Tükrük Bezi ve Parotis Tümörleri
Tükrük bezi majör ve minör olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Major
tükrük bezi 3 çifttir ve parotis, submandibuler gland, sublingual
glandlardan oluşur. Minör tükrük bezleri ise oral ve faringeal mukozada
700-1000 kadar sayıda olmak üzere yerleşmişlerdir.
Embiryoloji
Majör tükrük bezleri embriyonel hayatın dördüncü ve sekizinci haftaları
arasında ektodermden gelişir. Parotis bezi lenfatik sistemden sonra geliştiği
için, parotis bezi içinde lenf nodu bulunur. Ancak submandibular gland lenfatik
sistemden önce geliştiğinden bu glandın içinde lenf nodu olmaz.
ANATOMİ
Parotis Bezi
Majör tükrük bezlerinin en büyüğüdür. Önde ramus mandibulanın ön
kenarı, altta SKM ön kenarı ve m.digastrikus arka karnı, üstte arcus zigomaticus,
arkada mastoid kemik tarafından sınırlandırılır. Fasiyal sinir parotis bezini
süperfisyel ve derin olmak üzere iki loba ayırır. Bunlar gerçek lob değillerdir.Fasiyal
sinirin yüzeyel kısmı ve derin kısmını belirtirler. Parotisin derin lobu
9.10.11 ve 12. kranial sinirler ile a.carotis eksternanın uç dallarını verdiği
kısmıyla yakın komşuluk gösterir.
Parotis bezinin duktusu (stenon kanalı) yaklaşık 6 cm uzunluğundadır.Parotisin
süperfisyel lobunun ön kısmından kaynaklanır ve masseter kasını çaprazlayarak
ilerler.Bu kasın ön kenarında içe dönerek businatör kas ve bukkal mukozayı
delerek üst ikinci molar diş hizasında ağız içine açılır.Ağız içine açıldığı
yerdeki kabartıya papilla salivaria bukkalis denir.
Parotis bezinin arterleri, arter karotis eksternadan gelir, venleri ise
v. jugularis eksternaya dökülür. Pregangliyonik lifleri 9.sinirden (alt
tükrük merkezinden) n.petrozus profundus minör aracılığıyla otik gangliyona
gelir. Postgangliyonik lifleri ise n. aurikulotemporalis aracılığı ile parotise
gider. Tükrük salgısını oluşturan yapı asinilerdir. Burada oluşan tükrük,
küçük kanalçıklardan geçerek en son stenon kanalına gelir. Destek elemanlarından
oluşan mezenkim dokusu IgA oluşumunu sağlar.
Submandibuler Bez
Submandibuler bez diagnostik üçgen içinde yer alır. İçyanda m.styloglossus
ve hyoglossus ile sınırlanır. Önde mylohyoid kas vardır. Glandın arka karnı
ise m.stylohyoideus ile sıkı temastadır. Medial kısım ağız tabanına çok
yakındır. Duktus submandibularis (warthon kanalı) 4-6 cm uzunluğunda m.mylohyoideus
ile m.hyoglossus arasından yukarı doğru çıkarak ağız tabanında lingual frenulumun
hemen lateraline açılır. Submandibuler glandın arterleri a.facialisten gelir
ve venleri v.facialise dökülür.
Sublingual Bez
Bu bez içyanda m. genioglossus, geniohyoideus ile sınırlanmıştır.
Altta ise bezi mylohiyoideus sınırlar. Duktusu 10-15 kanal halinde ağız
tabanına açılır. Sublingual glandın damarları a. v. sublingualisten gelir.
Hem submandibuler hem de sublingual bezin parasempatik siniri chorda tympani
ve lingual sinir aracılığı ile submadibuler ve sublingual gangliyona gelir.
Daha sonrada glandlara gider. Chorda tympani kesildiğinde dahi tükrük sekresyonunun
her zaman azalmaması başka parasempatik uyarılarda olduğunu gösterir. Bu
uyarılar muhtemelen n. hypoglossus ve n glossofaringeustan gelir.
Minör Tükrük Bezleri
Bu bezler, orofarinks, oral kavite, burun, sinüs, larenks ve tarkes
mukozası çevresine yayılmışlardır. Dudağın iç yüzeyi, yanak mukozası ve
damakta gruplar halinde vardır. Tüm tükrük sekresyonunun %5-8’ini üretirler
buna rağmen majör tükrük bezleri görev yapmazken oral kaviteyi ıslak tutabilirler.
TÜKRÜK BEZLERİNİN NEOPLASTİK HASTALIKLARI
Tükrük bezi tümörleri,
baş-boyun tümörleri arasında
en kompleks ve farklı tümörler olarak bilinirler. Relatif olarak seyrek
görülmelerine rağmen (tüm baş-boyun tümörlerinin %1-3’ü) teşhis ve tedavileri
bir hayli komplikedir. Tedavi öncesi sınırlı bilgi edinilebilir ve farklı
histopatolojik özelliklere göre farklı biyolojik davranış gösterirler. Bu
tümörlerin uygun tedavisi için başlarılı bir cerrah-patolog ilşkisi ile
doğru teşhis konması gerekir. Bu yüzden cerrahın tükrük bezlerinin histopatolojik
karakterlerini bilmesi önemli bir konudur. Parotis, submandibuler ve parafaringeal
bölgelerin cerrahi anatomisi dikkatli bir çalışma gerektirir. Cerrah tükrük
bezi tümörleri hakkında yarıntılı bilgi sahibi olmalı, patolojik teşhisteki
püf noktaları bilmeli ve tedaviyi iyi planlamalıdır.
İNSİDANS
Tükrük bezi tümörlerinin yaklaşık %80’i parotis bezinde görülür.
%10-15’i submandibuler glandda, geri kalanlarda sublingual bez ve minör
tükrük bezlerinde görülür. Parotis tümörlerinin %70-80’i, submandibuler
gland tümörlerinin %40-60’ı, minör tükrük bezi tümörlerinin %30-40’ı, sublingual
gland tümörlerinin ise %20’si benigndir. Tükrük bezi tümörleri çocuklarda
nispeten seyrektir ve yaklaşık %5’i çocuklarda görülür. Bütün tükrük bezi
tümörleri içinde en sık görülen tümör benign mikst tümördür. En sık görülen
malign tümör ise mukoepidermoid karsinomdur. Submandibuler glandda en sık
görülen malign tümör ise adenoid kistik karsinomdur. Çocuklarda ensık görülen
benign tümör hemanjiomdur. Malign tümör ise erişkinlerdeki gibi mukoepidermoid
karsinomdur.Çocuklardaki tümörlerin (16 yaş altında) %57’si maligndir.
