Mikrocerrahide Tromboz ve Antitrombotik Tedavi
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Mikrocerrahi gelişiminde ilk yıllarda kullanılan aletler
ve teknikler üzerinde yoğunlaşılarak bu konularda çok önemli ilerlemeler
sağlandı. Sonuçta serbest doku aktarımlarında % 90 üzerinde başarıya ulaşıldı.
Ancak tam çözüme kavuşmayan iki aktör hala önemini korumaktadır. Birincisi,
sebebi açıklanamayan trombozlar sonucu oluşan flep kayıpları ki en iyi şartlarda
dahi görülebilmektedir. İkincisi ise yöntemin çok fazla sayıda cerrah
tarafından uygulanması ve uygulayıcıların tecrübelerinin değişik oranlarda
olmasıdır.
Acland yaptığı çalışmalarda, damar duvarına bir dikiş konduğunda veya damar
duvarı kesildiğinde o bölgede trombosit sayısının arttığını belirledi (1).
Ancak sonraki çalışmalarda, damarın trombozla tıkanmasında bu faktörlerin
çok az rol oynadığı ortaya kondu (2, 3). Damar duvarı tahribatının pıhtılaşma
mekanizmasını nasıl uyardığı konusunda sayısız araştırma yapıldı (4). İnsan
damarları üzerinde yapılan deneylerde, endotel tabakası diseke edilen bir
damrda trombositler endotel hücrelerine yapışmaktadır. Bu yapışma oranı,
ekspoze olan endotele olan yapışma ile aynı orandadır (5, 6). Anastomoz
sırasında yapılan klemp uygulamasıperianastomotik endotelyal disfonksiyona
neden olur. Ancak yine de tromboz olmamasını açıklamak güçtür. Anastomoz
sırasında subendotel tabaka, kanla temas etmektedir. Buradan çıkarılacak
sonuç ise, damar duvarının derindeki yapıları sağlam iseyüzeyel subendotelyal
tabakadaki tahribatlar tolere edilmektedir. Damar içinin tıkanmasında fibrin
oluşumu da önemli bir faktördür (7). Yaralanan damarların subendotelyal
tabakalarında pıhtılaşmayı uyaran doku faktörleri ve trombinde artış saptanmıştır
(9, 10). Doku faktörü ekstrensek yola trombin oluşumunu başlatır. Trombin
ise doğrudan pıhtılaşmayı ve trombosit yapışmasını arrtırır. Parva ve ark.
çalışmalarında anastomoz hattında lokal trombin aktivitesinin arttığını
ve bu olayın heparin le önlenemediğini gösterdiler (9). Doku faktörünü inhibe
edecek bir klinik ajan ise mevcut değildir.
MİKROCERRAHİDE ANTİTROMBOTİK
TEDAVİ
Heparin
Anastomoz hattında oluşan tromboz büyük oranda trombositlere bağlı olduğu
halde, sadece antitrombosit ajanların kullanımı, trombozu önlemekte yetersiz
kalmaktadır (7, 11). Trombozun oluşumunda rol oynayan diğer önemli faktör
trombositleri birbirine ve damar duvarına yapıştıran fibrindir. Bu nedenle
fibrin oluşumunu önleyen ajanlar daha çok önem kazanmıştır (7, 12). Bu sınıfın
en öenmli üyesi heparindir. Heparin, 5000 ile 30,000 arasında molekül ağırlıklı
olup bunların üçte biri antitrombin III e bağlanmakta ve bu yolla trombini
inaktive etmekte ayrıca pıhtılaşma mekanizmasının diğer serin esterazlarını
da(faktör XIIa, Xia, Ixa ve Xa) inaktive etmektedir. Maksimal etki için
antitrombin III e gereksinim duyduğundan dolayı, bazen dolaşımdaki heparin
trombozu önlemeyebilir. Damar duvarına yapışan veya fibrinle birleşen trombin,
heparine dirençlidir. Bu saptamadan yola çıkarak, mikrocerrahi uygulamalarda
heparinin trombozu önleyememesi dozun yetersizliğine bağlanabilir (13).
Ancak heparin dozu arttırıldığında ise bu defa anastomoz hattında kanama
olasılığı artacaktır. Bunu gözönüne alarak bazı araştırmacılar bir kateter
yardımıyla anastomoz hattında daha yüksek heparin konsantrasyonu sağlamaya
çalıştılar (14). Ancak bu konuda daha ileri araştırmalara gereksinim vardır.
Verilecek heparin dozu ideal olarak, parsiyel tromboplastin normal zamanının
iki katı olacak şekilde ayarlanmalıdır.
Dekstran
Mikrovasküler klempler açılmadan hemen önce 40 ml yükleme dozuyla başlanan
dekstran düşük molekül ağırlıklı formu (40,000) sürekli infüzyon şeklinde
(% 10, 25 ml/saat) devam ettirilir. İnfüzyona genellikle 5 gün devam edilir.
