Yara iyileşmesi
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Yara iyileşmesi, deri örtüsü bütünlüğünün sağlanarak yaranın
kapanması anlamına gelir.
Yara iyileşmesi epitelizasyon ile tamamlanır.
Yara ise derinin bütünlüğünün bozulması durumudur. İyileşme ise vücudun
bu yaralanmaya karşı bir savunma mekanizmasıdır. Yara kenarları karşılıklı
gelen, temiz insize edilmiş bir yaranın iyileşmesi ile; kenarlarının bir
araya getirilmesi imkansız, geniş doku defekti olan yaraların iyileşmesinin
ayrı ayrı düşünülmesi gerekir.Sütürler veya stripler ile yara kenarları
karşılıklı getirilmiş olan, temiz cerrahi bir insizyon, bakteriyel kontaminasyondan
uzak ve minimal doku kaybı ile iyileşir. Bu iyileşmeye primer yara iyileşmesi
denir. Daha açık ve doku kaybı olan yaralar ise sekonder yara iyileşmesi
ile iyileşir.Granülasyon dokusu, fibrozis ve
skar oluşumu primer iyileşmeden
çok sekonder iyileşme için geçerlidir.Ama temel olarak her iki iyileşmede
de mekanizma aynıdır.
PRİMER YARA İYİLEŞMESİ
Temel olarak primer yara iyileşmesi:
a.Akut inflamasyon
b.Epitel rejenerasyonu
c.Dermis ve subkutan
doku tamiri
ile olur.
a.
Akut inflamasyon:
Basit bir insizyon epidermis ve subkutan dokuda minimal hücre ölümüne
neden olur. Yapılan bu insizyon birçok damarsal yapıyı etkileyerek ortamda
hemoraji oluşturur ve dar olan insizyon aralığı fibrinden zengin kan pıhtısı
ile dolar. Yaralanmadan sonra ilk etapta oluşan kan pıhtısı dehidrate olarak
bir kabuk oluşturur ve yarayı çevreden izole eder.İlk 24 saatte nötrofiller,
monositler ve lenfositlerin ortama migrasyonu, daha çok fibrin birikimi
ve serumun eksudasyonu sonucunda yara dudaklarında inflamasyon oluşur. 3.
günde nötrofiller kaybolurken yerlerini makrofajlara bırakırlar.Makrofajlar
ise fibrin artıkları, hasarlı ekstraselüler matriks, eritrosit ve ölü dokuları
fagosite eder. Yaralı hücrelerden açığa çıkan substratlar, nötrofillerden
açığa çıkan lizozomal enzimler ve fibronektin bu makrofajlar için kemotaktik
görevi görürler.Fibronektin 440.000 DA moleküler ağırlıkta homodimerik bir
glikoprotein olup; ekstravaze plazmada bulunur ve yaranın mekanik stabilizasyonunu
sağlamak için fibrin, kollajen ve diğer ekstraselüler matriks komponentleri
ile cross-linking yapar. Akut inflamasyon fazında mononükleer fagositik
hücreler tarafından yapılan yara debridmanına; fibronektin de hücre ve doku
artıklarını opsonize ederek katılır.
b.
Epitel rejenerasyonu:
Epitelyal rejenerasyon ; migrasyon, proliferasyon ve remodeling
safhalarından oluşur.Epitel migrasyonu epitelyal aktivitenin en erken belirtisidir
ve yaralanmadan 18-24 saat sonra başlar. Bu hücre hareketini başlatan neden
tam olarak açıklanamamışsa da; komşu hücrelerin kontakt-inhibisyon etkisinin
ortadan kalkmış olmasına bağlı oluştuğu düşünülmektedir. Bu düşünce aynı
zamanda migrasyonun durma mekanizmasını da açıklamaktadır.Yaralanmanın 24-36.
saatleri içerisinde epitel uzantıları ince epitelyal hücreler şeklinde yaranın
derinliklerine “dalarlar”.Bu epitelyal hücreler canlı ve ölü kollajenleri
birbirinden ayırarak yara üzerindeki kabuğu yukarı ve dışa iterler.Epitelyal
hücreler yalnızca canlı doku üzerinde migrasyona devam ederler ve bu sırada
salgıladıkları kollajenaz ve plazminojen aktivatörleri ile ekstraselüler
matriks içinde kendilerine bir yol diseke ederler. Migrasyon sırasında epitelyal
hücreler bazal membran komponentlerini de salgılayarak epidermal bazal membranın
devamlılığını da sağlarlar.Bu epitelyal cevap öylesine hızlı olur ki, tüm
epitelyal defekt yaralanmanın 48 saati içerisinde ince ama devamlı bir epitel
hücre tabakası ile örtülebilir.
Epitelyal rejenerasyonun proliferasyon safhasına katılan hücreler hem bazal
hem de suprabazal hücrelerken,migrasyonla yarayı örten hücrelerin mitotik
aktivitesi yoktur. İnsize edilmiş yaraların marjinal epidermisindeki proliferatif
aktivite üzerine yapılan birçok çalışma ; epiteltal dil benzeri uzantılarda
DNA sentezi yok veya düşükken, uzantının bir miktar distalindeki hücrelerde
mitotik aktivitenin varlığını göstermiştir. Yine bir başka çalışma ise bu
mitotik aktivitenin maksimum hızına yaralanmanın 2.-5. günlerinde ulaştığını
göstermiştir.
Migrasyon ve proliferasyon ayrı iki olay gibi görünmesine rağmen, mitoza
bağlı oluşan indirek lateral basıncın migrasyonu açıklayan önemli bir etken
olduğu bulunmuştur. Bazı otörler, epitelyal hücrelerin migrasyon sırasında
bir dozer zinciri gibi birbiri üzerinden atladığını savunurken bazıları
ise, epitelyal hücrelerin psödopotları yardımıyla ameboid hareketle migrasyona
uğradıklarını söylemektedirler. İnsan epiteline en yakın olan domuz epitelinde
yapılan bir çalışma , epidermiste migrasyon hızının 7 um/saat olduğu ve
okluzif yada semi okluzif örtücülerle yaranın kapatılması ile yara zemininin
epitelizasyonunun çok daha hızlı olduğu ortaya koymuştur. Bu örtücüler dermisin
aşırı dehidratasyonunu durdurarak kabuk oluşumunu ve buna bağlı epitelin
çok daha derinlere migrate olmasını engeller.
Epidermal yara iyileşmesinin tamamlanması için 3. günde yara zeminini örten
epitelyal hücre tabakasının proliferasyona devam etmesi gerekir. 4. günde
stratum granülozum oluşur. Yara epidermisinin tam iyileşmesi sonucunda,
suprabazal hücrelerin fazla olması nedeniyle epidermis normal epidermisten
daha kalın yani akantotik olabilir ve rejenere olan bu epidermiste reteler
bulunmaz.
c.
Dermis ve subkutan dokunun tamiri
Bu dokular , granülasyon dokusunu oluşturan yeni damar oluşumu
ve fibroblast proliferasyonu ile iyileşir.Granülasyon dokusu terimi geniş
doku defektlerinin zeminindeki granüler ve pembe görünüşten gelir.Buradaki
ince granüller çok kolay kanayan yeni oluşmuş kapiller looplara aittir.
Vasküler proliferasyon , yara kenarlarındaki sağlam kapillerin endotel hücrelerinden
solid kordonlar şeklinde ve yaralanmadan 2-3 gün sonra başlar. Bu olaya
angiogenezis veya neovaskülarizasyon denir. Uzayan solid kordonların ucundaki
endotel migrate olurken gerideki endotel hücrelerinde mitoz olmaktadır.
Vasküler kordonlar önceleri solidken daha sonra her endotel hücresinin lümen
oluşturması ile kanalize olur. Kordonların ucundaki büyüme 0,6 mm/ gün hızla
gerçekleşirken distaldeki endotel proliferasyonu ile kordonlar birleşmeye
, loop ve arklar oluşturmaya büyük afinite gösterir.
Yeni kan damarları oluşurken ana kapillerin bazal membranlarında lokal degredasyonlar
oluşmakta ve bu bölgelerden yeni oluşacak kapillerin kordonları uzanmaktadır.
Bazal membran ekstraselüler matrikse dönüşerek kordonların büyüyebileceği
ortamı oluşturur. Bu değişiklikler endotelyal hücrelerin ekstraselüler proteolitik
aktivitesine bağlı olarak gerçekleşir. Endotelyal hücreler iki metalloproteinaz
üretirler. Bunlar ; interstisiyel kollajeni yıkan kollajenaz ve proteoglikan,
fibronektin, laminin ve tip 4 kollajen gibi geniş substrat spesifitesi olan
stromelisindir. Konnektif dokuyu yıkan metalloproteinazlar ile , metalloproteinazların
doku inhibitörlerinin aynı anda salınması , angiogenezis sırasında kapiller
kordonlara yol açmak amacıyla oluşan doku yıkımını dengede tutar. Zymojen
plazminojenin plazmine dönüşümü ekstraselüler proteolitik aktivitenin diğer
bir mekanizmasıdır ve kültüre edilen endotelyal hücreler uygun uyaran durumunda
plazminojen aktivatörlerinin ( serin proteaz ) üretim hızını artırabilirler.
Buna ek olarak ; proteolitik aktivite , endotelyal hücreler tarafından salınan
potent plazminojen aktivatör inhibitörü gibi spesifik inhibitörler tarafından
da kısıtlanır.(Moscatelli ve Rifkin ; 1988 )
Erken evrelerde rudimenter yeni damarlar; akut inflame gibi davranan , oldukça
zayıf ve proteinden zengin sıvı ve eritrositlerin ekstravasküler aralığa
geçmesine izin veren ince bir bazal membrana sahiptir. Bu nedenle yeni granülasyon
dokusu ödemlidir.Pik durumdaki bir granülasyon dokusu belki de vücuttaki
en kanlı doku olup , diğer konnektif doku öğelerinin oluşması için oldukça
uygun bir zemin hazırlamaktadır. Yeni oluşan kapillerler gerek ana damarlardan
migrasyon ile gerekse periadventisyel hücrelerin ( perisit ) diferansiasyonu
ile düz kas oluşturarak arteriol ve venüllere farklılaşır. Zamanla bu damarlardan
büyük bir kısmı tromboze ve dejenere olurken granülasyon dokusunda az miktarda
kan damarı kalır.
Neovaskülarizasyon olayına paralel olarak ; dermisteki konnektif dokuların
yaralanması fibroblastların yaraya migrasyonuna ve kısa ama yoğun bir mitotik
aktivite içine girmelerine neden olur. Fibroblastların orijini tam olarak
bilinmemekle birlikte ya dinlenmekte olan fibroblastlardan ya da mezenşimal
stem hücrelerinin proliferasyon ve diferansiasyonundan oluşabilirler. Yara
iyileşmesi genelinde fibroblastların esas görevi sekresyondur ve yaralanmanın
4.-5. gününde granüler endoplazmik retikulum ve golgi kompleksindeki artış
ile hipertrofiye olurlar.Bu büyük fibroblastlar ; daha sonra protein ile
birleşerek proteoglikanları oluşturacak glikozaminoglikan(GAG), fibronektin,
kollajen tip1 ve 3 gibi ekstrasellüler matriks komponentlerinin sentezi
ve sekresyonuna başlar . GAG ve proteoglikanlar yara bölgesindeki maksimum
konsantrasyonlara 1. haftanın sonlarına doğru ulaşır ve bunlar yüksek derecede
hidrate olarak daha sonra kollajen fibrillerinin içine gömülebileceği jel
benzeri ground substansı oluştururlar. Fibronektin ise yara bölgesinde proteoglikanlara
benzer biçimde toplanarak normal seviyelerine 2. haftanın sonlarına doğru
ulaşırlar.
Fibroblastlar tarafından kollajen sentezi yaralanmanın ilk 24 saati içinde
başlarken , anlamlı bir kollajen birikimi ancak 3. -4. gün ortaya çıkar.
Bu günler; yaranın tensil kuvvetinde gözlenen ilk gerçek artışlara denk
gelmektedir. Tip1 ve Tip3 kollajen aynı anda sentezlenirken yara iyileşmesindeki
esas kollajen Tip3 ‘tür. Kollajen lifleri insizyon hattı boyunca yerleşim
gösterirken 1. haftanın sonlarına doğru yaranın kenarlarını bir arada tutmasına
yardımcı olur. Bu devrede iyileşme bölgesindeki kollajenin ekstrasellüler
yıkım hızı artar ve birkaç ay oldukça yüksek seviyede seyreder. Bu yüksek
yıkım hızı süresince remodeling olayı gerçekleşir ve Tip3 kollajen Tip1
ile yer değiştirir.Oluşan yeni kollajen ise yaraya uygulanan mekanik strese
paralel bir yerleşim gösterir. Kollajen molekülü muntazam bir sıra içinde
yıkılır: Kollajenaz polipeptid zincirin özel bir yerinde proteolitik bir
kırılma yapar ve ortaya çıkan parçalar proteazlar tarafından peptidlere
parçalanır. Bu peptidler de fagosite edilirler. Makrofajlar ve fibroblastlar
yara iyileşmesindeki majör kollajenaz üreticileri olup nötrofil ve epitelyal
hücreler de bu enzimi üretme kapasitesine sahiptir.
Yaranın kollajen içeriği her ne kadar 3. haftada maksimum seviyesine ulaşıyorsa
da tensil kuvvet maksimum seviyesine aylar sonra ulaşır ve bu seviye hiçbir
zaman yaralanmamış , intakt deri kadar olmaz. Tensil kuvvet yara dudaklarının
ayrılması için gereken yükün ölçülmesi ile bulunur ve birim yara yüzeyine
uygulanan ağırlık olarak (e.g.g./mm2) ölçülür. Yara tensil kuvvetinin bu
kadar yavaş gelişim göstermesinin nedeni hem kollajenin remodelingi hem
de kollajen fiberlerinin inter ve intramoleküler cross-linkler yapmasından
kaynaklanır. Sonuçta yeni oluşan granülasyon dokusunun matür skara dönüşümü
progresif devaskülarizasyon,ödem sıvısının rezorpsiyonu , kollajenin remodelingi
ve stabilizasyonu sonucunda oluşur. Skarın maturasyonu sırasında Tip1/Tip3
kollajen oranı olan %85/15 yeniden sağlanır. Yapılan çalışmalarda embrionik
ve fetal dokudaki Tip3 kollajen miktarının daha yüksek olduğu , bu nedenle
yara iyileşmesi olayında kollajen remodeling fazı kısalacağından yara daha
çabuk iyileşmektedir.
Kollajen sentezi
Kollajen tüm vücut proteininin %25-30’unu oluşturan fibröz bir
proteindir. Bu fleksibl fibriller çekme kuvvetine direnç gösterirler ve
görünüşlerinin tersine metabolik olarak aktiftirler ve %5/gün veya daha
fazla bir rotasyon yaparlar.(Laurent 1987) En az 13 Tip kollajen açıklanmıştır
ama bizim için stres taşıyan fibriller yani Tip1,2,3 önemlidir. Bu kollajenler
H bağlarıyla birbirlerine tutunan 3’lü heliks yapısındadır ve tüm vücut
kollajeninin %95’inden fazlasını oluştururlar.
Bu üç kollajenin ortak özelliği ; her biri en az 95000 DA moleküler ağırlıktaki
3 polipeptid zincirden oluşan uzun(300 nm ) 3’lü heliks yapılar olmasıdır.
Alfa zinciri de denen bu polipeptid zincirlerinin birbirlerinin üzerine
kıvrılarak ip benzeri bir yapı göstermelerinin nedeni her zincirin aminoasit
yapısının farklı olması ve her 1/3 ‘lük kısımlarında Glisin içermeleridir.
Her alfa zincirinin yapısı (Gly-x-y )n olarak gösterilebilir ve n=338+2
iken x ve y Prolin ve Lizindir. Fibroblastlar hidroksilizin ve hidroksiprolin
RNA’sı içermediğinden dolayı kollajendeki lizin ve prolin özel enzimler
(prolin ve lizin hidroksilaz) ile hidroksillenir ve bu hidroksil grupları
arasında daha sonra H bağları oluşarak 3 ‘ lü heliks yapısının stabilizasyonunu
sağlarlar. Hidroksilasyon olayı askorbik asit varlığında oluşur ve askorbik
asitin önemi Vit C eksikliğinde oluşan yetersiz yara iyileşmesi kendini
gösterir. Daha sonra özellikle hidroksilizin glikoz ve galaktoz ile glikolizasyona
uğrar.
3’lü heliks içerisinde H ve kovalent bağlarla oluşan cross-linkler ile kollajen
insolubl hale gelir.B Aminoproprionitril ( BAPN ) gibi bazı maddeler kollajenin
cross-linkler yapmasını engelleyerek tensil kuvvete karşı direnci kırar.
Nitriller dışında ; mikrotübül fonksiyonunu bozarak protein sentezini etkileyen
cholcisin, hidroksile olamayan prolin analogları gibi maddeler kollajenin
3’lü heliks yapısının stabilizasyonunu bozarlar.
SEKONDER YARA İYİLEŞMESİ
Yara kenerları sütür veya striplerle biraraya getirilmemiş veya
getirilemeyen doku kaybıyla seyreden yaralanmalar sekonder iyileşirler ve
bu iyileşme primer yara iyileşmesinden daha yavaş seyreder. Doku kaybı olan
yaralanmalarda daha fazla hücre ve doku ölümü olacağından ,daha şiddetli
inflamasyon olacaktır. Yara; inflamasyonun şiddetli olması, oluşacak granülasyon
dokusunun da büyük olması nedeniyle sonuçta büyük ve deformite yaratan skar
oluşumu ile iyileşecektir. Primer ve sekonder yara iyileşmesi arasındaki
en büyük ve önemli fark yaranın kontraksiyonudur. Haftalar süren bir periyot
içinde büyük yüzeyli bir yara en az %90’lık bir küçülme gösterir. Yara kontraksiyonu
,kollajen fibrillerinin kısalması ile oluşmamaktadır. Çünkü bu olay Vit
C eksikliği olan hastalarda da olmaktadır. Kontraksiyon, daha çok ,granülasyon
dokusunda görülen miyofibroblast adı verilen modifiye fibroblastların kontraksiyonu
ile oluşmaktadır. Myofibroblastlar; sitoplazmaları içinde , kontraksiyon
yaratabilecek şekilde düzenlenmiş aktin ve miyozin gibi kontraktil proteinler
içerirler. Öyle ki ; granülasyon dokusu ; 5 hidroksitriptamin, vazopressin,
adrenalin gibi kas kontraksiyonu veya Pg E1 ve E2 gibi kas relaksasyonu
yaratan ajanlara tabi tutulduğunda düz kas gibi davranır. Primer yara iyileşmesinde
olduğu gibi ; geniş bir yaralanmadan hemen sonra ortamda hemoraji oluşarak
fibrin ve fibronektinden zengin kan pıhtısı oluşur. Sonra nötrofiller ve
yara debridmanını sağlayacak olan makrofajlar ortama migrate olur. Epitelyal
migrasyon ise en geç 24 saat içinde oluşmakta ve epitelin oluşumu yanlızca
yara kenarlarındaki epitelin migrasyonu ile değil , kıl folikülleri ve ter
bezi kanallarından da oluşmaktadır. (Şekil 3 ). Plukus ve Mehregan (1981
) ; bu ter bezi ve kıl foliküllerindeki adneksiyal keratinositlerin önce
quasi-embriyonik duruma geçtiklerini , daha sonra epidermise rediferansiye
olduklarını söylemiştir. Geniş doku defektinde oluşan skar dokusunda dermal
papilla, rete ve adneksiyel yapıların yok veya çok az gelişmiş olduğu tespit
edilmiştir.
YARA İYİLEŞMESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Lokal faktörler:
a)Yeterli kan desteği: Kan desteği yara iyileşmesi için çok önemlidir.Öyle
ki; yara iyileşmesinde majör rolü oynayan fibroblast proliferasyonu ancak
doku O2 basıncının en az 15 mmHg olduğu dokuda oluşur ve bu da fonsiyonel
bir kapillerin en yakın 50-70 um uzağında bulunabilir.Kan akımını kısıtlayan
herhangibir faktör ( arteriyel hastalık ) ve drenajı engelleyen (venöz anormallik)
yara iyileşmesini kötü yönde etkiler.
b)Enfeksiyon: Enfeksiyon , gecikmiş yara iyileşmesinin en önemli lokal faktörüdür.
Enfeksiyon; epitelyal rejenerasyon ve fibroblast proliferasyonunu engelleyip
, doku yıkımına bağlı daha büyük granülasyon dokusu ve sonuçta daha büyük
ve deformite yaratan skar oluşumu ile sonuçlanır.
c)İmmobilizasyon : Yaranın erken mobilizasyonu yaraya ek bir stres getireceğinden;
yara dudaklarını biraraya getirmeye çalışan kollajen miktarının artması
ve sonuçta büyük granülasyon dokusu oluşumuna neden olur.
d)Yabancı cisim: Bu yabancı cisim ister sütür materyali ister ölü, devitalize
doku olsun inflamatuar ve fagositik makrofaj sistemini provake ederek yara
iyileşmesini engeller.
e)İyonizan radyasyon:Radyasyon, yara iyileşmesini geciktiren bir faktördür.Hücre
proliferasyonunu engelleyip hücre ölümüne neden olduğundan dolayı, önceden
radyasyona maruz kalmış deride oluşan granülasyon dokusu unstabildir ve
vasküler yapıda ortaya çıkan obliterasyon yara iyileşmesini daha da geciktirir
Sistemik faktörler:
a)Metabolik faktörler: Bunlardan biri olan protein eksikliğinde
kollajen ve GAG’ların sentezini azalarak yara iyileşmesini geciktirir. Sülfidril
grubu içeren metionin gibi aminoasitler kollajen ve GAG sentezi için elzemdir.
Öyle ki; bazı çalışmalar protein eksikliğinin yara iyileşmesi üzerindeki
olumsuz etkilerinin sadece metionin replasmanı ile giderilebileceğini göstermiştir.Bütün
diyet faktörleri içinde yara iyileşmesini etkileyen en önemli faktör askorbik
asittir. Askorbik asit eksikliğinde yara iyileşmesinin bozulduğu 17. yy.’dan
beri bilinmektedir. Askorbik asit; prolin ve lizin hidroksilaz enzimlerinin
aktivasyonu ve kondoitin sülfetın esas komponenti olan galaktozamin sentezinde
gereklidir. Vit C eksikliğinde oluşan kollajen unstabildir ve hücreden dışarı
çıkamadığı için yıkıma açıktır. DNA ve RNA polimeraz enzimlerinin kofaktörü
olan çinkonun eksikliğinde de yara iyileşmesi bozulmaktadır. Diabetikler
ise ciddi enfeksiyonlara daha açık olup, bu ise yara iyileşmesini geciktirmektedir.
Bakteriyel enfeksiyonlara yatkınlığı artıran diğer faktörler de ( granülositopeni,
lökosit kemotaksisinde ve fagositozda defekt gibi ) yara iyileşmesini etkilemektedir.
Deneysel hayvan çalışmaları; yüksek doz kortikosteroidin yara iyileşmesini
bozduğunu göstermiştir. Kortikosteroidler epitel rejenerasyonu, fibroblast
proliferasyonu ve ekstrasellüler matriks sentezini bozmaktadır.
Vit A: Vit A görme, reprodüksiyon, epitelizasyon,proteoglikan sentezi, lizozomal
membran stabilizasyonu ve hücresel immünitenin devamlılığı için gereklidir.
Vit A eksikliğinde; epitelizasyonda eksiklik, yara kapanmasında gecikme,
kollajen sentezi ve cross-linklerde azalma gözlenirken; normal Vit A seviyesi
yara iyileşmesini hızlandırır. Bunlara ek olarak Vit A eksikliğinde Vit
C depoları da boşalmaktadır. Vit A lokal olarak uygulansa dahi kortikosteroidlerin
yara iyileşmesini inhibe edici etkisini ortadan kaldırır. İyi beslenemeyen
bir hastada 25000IU/gün Vit A verilmesi yara iyileşmesi için yeterlidir.
b)Sitotoksik ilaçlar: Malign hastalıkların tedavisinde veya immünosupresif
terapide kullanılan bu ilaçlar en azından teorik olarak yara iyileşmesini
inhibe etmekte, bu etkilerini de prolifere olan hücrelerdeki sitostatik
ve sitotoksik etkileri ve makromolekül sentezini bozması ile yaparlar.
YARA İYİLEŞMESİNİN KONTROL MEKANİZMALARI
Birçok basamaktan oluşan yara iyileşmesinin kontrol mekanizmaları konusu
halen tam olarak kesinlik kazanmamıştır. Birkaç yıl öncesine kadar kimyasal
self-inhibisyon mekanizmasından oluşan chalon hipotezi kabul edilmekteydi.
Chalon denilen bu kimyasal ajan dokulardaki fonksiyonel hücreler tarafından
sentezlenmekte ve hücre proliferasyonunu inhibe etmektedir. Bu hipotez yaralanmadan
sonra oluşan birçok olayı açıklamaktadır: Yaralanmadan sonra diferansiye
epidermal dokunun kaybı chalon miktarında azalmaya ,proliferasyonun yeniden
başlamasına neden olurken ,prolifere olan hücreler tarafından yeniden sentezine
başlanan chalon miktarı artacak ve sonuçta proliferasyonun inhibisyonu ile
sonuçlanacaktır. Bu hipotez yaralanmadan sonra oluşan proliferasyonun başlamasını
ve bitmesini açıklamaktadır. Gerçekten de bu self-inhibisyon veya negatif
- feedback hipotezini destekleyen birçok kanıt vardır. Öyle ki; Elgjo (1986
) ratların saçsız derilerinde mitozu inhibe eden bir pentapeptid tariflemiştir.
Bu hipotezin dışında yeni hücre oluşumu, ekstraselüler matriks ve neovaskülarizasyonun
stimulasyonu gibi biyolojik etkileri olan polipeptid growth faktörler bulunmaktadır.
Bu peptidler onarım mekanizmasında anahtar rolu oynayarak, injure hücre,
trombosit, makrofaj ve lenfositlerden sentezlenerek parakrin hormonlar olarak
lokal etki gösterirler.
Bu faktörlerden en önemlisi ilk olarak trombositlerden izole edilen bir
katyonik glikoprotein olan Platelet deriveted growth factor’dür. (PDGF)
PDGF, trombositler içindeki alfa granüllerinde bulunur ve yaralanma sahasında
agrege ve aktive olan trombositlerden salınır.PDGF konnektif doku yüzeyindeki
reseptörlere büyük afinite gösterir.İnsan trombositlerindeki PDGF, A(non-sis)
ve B(sis) polipeptid zincirlerinin disülfid bağı ile bağlı olduğu 30000
moleküler ağırlıkta heterodimerik bir proteindir. Bazı durumlarda A ve B
zinciri homodimerik formda olabilir ve PDGF’nin sentezlendiği diğer yapılar
ise monosit, endotel hücreleridir.(Ross, 1986) PDGF konnektif doku hücreleri
(fibroblast ve düz kas hücreleri ) ve inflamatuar hücreler (monosit ve nötrofil
) için kuvvetli kemoatraktandır ve bu hücrelerin yaralanmış sahaya yönlenmesini
sağlar. Daha da önemlisi fibroblastlar, glial hücreler ve düz kas hücreleri
gibi mezenşimal hücreler için de mitojendir.
PDGF trombosit kaynaklı mitotik aktivitenin yaklaşık yarısını oluştururken
geriye kalan aktivitenin büyük bir kısmını yine alfa granülleri içinde depolanmış
bir başka polipeptid growth faktör olan transforming growth factor B (TGF-B
) oluşturur. İlk olarak Sporn ( 1987 ) tarafından trombositlerden saflaştırılan
bu faktör her biri 12500 moleküler ağırlıktaki iki polipeptidden oluşan
homodimerik bir peptiddir. Değişik hücre kültürü sistemlerinde TGF-B mezenşimal
hücreler için mitojen etki gösterirken ; epitelial hücreler için growth
inhibitörü görevi görür ve diğer growth faktörlerin pozitif etkilerini inhibe
eder. Proliferasyon dışında TGF-B yara kontraksiyonunu stimule eder ve kollajen
sentezinin başlaması, plazminojen aktivatör ve stromelisin gibi proteazların
sekresyonunu inhibe etmesi ve proteaz inhibitörleri (TIMP ve PLA-1) ‘nin
sekresyonunu artırması ile ekstraselüler matriksin sentezi ve korunmasını
sağlar.
Bazik ve asidik fibroblast growth factor (bFGF ve aFGF )’ler;146 ve 140
aa. içeren tek zincirli peptidlerdir ve heparine yüksek afinite gösterirler.
Bu faktörler mezoderm ve nöroektoderm kaynaklı hücreler tarafından yaygın
olarak sentezlenirler. Gospodarowicz (1987) her iki growth faktörün de yara
iyileşmesinde oldukça etkili olduğunu ve neovaskülarizasyonu uyarıp, endotelyal
hücreler için mitojen olduğunu göstermiştir. aFGF ,bFGF ile %53 oranında
benzerlik gösterip aynı reseptöre bağlanır ve endoteliyal hücre proliferasyonunun
stimulasyonu için bFGF’den daha az potentdir ama heparin varlığında bFGF
ile eşdeğer potente sahiptir. FGF’ler plazminojen aktivatörlerinin stimulasyonu
ile angiogenez ve endotelyal hücrelerin geç kollajenaz sentezini uyarabilirler.
Yara iyileşmesi sırasında ortamda bulunan mononükleer lökositler, fibroblastların
sayı ve aktivitesini artıran faktörlerin üretiminden sorumludur. Bu faktörler
interlökin-1 (IL-1 ) ve tumor necrosis factor (TNF,son zamanlarda cachectin
deniyor )’dür.TNF gibi sitokinlerin yara iyileşmesinde potent angiogenik
etkisi de vardır.
Epidermal growth factor (EGF ) in-vitro ortamda geniş hücre tiplerinde proliferatif
etkisi olan oldukça iyi tanımlanmış bir faktördür. EGF yaygın organ ve doku
dağılımı gösterirken; erkek farenin submaksiller bezi ve insanların Brunner
bezinde oldukça yüksek konsantrasyonda bulunur.İnsanda bu faktör B - urogastron
ile benzerlik gösterirken , fare ve ratdaki EGF ile fizyolojik ve kimyasal
olarak benzerlik gösterir( Cohen 1986 ).Yeni doğan ratlara EGF uygulanması
epidermal büyüme ve keratinizasyonu hızlandırırken,tavşanların yaralı korneaları
üzerine topikal uygulanan EGF korneal re-epitelizasyonu hızlandırmaktadır.EGF
endotel hücreleri üzerindeki mitotik aktivitesi nedeniyle angiogenik faktör
olarak davranmakta ve bu özelliğini transforming growth factor- ile (TGF-
)paylaşmaktadır.TGF- ve EGF %35 benzer yapı gösterirken , aynı reseptörlere
bağlanmaktadırlar ve bunun nedeni de aynı konfigurasyon göstermelerini sağlayan
3’lü disülfid bağıdır. Aynı şekilde hem TGF- hem de EGF topikal olarak uygulandığında
kutanöz yaraların re-epitelizasyonunu hızlandırmaktadır.
YARA İYİLEŞMESİNİN KOMPLİKASYONLARI:
a)
Yaranın açılması
Bu olay; cross-linklerin tamamlanmasından önce ve cerrahiden birkaç
hafta sonra oluşur.Aşırı yara gerilimi, uygulanan mekanik stresler ve metabolik
durumun zayıflığı (hipoproteinemi , Vit C eks. )zayıf skar oluşumuna neden
olarak yaranın açılmasına neden olur.
b)Hipertrofik skar ve keloid: Deriden kabarık bir görüntüsü olan bu skarlar
travma sonrasında aşırı konnektif doku yapımından kaynaklanır. Hipertrofik
skar ve keloid; kalın hiyalinize kollajen lifleri içerip daha çok yüz, boyun,
göğüs ve omuzlarda oluşur. ( Şekil 5) Hipertrofik skarlar birkaç yıl içerisinde
deri ile aynı seviyeye gerilerken, keloidler orjinal yara boyutlarından
daha büyük boyutlara ulaşır ve hayat boyu kalırlar.
c) Kontraktür: Yara kontraksiyonu myofibroblastların aktivitesi ile oluşurken,
bu olayın aşırı boyutlarda olması sonucunda kontraktür gelişir. El içi,
ayak tabanı gibi kontraksiyonun minimal olduğu yerlerde daha sık gelişir.
d) Neoplazm
e)Ağrılı skar, zayıf skar, pigmentasyon, implantasyon kistleri
Buraya kadar yara iyileşmesinin aşamaları hakkında bilgiler verdim. Yara
iyileşmesinin şematik bir özetini vererek sunumu bitiriyorum:
YARA İYİLEŞMESİNİN ŞEMATİK ÖZETİ
a) Her yaralanmaya verilen cevap gibi ,yara bölgesinde ilk olarak
hemoraji daha sonra fibrinden zengin pıhtı oluşumu.
b) Fibronektin pıhtıyı stabilize eder ve dehidratasyon sonrası pıhtı kabuğa
dönüşür. Fibronektinin opsonizasyonu ile ölü dokular makrofajlar tarafından
debride edilir.Yaralanmaya epidermal cevap çok hızlı gelişir veilk 24 saat
içinde epidermal hücre uzantıları kabuk ile canlı kollajenöz doku arasına
ilerler. Yaralanmanın 2.-3. günlerinde yaranın zemini tek sıra rejenere
epidermal hücre ile örtülüdür.
c)Granülasyon dokusunun oluşumu , fibroblastların proliferasyonu ve yeni
kapiller oluşumu ile eş zamanlıdır. Yaralanmanın 3.-4. günü yara zeminini
kaplayan epidermal hücrelerin stratifikasyonu belirgin hale gelir.Bu sırada
fibroblastlar ekstraselüler matriks bileşenlerinin (GAG ve Tip3 kollajen
) sentezini ve salınımını gerçekleştirir.
d) Epidermisin tam kalınlığı rete formasyonu olmaksızın sağlanmıştır.İlk
olarak üretilen Tip3 kollajen yerini Tip1 kollajen ile değiştirmektedir.
Bu sırada yüksek vaskülarize granülasyon dokusu matür skar dokusuna dönüşürken,
devaskülarize olarak nispeten avasküler skar dokusu oluşur.