Estetik Plastik Cerrahi Tarihçesi
Estetik Plastik Cerrahi, çeşitli sebeplerle
oluşan doku eksikliklerinin ya da kas-iskelet sistemini ilgilendirebilen
vücut şekil bozukluklarının düzeltilmesi ile uğraşan özelleşmiş bir branştır.
Plastik Cerrahi’nin kökeni çok eski devirlere kadar gitmektedir. Çok eski
devirlerde yüzde oluşan deformitelerin düzeltilmesi özellikle burnu kesilen
insanlarda
yeniden
burun yapılması ile ilgili cerrahi girişimlere rastlanmaktadır. Ancak yüzyıllar
sonra 19. yüzyılda Plastik Cerrahi’nin temel prensipleri ve teknikleri yüz
dışında diğer bölgelerde de uygulanmaya başlamıştır.
El cerrahisi ise daha çok yirminci yüzyılda gelişmiştir. Oluşan doku defektinin
onarımında önceleri sadece şekil düzeltmek amaçlanırken daha sonra işlevin
de önemi kavranarak hem form hem de fonksiyonun düzeltilmesi temel prensip
haline gelmiştir. Winston Churchill: “ne kadar geriye bakarsanız, o kadar
ileriyi görürsünüz” demiştir. Bu nedenle öncelikle Plastik Cerrahi’nin tarihçesinin
incelenmesi ve iyi öğrenilmesi gerekir. Plastik Cerrahi dünyanın en eski
cerrahi branşlarından biridir.
Hindistan’da M.Ö. 5.-6. yüzyıllarda esirlerin veya mahkumlara yaygın olarak
uygulanan ceza, burunlarının ampute edilmesiydi. Bu yıllarda burun veya
kulağı kesilen insanlara uygulanan onarım yöntemleri ilk defa Sushruta tarafından,
“Sushruta samhita” adlı kitapta tarif etmiştir. Daha sonra Celsus ise M.Ö.
25 ile M.S. 50 yılları arasında ilk defa yaklaştırma fleplerini kullandı.
Paulus Aeginata M.S. 625-690 yılları arasında Hindistan ve Arabistan ile
batı arasında tıp eğitiminin köprüsünü oluşturmuştur.
Bu nedenle günümüz Plastik Cerrahisinin temel taşlarından biri olarak anılmaktadır.
Aeginata ilk defa burun ve

çene
kırıklarının tedavi prensiplerini tarif etmiştir. Paulus Aeginata’nın ölümüyle
tıbbi ve cerrahi bilgilerin yükseliş devri sona ermiştir. Arabistana ait
tıbbi bilgiler ise, arapların sicilyayı işgal ettiği yıllarda yerel pratisyenlerle
temasları bilgilerin Avrupa’ya aktarılmasını sağlamıştır. Bu yıllarda özellikle
Branca ailesi rekonstrüktif rinoplasti konusunda önemli gelişmeler sağlamıltır.
M.S. 8. yüzyılda Sushruta’nın tecrübelerini yazmış olduğu kitabı Latinceye
tercüme edilmiş ve bilgilerin daha geniş kitlelere yayılması sağlanmıştır.
Rönesans ve toplumsallaşmanın yeniden doğuşu 14. yüzyıla rastlar. Onbeşinci
yüzyıl ilk yarısında yine Branca ailesi Sicilya adasında Plastik Cerrahi’nin
merkezi haline geldi.
Antonio Branca ilk defa hint metodları yerine farklı bir uygulama olarak
koldan hazırladığı flebi kesilen kulak ve dudakların onarımında kullandı.
16. yüzyılda ise Bolonyalı Gaspare Tagliacozzi özellikle burun rekonstrüksüyonu
konusunda yoğunlaşan kitabını 1597’de yayınladı. Bu kitapta Tagliacozzi
burun onarımı için koldan hazırlanan geciktirmeli flebi tarif etti (Şekil
1). Tagliacozzi’nin ölümünden sonra Plastik Cerrahi tekrar gerileme devrine
girmiştir. “Plastik” terimi, ilk defa 1798’de Desavit tarafından kullanılmıştır.
1794 yılında Londra’da bir magazin dergisinin editörü Mr. Urban’a gelen
bir mektupta Hindistan’da savaşta yaralanan bir askere yapılan burun ameliyatından
bahsedilmektedir. Dergide yayınlanan bu yazıyı okuyan Joseph Carpue konuyu
merak ederek Hindistan’dan geri gelen askerleri soruşturmaya başlar. Bu
araştırma neredeyse 20 yılını alır. Sonunda 1814’de derlediği bilgilerle
oluşturduğu tekniği bir hasta üzerinde uygulamaya karar verir.