SINIFLANDIRMA
A. Benign tümörler
1. Adenomlar
a. Pleomorfik adenom
b. Whartin tümörü
c. Monomorfik adenomlar
. Bazal hücreli adenom
. Berrak hücreli adenom
. Sebase lenfadenom
2. Onkositoma
3. Onkositik papiller kistadenoma
4. Myoepitelyoma
5. Sialodenoma papilliferum
6. İnverted duktal papillom
7. Hemanjioma
8. Lenfanjioma
B. Malign tümörler
1. Mukoepidermoid karsinom
a. Yüksek grade
b. Düşük grade
2. Adenoid kistik karsinom
3. Asinik hücreli karsinom
4. Adenokarsinom
a. Yüksek grade
. Adenokarsinom
. Duktal karsinom
. Onkositik malignite
b. Düşük grade
. Mukus salgılayan karsinom
. Berrak hücreli karsinom
. Terminal duktal karsinom
5. Karsinoma ex pleomorfik adenom
6. Squomaz hücreli karsinom
7. Undiferansiye karsinom
8. Metastatik karsinomlar
9. Diger tümörler (sebase ca, melanom...)
C. Tümör benzeri durumlar
1. Nekrotizan sialometaplazi
2. Benign lenfoepitelyal lezyonlar
a. Sjögren sendromu
b. Mikulicz sendromu
3. Kronik sialolithiyazis
4. Sialoadenozis
5. Kistler
6. Vaskuler malformasyonlar
7. Granülomatöz hastalıklar
a. Sarkoidoz
b. Tüberküloz
c. Aktinomikoz
d. Kedi tırmığı hastalığı
8. Diğer hastalıklar
a. Lipom
b. Heterotopik tükrük bezleri
c. Masseter hipertrofisi
KLİNİK GÖRÜNÜM
Klinik olarak tükrük bezlerinin benign tümörleri ağrısız, yavaş
büyüyen kitle olarak karşımıza çıkarlar. Kitlenin boyutunda ani artış; infeksiyon,
kistik dejenerasyon yada kitle içine kanamayı akla getirir. Eğer kanama
olmuşsa hasta daha önce ağrısız olan kitlenin ağrımaya başladığını söyler.
Fasiyal sinir paralizisi daha çok malign tümörlerde görülür. Ancak çok geniş
benign tümörlerde de fasiyal paralizi basıya bağlı olarak gelişebilir. Parotis
tümörleri en çok kuyrukta görülür. Bu nedenle boyunda kitle olarak düşünülebilir.
Eğer ayrıcı tanıda parotis tümörü düşünülmez ve basitçe eksize edilkirse
rekürrens ve fasiyal paralizi komplikasyon olarak gelişebilir. Malign tümörlerde
deri, kemik gibi çevre dokulara infiltrasyon olabilir.
BENİGN TÜMÖRLER
Pleomorfik Adenoma
Tükrük bezlerinin en sık görülen tümörüdür.Benign mikst tümör olarak
da bilinir. Çocuklarda en sık görülen epitelyal tümördür (Hemanjioma epitelyal
bir tümör değildir). Pleomorfik adenom terimi, hem epitelyal hemde konnektif
dokudan kaynaklandığı için kullanılmaktadır.
Bu tümör genellikle 4 ya da 5. dekatta ortaya çıkar. Ağrısız, yavaş büyüyen,
yanak ya da angulus mandibulada yerleşmiş bir kitle olarak belirir. %90’ı
süperfisyel lobda görülür. %10’u ise derin lobda yerleşir ve mandibula ile
syyloid proçes arasından geçerek parafaringeal kitle olarak karşımıza çıkabilir.
Tonsil veya lateral faringeal duvarı iten intraoral kitlede oluşturabilir.
Submandibuler gland ve minör tükrük bezlerinin pleomorfik adenomu bu glandlarda
şişlikle kendini belli eder.Minör tükrük bezlerinde en sık sert ve yumuşak
damakta, ikinci sıklıkta ise üst dudakta görülür.Pleomorfik adenom genellikle
kapsüllü olmasına rağmen minör tükrük bezlerinde kapsülsüz olabilir. Parafaringeal
boşlukta görülen pleomorfik adenom, asemptomatik kitle olarak ortaya çıkar.
Parafaringeal boşluk bir çok önemli damar ve sinir içermesine rağmen bu
yapıların tutulumu seyrektir. Bu tümörler parotisin derin lobundan kaynak
alırlar, ancak bazen bu boşluktaki minör tükrük bezlerinden de kaynaklanabilirler.
Makroskobik incelemede tümör soliter , yuvarlak, ince ve tam olmayan kapsüllü
bir kitledir. Kapsülünden uzantıları olabilir. Rekürren pleomorfik adenomda
%6 malignite riski vardır. Tedavisi cerrahi eksizyondur. Yeterli cerrahi
eksizyondan sonra genellikle rekürrens göstermez. Rekürrenslerin çoğu, kitlenin
kendisinin çıkarılıp psödopodların bırakılması sonucu gelişir. Kapsüllüolmasına
rağmen eğer çevresinden bir miktar sağlam doku alınmazsa rekürrens sık görülen
bir komplikasyondur. Parotis bezinde tedavi genellikle fasiyal sinir korunarak
yapılan süperfisyel veya toatal parotidektomidir. Derin yerleşimli tümörlerde
transservikal yaklaşımuygulanır. İntroral eksizyon yapılırsa büyük damarlar
yaralanabilir.
Rekürrens pleomorfik adenom tedavi planını değiştirir. Daha sonra süperfisyel
parotidektomi yapıldıysa parotisin derin lobu çıkarılmalıdır. Bunu yaparken
fasiyal sinirin korunmasına büyük dikkat edilmesi gerekir. Fasiyal sinir,
değişen anatomik ve skar dokusu yüzünden ilk ameliyarta göre daha yüksek
ihtimalle hasar görür. Submandibuler ve minör tükrükbezlerinde görülen rekürren
tümörler daha fazla normal doku ile birlikte çıkarılmalıdırlar. Daha fazla
cerrahi uygulanamayan tümörlerde radyoterapinin yeri tartışmalıdır. Ancak
kemoterapinin yeri bu tümörlerin tedavisinde yeri yoktur.
Warthin Tümörü
Papiller kistadenoma lenfomatosum adı da verilir. Tüm parotis tümörünün
%2-10 ‘unu oluşturur. Benign miks tümörden sonra en sık görülen tümördür.
Warthin tümörü lenfoid doku içermes, bariz bir erkek hasta fazlalığı, %10
vakada bilateral olup en sık bilateral orataya çıkan tümör oluşu ve zencilerde
seyrek oluşuyla farklılık gösterir. Hastalar genellikle yaşlıdır, en sık
6. (4-7) dekatta görülür. Asemptomatik bir kitle olarak ortaya çıkar. Çok
az hasta ağrıdan yakınabilir. Whartin tümörü sıklıkla parotisin süperfisiyal
lobunda görülür. Parafaringeal boşluk ve submandibuler glandda da yerleştiği
bildirilmiştir. Warthin tümörünün gelişimi hakkında en sık kabulgören teori,
parotisin embiryolojik olarak geç kapsüleoluşu ve bu nedenle ektopik duktal
epitelyumin lenf nodlarıiçinde sıkıştırılmasıdır. Bu duktal epitelyum warthin
tümörü için kaynak oluşturmaktadır. Bu teori warthin tümörünün,lenf nodu
içeren tek tükrük bezi olan parotiste gelişmesini de açıklar. Warthin tümöründe
onkositler bulunur. Teknesyum 99m’le yapılan tetkiklerde onkositler sıcak
nodül olarak görülürler. Teknesyum 99m warthin tümörü ve onkositomada sonuç
verir. Makroskopik olarak warthin tümörüenkapsüle,dü,veya lobüle yüzeyli
bir kitledir. Kesitinde sıklıkla papiller kistler içerir. Bu kistler mukoid
kahverengi sıvı içerirler. Tedavide fasiyalsinir korunarak süperfisyel parotidektomi
yapılır.
Monomorfik Adenomlar
Monomorfik adenomlar, pleomorfik adenomla aynı grupta sınıflanan
neoplazmlardır. Bununla beraber pleomorfik özellik göstermezler. En sık
görüleni basal hücreli adenom ve berrak hücreli adenomdur. Basal hücreli
adenom ortalama 60 yaşlarında görülür. En sık üst dudağın minör tükrük bezlerinde
ve parotiste görülür. Klinik olarak büyümüş lenf nodu,sebase kist, mukosel,
lipoma, nasolabial kist ve pleomorfik adenom ile karışır. Histolojik olarakta
adenokistik karsinom ile çok karışır. Bu nedenle patolog ve cerrahın dikkatli
olması gerekir. Benign olduklarından dolayı bir miktar normal doku ile birlikte
eksizyonları tedavi için yetrlidir.
Berrak hücreli adenomensık parotiste görülür. Yavaş büyüyen, asemptomatik,
solid ve iyi sınırlanmış kitle olarak görülür. Asinik hücreli karsinom ve
mukoepidermoid karsinomda, benign berrak hücreler içerdiği için bu malignitelerden
ayrımı yapılmalıdır. İnfiltrasyon, rekürrens ve muhtemel metastaz ihtimalinden
dolayı düşük grade’li karsinom olarak kabul edenlerde vardır. Tedavileri
cerrahi eksizyondur.
Onkositoma
Tüm tükrük bezi tümörlerinin %1’den azını oluşturur. Genellikle
benigndirler ve onkositlerden kaynaklanırlar. Onkositler epitelyumyal orjinlidirler
ve major veya minör tükrük bezlerinde tek tek yada gruplar halinde bulunurlar.
Ayrıca tiroid, respiratuar traktus, parotiroid, hipofiz, adrenal bezler
ve böbreklerde de bulunurlar. Bununla beraber sıklıkla parotisin süperfisyel
lobundan kaynaklanırlar. Hastaların çoğu 55-70 yaşları arasındadır. Çünkü
bu yaşlardan önce onkositler tükrük bezlerinde de nadir görülürler. Cinsiyet
ayrımı yotur. Ağrısız ve yavaş büyüyen kitle yaparlar. Teknesyum99m ile
sıcak nodüller oluşturur. Minör tükrük bezinden kaynaklandıklarında düzensizdirler
ve lokal invazyon yaparlar. Respiratuar taktustaki minör tükrük bezlerinden
kaynaklanırlarsa çevresindeki kartilaj ve kemiği invaze edebilirler. Histolojikolarak
benign olmalarına rağmen destrüktif olma potansiyelleri vardır. Tedavisi
cerrahi eksizyondur. Parotiste fasiyal sinir korunmalıdır.
Hemanjioma
Hemanjioma çocukluk çağında en sık görülen tükrük bezi tümörüdür.
En sık parotiste görülür. Daha az sıklıkla submandibuler gland ve çevre
dokularda görülür. Hemanjioma sadece infantlarda görülür. Genellikle doğumda
mevcuttur, ancak birkaç gün veya hafta içinde görülür. 1-6 ay içersinde
hızlı bir büyüme gösterir. 1-12 yaş içinde de tedricen küçülür. Çok büyük
olduğu zaman komplikasyonlara yol açabilir. Kanama ve kalp yetmezliği ortaya
çıkabilir. Hemanjiomların %40-60’ı steroidlere duyarlıdır. Hemanjiomun ciddi
bir problemolduğu vakalarda 2-3 mg / kg / gün steroid kullanılabilinir.
Steroidlere hassas vakalarda sonuç hemen ve dramatik şekilde ortaya çıkar.
Cerrahi gereken vakalarda, müdehale çocuk büyüyene kadar geciktirilmelidir.
Çünkü spontan regresyon şansı yüksektir. Parotis yerleşimi gösteren vakalarda
cerrahi müdehale sırasında fasiyal paralizi gelişme ihtimali yüksektir.
Klinik seyir sırasında fasiyal paralizi olmaz.
MALİGN TÜMÖRLER
Mukoepidermoid Karsinom
Parotisin en sık, submandibuler glandın da adenoid kistik karsinomdan
sonra 2. sıklıkla görülen malign tümörüdür. Tüm major tükrük bezi tümörlerinin
%6-9’unu oluşturur. %60-70 oranında parotiste görülür, bunu damak izler.
Düşük ve yüksek grade olmak üzere 2 gruptur. Düşük gradeli tümörler benign
gibi davranmalarına rağmen lokal invazyon metastaz yapma potansiyelleri
vardır. Yüksek gradeli olanları skuamöz hücreli karsinomdan ayrılması için
genellikle özel boyalar kullanılır. Düşük gradeli tümörler daha çok müsinöz
hücre içermesine karşın, yüksek gradeli tümörler daha çok epitelyal hücre
içerirler. Müköz hücrelerin epitelyal hücrelere oranı maligniteyi belirler.
epitelyal hücreler ne kadar fazla ise tümör o kadar maligndir. Düşük
gradeli tümörler genellikle küçük ve parsiyel olarak kapsüllüdür. Yüksek
gradeli tümörler ise daha büyüktür ve minimal kapsül içerirler. Düşük grade
de fasiyal sinir korunarak süperfisiyel parotidektomi yapılmasına rağmen,
yüksek grade de radikal cerrahi ve postoperatif radyoterapi yapılır.
Adenoid Kistik Karsinom
Tüm tükrük bezi tümörlerinin yaklaşık %6’sını oluşturur. Parotiste,
ikinci sıklıkta görülür. Ancak submandibuler gland ve minör tükrük bezlerinde
en sık görülen malign tümördür. Asemptomatik bir kitle olarak ortaya çıkabilir.
Ağrı ve fasiyal paralizi %30 vakada görülür. Bu tümörün tipik özelliği sinir
veya perinöral lenfatikleri invaze etme özelliğidir. Mikroskopik incelenmesinde
silindirik hücreler görüldüğünden dolayı silindiroma adı da verilir. Perinöral
invazyon nedeniyle bu tümörün eradikasyonu son derece zordur. Radikal cerrahi
girişim genellikle yeterli kabul edilmesine rağmen son yıllarda postoperatif
radyoterapi de uygulanmaktadır. Kısa dönem survi (5 yıl) yüksek olmasına
rağmen, uzun dönem survi (10-20 yıl) çok düşüktür. Tümörün yavaş ilerlemesinden
dolayı vakalar, tedavi sonucunu değerlendirebilmekiçin uzun süre izlenmelidir.
Boyun metastazının seyrekoluşu nedeniyle lektif boyun diseksiyonu nadiren
gerekir.
Asinik Hücreli Karsinom
Bütün tükrük bezi tümörlerinin %1’ini parotis tümörlerinin ise
%2,5‘ünü oluşturur. Bu tümörün %95’i parotiste görülür. Geri kalanları da
submandibuler glandda yerleşir. Parotiste daha sık görülmesinin nedeni kaynağının
daha çok parotiste bulunan seröz hücrelerden alıyor olmasıdır. Çocuklarda
mukoepidermoid karsinomdan sonra ikinci sıklıkta görülen malign tümördür.
Daha çok bayanlarda görülen bu tümörün %3 oranında bilateral olma olasılığı
vardır. Genellikle ağrısız yavaş büyüyen kitle yapmasına rağmen bazen hızlı
büyüyen ve fasiyal sinir tutulumu gösterebilir. Benign ve malign davranışlı
olabilir, metastaz yapmaya ve rekürrens göstermeye meyillidir. Hastalar
tedavinin sonucunu görebilmek için uzun süre (en az 10 yıl) izlenmelidir.
Rekürrens yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Süperfisiyel veya total parotidektomi
yapılır. Fasiyal sinire direk invazyon yoksa korunmalıdır. Bazen elektif
boyun diseksiyonu gerekebilir.
Adenokarsinoma
Adenokarsinoma en sık minör tükrük bezlerinde daha sonra parotiste
görülür. Çok agresif olan bu tümörler birçok subgruba ayrılırlar. Lokal
rekürrens ve uzak metastaz yaparlar. Glandular formasyonun derecesi, yümörün
gradeni belirlemede histolojik kriterdir. %22 vakada fasiyal paralizi, %25
vakada regional metastaz, %20 vakada sistemik metastaz vardır. Tedavide
radikal cerrahi girişim yapılır. Servikal adenopati varsa radikal boyun
disseksiyonu yapılır.birçok cerrah proflaktik boyun disseksiyonuda önerirler.
Rekürrens gelişmesi prognozu kötüleştiğinden postoperatif radyoterapi uygulanmalıdır.
5 yıllık survi oranı %49-78 arasındadır.
Malign Pleomorfik Adenom
Primer pleomorfik adenom çok seyrek görülür. Malign pleomorfik
adenom daha çok, daha önce bulunan pleomorfik adenomdan kaynak alır. Primer
pleomorfik adenom hem epitelyal hem mezenkimal doku içermesine rağmen, benign
pleomorfik adenomdan geliştiği zaman hem tümörün malign kısmı hem de metastazları
sadece epitelyal hücre içerir. Daha önceki pleomorfik adenomun malignleşmesine
carcinoma ex pleomorfik adenom denir. Benign pleomorfik adenom %2 oranında
malignleşme ihtimali vardır. Bu durum, tümörün bulunma süresi uzadıkça artar.
Tipik hikaye yıllardır bulunan küçük bir kitlenin aniden hızla büyümesidir.
Kitlenin ortaya çıkışı ile malignite belirlenmesi arasındaki süre 10-18
yıl arasındadır. Uzun süre duran tümörlerdeki DNA içeriği gittikçe artar.
En sık 5,-6, dekatta görülür. Daha sık görülen diğer malignitelerden daha
maligndir. %25 nodal metastaz vardır. %50 vakada perinöral invzyon vardır.
Tedavide radikal cerrahi girişim yapılmalı, boyun disseksiyonu yapılıp postoperatif
radyoterapi uygulanmalıdır. Benign miks tümör mümkün olduğunca erken tedavi
edilmelidir.
Skuamöz Hücreli Karsinom
Tükrük bezi tümörlerinin primer skuamöz hücreli karsinomları (SCC)
oldukça seyrektir. Teşhis için yüksek gradeli mukoepidrmoid karsinom, metastatik
SCC, çevre dokulardan invazyon ya da skuamöz metaplazi ekarte edilmelidir.
Parotis tümörlerinin %0,3-4’ünü oluşturur. Bir çok cerrah fasiyal siniri
de feda ederek radikal parotidektomi tercih eder. Fasiyal sinir için rekonstrüksiyon
uygulanabilr. Radikal boyun disseksiyonu servikal adenopati varsa yapılmalıdır.
Adenopati yoksa da boyun disseksiyonu yapılabilir. Postoperatif radyoterapi
birçok othör tarafından önerilir.
TEŞHİS YÖNTEMLERİ
Tükrük bezi hastalıklarında kullanılan teşhis yöntemleri daha çok
parotis ve submandibuler gland için kullanılır. Sialografi, sublingual gland
için uygulansa da pratik değeri çok azdır.
Sialografi
Sialografi, taş, obstrüktif hastalıklar, inflamatuar lezyonlar,
travma ve kitlesel lezyonları değerlendirmek için uygulanır. Sialografi
için suda ya da yağda eriyen bir kontrast madde seçilebilir. Ancak daha
çok suda eriyen kontrast maddeler (meglumine diatriozate) seçilir.Önce ostium
çevresinde lokal anestezi yapılır. Ostium iyi görünmüyorsa glanda hafif
masaj yapılarak saliva gelmesi sağlanır ve ostium görülür. Kanül ostiumdan
içeri rahat giremiyorsa, lakrimal dilatatörler kullanılarak genişletilebilir.
Kontrast madde hasta basınç hissi duyana kadar (0.5-2cc) yavaş yavaş enjekte
edilir. Daha sonra anteroposteriör, lateral ve oblik röntgenogramlar çekilir.
Sialografi için en önemli kontrendikasyon iyod alerjisi ve akut sialoadenittir.
Radyoopak taşlar genellikle kanalı tam tıkamadığı için dolma defekti olarak
görülür. Radyolusens taşlarda yuvarlak kontrast tutmayan görüntüleriyle
belirirler. Kronik sialoadenitte yapraklı ağaç görüntüsü vardır (asinüs
ve duktusların ektazisine bağlı olarak). Selim tümörlerde kontrast madde
ile dolan kanalşların arasında geniş yuvarlak kitle (boşluk) görülür. Habis
tümörlerde ise kanaldaki yırtılmalara bağlı, kontrast maddenin dışarı sızmasına
ve kanal genişliğinde ani değişikliklere rastlanabilir.
Radioactive Scanning
En sık parotis için kullanılır. En sık kullanılan madde teknesyumdur.
Parankimal fonksiyonu ve kitlesel lezyonları değerlendirmek için kullanılabilir.
Ancak duktal sistem hakkında bilgi vermez. Normalde teknesyumun parotise
uptake’i submandibular glanddan önce olur. Parotis neoplazmlarından Whartin
tümörü ve onkositoma radyopozitiftir, diğerleri negatiftir.
Ultrasonografi
Ultrason ile intrensek ve ekstrensek kitlelerin ayrımı yapılabilir.
Ayrıca parotis abselerinin iğne ile drenajında kullanılabilinir. CT, kitlelerin
değerlendirilmesinde ultrasonu geri plana itmiştir. Ancak aspirasyonunda
rehber olarak efektiftir.
Bilgisayarlı Tomografi
Bilgisayarlı tomografi intrensek ve ekstrensek parotis kitlelerinde
seçilecek yöntemdir. Ancak parenkimal hastalıklarda ve duktal yapıyı ilgilendiren
patolojilerde efektif değildir. Sialografi ile simültan olarak kullanıldığında,
intrensek-ekstrensek kitle ayrımında, benign-malign kitle ayrımında, kitlenin
fasiyal sinir ile ilişkisini göstermede ve kitlenin süperfisyel veya derin
lobda olduğunu göstermede çok faydalıdır. Ayrıca parafaringeal kitle ve
derin lob tümörünü birbirinden ayırmada kullanılır. Pleomorfik adenom lobule
olacak kadar geniş değilse genellikle düzgün sınırlı olarak görülür. Malign
tümörler sıklıkla düzensiz ve infiltratiftir. Düşük garde’li mukoepidermoid
karsinom, küçükken pleomorfik adenoma benzer. Büyüdüğünde lobule olur ve
sınırları daha az güvenli hale gelir. Yüksek grade mukoepidemoid karsinom
infiltratif ve destrüktiftir. Diğer maligniteler yüksek grade mukoepidermoid
karsinom gibi düzensiz kenarlı ve normal parotis dokusundan daha yüksek
dansitede görülür. Parotis ve parafaringeal boşluk arasında düşük dansitede
bir yağ planı mevcuttur. Parotis derin lob tümörleri bu yağ planını mediale,
parafaringeal boşluk tümörleri ise laterale doğru iterler. Derin lob tümörleri
karotis arterini mediale itebilir. Schwannoma ve paraganglionomalar, karotis
çevresinde düşük dansiteli kitleler olarak görülür.
Magnetic Resonance imaging
Yumuşak dokuyu değerlendirmede çok etkili olduğu için parotisi
çevre dokulardan çok iyi ayırır. Fasiyal sinirin tümörle ilşkisini CT’den
daha iyi gösterir.
İnce İğne Aspirasyon Bİopsisi
İnce iğne aspirasyon biopsisi (İİAB) son yıllarda tükrük bezi tümörlerinde
sık kullanılan bir diagnostik yöntem haline gelmiştir. Daha önceki yıllarda
yapılan iğne biopsilerinde, traktus boyunca tümör hücresi ekimi yapma ihtimali
çok yüksekken, ince iğne (22 numara) kullanılmaya başlandığından beri bu
risk çok azalmıştır. Bu teknik çok güvenlidir ve deneyimli sitopatologlar
tarafından yapıldığında çok doğru sonuçlar veren bir yöntemdir. Baş boyun
scc’si için uygulandığında %90’dan fazla doğru sonuç verir. Tükrük bezi
tümörlerinde ise bu %60-80 arasında değişir. Bu nedenle histopatolojik sonuç
klinikle uymuyorsa ihtiyatlı davranılmalıdır. Parotis tümörlerinin çoğu,
3 cm’den küçük, kuyrukta yerleşmiş ve mobil olduğundan ağrı ve fasiyal paralizi
de olmadığından bu vakalarda İİAB’sisi yapılmadan süperfisyel parotidektomitomi
yapılabilir.İİAB boyundaki kitleye de uygulanarak boynun diseksiyonuna karar
vermede kullanılabilir.
Frozen Section
Cerrahi yaklaşıma karar vermek için frozen section’u kullanmak
riskli bir yaklaşımdır. Frozen section sonucuna göre agresif cerrahi uygulanmamalıdır.
Frozen sonucu malign gelen rapora göre önemli yapılardan birini feda etmek
boşuna olabilir. Böyle durumlarda kesin patoloji raporunu bekleyip malign
gelirse sonraki 1-2 gün içinde hastayı tekrar ameliyata almak daha uygundur.
Frozen section’un en faydalı olduğu yer malign tümörlerde cerrahi sınırların
kontrol edilmesidir. Bu özellikle adenoid kistik karsinomda sinir kesildiyse
sinir uçlarını kontrol ederken uygulanır.
EVRELEME
American Joint Comitee tükrük bezi maligniteleri için bir evreleme
yapmıştır. Bu major tükrük bezi maligniteleri için geçerlidir. Bu evreleme
şu şekildedir:
T (Tümör)
TX: Primer tümörü değerlendirecek bulgu yok
T0: Primer tümör saptanmadı
Tis: Karsinoma in situ
T1: Tümör 2 cm veya daha küçük
T2: Tümör 2-4 cm arası
T3: Tümör 4-6 cm arasında
T4: Tümör 6 cm’den daha büyük
(Bütün kategorilerde lokal yayılım var yada yok şeklinde belirtilmelidir.
Lokal yayılım deri, yumuşak doku, kemik ve sinire yayılımı ifade eder)
N (Nod)
N0: Bölgesel lenf nodu metastazı yok
N1: Tek, ipsilateral 3 cm’den küçük nod
N2a: Tek, ipsilateral 3-6 cm çapında nod
N2b: Multiple, ipsilateral, 6 cm’den küçük nod
N2c: Bilateral veya kontralateral, 6 cm’den küçük nod
N3: 6 cm’den büyük lenf nodu metastazı
M (Metastaz)
M0: Uzak metastaz yok
M1: Uzak metastaz var
YAŞAM SÜRESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Tükrük bezi malignitelerinde surviyi etkileyen faktörler şu şekilde
sıralanabilir;
1- Histopatolojik teşhis
2- Lenf nodu metastazı insidansı
3- Ağrı
4- Fasiyal sinir paralizisi
5- Deri tutulumu
6- Evre
7- Yerleşim
8- Rekürrens insidansı
9- Uzak metastaz
10- Radyoterapi sensitivitesi
11- Kemoterapi sensitivitesi
Histopatolojik Teşhis
Tükrük bezi malign tümörleri histopatolojisi ve biyolojik davranışları
arasındaki ilişki bakımından 2 gruba ayrılırlar.
Düşük gradeli maligniteler:
Asinik hücreli karsinom
Mukoepidermoid karsinom (düşük grade)
Yüksek gradeli maligniteler:
Adenoid kistik karsinom
Mukoepidermoid karsinom (yüksek grade)
Karsinoma ex pleomorfik adenom
Squomaz hücreli karsinom
Adenokarsinom
Undiferansiye karsinom
Bu malignitelerin survileri bir çok çalışmada değişik çıkmasına rağmen düşük
gradeli malignitelerin 5 ve 10 yıllık survileri %90’lara, 15 yıllık survileri
%80’lere varmaktadır. Yüksek gradeli malignitelerin ise 5 yıllık survileri
%30-50 arasında değişmektedir. Yüksek gradelerde yıl arttıkça survi oranında
belirgin bir düşme olmaktadır.
Lenf Nodu Metastazı
Lenf nodu metastazı tümörün yerleşimine boyutuna ve histopatolojik
özelliğine bağlıdır. Lenf nodu metastazının prognozu olumsuz yönde değiştirdiği
kesindir. Pozitif nod boyuna cerrahi girişim endikasyonudur. Bununla beraber
profilaktik boyun disseksiyonunun yapılıp yapılmayacağı tartışmalıdır. Bir
çok yazar %25 oranında gizli metastaz riski varsa profilaktik boyun diseksiyonu
önerirler. Ancak gizli metastazın klinik olarak pozitif hale gelmesini beklemenin
prognozu değiştirdiğine dair bulgular yoktur. Tümörün histolojik tipine
göre lenf nodu metastazı ve gizli metastaz oranı tabloda gösterilmiştir.
Submandibuler glandın, parotis ve minör tükrük bezlerine göre daha yüksek
oranda lenf nodu metastazı insidansı vardır.
Ağrı
Ağrının, tümörün benign ya da malign ayrımındaki rolü kesin değildir.
Benign tümörlerde inflamasyona, malign tümörlerde inflamasyon ve nöral invazyona
bağlı olabilir. Bir çalışmada malign tümörlerde %5.1, malign tümörlerde
ise %6.5 oranında ağrı ilk semptom olarak belirtilmiştir. Ancak malign olduğu
bilinen bir tümörde ağrı varsa prognoz belirgin olarak düşmektedir.
Fasiyal Sinir Paralizisi
Parotis tümörlerinde fasiyal paralizi oluşu, malignitenin güvenilir
bir belirleyicisidir. Eneroth ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada benign
tümörlerin hiçbirisinde fasiyal paralizi yokken, malign tümörlerin %12’sinde
fasiyal paralizi mevcut bulunmuştur. Fasiyal paralizili malign tümörlerde
5 yıllık mortalite oranı %89, 10 yıllık mortalite oranı %100 bulunmasına
rağmen, paralizisiz grupta 5 yıllık mortalite %33 bulunmuştur. Fasiyal sinir
paralizisi undiferansiye ca, squomaz hücreli ca, adenoid kistik ca’da yüksek,
asinik hücreli ca’da ise düşüktür.
Deri Tutulumu
Deri ve yumuşak doku tutulumu parotis tümörlerinde seyrek olmasına
rağmen oldukça kötü prognozun habercisidir. Geniş rezeksiyon yapılsa bileş
geniş boyut ve fasiyal paralizinin de varlığından dolayı prognoz oldukça
kötüdür. Bu tümörler için radyoterapi yada kemoterapi uygulanmalıdır.
Evre
Hastalığın evresi prognoz hakkında bilgi verir. Evre arttıkça prognoz
belirgin olarak azalır. 0-3 cm arasındaki tümörleri T1, 3-6 cm arasındaki
tümörleri T2, 6 cm’den büyük tümörleride T3 kabul eden bir çalışmada 5 yıllık
survi T1 için %85, T2 için %67, T3 içinde %14 olarak bulunmuştur.
Tümörün Yerleşimi
Tükrük bezi malignitelerinin yerleşimi ile survi arasında bir ilişki
kurulabilir. Parotis bezi maligniteleri diğer yerleşim yerlerine oranla
daha iyi bir prognoza sahiptir. Parotiste süperfisyel lob, derin lob ya
da kuyrukta yerleşmiş olması prognozla ilşkili değildir. Adenoid kistik
karsinomda yerleşim yeri prognozla yakından ilşkilidir. Eğer maksiller sinüs
tutulmuş ya da tümör submandibuler gland da ise prognoz daha kötüdür. Minör
tükrük bezi tümörleri damak, dudak ve yanakta ise burun ve paranazal sinüs
yerleşimli olanlara göre daha iyi bir prognoza sahiptir.
Nüks Etme
Rekürrens gösteren tükrük bezi maligniteleri daha kötü prognoza sahiptir.
Eğer bir parotis tümörü rekürrens gösterirse survi %17-49 arasındadır. Nonrekürren
ca’da ise bu oran %67’dir. Parotis bezi malignitelerinde rekürrens oranı
%27-38 arasında değişir. Rekürrens gösteren tümörlerde radyoterapi ve kemoterapinin
yeri çok önemlidir.
Uzak Metastaz
Uzak metastaz çok net olarak zayıf prognozu gösterir. Parotis tümörlerinin
%21’i uzak metastaz yapar. Yüksek grade’li tümörlerin ise %32’si uzak metastaz
gösterir. Düşük grade’li tümörlerden mukoepidermoid ca %9, asinik hücreli
karsinom %13 uzak metastaz yapar. Adenoid kistik karsinom ise %50 oaranında
uzak metastaz gösterir. Uzak metastaz ensık akciğer ve kemiğedir. Uzak metastazın
varlığı adjuvan kemoterapi için endikasyondur.
Radyasyon sensitivitesi
Lokal rekürrens, yumuşak doku invazyonu ve uzak metastaz sıklığı
yüzünden cerrahiye ilave bir tedaviye ihtiyaç vardır. Yıllarca parotis tümörlerinin
radyoterapiye dirençli olduğu bilinmesine rağmen son yıllarda radyoterapinin
rekürrensi azaltıp surviyi düzelttiği belirlenmiştir. Radyasyon terapisi
unresectable tümörlerde, cerrahi sonrası rekürrens gösteren tümörlerde ve
yüksek grade tümörlerde cerrahi sonrası, cerrahi sınırlar temizde olsa uygulanır.
Düşük grade tümörlerde ise cerrahi sınırlar şüpheli ya da yetersiz ise yapılabilir.
Kemoterapi Sensitivitesi
Parotis tümörlerinde uzak metastaz sıklığı, kemoterapininde tedavi
protokolüne girmesini sağlamıştır. Kemoterapi sensitivitesi açısından tükrük
bezi tümörleri iki gruba ayrılır. Bunlar adenokarsinom benzeri tümörler
(Adenoid kistik ca, adenokarsinom, carsinoma ex pleomorfik adenom, asinik
hücreli ca) ve epidermoid benzeri tümörlerdir (squamöz hücreli ca, mukoepidermoid
ca). Adenokarsinom benzeri tümörler için Adriamycin, Cisplatinum ve 5-Fluorouracil
daha uygunken, epidermoid benzeri tümörler için Methotrexat ve Cisplatinum
daha çok kullanılır.
TEDAVİ
Cerrahi Prosedürün Planlanması
Parotis bezi tümörlerinde cerrahi prosedürün planlanması tüm operasyonlarda
olduğu gibi dikkatli bir anamnez ve fizik muayene ile başlar. Parotis tümörlerinin
çoğu, benign ya da malign olsun asemptomatiktir. Ağrının malignitenin gerçek
bir belirleyicisi olmadığı gösterilmiştir. Daha önce bulunan bir kitlede
hızlı büyüme maligniteyi gösterebilir. Ancak hastalar her zaman kitlenin
boyutundaki değişiklikler hakkında doğru anamnez veremeyebilirler. Baş-boyun
muayenesi çok önem taşır. Tümörün yerleşimi, boyutu, mobilitesi ve şekli
değerlendirilmelidir. Fasiyal sinir fonksiyonlarındaki bir değişiklik hemen
daima malignite belirleyicisi olduğu için değerlendirilmelidir. Fasiyal
sinirin tutulumu sinirin parsiyel ya da total çıkarılmasını endike eder.
Kitlenin kemik, kas ya da deriye fiksasyonu da maligniteyi gösterir. Böyle
bir durum varsa komşu yapıların feda edilmesi gerekebilir.
Bütün parotis tümörlerinde oral muayene, derin lob ve parafaringeal yayılımı
araştırmak için önemlidir. Servikal adenopatinin varlığı, parotisteki primer
tümörden yayılımı ya da başka bir bölgeden lenfoma, melanom veya karsinom
yayılımını gösterir. İğne aspirasyon biopsileri deneyimli ellerde çok faydalı
bilgiler verir. Histolojik teşhis birçok vaka da tedavi şeklini değiştirmemesine
rağmen bazı vakalarda yaklaşımı belirleyebilir. Daha önce anlatılan görüntüleme
teknikleri ve teşhis yöntemleri tedavinin planlanmasında rol oynarlar.
Değerlendirme tamamlandığı zaman, uygun cerrahi prosedür genellikle ortaya
çıkar. Parotis tümörlerinin çoğu süperfisyel parotidektomiyle tedavi edilir.
Bu teknikte tümör bir miktar çevre doku ile birlikte, fasiyal sinir korunarak
çıkarılır. Eğer tümör derin loba yerleşmiş ve sınırlı bir medial yayılım
yapmışsa süperfisyel lobla birlikte tümörde fasiyal sinirin altından çıkarılır.
Eğer medial yayılım çok fazla ise ek manevralar gerekir. Bu derin lob tümörlerinde
submandibuler yaklaşım ya da medial osteotomi yaklaşımı yapılabilir.
Malign Tümörlerde Tedavi Prensipleri
Histolojik grade ve klinik evre survinin en önemli iki belirleyicisidir.
Bunlar, T sınıflaması ve histopatolojik teşhis ile birleştirilip malign
tükrük bezi tümörleri için bir şema geliştirilmiştir. Bu şemada 4 grup belirtilmiştir.
Grup 1’den grup 4’e doğru hastalığın şiddeti ve tedavinin agresivitesi artmaktadır.
Bu şeme daha çok parotis tümörleri için geçerlidir.
1. grup:T1-T2 tümörler (4cm’den küçük), düşük grade’li tümörler (asinik
hücreli kanser ve düşük grade mukoepidermoid kanser) bu gruba dahildir.
Yeterli normal doku ile yapılan parotidektomi (süperfisiyel veya total)
yeterlidir. Fasiyal sinir bütün vakalarda korunur. Parotidektomi sırasında
glanda komşu lenf nodlarında metastaz şüphesi varsa eksize edilir. Eğer
postoperatif patolojik teşhis cerrahi sınırları temiz gösterir ve adenopatilerde
metastaz görülmezse radyoterapiye gerek yoktur.
2. grup:T1-T2 tümörlerden yüksek grade’li olanlar (adenoid kistik kanser,
skuamöz hücreli kanser, adenokarsinoma, yüksek grade’li mukoepidermoid kanser,
karsinoma ex pleomorfik adenom) bu gruba dahildir. Bu tümörler için total
parotidektomi gerekir. Fasiyal sinire direk invazyon yoksa korunmalıdır.
Fasiyal sinir tutulmuşsa cerrahi sınır frozen sectionda kontrol edilerek
sinir rezeke edilmeli ve hemen rekonstrüksiyon yapılmalıdır. Eğer lenf nodlarında
fozen section ile tümör hücresi görülürse ya da cerrahın kenarına göre boyun
disseksiyonu yapılmalıdır. Postoperatif radyoterapi parotis ve boyuna uygulanmalıdır.
1. grup ve 2.grup arasındaki ayrım, cerrahın tecrübesine, klinik sürvi belirleyicilerin
varlığına ve ince iğne aspirasyon biopsisi gibi teşhis yöntemleri ile yapılır.
3. grup: T3 tümörler, lenf nodu pozitif olan vakalr ve grup 4’te olmayan
rekürren vakalar bu gruba sokulur. Bu tümörlerde fasiyal siniride rezeke
ederek radikal parotidektomi yapılır. Fasiyal sinir için hemen rekonstrüksiyon
yapılır. Metastatik nod varsa boyun disseksiyonu yapılır. Fasiyal sinir
tutulumunun intraoperatif değerlendirilmesi için frozen section yapılır.
Eğer ekstratemporal biopsi spesmeni yetersiz cerrahi sınır gösteriyorsa
temporal kemiğin eksplorasyonu gerekir. Postoperatif radyoterapi parotis
bölgesine ve boyuna yapılmalıdır.
4. grup: T4 tümörler bu gruba girer. Bu tümörlerde eksizyonun genişliği
hastalığın yayılımına göredir. Mandibula, maksilla, temporal kemik, çiğneme
kasları, deri ve fasiyal sinir gibi yapılar rezeke edilebilir. Palpabl lenf
nodu için boyun disseksiyonu gerekir. Pediküllü veya serbest mikrovasküler
fleplerinde kullanabileceği rekonstrüksiyon ve iyileşme tamamlandığında
postoperatif radyoterapide uygulanır.
Parotis bezi malignitelerti için direk sinir tutulumu olmadıkça fasiyal
sinir korunur. Boyun disseksiyonu sadece adenopati varsa uygulanır. Küçük
boyutlu ve küçük grade’li tümörler hariç postoperatif radyoterapi uygulanır.
Bu prensipler submandibuler gland içinde hemen hemen aynıdır. Tablo 3-2’de
tüm gruplarda hem parotis hem submandibular gland için tedavi prensipleri
gösterilmiştir.
PAROTİS CERRAHİSİ KOMPLİKASYONLARI
İnfeksiyon
Parotis cerrahisini takiben infeksiyon gelişmesi çok nadirdir.
Bu nedenle profilaktik antibiyotik gerekmez. İnfeksiyon gelişirse uygun
antibiyotik kullanılır.
Hematom
Ameliyat sırasında uygun şekilde hemostaz sağlanırsa hematom oluşması
seyrektir. Dren ve baskılı pansuman hematom oluşmasını engellemede etkisizdir.
Eğer hematom oluşursa hemen boşaltılmalı ve gerekirse tekrar açılıp hemostaz
sağlanmalıdır.
Sensöriyel değişiklikler
Ameliyat sırasında greater auriküler sinirin kesilmesine bağlı
anestezi ya da hipoestezi gibi komplikasyonlar hastayı bazen rahatsız edebilir.
Normal veya normale yakın his oluşur fakat bu 6-9 ay kadar sürebilir. Bazen
ağrılı amputasyon nöroması gelişebilir. Bu submandibuler gland da %1 oranında
görülür ve tümör rekürrensi ile karışabilir. Nöromanın eksizyonu küratiftir.
Fasiyal paralizi
Parotis cerrahisi sırasında fasiyal sinirin bir veya birkaç dalında
parsiyel veya komplet paralizi gelişebilir. Ameliyatın sonuna doğru sinir
stimülasyonuyla fonksiyonlar kontrol edilmelidir. Fonksiyon kaybı varsa
o dalın devamlılığı kontrol edilir. Anatomik devamlılık bozuksa fasiyal
sinir rekonstrüksiyonu yapılır. Postoperatif dönemde fasiyal paralizi gelişirse
steroid tedavisi başlanır. Bu ekstra ve intratemporal bölümlerde ödemi azltmak
içindir.
Frey sendromu
Bu sendrom Auriculotemporal sendrom olarak da isimlendirilir. Parotis
cerrahisi geçiren hastaların %35-60’ında görülür. Parotisin post-ganglionik
parasempatik liflerinin rejenerasyon sırasında derinin terbezlerini besleyen
sempatik post-ganglionik liflerle iştiraki sonucu gelişir. Vakaların küçük
bir kısmında şikayet oluşturur. Yemek yeme sırasında yüzde terleme ve flushing
olur. Ameliyattan ya da travmadan birkaç ay sonra başlar. Teşhis için Nişasta-İodine
testi yapılabilir. Bu testte yüze önce iodine sürülür, daha sonra nişasta
tozu dökülür. Sialogoglar verildikten sonra yüzde mavi siyah alanlar oluşur.
Bu renk terin nişastayı eritip iodine ile reaksiyona girmesi sonucu oluşur.
Medikal tedavide topikal skopolamin ya da glikopirolat kullanımı faydalı
olur. Cerrahi tedavi olarak subdermal fasia lata grefti, SKM kası rotasyon
flebi veya timpanik nörektomi yapılabilir.