Kesildikten sonra da etkisi birkaç gün devam edebilir. Dekstranın antitrombosit
ve antifibrin özellikleri olduğu öne sürülmüş ve bunlar deney hayvanı modellerinde
gösterilmiştir (15). Dekstran ayrıca kan hacmini arttırıcı ve mikrokapiller
seviyede kan akımını düzenleyici özelliklere sahiptir (16). Dekstran ayrıca
trombositlerin damar duvarına yapışmasını sağlayan von Willebrand faktörü
ile trombositlerin etkileşimini bozar. Ancak mikrodolaşımdaki etkileri halen
çok net anlaşılamamıştır. Anastomoz hattından sızma olan olgularda kullanılması
önerilmez. Ancak buna rağmen antitrombotik aktivitesi ve kan dolaşımını
düzenleyici etkileri nedeniyle oldukça yaygın kullanılmaktadır.
Aspirin
Asetil salisilik asit, trombosit siklo-oksijenaz enzimini asetilleyerek
daha sonra proagregan ve vazokonstriktör etkili tromboksan A2’ye dönüşen
prostoglandinleri hem doğrudan inaktive eder hem de üretimlerini azaltır.
Prostoglandinlerin endotel hücrelerinden salgılanmasını da azaltır. Dekstran
verilen ve antitrombotik etkinin arttırılması istenen olgularda ek olarak
aspirin verilebilir. Aspirin, kanama zamanını uzatır ve etkisi süreklidir.
Ancak anemik ve ileri yaştaki hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.
Fibrinolitik ajanlar
Streptokinaz, ürokinaz ve doku plazminojen aktivatörlerinin etkileri hakkında
az sayıda araştırma yapılmıştır. Ancak son yayınlarda, litik ajan kesildikten
sonra anastomoz hattının tekrar tıkanması ile ilgili birçok yayın yapılmıştır
(17, 18). Pıhtı parçalanınca trombin açığa çıkar. Trombin, ya fibrine ya
da damr duvarına tekrar yapışır. Bu açığa çıkan trobin, heparine dirençli
olup, baskılanması için daha yüksek heparin dozu gerekir. Bu amaçla heparin
kateter yardımıyla anastomoz bölgesine daha yüksek dozlarda verilebilir
(17, 18).
KLİNİK UYGULAMA
Mikrocerrahi uygulamalarda belli bir olgu için kesin bir uygulama metodu
henüz yoktur. Ancak belli durumlarda yapılacak uygulamalar sözkonusudur.
Bazı cerrahlar hiç antitrombotik tedavi uygulamadıkları halde, bazı hastalarda
görülebilen hiperkoagülabilite durumu bazen uygulamayı kaçınılmaz yapabilir.
Özellikle ameliyat sonrası kan basıncının düşük seyrettiği durumlarda anastomoz
hattı riske girmektedir. Tromboz oluşmadan önce koruyucu etki sağlanması
için, kanamayı uzatmayan fakat trombosit tıkaçı oluşmasını azaltan metodlar
tercih edilir. Bu amaçla dekstran kullanılması iyi bir seçenektir. Ancak
kullanım sırasında allerjik reaksiyonlara hazırlıklı olunmalıdır. Anastomoz
hattında dekstrana rağmen tromboz oluşuyorsa, günde 325 mg aspirin kullanılabilir.
Ancak bu durumda da birkaç gün sürebilecek kanama zamanının uzaması etkisini
göze almak gerekir. Bazı cerrahlari heparini ameliyat sırasında tek doz
olarak anastomozun tamamlandığı sırada vermektedirler. Bu uygulama, ilk
birkaç dakikada oluşacak fibrini azaltmaktadır. Ancak kötü tarafı ise anastomoz
hattında ufak sızmaların durmasını önlemesidir. Ayrıca bazı yayınlarda verilen
tek dozun parsiyel tromboplastin zamanını çok az etkilediği bildirilmiştir.
Buna dayanarak, sistemik heparin yerine lokal uygulanacak heparinin çok
daha etkili olacağı düşünülebilir. Tromboz oluştuysa, ya anastomoz hattı
tekrar açılarak trombus çıkarılır, ya da lokal fibrinolitik ajan infüzyonu
uygulanır. Ayrıca parsiyel tromboplastin zamanını 2 kat seviyede tutacak
dozda heparin verilir. Ancak uygulanabilecek güvenli heparin dozları anastomoz
hatındaki trombini inaktive etmeye yeterli olmadığında, heparinin daha çok
lokal olarak verilme imkanları araştırılmalıdır. Fibrinolitik ajanların
sistemik kullanımı önerilmemektedir çünkü bu uygulamaya yeni kanamalara
neden olmaktadır. Profilaktik tedavinin süresi hakkında farklı görüşler
mevcuttur. Genellikle 5 gün sürdürmek yeterli olmaktadır.