Önce burun üzerinde mumdan bir kalıp hazırlar. Daha sonra bu kalıbı düzleştirerek
hastanın alnına koyar. Alından ayırdığı derinin burun köküne yakın kısmını
kesmeden bırakır ve kaldırdığı deriyi burun üzerine diker. Berlin Üniversitesi
Genel Cerrahi kürsüsünde Profesörlüğe yükselen Von Graefe, 1818’de burun
onarımı ile ilgili üç vaka yayınladı ve bu kitapta ilk defa “Plastik” kelimesini
kullandı. Bu uygulamada Von Graefe, Tagliacozzi ve Hint flebi metodlarının
ana temalarını biraz değiştirerek koldan hazırladığı flebi geciktirme yapmadan
hemen buruna dikti ve ayırma işlemini altı gün sonra yaptı. Bu çalışma,
Plastik Cerrahi’nin özellikle Avrupa ve Amerika’da tekrar yükseliş devrine
girmesine önayak oldu. Von Graefe’nin talebesi olan Dieffenbach 1845’de
“Die operative Chirurgie” isimli kitabını yayınladı. 19. yüzyılda ise iki
önemli cerrahın ismi vurgulanmalıdır.
Dupuytren ve Von Langenbeck. Dupuytren, kendi ismiyle bilinen Dupuytren
Kontraktürünün tedavisi tarif etmiş ve özellikle yanık yaralarının derinliğine
göre sınıflanmasını ilk defa önermiştir. Von Langenbeck ise damak yarığı
ve çene cerrahisi konularına büyük katkılarda bulunmuştur. Von Graefe’nin
talebesi Bünger 1823’te ilk defa kasıktan aldığı bir deri parçasını burun
üzerine nakletti. 1904’de ise Nelaton ve Ombredanne, “Plastik Cerrahi Prensipleri”
isimli kitabı yazdılar. Birinci Dünya savaşı günümüzdeki Plastik Cerrahi
konseptinin gelişiminde dönüm noktası rolünü oynamıştır. Özellikle maksillofasiyal
yaralanma olan askerlerin tedavisinin önemi anlaşılır. Bu sırada uyguladığı
Z-plastilerle tanınan fransız Morestin, ilk defa geniş deri parçalarının
nekroze olmadan kaldırılabileceğini gösterdi. Ancak bir salgın hastalık
sonucu erken ölümü fransız plastik cerrahisinin daha fazla ilerlemesini
önledi.
Harvard diş hekimliği fakültesinden Kazanjian, bilgilerini yüz yaralanması
olan hastalarda çene kemiklerinin tespiti ve sonrasında kullanılacak protezlerin
geliştirilmesinde uyguladı. Daha sonra Converse ile birlikte 1949’da Plastik
Cerrahi’nin önemli kaynaklarından biri olan kitabı yayınladılar. Amerika
1917’de savaşa girdiği sıralarda, Cerrah General Gorgas, ilk defa Cerrahi
bölümü altında “Ağız ve Plastik Cerrahi” birimini kurdu. Birimin başına
Vilray Blair getirildi. Blair 1912’de “Ağız ve Çene Hastalıkları” adlı meşhur
kitabı yazmıştı. 1920’li yıllarda ise Plastik Cerrahi’ye ilgi azalmıştı.
Bu defa doğumsal bazı defektlerin giderek artması, otomobil ve endüstri
kazalarının ve yanıkların görülmeye başlaması,
estetik veya kozmetik olarak adlandırılan
yeni bir branşın doğmasına sebep oldu.
Berlin’de ortopedik cerrah olarak çalışan ve modern korrektif rinoplastinin
kurucusu olarak kabul edilen Joseph, Aufricht ve Safian il birlikte rinoplasti
kursları vermeye başladı. Bu sıralarda Fransa’da ise Passot ve Noel, yaşlı
yüz ameliyatlarına başlamışlardı. 1921’de ise Amerika’da Ağız ve Plastik
Cerrahi Derneği kuruldu. Derneğin ismi, 1941’de “Amerikan Plastik Cerrahlar
Birliği” şeklinde değiştirildi. 1931’de ise Fransa’da ilk “Reperatif ve
Estetik Cerrahi” kongresi yapıldı. 1936’da Avrupa Derneği kurularak aynı
yılda Brüksel’de yapılan kongreye Gillies, Esser ve Kilner gibi ünlü isimler
katıldı.
Daha sonraki yıllarda Londra ve Milan’da toplantılara devam edildi. Milan’daki
toplantıda 1938’de yeni bir uluslararası dergi olan “Plastica Chirurgica”
Sanvenero-Rosselli editörlüğünde yayınlandı. İkinci Dünya savaşı sırasında
Plastik Cerrahi yine hızlı bir gelişim gösterdi. İngiltere’de hem sivil
hem de askerlere hizmet veren Plastik Cerrahi servisleri kuruldu. Özellikle
acil girişimler konusunda Sir Harold Gillies çok önemli hizmetler yaptı.
Benzer merkezler Amerika’da askeri hastanelerde kuruldu. Bunun yanısıra
kurulan el cerrahisi merkezleri plastik cerrahi birimleri ile birlikte çalıştılar.
Bu arada plastik cerrahlar, sadece ameliyatlarla ilgilenmeyi bırakıp, deneysel
araştırmalara da yöneldiler.
Bunu takiben transplantasyon alanında önemli gelişmeler kaydedildi. Tessier
ve arkadaşlarının kranyofasiyal cerrahide büyük ilerlemeler kaydetmeleri
(1967), plastik cerrahların ilgisini bu bölgeye çekti. William Littler ve
Sterling Bunnell, el cerrahisini plastik cerrahiyle birleştirme konusunda
öncülük ettiler. Ondokuzuncu yüzyıl sonlarına kadar Plastik Cerrahi’nin
temel ilgi alanı rekonstrüktif girişimlerdi. Cerrahi yöntemlerin gelişmesiyle,
ilgi estetik alana da yayıldı.
Ülkemizin tıp tarihine göz attığımızda, ilk sağlık tesisi 1198 yılında Artukoğlu
Emineddin Bimarhanesi adıyla Mardin'de, ilk üniversite ise 1453 yılında
İstanbul'da kurulmuştur. İlk Türkçe eserlerin ise Abdülmecid Tabib (1307;
Kitab-ul Mudavat), İshak bin Murad (14.yy sonu; Edviye-i Müfrede), Ahmedi
(1403-1408; Tarvihü'l-Ervah), Hacı Paşa (1408; Tesilü'ş-Şifa), Mümin bin
Mukbil (15.yy; Zahire-i Muradiye) tarafından yazıldığına rastlıyoruz. Her
ne kadar Abdülmecid Tabib tarafından Türkçe yazılan ilk cerrahi kitabı
Kitab-ül Mudavat ise de; bu hekimler arasında en önemli yeri tutan ve Cerrahiyetü'l-Haniye
adlı eseriyle dünya tıp tarihe geçen Şerafettin Sabuncuoğlu (1385-1468)
olmuştur. İki cilt halinde 140 adet öğretim amaçlı resim (İslam aleminde
ilk kez) içeren bu eserinde Şerafettin Sabuncuoğlu, birçok genel tıp konusunun
yanısıra plastik cerrahiyle ilgili olarak; ptozis, dudak yarıkları, yüz
felci, ektropiyon, epikantus, burun ve dudak tümörleri, jinekomasti, el
kırıkları ile alt çene çıkık ve kırıklarının tedavisine ait uygulamalardan
bahsetmektedir. Bu verilerden hareketle ülkemizde plastik cerrahiye ait
ilk uygulamaların Şerafettin Sabuncuoğlu ile başladığını söyleyebiliyoruz.
İlk modern tıp fakültesi ise 1827 yılında Sultan Mahmud tarafından askeri
amaçlı olarak İstanbul'da kurulmuş olup, Fransızca eğitim veren bu fakülte,
ancak 1866-1867 yıllarında tamamen sivil olarak düzenlenmiştir. Plastik
cerrahi ile ilgili ilk modern literatür bu dönemden itibaren başlamıştır.
Dr. CemalettinTopuzlu 1893-1897 tarihleri arasında 758 cerrahi olgusunu
içeren serisinde 120 plastik cerrahi girişimi takdim etmiş olup, Achilles
tendonu kontraktürlerinin düzeltilmesi amacıyla "Z-plasti" yi öneren ilk
kişidir. Ülkemizde internasyonal anlamda, tıp alanındaki olanak ve çalışmaların
geliştiği ve ileriye yönelik ilk atılımların arttığı yıllar 1940-1950 yılları
olmuştur. Bu tarihlerde, Avrupa ve Amerika'da yapılanların Türkiye'de de
uygulanması için kişisel ve bölgesel çalışmalar bugün "plastik ve rekonstrüktif
cerrahi" deyimi içerisindeki konularda da kendini göstermeye başlamıştır.
Daha çok gereksinim görülen ve plastik cerrahi kapsamına giren müdahaleler,
cerrahların sadece kişisel çalışmaları ve yeteneklerine bağlı kalmakta ve
bu nedenle de elde edilen başarılar sporadik olarak kalmakta hatta rastlantılara
bağlı olmakta idi. Bu konudaki ilk sistemli çalışmalar 1940-1945 yılları
arasında İstanbul'da İstanbul Tıp Fakültesi ve Ankara'da Gülhane Askeri
Tıp Akademisi'nde belirginleşmeye ve olgunlaşmaya başlamıştır.
Türkiye’de modern plastik cerrahinin öncüsü olarak bilinen Dr. Halit Ziya
Konuralp'in plastik cerrahi konusundaki ısrarlı çalışmaları, uluslararası
bağlantı ve takdimleri, İstanbul Tıp Fakültesi II.Cerrahi Kliniği bünyesinde
gün ve gün artmıştır. Dönemin önemli şahsiyetleri olan Maliniac, J. Conley,
Milton Freeman, Griffith, Polzer, McDowell, Broadbent, Longacre (ABD); Rose
Tilley (Kanada); Organe, Kilner ve Matthews (İngiltere), Tord Skoog (İsveç)
ve Bardach (Polanya) bu arada onu ziyaret etmişlerdir. Aynı zamanda Dr.
Konuralp, Kilner, Gillies, McIndoe, Mowlem, Osborne ve Dennis Brown gibi
şahsiyetleri ziyaret etmiş ve onların çalışmalarına katılmıştır. "Plastik
Cerrahi'de Temel Prensipler" adıyla 1952 yılında ilk kitabını yazmıştır.
1955 yılında Stockholm'de Tord Skoog başkanlığında yapılan Birinci Uluslararası
Plastik Cerrahi (ISPS) Kongresi'nin organizasyonunda rol almış, ardından
Cihat Borçbakan ve Atilla Oymak ile birlikte Londra'da düzenlenen İkinci
Uluslararası Plastik Cerrahi Kongresi'nde katılmış ve kongreye katılan diğer
ülkelerin bayraklarının yanında Türkiye Bayrağı nın olmaması nedeniyle kongre
sekreteri Matthews'e başvurmuşlar, ancak "Uluslararası Plastik Cerrahi Derneği'ne
üye ulusal bir dernekleri olmadığı" gerekçesiyle bu istekleri kabul edilmemiştir.
Ardından ülkeye döndüklerinde bir Çene ve Plastik Cerrahi Derneği kurulması
kararını alarak çalışmalarına başlamışlardır.
1961 yılı Eylül ayında Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp Ankaraya gelerek, Prof.
Dr. Cihat Borçbakan ile birlikte Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde bir toplantı
yapılmasına karar vermişler, o dönemde çene ve plastik cerrahi eğitimi görmüş
veya bu konu ile uğraşan kişilerin azlığı nedeniyle, konuyla ilgili olabilecek
genel cerrahi ve KBB uzmanları da bu toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda
çene, ağız ve yüz cerrahisinin çeşitli konuları ile ilgilenen ve bu konuda
çalışmalar yapan çene ve plastik cerrahi uzmanları biraraya gelerek Türk
Plastik Cerrrahi Derneği (TPCD)'nin tüzüğünü kabul etmişlerdir. Dernek merkezi
olarak Ankara seçilmiş ve başkanlığına Halit Ziya Konuralp seçilmiştir.
1. Ulusal Plastik Cerrahi Kongresi, 23 Haziran 1968'de Ankara'da yapılmış,
Dr. Konuralp'in çalışmaları İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde müstakil
bir Plastik Cerrahi eğitimi veren kliniğin kurulduğu 1974 yılına kadar da
sürmüştür. Borçbakan 1951 yılında Amerika'ya çene ve plastik cerrahi dalında
bilgi ve görgüsünü arttırmak amacıyla gönderilmiş ve Dr. Ivy ile iki yıl
süreyle çalıştıktan sonra yurda dönmüş, GATA Çene ve Plastik Cerrahi Kliniği'ne
öğretim görevlisi olarak atanmıştır. 1957 yılında klinik direktörü olmuş,
1965 yılına kadar GATA'nde çalışmalarını sürdürmüş ve 1965 yılında GATA'nden
ayrılarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Kulak-Burun-Boğaz Kliniği'nde
görev almış, bunu takip eden yıllarda aynı üniversite bünyesinde Diş Hekimliği
Fakültesi'nin kurulmasına ön ayak olmuş ve dekanlığına atanmıştır. 1984-1986
yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Plastik ve Rekonstrüktif
Cerrahi Anabilim Dalı'nın kuruluş yıllarında çalışmalarını sürdürmüştür.
Değerli hocamız emekli olduktan sonra vefat tarihi olan 20 Haziran 1991’e
kadar ameliyatlarını yapmayı sürdürmüştür. Dr. Borçbakan, ülkemizde yazdığı
12 kitap ve 200'ü aşkın makale ile bilime en yüksek düzeyde katkıda bulunan,
Türkiye'de Plastik Cerrahi ve Türk Plastik Cerrahi Derneği'ni kuran önderlerden
biridir.
Derleyen:
Prof.
Dr.Kutlu Sevin