: Quantification of tissue
fluorescein delivery and prediction of flap vaibility with the fiberoptic
dermofluorometer. Plast Reconstr Surg 66:545-553, 1980.
11. Achauer BM, Black KS, Litke DK: Transcutaneous PO2 in flaps: Anew method
of survival prediction. Plast Reconstr Surg 65:738-745, 1980.
12. Mailander P, Berger A: Monitoring microvascular anastomoses by spectral
analyzing multifrequency bi-directional CW ultrasound doppler flowmeter.
J Reconstr Microsurg 2:107-109, 1986.
13. Dunn RM, Moncoll J, Kaplan IB et.al.: Experimental and cilinical use
of pH monitoring in free tissue tranfers. Plast Surg Forum 13:50, 1990.
14. Warner KG, Durham-Smith G, Butler MD et.al.: Comparative response of
muscle and subcutaneous tissue pH during arterial and venousocclusion in
musculocutaneous flaps Ann Plast Surg 22:108-116, 1989.
15. Baudet J, LeMaire JM, Guimbertau JC: Ten free groin flaps. Plast Reconstr
57:577-595, 1976.
16. Leonard AG, Brennen MD, Colville J: The use of continuous temperature
monitoring in the postoperative management of microvascular cases. Br J
Plast Surg 35:337-342, 1982.
17. Kaufman T, Granick MS, Hurwitz DJ, Klain M: Is experimental muscle flap
temperature a reliableindicator of its viability? Ann Plast Surg 19:34-41,
1987.
18. May JW, Halls MJ: Thermocouple probe monitoring for free tissue transfer,
replantation and revascularization procedures. Clin Plast Surg 12:197-207,
1985.
19. May JW, Lukash FN, Gallico GG, Stirrat CR: Removable thermocouple probe
microvascular patency monitor: An experimental and clinical study. Plast
Reconstr Surg 72:366-379, 1983.
20. Fischer JC, Parker PM, Shaw WW: Laser doppler flowmeter measurements
of skin perfusion changes associated with arterial and venous compromise
in the cutaneous island flap. Microsurgery 6:238-243, 1985.
21. Svensson H, Svedman P, Holmberg J, Wieslander JB: Detecting changes
of arterial and venous blood flow in flaps. Ann Plast Surg 15:35-40, 1985.
22. Clinton MS, Sepka RS, Bristol D, et.al.: establishment of normal ranges
of doppler blood flow in autologous tissue transplants. Plast Reconstr Surg
87:299-308, 1991.
23. Marks NJ, Trachy RE, Cummings CW: Dynamic variations in blood flow as
measured by laser doppler velocimetry: A study in rat skin flaps. Plast
Reconstr Surg 73:804-810, 1984.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ
VARSA GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım