Yüz Embiryolojisi
Yazar: Prof. Dr. Kutlu Sevin
Dördüncü haftanın sonunda, fasial çıkıntılar ortaya çıkar. Bunların orijini
esas olarak 1.faringeal arkus çiftidir. Stomadeumun lateralinde maksiller
çıkıntılar, kaudalinde mandibular çıkıntılar ayırt edilebilir. Beyin veziküllerinin
önündeki mezenşimin çoğalmasıyla oluşan frontonazal çıkıntı da stomadeumun
üst sınırını oluşturur. Frontonazal çıkıntının her iki tarafında, yerel
yüzey ektodermi kalınlaşmalarından oluşan nazal plaklar vardır.
5. haftada, nazal plaklar invajine olarak nazal çukurları oluşturur. Bu
sırada da, her çukuru çevreleyen bir doku şişkinliği yaratır ve nazal çıkıntıları
oluşturur. Çukurların dış kenarındaki çıkıntılara lateral nazal çıkıntı,
iç kenarındakilere de medial nazal çıkıntı adı verilir.
6. ve 7.haftalarda , maksiller çıkıntıların boyutları artar ve medial nazal
çıkıntıları orta hatta doğru sıkıştırır. Daha sonra, medial nazal çıkıntı
ve maksiller çıkıntı arasındaki yarık üzerinden kurulan köprüyle bu iki
yapı kaynaşır. Üst dudak, bu şekilde, iki adet medial nazal çıkıntı tarafından
oluşturulur. Lateral nazal çıkıntılar, üst dudağın oluşumuna katılmaz. Alt
dudak ve çene, orta hatta birleşen mandibular çıkıntılardan meydana gelir.
Maksiller çıkıntılar, daha sonra yanak ve maksiller kemikleri oluşturmak
üzere büyümeye devam ederler.
Burun, beş tane yüz çıkıntısından meydana gelir. Frontal çıkıntı kemeri
oluşturur; Birleşmiş bulunan medial nazal çıkıntılar, burun ucunu ve sırtını
ortaya çıkarır ve lateral nazal çıkıntılar kanatları oluşturur.
Maksiller çıkıntıların mediale büyümelerinin bir sonucu olarak medial nazal
çıkıntılar sadece yüzeyde değil, daha derin bir düzeyde de birleşir. İki
bileşik çıkıntı tarafından oluşturulan yapılar topluca intermaksiller segment
olarak bilinir. İntermaksiller segment :
a- Üst dudağın filtrumunu oluşturan bir dudak komponenti
b- Dört kesici diş taşıyan bir üst çene komponenti
c- Üçgen şeklindeki primer damağı meydana getiren bir damak komponentinden
oluşur.
Primer damak, intermaksiller bölümden türerken, kalıcı damağın esas parçası
maksiller çıkıntılardan uzanan iki adet raf benzeri çıkıntı tarafından oluşturulur.
Damak rafları denen bu çıkıntılar, gelişimin 6. haftasında belirgin hale
gelir ve dilin her iki tarafından aşağıya doğru oblik bir şekilde yönlenirler.
Ancak 7.haftada damak kenarları düz bir pozisyon alır ve birbirleriyle dilin
üzerinde kaynaşarak sekonder damağı oluşturur. Önde, kenarlar, üçgen şeklindeki
primer damakla kaynaşır. Damak kenarlarının kaynaşması sırasında, nazal
septum aşağıya doğru büyür ve yeni oluşmuş damağın sefalik tarafıyla birleşir.
Incisive foramen , primer ve sekonder damağın arasındaki orta nokta olarak
kabul edilir. Incisive foramen, ön ve arka yarık deformiteleri arasındaki
köşe taşıdır. Bu foramenin önünde yer alan anterior yarık deformiteleri,
maksiller çıkıntılarla medial nazal çıkıntıların kaynaşmasının kısmen veya
tamamen eksik kalmasından kaynaklanır. Incisive foramen’in arkasında kalan
defektler palatin kenarların kaynaşamaması sonucunda ortaya çıkar ve yarık
damak ve yarık uvula’yı içerir. Üçüncü bir çeşit de incisive foramen in
hem önü hem de arkasında yer alan defektlerin kombinasyonuyla oluşur.
Damak kenarları, üst dudağın tamamlanmasından 1 hafta sonra kaynaştığı ve
dudağın ve sekonder damağın kapanma mekanizmaları büyük ölçüde farklı olduğu
için ön ve arka yarıklar farklı oluşumlar olarak düşünülmelidir.
Ön yarıklar, dudağın vermilyonunda güçlükle görülen defektlerden, burun
içine uzanan defektlere kadar değişen şiddettedir. Daha şiddetli olgularda
, yarık, daha derin bir düzeye kadar uzanarak bir üst çene yarığı oluşturur.
Bu durumda maksilla, lateral kesici ve kanin dişler arasında ayrılmıştır.
Böyle bir yarık, sıklıkla incisive foramene kadar uzanır. Aynı şekilde,
arka yarıklar da tüm sekonder damağı kapsayan yarıklardan, sadece uvulanın
yarıklarına kadar değişen şiddette görülebilir.
DAMAK YARIKLARINDA SINIFLAMA
Embriyonel oluşum teorisine dayanan bugün kullandığımız sınıflama Kernehan’a
aittir. Bu sınıflamada, deformiteleri ayırmada kullanılan sınır daha önceki
sınıflamalarda olduğu gibi alveol değil, foramen incisivumdur. Bunun önündeki
yapılar (prolabium, premaksilla, burun septumu) primer damak, arkasında
kalan yapılar (sert ve yumuşak damak ) sekonder damak olarak adlandırılır.
Buna göre Kernehan yarık dudak-damakları 3 ana gruba ayırmıştır.
1-SADECE PRİMER DAMAK (DUDAK VE PREMAKSİLLA) YARIKLARI
*Unilateral (Total, Subtotal)
*Median: Total (Premaksilla yok)
: Subtotal (Premaksilla rudimenter)
*Bilateral (Total, Subtotal)
2-SADECE SEKONDER DAMAK YARIKLARI
*Total
*Subtotal
*Submüköz
3-PRİMER VE SEKONDER DAMAĞIN BİRLİKTE YARIKLARI
*Unilateral (Total, Subtotal)
*Median (Total, Subtotal)
*Bilateral (Total, Subtotal)
ETYOLOJİ
Fasial kleftlerin oluşumunda çeşitli hipotezler öne sürülmüştür. Vakaların
% 25 inde aile hikayesi mevcuttur. Ancak bu resesif yada dominant patern
değildir. Kleftler multifaktöriyel bir geçiş gösterir. Ancak kleftlerin
% 3 ü bir sendroma eşlik eder. Bu sendromlar:
1- Teacher Collins, Strickler,Van Der Woude Sendromu gibi Mendelian geçiş
gösterdiği bilinen majör mutant genle geçen sendromlar
2- Trizomi Sendromları
3- Alkol ve ilaçların neden olduğu teratojenik sendromlar
Bazı vakalarda kleft, ensefalosel, idiopatik hipertelorizm, teratoma gibi
yüzün
genişliğini artıran durumlarla ilişkilidir. Pierre-Robin Sendromu’nda dilin
yüksek lokalizasyonu yada boynun gelişimindeki gecikme nedeniyle karakteristik
olarak U şeklinde yarık görülmektedir.
Nonsendromik kleftlerde etyolojide çeşitli çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır.
1- Steroidler: Hücre proliferasyonunda redüksiyon yapar ve palatal şelflerin
yükselmesini önler ve hatta şelfler yükselmişse füzyonuna engel olur.
2- Vitaminler: Riboflavin ve folik asit eksikliği, A vitamini fazlalığı
3- Sigara: Sigara kullanan annelerin çocuklarında kleft riski 2.5 kat artar.
4- Fenitoin, etanol, diazepam, aminopterin gibi ilaçların steroid rerseptörleri
üzerinden etki göstererek kleft oluşumuna neden olduğu ileri sürülüyor.
5- Gebeliğin 1.trimesteri esnasında geçirilen rubella veya toxoplazma gibi
enfeksiyonlar kleftlerle beraberlik gösterir.
İNSİDANS
Kleftler Beyazlarda 1/750 , siyahlarda 1/2000, Asyalılarda 1/5000 oranında
görülür.
Primer ve sekonder damağın komplet yarığı izole primer damak yarıklarından
2 kat fazla görülür. Erkeklerde CL/P , kızlarda izole CL insidansı fazladır.
Unilateral sol kleft: Unilateral sağ kleft : Bilateral kleft görülme oranları
6:3:1 dir.
Fogh-Anderson’a göre :
Sadece dudak yarığı: %25
Dudak+damak yarığı: %50
Damak yarığı: %25
DAMAK YARIKLARINDA ANATOMİK BOZUKLUKLAR
Damak; yumuşak ve sert olmak üzere iki majör bölümden oluşur.
İnsisiv foramanin önünde yer alan premaksilla, alveol ve dudak primer damak
yapılarıdır. İnsisiv foramenin posteriorunda kalan maksilla, palatin kemikler,
pterigoid plateler sekonder damağı oluşturur. Premaksilla santralde ve insisiv
foramenin önündedir. Nazal spin ve dört adet insisör diş içerir. Palatin
kemikler sert damağın posterior kenarını oluşturur.
Tek taraflı ve çift taraflı dudak ve damak yarıkları kendilerine özgü yumuşak
doku ve iskelet deformiteleri gösterirler. Yarığın şiddeti önden arkaya
olan gelişimin yansıması olsa da en son birleşen kısım olduğundan tüm vakalarda
uvulayı kapsar. Sert damaktaki yarık arka nazal spinanın arka sınırında
ufak bir çentiklenmeden tüm sert damağı tutan ''V'' şeklinde geniş bir defekte
kadar değişebilir. Yarık hastalarında sert damakta mukoza ve kemik dokusundaki
eksiklik esas patolojidir. Yumuşak damakta ise mukoza dokusu eksikliğine
anormal yapışma sahaları olan velar kasların yetmezliği eşlik eder.
Yumuşak damak kasları ve sekonder damak yarığında kasların düzenlenişi:
Damağın kan dolaşımı majör palatin ve minör palatin damarlardan ve önde
incisive foramen içinden geçen posterior septal arter dallarından gelir.
Damak yarığı anatomisinde rol alan yumuşak damak kasları innervasyonlarını
biri hariç farengeal pleksustan alırlar, uvular kas lesser palatin sinir
tarafından innerve olur.
Tensor veli palatini: Bu kas damak hareketine etkili olmadan primer olarak
östaki tüpünü dilate etmektedir. Yarık damaklı çocuklarda kasın orijin ve
morfolojisi normaldir.
Levator Veli Palatini: Esas fonksiyonu yumuşak damağı kaldırmak ve arkaya
çekmektir, ayrıca östaki tüpünü tensor ile sinerjistik olarak dilate ettiği
düşünülür. Damak yarığında bilateral olarak önemli oranda hipoplaziktir
ve kas inceldikçe onun yerini gevşek bağ dokusu alır. Levator tam olarak
fonksiyon göremediğinden atrofi gelişir.
Palatopharyngeus: Palatofarengeus un fonksiyonu palatofarengeal arkları
bir araya getirerek faringonasal istmusu daraltmaktır. Bu sırada yumuşak
damak arkaya ve aşağıya çekilir. Damak yarıklı çocuklarda tüm kısımları
iyi gelişmiştir. Fakat palatin insersiyo normal değildir ve çoğu demetler
yarık kenarından öne doğru geçerek sert damak arka kısmında sonlanırlar.
Palatoglossus: Levator kasına antagonistik çalışır. Ön pretonsiller sfinkteri
oluşturur ve arkadaki palatofarengeus kası ile birlikte farenks girişini
daraltır.
Uvula:Uvulayı öne ve arkaya çekerler ve uvula ile beraber tüm yumuşak damağı
ön arka planda kısaltırlar.
Süperior Pharyngeal Constrictor: Farenks duvarının üst üçte birini arkadan
ve lateralden sarar. Bu kas üst liflerinin Passavant sırtını yapması nedeniyle
önemlidir. Passavant sırtı damak yarık hastalarının sadece üçte birinde
normal konuşmayı sağlamada yardımcıdır. Çünkü bu çıkıntı sadece hastaların
üçte birinde velumun kapanması için uygun seviyededir.
Tensor veli palatini, levetor veli palatini ve uvula kasları velofaringeal
kapanışı sağlamada farenks kaslarıyla uyumlu olarak çalışır. Normal kapanış
levator askısının sfinkterik hareketince, damağı farenks arkasına doğru
yukarı ve arkaya çekerek başarılır. Yine bir askı yapan palatofarengeal
kas ve süperior farengeal konstrüktör kas bu harekete yardım eder. Uvular
kas ayrıca konuşma sırasında kasılarak yumuşak damak üst yüzü konveksite
sahasında kitle oluşturmaya katılır.
Damak yarığı anatomisinde en önemli nokta levator kaslarının orta hatta
doğru ilerleme ve aponevroza katılmaları yerine, yarık kenarlarına paralel
olarak öne doğru yönlenmeleri ve sert damağa yapışmalarıdır. Bu anormal
düzenlenme submüköz damak yarığında da görülür. Levator kasının hipoplazisi
yarığın boyutlarıyla orantılıdır. Bu düzenleme ile levator damak yarığında
normale göre tam ters etki yapar ve her iki tarafta yumuşak damağı üst-yana
çekerek yarığı daha fazla genişletir. Bu nedenle damak yarığının onarımında
kas insersiyosunun sert damak arka bölümünden ayrılarak orta hatta birleştirilmesi
damak yarığı tedavisinde ana prensiptir.
DAMAK YARIĞI AMELİYAT ZAMANLAMASI
Damak yarığı cerrahisinin amacı ;1- Normal konuşmanın sağlanması 2- Anatomik
defektin kapatılması 3- Dentoalveolar deformitenin düzeltilmesi 4- Maksiller
gelişme geriliğinin azaltılması.
Damak yarığı cerrahisinin sonucu ise 4 değişkene bağlıdır. Bunlar; yarığın
tipi, cerrahın deneyimi, uygulanan teknik ve ameliyat zamanlamasıdır. Ameliyat
zamanlamasında en önemli unsurlar ise uygun anestezinin verilmesi ve orta
yüz gelişmesine zarar vermemektir.
Damak yarığı onarımı 2 aşamada gruplanabilir:
1- Anatomik onarım: Maksilla gelişimini düzgün yönlendirmeyi, düzgün diş
dizilimi ve gelişmeyi sağlamayı ve yeterli bir burun tabanı oluşturmayı
amaçlar.
2- Fonksiyonel onarım: Hareketli yumuşak damak ve velofaringeal yeterlilik
sağlamayı östaki fonksiyonunu düzenleyerek otit ve işitme bozukluğunu düzeltmeyi
amaçlar.
Genel kanıya göre; 24 aydan önce damak yarığı onarımı daha iyi konuşma ve
işitme ile sonuçlanırken orta yüz gelişmesi olumsuz etkilenmekte, 4 yaştan
sonra yapılan geç onarımlarda ise orta yüz büyümesinin normale yakın ama
konuşmanın daha kötü olması beklenmektedir. Bu nedenle damak yarığı cerrahisinin
asıl amacı orta yüz gelişmesine çok fazla engel olmadan normal gelişmeyi
sağlayacak bir damak fonksiyonu oluşturmaktır.
Damak yarıklı çocuklarda, yarığa bağlı yapısal bozukluklardan dolayı ses
gelişimi de etkilenmektedir. 12.ay dolaylarında linguistik dönemin başlamasıyla
çocuğun konuşma özellikleri yetişkinlere benzeme gösterir. Anlaşılabilir
konuşma yaklaşık 18.ayda başladığı için damak onarımının bu tarihten önce
yapılması önemlidir.
Erken damak onarımının konuşmayı olumlu yönde etkilediği kesin olarak kabul
edilmekle birlikte orta-yüz gelişimine olan olumsuz etkisi de halen tartışılmaya
devam etmektedir. Scweckendiek tarafından tariflenen ve kabul gören iki
aşamalı bir teknik de orta yüzün normal gelişimini sağlamak için yumuşak
damağın erken dönemde onarımını, sert damağın ise 13-15 yaşlarında kapatılmasını
içermektedir. Skar dokusunun orta yüz gelişimini olumsuz etkilemesi böylece
ortadan kaldırılmış olduğundan, bu hastalarda daha sonra yapılan araştırmada
orta-yüz gelişimi normal sınırlarda bulunurken yumuşak damakta kısalık ve
hareket kısıtlılığı ile beraber %81 oranında velofarengeal yetmezlik, %86
oranında artikülasyon bozukluğu saptanmıştır. Bazı araştırmacılar ise konuşmanın
çok önemli olduğunu ve aşamalı geç damak onarımının konuşmayı olumsuz etkilediğini,
aynı zamanda işitme kayıplarının da geç onarımlarda daha fazla olduğunu
söylemektedirler. 12-18 aylar arsında damak onarımı yapılan hastaların 3/4
'ünde normal konuşmanın sağlanabildiği, onarım yaşını daha erkene çekmenin
gereksiz olduğu öne sürülmüştür. Damak onarımının 12 ay altında yapılmasını
savunan araştırmalarda, kesin bir onarım yaşı belirtilmemekle birlikte 3-12
ay arası zamanlarda onarım önerilmektedir. Araştırmacılar bu erken onarımlarda,
geç dönemde opere edilenlere göre daha iyi konuşma sağlanırken artikülasyon
bozukluğu, hipernazalite ve velofarengeal yetmezlik oranlarının belirgin
olarak daha düşük olduğunu belirtmişlerdir.
VELOFARENGEAL YETMEZLİK
Velofarenks, yumuşak damak ve süperior farenks'i ilgilendiren müskülomembranöz
bir valvi tanımlayan bir terimdir. Yumuşak damak, tensor veli palatini kasının
genişlemiş tendonu olan palatin aponevrozu ile güçlendirilmiştir. Palatin
aponevroz, önden arkaya doğru incelme gösterir.
Velofarengeal hareketler 3 grupta incelenebilir:
1- Velum'un posterior farenkse doğru hareketi
2- Lateral farengeal duvarların mesial hareketi
3- Posterior farengeal duvarların anteriora doğru hareketi
İstirahatteki nefes alma sırasında ve nazal ses çıkarmada, oral ve nazal
kavitede havanın serbestçe dolaşmasına izin verecek şekilde, velum aşağı
pozisyonda durur. Oral ses çıkarmada ise velum posterior faringeal duvar
ve süperior'e doğru hareket eder. Velum'un süperior ve posterior'e doğru
hareketinden primer olarak levator veli palatini kası sorumlu olsa da bu
kas ile palatoglossus ve palatofaringeus kasları arasında etkileşim vardır.
Levator veli palatini kası velar elevasyonu sağlarken diğer iki kas da bu
hareketi dengeler. Süperior konstrüktör kasının velar elevasyona katkısı
ise tartışmalıdır.
Eleve olmuş velum'un normal yerine dönmesi ise 2 yolla gerçekleşir. Birincisi
levator veli palatini kasının aktivitesinin durdurulması, ikincisi ise dokuların
doğal olarak istirahat pozisyonuna dönme eğilimleridir. Bununla birlikte
tensor veli palatini ve palatoglossus kaslarının kasılmasının velum'u aşağıya
ve öne doğru hareketlendirdiği gösterilmiştir.
Lateral farengeal duvarların mesial hareketi de velofarengeal kapanmaya
katkıda bulunmaktadır. Bu hareketten iki kas sorumludur: Levator veli palatini
ve süperior konstrüktör farengeus.
Konuşma sırasında yumuşak damağın elevasyonu ve farengeal duvarların mesial
hareketi ile velofarengeal açıklık tama yakın olarak kapanarak havanın nazal
kaviteye kaçışı önlenir. Hava yolunun oral kaviteye yönlendirilişi ise tüm
sesli harfler ve 'p' , 't' , 'k' , 's' , gibi sert ünsüz harfler çıkartılabilmektedir.
Öte yandan 'm' ve 'n' gibi ünsüzlerin çıkartılışında hava yolu nazal kaviteye
doğru açıktır ve bu durumda yumuşak damak istirahat halindeki pozisyonunu
korur.
Konuşma sırasında ortaya çıkan seste çok fazla nazal rezonans varsa buna
hipernazalite denir. Hiponazalite veya denazalite ise nazal rezonans eksikliğidir.
Velofaringeal yetmezlikli hastalarda ise hipernazalite, hiponazalite veya
her ikisi birden görülebilir.
Velofarengeal yetmezlikte etyolojik faktörler
1- Velofarengeal kas yapısının idiopatik yetmezliği
2- Konjenital palatal yetmezlik
3- Submüköz yarık damak
4- Yarık damak onarımı sonrası
5- Farengeal flep veya farengoplasti sonrası
6- Adenoidektomi sonrası
7- Tonsil hipertrofisi
8- Midface ilerletme sonrası
9- Nörojenik durumlar
10- Velofarengeal sfinkter hareket eksikliği
11- Fonksiyonel/histerik hipernazalite
Velofaringeal fizyopatolojinin değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler
1- Subjektif değerlendirmeler: Konuşma-lisan patoloğu tarafından velofarengeal
yetmezlikli hastanın belli fonasyonlarda değerlendirilmesine dayanır. Algılanan
hipernazalite durumu havanın nazal emisyonu ve buna bağlı artikülasyon hataları
incelenir.
2- Görüntüleme:
1- Transoral muayene: Hasta koopere olabilirse dil basacağı ve cep lambası
ile yapılabilir. Velum'un hareketleri, varsa asimetri, eski operasyon skarları
ve velofarengeal kapanma paternleri hakkında bilgi sahibi olunabilir.
2- Fluoroskopi: Video veya motion picture fluoroskopi ile yapılabilir.
3- Nazofarengoskopi: Velofarengeal bölgenin yapısı, hareketler, zamanlama
ve kapanma paternleri hakkında bilgi verir.
4- Ultrasonografi: Multi-element ultrasonik transducer kullanarak yapılan
tetkikte, lateral farengeal duvarların radyografi benzeri 2 boyutlu görüntüsü
elde edilir.
3- Sinyal işlemci teknikler:
a- Spektrofotografi: Konuşma sırasındaki enerjinin spektral analizi yapılarak
anti-rezonansların varlığı araştırılır.
b- Nazometri: Konuşmanın nazalite dercesinin belirlenebilmesi için kullanılır.
Nazal ve oral kavitenin açıldığı noktalara yerleştirilen mikrofonlardan
alınan inputlar bilgisayarda işleme tabi tutularak oral ve oral+nazal kavite
outputlarının oranı (nazalans) hesaplanır.
c-Akselerometri: Nazal konuşmadaki titreşimler kaydedilerek nazal transducer
outputu ile larenkse yerleştirilen mikrofon outputları karşılaştırılır.
4-Aerodinamik ölçümler: Oral-nazal hava basıncı ile oral-nazal hava akımım
ilişkileri hesaplanır. Hidrokinetik formüllerle velofarengeal açıklığın
alanı hesaplanır.
5- Mekanik yöntemler: Transnazal olarak velum'un üst yüzeyine yerleştirilen
bir elektrodla velar hareketler ışık varyasyonlarına dönüştürülerek analizler
yapılır.
6- Fototransdüksiyon: Transnazal olarak velofarengeal orifisden orofarenks'e
bir prob yerleştirilir. Bu probdan geçen ışık miktarı ile orantılı olarak
velofarengeal açıklık hesaplanır.
4- Magnetik rezonanas görüntüleme: Anatomik yapıların incelenmesi, velar
hareketin gözlenmesi, velofarengeal kapanma paterni ve zamanlamanın ortaya
çıkarılması açısından oldukça geçerli ve güvenilir bir yöntemdir. Görüntüleme
sırasında hastaya belli sesleri çıkarması söylenerek elde edilen imajlar
velar hareketlerin daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlar. Ayrıca preoperatif
ve postoperatif dönemde çekilen görüntülerle karşılaştırma yapabilme ve
operasyonun başarısını somut olarak görebilme olanağı verir.
Velofarengeal yetmezliğin tedavisi
1-Konuşma tedavisi: Velofarengeal kas yapısının idiopatik yetmezliği, adenoidektomi
sonrası veya hafif-orta dereceli velofarengeal yetmezlik durumlarında oldukça
etkili olabilir.
2-Cerrahi tedavi: Cerrahi tedavi planlanırken geçmişte hastaya uygulanan
cerrahi veya cerrahi dışı tedaviler (konuşma terapisi gibi) değerlendirilmeli
ve buna göre bir cerrahi teknik seçilmelidir.
*Farengeal Flep: VFY tedavisinde kullanılan çok yaygın bir operasyon tekniğidir.
Bu operasyonlarda posterior farenks duvarından kaldırılan bir flep, yumuşak
damağa birleştirilerek orta hatta statik bir engel oluşturulmaktadır. Flebin
her iki yanında kalan açıklıktan solunum gerçekleştirilmektedir. Bu iki
açıklık nazal sessizler çıkarılırken açık kalmakta, oral sessizler çıkarılırken
fareks lateral duvarlarının mediale hareketi ile kapanmaktadır.
Farengeal flepler sagittal veya sirküler kapanma paternlerine sahip ve lateral
farengeal duvar hareketleri yeterli hastalarda tercih edilmelidir. Farenks
yan duvarlarının mediale doğru hareketleri azaldıkça flep genişliğini artırmak
gerekecektir. Flep genişliğinin artırılması operasyon sonrası hiponazalite,
denazalite veya obstrüktif uyku apnesi gibi problemlere yol açmaktadır.
Farengeal flep operasyonlarının 5 yaş ve daha büyük çocuklarda yapılması
tercih edilmektedir. Faringeal flep operasyonları, 12-18 ay arası hastalarda,
primer damak onarımının teknik olarak mümkün olmadığı durumlar haricinde
damak onarımı için ilk seçenek olarak kullanılmamalıdır.
Eşit derecede başarılı sonuçlar bildirilmekle beraber, süperior bazlı farengeal
fleplerin inferior bazlı olanlara göre daha üstün oldukları noktalar mevcuttur.
Velofarengeal kapanma için yumuşak damağın arkaya ve yukarıya doğru hareketi
gereklidir. Bu doğrultudaki hareket süperior bazlı farengeal flepler tarafından
kolaylaştırılmakta ancak inferior bazlı farengeal flepler bu yöndeki hareketi
engellemektedir. Nazofarenks sefalik planda ilerledikçe daralmaktadır. Farengeal
flep operasyonlarındaki temel amaç velofarengeal alanı daraltmak olduğuna
göre süperior bazlı farengeal fleplerin daha etkili olduğu görülebilir.
Farengeal flep operasyonlarında tartışılan bir konu da flebin genişliğidir.
Flep, lateral portları örtmeyecek kadar dar, etkili bir tedavi yapılacak
kadar da geniş olmalıdır. Çok geniş bir flep varlığında hastada ağız solunumu,
hiponazalite ve horlamadan uyku apnesine kadar uzanan bir spektrumda uyku
problemleri görülebilir. Dar bir flep varlığında ise yetersiz tedavi nedeniyle
hipernazalite devam edebilir.
Süperior bazlı farengeal flep operasyonunda; yumuşak damak, sert damak bileşkesine
denk orta hat boyunca insize edilmelidir. Yumuşak damağın nazal boşluğa
bakan yüzü alttaki kasdan ayrılarak, posterior bazlı nazal mukoza flebi
olarak kaldırılmalıdır. Defekt büyüklüğüne uygun bir farengeal flep farenks
arka duvarında işaretlendikten sonra, mukoza ve farengeal kasları içerecek
şekilde, süperior bazlı olarak kaldırılmalıdır. Farengeal flep kaldırıldıktan
sonra distal kısmı yumuşak-sert damak bileşkesine gelecek şekilde, insize
edilen yumuşak damağın boşalttığı alan sütüre edilmelidir. Yumuşak damağın
nazal yüzünü oluşturan mukoza flepleri, farengeal flebin açık yüzünü örtecek
şekilde sütüre edilmelidir. Farenks arka duvarındaki flep donör alanı primer
olarak kapatılmalıdır.
Flebin etkili olabilmesi için velofarengeal sfinkterin fonksiyon gördüğü
seviyede hazırlanması gereklidir. Ayrıca açık yüzü nazal mukoza flepleri
ile kaplanmayan flepler zaman içinde incelerek fonksiyon görmez duruma gelmektedirler.
Farengeal flep cerrahisi sonrası erken dönemde görülen komplikasyon hava
yolu obstrüksiyonu ve kanamadır. Cerrahiden 3 hafta sonra gelişen komplikasyonlar
geç dönem komplikasyonları olarak kabul edilmektedir. Horlama,- obstrüktif
uyku apnesi, flep ayrılması, hiponazalite, VFY’in devam etmesi, flebin üst
kısmında kalan sekresyonlara bağlı halitozis geç dönem komplikasyonları
arasında yer almaktadır.
*Sfinkter faringoplastisi: Farenks yan duvarlarından kaldırılan fleplerle
velofarengeal alanı daraltma temeline dayanan bu ameliyat ilk olarak Hynes
tarafından ileri sürülmüştür. Hynes, salphingofarengeus kası ve üstündeki
mukozadan oluşan kas-mukoza fleplerini damak düzlemi üzerinde bir seviyede,
farenks duvarına çevirmeyi tarif etmiştir. Flepleri yan yana sütüre ederek
velofarengeal açıklığı anteroposterior ve transvers planlarda daraltan bir
çıkıntı oluşturmuştur.
Orticochea, palatofarengeus kasını, dolaşımını ve innervasyonunu koruyarak,
damak düzleminden daha alt bir seviyede uç uca dikerek kullanmış ve dinamik
ikinci bir sfinkter oluşturduğunu iddia etmiştir.
Jackson ise tonsillerin posteriorundan kaldırdığı ve palatofarengeus kasını
içeren flepleri orta hatta uç uca sütüre ederek yeni bir modifikasyon geliştirmiştir.
Bu teknikte flepler Orticochea tekniğine göre daha üst seviyede birleştirilmektedir.
Sfinkter farengoplasti, yumuşak damağın hareketli ve hareketlerin anteroposterior
yönde olduğu durumlarda tercih edilecek seçenek olmalıdır. Böylece velofarengeal
alan, farenks yan duvarlarının mediale hareketi ve farenks arka duvarının
daha belirgin hale gelmesi ile daralmış olacak ve yumuşak damak hareketleri
de engellenmeyecektir.
Cerrahi esnasında, tonsiller bölgenin önünde ve arka kısmında vertikal insizyonlar
yapılır. Palatofarengeus kası insizyonlar boyunca flebe dahil edildikten
sonra inferiorden kesilerek flep ayrılmalıdır. Donör alanlar kapatıldıktan
sonra farenks arka duvarında maksimum görüş elde etmek için uvula bir dikişle
oral boşluğa doğru asılmalıdır. Farenks arka duvarında tonsiller fossanın
üst uzantılarını birleştiren transvers bir insizyon yapılmalıdır. Bu insizyon
genişleyerek fleplerin yerleşeceği alanı oluşturacaktır. Flepler mediale
90° transpoze edilerek bu alana sütüre edilmelidir. Bu teknikle velofarengeal
açıklık etrafında minimal dikiş kullanılarak hiç açık yüzey bırakılmadan
faringoplasti tamamlanmış olmaktadır. Tam bir velofarengeal kapanmanın sağlanabilmesi
için flepler sert damak veya 1.servikal vertebra hizasında birleştirilmelidir.
Bu teknik uygun olarak yapıldığında yeniden şekillendirilen sfinkteri ağız
içinden görmek mümkün olmaktadır.
Bu operasyonun avantajları arasında; uygulaması kolay ve dolayısıyla kısa
süren bir operasyon olması, hava yolu obstrüksiyonuna yol açmaması, damak
fonksiyonlarını etkilememesi, kasların nöromüsküler innervasyonunun korunması
nedeniyle dinamik sfinkter hareketleri olması, orta yüz büyümesini etkilememesi,
gerekiyorsa sekonder ayarlamalar yapma imkanının olması , düşük komplikasyon
oranları yer almaktadır. Ayrıca lateral fleplerin genişliği ve uzunlukları
hastalara göre ayarlanabilmekte, asimetrik açıklıkları olan hastalarda tek
taraflı flepler kullanılabilmektedir.
Operasyon sonrası nazal hava kaçağının ve hipernazalitenin devam etmesi,
hiponazalite gibi komplikasyonlar oluşabilmektedir.
*Posterior farengeal duvar augmentasyonu:Posterior farengeal duvara yapılan
ve prevertebral fasiaya kadar uzanan transvers insizyondan hazırlanan cebe
sentetik (silikon blok, poröz polietilen gibi) veya otojen (kıkırdak veya
kemik kosta) materyal yerleştirilir. Böylece velum'un posterior farengeal
duvara yaklaşması kolaylaşır. Posterior farengeal duvardan hazırlanan ve
kendi üzerine katlanarak posterior farengeal duvarın kalınlığının artırılmasının
amaçlandığı 'rolled flep' tekniği ile yapılan otojen posterior farengeal
duvar augmentasyonunda flebin zamanla atrofiye uğraması ve yeni yara yeri
kontraksiyonu bu tekniğin başarısını kısıtlamaktadır. Genel anlamda posterior
farengeal duvar augmentasyonu, velofarengeal yetmezlikte farengeal komponentin
baskın olduğu durumlarda iyi sonuçlar vermektedir. Bunun yanı sıra bu tekniğin
diğer tekniklerle kombine edilebilmesi de bir avantajdır. Ancak hastaya
ileri dönemde farengeal flep yapılabilme olasılığı varsa posterior farenkse
yapılacak transvers insizyondan kaçınmak gerekir.
*Furlow Palatoplastisi: Zıt yönlerde 2 adet Z plastiden oluşan bu teknikte
elde edilen yüksek başarı oranı, velum’u uzatmasının yanı sıra fonksiyonel
palatal kas askısı oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Pushback yöntemlerinin
varyasyonlarının başarısızlıklarının altında yatan neden sadece velum’un
uzatılmasının yetersiz olmasıdır. Çünkü eleve olamayan velum fonksiyon görememektedir.
Cerrahi Tekniğin Seçimi
VFY tedavisinde uygun yöntemin seçimi için preoperatif dönemde görüntüleme
yöntemleri ile yapılacak değerlendirmeler önem taşımaktadır. Görüntüleme
yöntemleri ile velofarengeal sfinkteri oluşturan elemanların hareketleri
incelenerek, yeterli hareketi olan kısımları koruyacak teknik seçilmelidir.
Velofaringeal sfinkteri oluşturan tüm elemanların iyi fonksiyon gösterdiği
ancak merkezde küçük bir açıklığın kaldığı durumlarda çeşitli teknikler
kullanılabilir. Posterior farengeal duvar augmentasyonu yapılabileceği gibi
küçük bir farengeal flep de tedavi seçeneği olabilir. Damak onarımı sonrası
levator kasın hareketlerinde yetmezlik söz konusu ise intravelar veloplasti
ile sorun çözülebilir.
Teorik olarak yumuşak damağın hareketlerinde kısıtlılık olduğu ancak lateral
farnnks duvarlarının hareketli olduğu durumlarda süperior bazlı farengeal
flep ideal seçenektir. Farenks lateral duvar hareketleri ne kadar az ise
faringeal flepler o derecede yetersiz kalmaktadır. Damak hareketleri flep
tarafından engellenmekte ayrıca farenks yan duvarlarının sınırlı hareketleri
nedeniyle kapanma tam olmamaktadır. Tam kapanmayı sağlamak için farengeal
flebin geniş planlanması ise, postoperatif dönemde nazofarengeal obstrüksiyon
veya uyku apnesi riskini artırmaktadır.
Yumuşak damağın hareketli ancak farenks yan duvarlarının hareketlerinin
sınırlı olduğu durumlarda sfinkter faringoplasti tercih edilebilecek bir
seçenektir.
Velofarengeal sfinkterin asimetrik defektlerinde tek taraflı sfinkter faringoplasti
veya asimetrik hazırlanmış bir süperior bazlı farengeal flep tedavi seçeneği
olabilir.
Yumuşak damağın hareketli olduğu ve küçük bir koronal açıklık (5 mm ve daha
az) kaldığı durumlarda ise posterior farengeal duvar augmentasyonu tercih
edilebilecek bir tedavi seçeneğidir.
Velofarengeal sfinkter elemanlarının ileri derecede yetersizlik gösterdiği
durumlarda tedavi için damak protezlerini öneren cerrahlar olduğu gibi geniş
farengeal flep de tedavi için kullanılabilir.
Prof. Dr. Kutlu Sevin
Estetik Plastik Cerrahi
Ankara Üniversitesi
Ankara Tıp Fakültesi
İlgili Konular
Yasal Uyarı
Bu sitedeki bilgi yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup,
reklam, tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımamaktadır. Daha ayrıntılı
bilgi için
Uyarılar sayfasını okuyunuz.
--->>
SORUNUZ
VARSA GÖNDERİNİZ!
Yağlı Boya Tablolarım