GELECEKTEKİ ANTİTROMBOTİK TEDAVİLER
Gelecekte uygulanabilecek ajanlardan biri, sülük salgısı olan hirudin ve
benzeri bir madde olabilir. Böylece antitrombin III’e bağlanmadan da trombinin
ianktive edilmesi mümkün olacaktır (9). Hirudin ve analoglarının pıhtıya
bağlı trombini heparinin yeterli olmadığı olgularda antitrombin III den
bağımsız olarak inaktive edebilmektedir. Özellikle re-anastomoz yapılan
olgularda, heparin kesildikten sonra etkili olarak kullanılabilir. Elecekte
antitrombotik tedavide muhtemelen trombositlerin damar duvarına yapışmasının
engellenmesi üzerinde çalışılacaktır. Bunun içinde yapışma reseptörleri
üzerinde yoğunlaşılacaktır. Bazı deneysel çalışmalarda, monoklonal antikorların
trombosit adhezyon reseptörleri üzerinde etkileri olduğu bulunmuştur (19).
Kaynaklar:
1. Acland R: Thrombus formationin microvascular surgery: An experimental
study of the effects of surgical trauma. Surgery 73:766-771, 1973.
2. Dickson CS, Garret KO, Sheppeck RA, et.al.: The effect of microvascular
anastomosis configuration on platelet deposition. Plast Reconstr Surg 89:334,
1992.
3. Johhnson PC, Garrett KO, Brash JL et.al.: Delivery of passivating proteins
to suture during passage through the vessel wall reduces subsequent platelet
deposition by blocking fibrinogen adsorption. Arteriosklerosis and Thrombosis
12:727-735, 1992.
4. Adams PC, Fuster V, Badimon L et.al.: Platelet/vessel wall interactions,
rheologic factors and thrombogenic substrate in acute coronary syndromes:
Preventative strategies. Am J Cardiol 9G-16G, 1987.
5. Bentz ML, Sheppeck RA, Macpherson T et.al.: Vasospazsm and platelet deposition
in human arteries:Effects of topical methylene blue. Plast Reconstr Surg
88:851-859, 1991.
6. Johnson PC, Sheppeck RA, Macpherson T et.al.: Initial platelet deposition
at the human microvascular anastomosis: Effect of downstream platelet deposition
to intact and injured vessels. Plast Reconstr Surg 89:232, 1992.
7. Khouri RK, Cooley BC, Kenna DM, et.al.: Thrombosis of microvascular anastomoses
in traumatized vessels: Fibrin versus platelets. Plast Reconstr Surg 86:110-117,
1990.
8. Dryjski M, Olsson P, Swedenborg J: Thrombin activity appearing on the
vessel wall after trauma. Thromb Haemost 54:773-775, 1985.
9. Walenga JM, Pifarre R, Hoppensteadt DA, et.al.: Development of recombinant
hirudin as a therapeutic anticoagulant and antithrombotic agent: Some objective
considerations. Thromb Haemost 15:316-333, 1989.
10. Parva B, Garrett KO, Heil B, et.al.: Thrombin activity at the human
microvascular anastomosis. Presented at the Ohio Valley Society of Plastic
and Reconstructive Surgeons Meeting Cleveland Ohio, 1990.
11. Johnson PC: Platelet-mediated thrombosis in microvascular surgery: New
knowledge and strategies. Plast Reconstr Surg 86:359-367, 1990.
12. Greenberg BM, May JJ, Masem M, et.al.: Efficacy of intra-arterial heparin
in maintaining microvascular patency:An experimental model. J Reconstr Microsurg
5:287-288, 1989.
13. Heras M, Chesebro JH, Penny WJ: Importance of adequate heparin dosage
in arterial angioplasty in a porcine model. Circulation, 78:654-660, 1990.
14. May JW, Rotkopf DM: Salvage of a failing microvascular free muscle flap
bydirect continuous intravascular infusion of heparin: A case report. Plast
Reconstr Surg 83:1045-1048, 1989.
15. Wieslander JB, Dougan P, Stjernquist U, et.al.: The influence of dextran
and saline solution upon platelet behaviour after microarterial anastomosis.
Surg Gynecol Obstet 163:256-262, 1986.
16. Barker JH, Hammersen F, Galla TJ, et.al.: Direct monitoring of capillary
perfusion following normovolemic hemodilution in an experimental skin flap
model. Plast Reconstr Surg 86:946-954, 1990.
17. Stein B, Fuster V: Antithrombotic therapy in acute myocardial infarction:
Prevention of venous, left ventricular and coronary atrery thromboembolism.
Am J Cardiol 64:33B-40B, 1989.Stein B, Fuster V, Halperin JL, et.al.: Antithrombotic
therapy in cardiac disease. Circulation 80:1501-1513, 1989.
18. Gold HK, Gimple LW, Yasuda T, et.al.: Pharmacodynamic study of F(ab)2
fragments of murine monoclonal antibody 7E3 directed against human platelet
glycoprotein IIb/IIIa in patients with unstable angina pectoris. J Clin
Invest 86:651-659, 1990.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ
VARSA GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım