Yüz Germe Asistan Ders Notu
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Yüz Germe yaşlanan yüz görünümünün gençleştirilmesi amacıyla
yapılan bir estetik ameliyattır.
Yüz germe
ameliyatında yüz derisi kaldırılarak fazla kısımları çıkarılır ve yüz derisi
geriye yukarı doğru gerdirilir.
Agamemnon‘un dediği gibi güzel yanaklar sütün içinde yüzen güller gibidir.
Geçmişten günümüze estetik açıdan farkedilen ilk yer yüzün orta kısmıdır.
Bu bölge eskiden beri sağlık ve güzelliğin bir işareti olarak görülmüştür.
Zihin genç kalırken dış görünümün çökmesi bir müdahele ihtiyacı yaratır.
Plastik cerrahi, dışdaki değişiklikleri kamufle ederek, dış görünümle ruhun
uyumunu sağlar. Gençliğin kaynağını bulamamışsa bile bulmak için çaba sarfeder.
Yaşlanmanın oluşturduğu etkileri anlamak için yüzün yumuşak dokusunun anatomisinin
iyi algılanması gerekir. Yaşlanmanını getirdiği değişiklikleri de iyice
anlamak gerekir. Gonzalez ve Ulloa ‘ya göre Yüzde yaşlanma ile oluşan değişiklikler
şunlardır ;
1. Yağ dokusunun zamanla absorbsiyonu ,
2. Yüz derisinin kalınlığının ve elastisitesinin azalması
3. Yüz derisinin subkutan dokuya olan yapışıklığının azalması ve parsiyel
seperasyonu
4. Yüz kaslarının anterior desteğinin azalması
Yüzün kemik yapısı, yağ kontenti, yüz ligamentlerinin yerleşimi, sağlamlığı
ve eşlik eden kas tonusu da kombine olarak son şekle yön verir. Ölüm ve
vergiler gibi kaçınılmayacak şeylerin başında yaşlanma gelir ve yaşlanma
doğumdan hemen sonra başlamıştır bile.
Son 20 yılda yüz hatlarının değişimi için yapılan operasyonlar hayli popüler
olmuştur. 1970 ‘lere kadar subcutaneous face lift bir norm olarak karşımıza
çıkmaktadır. Skoog ile SMAS’ ın tanımı ve cerrrahi öneminin ve kullanılabilirliğinin
anlaşılması ile önemli bir atılım sağlanmıştır.
Tarihsel olarak önemli noktalar; 1901 de Hollander, 1916 da ise Lexer Subcutaneous
lift conceptini başlatmışlar . 1972 ,de Millard submental lipectomyi anlatmıştır.
1974 ,de Skoog playtsma ve deriyi ayırmadan yüzün alt yarısı ile birlikte
posteror yönde advence etmiştir. Mitz ve Pyronie tarafından SMAS tanımlanmıştır.
1977 ,de Owsley SubSMAS playtsma fascial facelift tekniği geliştirmiştir.
1990 , da Hamra kendi tekniklerini geliştirmiştir. Furnas, Stuzin, Mendelson
tekniksel gelişimleri yayınlamışlardır . Owsley malar yağ yastığının repozisyonunu
geliştirmiş . Psillakis ve La Plaza subperiosteal lift conceptini başlatmış
, Ramirez ise bu nosyonu halen sürdürmektedir. Tekniklerin gelişmesinde,
Yousif ‘in SMAS ile ilgili anatomi çalışması ve Furnas’ ın yüzün ligamentleri
ile ilgili çalışmaları büyük önem taşır. Gelişim hiç şüphesiz , SMAS ile
ilgili tekniklerde sürmektedir. SMAS, muskulofibrotik yapıda bir katmandır
, çok miktarda tansiyon taşıyanmaz . Parotis üzerinde alttta kalan parotidomasseteric
fasiya ile ilgilidir. Medialde , iki yaprak halinde zigomatik kasları sarar
. Zigomatik arkın 1 cm. altında sona erer. Üstte orbicularis oculi , altta
ise orbicularis oris’in yüzeyel katmanı ile ilişkilidir ve seviye olarak
ciltaltı yağ dokusunun altında ilerler.
Nasolabial foldun lateralindeki dokuların kutanöz kas bağlantıları yoktur
ve yaşla birlikte pitoza uğrarlar , medialdeki dokuların ise kasla kutanöz
bağlantısı vardır ve pitozdan korunurlar. SMAS tekniklerinin nasolabial
fold korreksiyonunda etkisiz olduğu, Barton ve Mendelson’un çalışmalarında
iddaa edilmiştir. Ptotik yanak yağ dokusunun diseksiyonu ve superior repozisyonu
ile bu sorunun çözülebileceği iddaa edilmiştir. Yüz yaşlanma ile birlikte
inferior lateral ve anterior yöne doğru sarkmaya başlar. Nasolabial fold
alttaki yumuşak dokuların dudak derisine ditekt yapışıklık gösterdikleri
bölgedir ve mimetik kaslarla desteklenir. Lateralindeki yapılar selektif
pitoza uğrarlar. Yanaklar ve yüzün orta bölümündeki çöken kitle , fascial
fatty layer’ ın septalarla birlikte kapsadığı yağ dokusundan ibarettir.
Yanak kitlesini destekleyen yapılar yüzün retaining ligamentleridir. Bu
ligamentler belli bir sınırdan sonra sarkmayı engeller.
Yüzdeki kırışıklıklar ve foldların sebepleri şunlardır;
. Deriye direkt olarak etki eden dış etmenler ; güneş ışığı , kuru hava
etc. ,
. Yüz kaslarının tekrarlayan hareketleri ,
. Yüzdeki yağ dokularının progresif kaybı ,
. Selüler dejeneratif değişiklikler ,
. Retaining ligament ve kasların yapıştığı bölgeler.
Cerrahi ve Fonksiyonel Anatomi
Yaşlanma ile derinin dermal kalınlığı progresif olarak azalır.
Elastikiyeti ise kaybolmaya başlar. Deri zamanla , telenjektezia, metanosis,
keratosis ve diğer değişimlere uğrar . anatomik olarak deri kaldırıldığında,
homojen bir fasiyel yağ dokusu septaları ile birlikte belirir . Bu katman
yüzün subkutan dokusunu oluşturur. Bu katman SMAS ‘ın üzerinde tüm yüzü
kaplar , medialde nasolabial foldu geçerek anterior olarak dudağa, superiorda
ise zigomatik arka kadar yayılır. Dudak üzerinde dense bir fasya olarak
orbicularis orise yapışır . Yanaklarda fat ve septalarla kalınlaşarak cheek
mass’I oluşturur. Bu dokuya fascial fatty layer of face adı verilir (Fascia
superficialis of Mitz). Bu katman dudaklarda SMAS ‘ dan bağımsız ayrı bir
yapı halinde yr alır. Yanağın yağ dokusunu hapsettikten sonra , yüzün anteriorunda
kalınlaşarak malar fat pad ‘I oluşturur . Bu bölgede fasiyel bölümü üst
deriye oldukça dens , kalın bir şekilde yapışır ve seperasyona dirençlidir.
Zigomatik ark medialinde ise orbicularis oculinin preorbital parçasına yüzeyel
uzanırlar.
1976 ‘da Mitz ve Peyronia ‘ nin yaptığı çalışmadan sonra SMAS ve cerrahi
önümi konusunda çeşitli teoriler öne sürülmüştür. Şu an bilinen şey ise
SMAS ‘ın fibröz ve kas dokusuna sahip bir doku olduğu, platysma ile bağlantılı
olduğuve herhangi bir kemiksel insersiyonunun bulunmayışıdır. SMAS fascial
fatty layerın altında yer alır , anatomik ve histolojik olarak bu katmandan
farklıdır. SMAS platysmadan musküler bir yapı göstererek ayrılır, , parotis
üzerinde fibröz bir yapı halini alır. SMAS playtsmadan depresor anguli orise
, orbicularis orisin superficial parçasına doğru uzanır. Superiora doğru
uzanırken yanak üzerinde fascial fatty layer’ın altında yeralarak , orbicularis
oculi kasının preorbital parçası ile birleşir. Bu noktadan itibaren SMAS’ın
fascial fatty layer ile ilşkisi sona erer. SMAS supero laterala doğru ilerlemeyi
sürdürerek , zigomatik arkın 1 cm. altında parotis superiorundaki derin
subkutan doku ile birleşir. Arkın 1cm. üzerinde ise temporopariatal fasya
, derin temporal fasyanın yüzeyel yaprağı ile birleşir. Arkın üstünde sadece
fascial fatty layer septalar halinde subkutan yağ dokusu içinde yer alır.
SMAS alttaki doku ve kaslara fibröz bağlantılar yapar, en belirgin olarak
zigomatik major’ü nasolabial foldun superolateralinde sarar ve orbicularis
orisin superficial parçası ile birleşir. SMAS kemik yapıya bazı ligamentlerle
bağlanır. Bunlardan en önemli olanı zigomatik ligamenttir ve inferior orbital
rimin 4cm. inferolatralinde yer alır , facial sinir ile yakın ilşkilidir.
Ayrıca inferior orbital rimin hemen altındaki dense ligamentöz bağlantılar
SMAS ‘ı destekler.
Furnas , yüzün yumuşak dokularını destekleyen 4 ligament tariflemiştir.
1. Anterior playtsma cutaneous ligament
2. Platysma auricular ligament,
3. Zigomatik ligament (Mc Gregor’s patch)
4. Mandibular ligament
Stuzin , bu sisteme
5. Masseteric cutaneous ligamentide eklemiştir.
Bu ligamentler fibrofatty layer’ a doğru ilerleyerek ve fasyal kompartmanın
bir parçası olarak dermise yapışırlar .
Frailinger , yüz kaslarını 4 katman olarak sınıflamıştır ;
1st. Layer; (Superficial layer) depresor anguli oris , zigomatik minor ,
orbicularis oculi.
2nd. Layer; Depresor labii inferioris, risorius, playtsma, zigomatik major,
levator labii superioris alaeque nasi
3rd. Layer; Orbicularis oris , levator labii superioris
4th. Layer; Mentalis, levator anguli oris, buccinator.
Ilk 3 guruptaki kaslar derin, son gurup ise yüzeyel innerve edilir.
Face lift girişim lerinde en fazla travmaya maruz kalan facial branchlar
; buccal ve marjinal mandibular olmasına rağmen , temporal facial sinirin
bu sınıflamada özerl bir önemi vardır. Temporal branch subcutaneous face
lift diseksiyon planından 2.3 +- 0.6 mm. Derinde ve parotis kenarından 5
cm. uzaktan seyreder. En yüzeyel facial branchdır. Iskhiawa , bu dalın STA
ile birlikte STFnin altında ilerlediğini ve aynı seviyede olduğunu öne sürmüştür.
Abdul Hasan ise sinirin STFnin altında , arterin ise içinde olduğunu öne
sürmüştür (ark ve üstü). Extended face liftde , Gonzales ve Ulloa forehead
seviyesinde sub periosteal diseksiyonun , temporal bölgede supra periosteal
seviyede olmasını önermişlerdir. Liebmann ise , saçlı derinin posteriorda
subgaleal plan, anteriorunda ise subdermal planı desteklemiştir. Temporal
branchın syrinde en iyi datayı Ozersky vermiştir; bun göre lateral kantal
bölgeden tragiona çekilen çizgiden 3-4 cm. posteriorda iki adet dal mevcuttur
ve temporal facial sinir diğer branchlarla en az komminike olan terminal
branchdır. Buccal ve zigomatik facial branchlar daha fazla trvmaya maruz
kalmalarına rağmen 70 -90 % oranında komminike oldukları için cross innervasyon
yeteneğine sahiptirler. Zigomatik dal iki ramusdur. Superficial dalı zigomatik
major kasının süperficialinde ilerler. Alt dalı ise kasın derininde ilerler
. Buccal branch iki ramus halinde masseteri kroslar . Davis buccal ve zigomatik
dalların parotisin anterior kenarından 2cm. ötede seyrettiğini söyler. Başta
zigomatik dalın zigomatik ligament ile ilşkisi olmak üzere , diğer dallarında
retaining ligamentlerle ilişkisi vardır. (Buccal dal ile masseteric kutanöz
ligament ilşkisi). Marjinal mandibular dal ise özelliklidir. Parotis bezini
mandibular angle dan 1cm. altında terkeder ve platysma altından seyreder
ve facial venin anteriorunda ilerler. Canlı diseksiyonlarda sinir mandibulanın
alt kenarının 1 -4 cm. altında bulunmuştur. Her durumda mandibular ligament
ile ilişkilidir.
GELİŞİM VE ULAŞILAN SON NOKTALAR
Konseptin , gelişim noktası birçok otör tarafından 1976 ‘ da Skoog
tarafından ifade edilen teknik olarak algılanmıştır. Skoog, yüzün alt bölümü
ve boyundaki cilt, ciltaltı dokusu ve kendi ifadesi ile superficial facial
fascia ve playtsma kasının tek bir katman olduğunu belirtmiştir. Buccinatör
yağ yastıkcığına kadar künt diseksiyon yapıp , yanak ve nasolabial bölgeyi
gererek , subkutan fasiyaya suturle fixe etmiştir. Fakat gerçek gelişim
1977 ‘de Owsley ‘in playtsma - fascial rhytidectomy makalesi ile olmuştur.
Bu makalede ilk defa SMAS cerrahi olarak kullanılmıştır. Geniş cilt underminingini
takiben SMAS disseke edilmiş, SMAS eksizyonunu takiben, zigomatik ark üzerine
ve SCM fasyasına fixe edilmiştir. Komplikasyonlardan bahsedilmemiştir.
1990 yılında ise Hamra’ nın tekniklerinin ilki bu konsepte dahil oldu. the
deep plane rhytidectomy tekniği , Skoog tipi subSMAS diseksiyonunun , zigomatik
kasların üzerine , medialde ise nasolabial foldun ötesine taşınarak bütün
SMAS bağlantılarının serbestleştirilmesi ve tek flep halinde posterosuperior
yönde advencementı ile tanımlanır. (Üçüncü jenerasyon). Advance edilen flap
helix seviyesine temporal fasya ile suture edilir ve platysma ise anterior
pozisyonda plike edilir. 403 hasta üzerinde uygulanan bu yöntemde komplikasyonlar
son derece azdır. Hamra bu çalışması ile Furnas’ a artık bir otör olmuştur.
1991 ‘de Ramirez , The Extended subperiosteal face lift adlı çalışmasında
, daha sonra kendi ilerleteceği nosyonun ilk basamağını oluşturmuştur. Ramirez
tekniğini şu şekilde özetlemiştir; Yaygın ve bağlantılı biçimde zigomatik
ark üzerinde subperiosteal diseksiyon , ve periosta bağlı olan kas ve yağ
kitlesinin yuıkarıya doğru asılması , temporal fasyanın her iki yaprağının
altından yapılan diseksiyon ve temporal fasyanın bir sling olarak kullanılıp
yukarıya asılması esasına dayanır. Submental suction lipectomy ve perioral
chemical peel de bu prosedüre eklenir. Ramirez daha sonra bu prosedüre Laser
Resurfacing ide ekleyecektir. Teknik Ortiz tarafından Mask Lift olarak tartışmaya
açılmıştır.
1992 ‘ de Hamra en kalıcı ve bu konseptte en iyi tekniği ortaya koymuştur.;
Composite Rhytidectomy. Hamra ‘ya göre yaşlanmanın etkileri , platysma kası
, yanak yağ kitlesi ve orbicularis oculi kasının çökmesi ile belirginleşir.
Hamra tekniğinde , bu üç yapıyıda kapsayan composite bir musculucutaneous
flap kaldırarak , bunu yüze tekrar superomedial olarak adapte eder. Teknikte
deri bu üç yapının adaptasyonunda bir arç olarak kullanılır. Deri SMAS dan
ayrı olarak diseke edilmez. Subkutan ve SMAS lift tekniklerinde Nasolabial
fold korreksiyonu tam anlamı ile olmaz. Cheek fat yapıştığı zigomatik kasların
üzerinden serbestleştirilerek flebe katılır. Orbicularis Oculide flebe katılır
ve inferior parçasından rezeksiyon yapılır. Flebin advancement vektörü superomedialdir.
Orbicularis oculi kası, lateral orbital rim periostuna suture edilir.
Hamra aynı yıl, Repositioning of orbicularis oculi muscle in the composite
Rhytidectomy makalesini yayınladı. Bu makalesinde infe5rior orbicularis
oculi kasının hangi sınırlarda ve ne miktarda eksize edildiğini daha ayrıntılı
olarak sundu . Fazla miktarda orbital fat ve derinin de rahatlıkla eksize
edilebileceğini anlattı ve kası orbital rim peri ostuna fixe etti ve hiçbir
stepte deriden ayırmadı. Malar implantların gereksiz olduğunu da iddaa etti.
1993‘ün önemli makalesi hiç şüphesiz Owsley’in Lifting the malar fat pad
for correction of Prominent nasolabial folds adlı makalesidir. Kadavra ve
klinik çalışmalar zigoma gövdesi ve maxilla üzerinde , lokalize bir subkutan
malar fat pad varlığını gösterirler , infra orbital deri ve malar fat pad
yaşlanma ile çökerek , nasolabial foldu arttırırlar. Malar fat padin cerrahi
diseksiyonu , orbikularis oculi kasının planındaki , malar eminensden başlar
ve zigomatik kasların superfisiyal planından devam eder. Malar fat disseke
edilerek laterale doğru advance edilir ve malar eminense sutur ile fixe
edilir. İlk önce SMAS playtsma flebi adapte edilir daha sonra ise malar
fat fixasyonu yapılır.
1994 ‘ de Bahman , The nasolabial fold; a challange , a solution adlı makaleyi
yayınlamıştır. Makalede nazolabial kıvrım düzeltilmesi için yapılan tedavileri
ve kendi orjinal tekniğini anlatmıştır. İnsizyon saç çizgisinin anteriorundan
yapılmaktadır. Rutin face lift diseksiyonunu takiben , fold civarında subkutan
underminingi takiben , hazırlanmış fat strip fold altına fixe edilir. Daha
sonra foldun lateralindeki buccal fat eksize edilir. Nasolabial foldun medialinde
1-1.5 cm. subkutan undermining yapılır. Ve foldun lateralinde SMAS üzerindeki
yağ direct olarak eksize edilir. Platysmanın superfisialindeki yağ stribi
foldun altına fixe edilir. Dezavatajı anterior hairline skar oluşturmasıdır.
Yine 1994 ‘ün önemli makalelerinden biride , Bahman ‘ın The multiplane face
lift adlı makalesidir. Bahman bu tekniğini 4th. generation rhytidectomy
olarak isimlendirmiştir. Bu teknikte extended SMAS ve deep plane face lift
tekniklerini birleştirmiştir. Bu teknik , bleferoplasti , rinoplasti , ve
suction lipectomy ile kombine olarak yapılabilir. Bu teknikte , Hamra ‘nın
deep plane tekniği geliştirilmiş ve sub SMAS disaeksiyonuna geniş skin undermining
eklenmiştir. Tansiyon SMAS üzerine verilmiştir. Daha çok deri eksize edilebilir.
Deri flebi yerine daha pürüzsüz olarak yayılır. Teknikteki dezavantaj geniş
subkutan underminigin perfüzyonu tehdit etmesidir.
1995 ‘de Hamra kendi tekniğine yeni bir bleferoplsti tekniği ekledi. Arcus
marginalis release and orbital fat preservation in midface rejuvenation
adlı bu makalede; Hamra, konvansiyonel bleferoplastilerde uygulanan orbital
fat rezeksiyonunun, concave contour deformitesine sebep olduğunu gözlemiştir.
Deep plane face lift ile beraber, arcus marginalise yapılan bir insizyonla
, subseptal fat pedlerin laterala advense edilişi ve eksize edilen orbicularis
kasının altında infra orbital rime suture etmiştir. Aynı anda bir miktar
septum stribide eksize edilmiştir. Aynı yıl Schuster ve Hamra bir çalışma
yaparak lift tekniklerinde en iyi vasküler perfüzyonun Hamra ‘nın Composite
lift tekniğinde olduğunu göstermişlerdir. (Title; A comparison of flap vascular
anatomy in three rhytidectomy techniques).
1996 ‘ nın ilk yarısında , Byrd yeni bir teknik olarak; The deep temporal
lift; Multiplanar, lateral brow , temporal , and upper face lift, adlı makalesini
yayınlamıştır. Rutin den farklı olarak ; Orbicularis oculinin orbital kısmının
komplet mobilize edilmesi anlatılmıştır. Diseksiyon planları Foreheadde
periostun üstünde, frontalis kasının altında, temporal bölgede, subfasiyel
(TPF) , orbital bölgede orbicularis kasının altında , periostun üzerinde
, arkta ise subperiosteal diseksiyon önerilir. Teknik lateral kantal suspansiyonuda
içerir. Zigomatik malar komplex hydroxyapetite granulleri ile agumente edilir.
Komplikasyonları belirgin derecede fazladır. Konseptte 1996nın ikinci yarısından
itibaren önemli bir değişim olmamıştır. Sadece adjuvan terapiler (Laser;
deep peel vs.) tekniklere eklenmiş ve kombine teknikler popülarize olmuştur.